Prof. Dr. Mehmet Eröz’ün biyografisinin bir yerinde; “1971 yılında ‘Marksizm-Leninizm ve Tenkidi’ isimli tezi ile doçent, 1977 yılında da ‘Türkiye’de Alevilik ve Bektaşilik’* isimli tezi ile Profesör oldu,” diye yazıyor. Belki de; o yıllarda ülkemiz üniversitelerinde “Alevilik” konulu bir tez ile, ilk defa Profesör olan akademisyen Mehmet Eröz olmuştur. Prof. Dr. Mehmet Eröz’ün Alevilik üstüne yaptığı araştırma çok önemlidir. Kitabın yayın tarihi ise, 1977’dir. Bu tarihte, Türkiye’nin siyasal tarihi açısından çok önemli sayılır. Bu yıllar 1980 askeri darbesi öncesi yıllardır. Türkiye’de toplumsal karmaşanın en yoğun yaşandığı yıllardır.
DİSK’in (Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu) Türkiye’de yaptığı en çok katılımlı miting, 1 Mayıs 1977’de Taksimde yapılmıştır. Bu mitinge 500 bin kişi katılmış Taksim meydanı kimliği belirsiz kişilerin meydandaki kitleye ateş açmasıyla 30’u aşkın kişi katledilmiş ve uzun yıllar süren yargılamaya rağmen failler bulunamamıştır. O yıllar Türkiye’nin nerede ise her ilinde yaklaşık günde 3-5 kişinin sokak çatışmalarında ya da sağ-sol çatışmalarında öldüğü bilinmektedir.
Yakın tarihimizde; Sivas olayları, Çorum olayları, Maraş olayları olarak geçen ve Alevi toplumuna yönelik şiddet olaylarının olduğu olaylar ve benzer olaylar bu yıllarda olmuştur. Bu yıllar aynı zamanda MHP ile Alevi toplumunun karşı karşıya getirildiği ve Alevilere yönelik şiddet olaylarının yaşandığı yıllardır.
Prof. Dr. Mehmet Eröz’ün adı geçen kitabının içindekiler kısmına baktığımızda şunları okuyoruz: Kitabın ilk 17 sayfasında kitabın tanıtımı ve kısa bir önsöz var. Bu kısmı kitabın 1. bölümde Alevilik, Şiilik, Batinilik, Bektaşilik, Hulul, Sudur, Kızılbaşlık gibi bölümler yer alıyor. İkinci Bölümde; Alevilik-Bektaşilik ilişkisi, Alevilik-Hıristiyanlık ilişkisi, Alevilik-Bektaşilik-Masonluk ilişkisi irdeleniyor. Bu bölümün son kısmında ise; Tasavvuf, Vahdet-i Vücut, Vahdet-i Suhut, Hulufulik gibi bölümler yer alıyor. Bu akımların Alevilik ile ilişkileri irdeleniyor. Kitabın üçüncü ve son bölümünde ise; Eski Türk Dini ile Alevilik arasındaki münasebet değerlendiriliyor. Bu bölümde; Şamanizm’deki bazı öğelerle Alevilikteki öğeler arasındaki benzer ilişkilere yer veriliyor. Alevi ibadeti olan Cem töreni ile Şaman töreni olan Kamlık Dini Törenleri arasındaki münasebetler değerlendiriliyor.
Prof. Dr. Mehmet Eröz akademik çevrelerde siyasal olarak MHP’ye yakın siyasal eğilimde bir akademisyen olarak bilinir. Bu yıllarda MHP ile Aleviler arasındaki toplumsal ilişkiler ise çok gergindir. Bu nedenle Prof. Dr. Eröz’ün yazdıkları hem ülke siyaseti açısından hemde Aleviler açısından özel öneme sahip bir durumdur.
MHP; siyaset sahnesinde Türk Milliyetçiliği hassasiyeti ön planda olan bir siyasal parti olarak kabul edilir. Aleviler’de esas olarak Türktürler. Alevi olup; Arnavut olan, Arap olan hatta kendine Kürt diyen Aleviler’de vardır. Ama ezici çoğunluğu Türktür. Selçukludaki Fars asimilasyonu, Osmanlıdaki Arap asimilasyon düşünüldüğünde Türkçe’yi ve Türklüğü muhafaza eden biricik toplumsal kesimin Türkmen Aleviler olduğunu bir çok sosyal bilimci çok rahatlıkla ifade ediyor.
Durum böyle olunca; doğal olarak Türkçