Horasan’dan getirmişler fidemi, Bin yıldır unutmadım dedemi!
Merhaba hoş geldin ey ruh – i revanım merhaba Ey şeker leb dilberi şirin zebanım merhaba…
Şu anda bu salonda yüzlerce Şah İsmail sevdalısı var. Hepimiz o şahın kullarıyız. Onun yoluna can baş feda eden Alevileriz, Bektaşileriz, Kızılbaşlarız. Hak Muhammed Ali yolunun yolcularıyız…
Şimdi yüzlerce Şah İsmail görüyor gözlerim.
Çok şükür bari hüdama Dost cemalin gördük bugün Kalmadı gamla kasavet Şad – u handan olduk bugün
Biz Aleviler, sırf o gül yüzlü şahı sevdiğimiz için suçlu sayıldık. Ne cevr – ü cefalar çektik. Sürgün edildik. Darağaçlarına yürüdük. Pir Sultan olduk, Şah deyip kurban olduk.
Aslında biz o şahtan hiç ayrılmadık. Adını yasakladılar, yolunu yasakladılar. Ama biz bir gizli sır gibi taşıdık onu kalbimizde. Bir gizli sır gibi… Ama sırrı faş etmedik.
Değerli konuklar, Sevgili canlar,
Alevi cemlerinin ayrılmaz bir parçası olan deyişlerin, nefeslerin, demelerin önemli bir bölümünün yazarı olan ulu pirimiz Şah İsmail Hatayi hazretlerine yüzyıllarca ne büyük hakaretler edildi.
Ona zalim dediler, hain dediler, kafir dediler, dinsiz dediler.
Ve aşağılamak için Kızılbaş dediler.
O zalim değildi, hain değildi, kafir değildi, dinsiz değildi. Muhammed Ali’nin dinindendi. O bir mümindi.
O dedeler dedesi Hz. Muhammed’in ve ehlibeytin hak sancağını yükselten büyük bir mücahitti. Başında bir kızıl börk vardı, Bir kızıl başlık vardı. Bu kızıl börk, kızıl başlık, Uhut’ta Muhammed peygamberin dişlerinin arasından sızan o kutlu kızıl kanı simgeliyordu.
O kızıl kan, Ali’yül Mürteza’nın mübarek başına sürüldüğünde ismimiz verilmişti bize !
O günden beridir adımız kızılbaştır bizim !
Aynı zamanda başımıza kızıl renkli, kırmızı renkli başlıklar giyme geleneğimiz kadim Türk tarihinin ve Türkmen kimliğinin bir işaretidir.
İşte bunun için Şah İsmail kızılbaştır.
Onun kurduğu devletin adı Kızılbaş Safevi Türkmen Devletidir.
Onun ordusu Kızılbaşlar ordusudur.
Onun ülkesi Kızılbaşlar ülkesidir.
Çünkü o, Kızılbaşların sultanıdır, şahıdır.
Şah İsmail ve Kızılbaş Safevi Devleti tarihimizin en şerefli halkalarından biridir. Bilindiği gibi tarihimizdeki 16 büyük devleti simgelemek üzere Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Forsunda 16 yıldız vardır. Ne yazık ki o yıldızlardan hiçbiri Safevi Kızılbaş Devletini işaret etmemektedir. Buradan devletimize sesleniyoruz. 16 yıldızı 17’e çıkarın ve oraya Şah İsmail’in devletini de ekleyin. Biz 20 milyon Anadolulu Kızılbaş, Cumhurbaşkanlığı Forsunda Kızılbaş Devletini simgeleyen yıldızı da görmek istiyoruz.
Okullarımızda Türk büyükleri köşesine Şah İsmail’in de resminin asılmasını istiyoruz.
Iğdır ve İstanbul’da Şah İsmail Hatayi adıyla bir üniversite kurulmasını istiyoruz.
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin okullarında okutulmakta olan tarih kitaplarındaki Şah İsmail ile ilgili küçültücü ifadelerin derhal çıkarılmasını istiyoruz.
Devletimiz artık biz Alevilerin haklarına karşı daha duyarlı olmalıdır. Sesimizi duymalıdır. Yöneticilerimiz Çaldıran üzerinden hamaset yapmamalı, tarihimizin feci bir sayfası olan Çaldıran’ı “ Demokratik Açılım “ nutuklarına malzeme yapma pervasızlığından vazgeçmelidir. Alevilerin yaralarını deşmemelidir. Devlet, yaralayıcı değil iyileştirici olmalıdır. Küstürücü değil, barıştırıcı olmalıdır.
Değerli konuklar, Sevgili canlar,
Biz Aleviler, ta Kırkların ceminden beridir deyiş söyler, semah döner, saz çalarız. Hakka böyle ibadet ederiz.
Bizim namazımız cemdir.
Orucumuz, Hızır ve Muharremdir.
Kıblemiz, Kabe’miz insandır.
Kitabımız konuşan Kur’andır.
İbadethanemiz cem evidir.
Biz ateşte semaha duranlarız. Biz pir divanına varanlarız.
Kerbela’dan beri katledilsek de vazgeçmedik ela gözlü pirimizden…
Biz, bir ölüp bin dirilenleriz. Şahın bahçesinde gül gibi derilenleriz.
Hiçbir zaman terk etmedik yolumuzu, Öldük, öldürüldük ama soldurmadık gülümüzü!
Zahit bizi ta’n eyleme Hak ismi okur dilimiz Sakın efsane söyleme Hazrete varır yolumuz
Sayılmayız parmak ile Tükenmeyiz kırmak ile Taşramızdan sormak ile Kimse bilmez ahvalimiz.
Değerli konuklar, Sevgili canlar,
Artık Türkiye’de Şah Hatayi adında bir cem evi var. Şah İsmail’e olan inancımızdan, sevgimizden ve bağlılığımızdan dolayı cem evimize onun adını verdik.
Cem evimiz kurulalı henüz altı ay bile olmadı. Değerli başkanımız Turan Güner, Yönetim kurulu üyeleri Hikmet Kıran, Nuri Arpalık, Bekir Ak, Haydar Tulan, Haydar Çıkrıkçıoğlu, Bektaş Durademir başta olmak üzere tüm mümin canlarımız, inançla ve azimle cem evimize hizmet etmektedir. Hak cümlesinin hizmetlerini kabul eylesin. Bu süreçte en önemli katkılardan biri de cem evimizin dedesi Sayın Hünkar Uğurlu’ya aittir. Kendisine içtenlikle teşekkür ediyorum.
Değerli konuklar, Sevgili canlar,
Bizi bugün buraya toplayan güç, Şah İsmal’e olan sevgimizdir. Aramızda Sayın konsolosumuzla birlikte Azerbaycanlı kardeşlerimiz de bulunmaktadır. Hem müstakil Kuzey Azerbaycan, hem de İran işgali altındaki Güney Azerbaycan’dan konuklarımız, canlarımız vardır.
Peki neden Azerbaycan ?
Çünkü Azerbaycan Şah İsmail’in yurdudur. Yani pirimiz Şah Hatayi’nin yurdudur. Şah Hatayi, Azerbaycan’ımızın milli kahramanıdır. Azerbaycan’ın tarihi ve milli kurucusu Şah İsmail Hatayi’dir.
Biz Azerbaycan’ı ve Azerbaycanlı kardeşlerimizi hem aynı milletin balaları olduğumuz, aynı dili konuştuğumuz, aynı dine inandığımız ve aynı coğrafyayı paylaştığımız için seviyoruz hem de Şah İsmail Hatayi’den dolayı seviyoruz. Aramızda kimi farklar olsa da hepimiz Dede Korkut’un çocuklarıyız. Nesimi’nin, Fuzuli’nin çocuklarıyız.
Allah kardeşliğimizi daim etsin. Allah birliğimizi pekiştirsin. Allah ayrılan kuvveleri birleştirsin ve vatanımızı bir toprağa yerleştirsin.
Yaşasın Azerbaycan Türkiye kardeşliği ! Yaşasın bir millet iki devlet düşüncesi !
Allah Türkiye’mizi de büyük Atatürk’ün Cumhuriyetçi, laik, devrimci ve ulusalcı çizgisinden ayırmasın…
Değerli konuklar, Sevgili canlar,
Bu tarihi törenimiz ve etkinliğimiz hem şahımızı anmak ve sanki yüzyıllar sonra İstanbul’a geliyormuşçasına onu hayalen karşılamak, eline niyaz etmek hem de Kızılbaş sözü üzerindeki küçültücü anlamı silerek onu gerçek kimliğine kavuşturma yolunda çaba harcamak içindir.
Bu cümleden olarak; sözlerimi bağlarken şahımızın bir güzel şiirini takdim etmek, ardından da “ Hakka Şükür Kızılbaşım “ diyerek sizleri içtenlikle bir kez daha selamlamak istiyorum.
Bir kandilden bir kandile atıldım Turab olup yeryüzüne saçıldım Bir zaman Hakk idim Hakk ile kaldım Gönlüme od düştü yandım da geldim
Ezelden evveli biz Hakkı bildik Hakktan nida geldi Hakka Hakk dedik Kırklar meydanında yunduk pak olduk istemem taharet yundum da geldim Şah Hatayi eydür senindir ferman Olursun her kulun derdine derman Güzel şahım sana bir canım kurban istemem kurbanı kestim de geldim
……….
İkrar verdim dönmem geri Bundandır adım serseri İnsan olduğumdan beri Hakka şükür kızılbaşım
Benden yakın Allah bana Her sözü bismillah bana Kem düşünmek günah bana Hakka şükür kızılbaşım
Baştan kızılbaş Ali’dir Ali’nin yolu uludur Biri de Bektaş Veli’dir Hakka şükür kızılbaşım
Mahsuni aktım çağladım Hakka vardım adım adım Başıma kızıl bağladım Hakka şükür kızılbaşım
Selam ve sevgiyle….
M. CEMİL KILIÇ
10 TEMMUZ 2010 / BAYRAMPAŞA KÜLTÜR MERKEZİ
GönderenYOLCU, Pazartesi, 12 Temmuz 2010 10:13, Yorumlar(0)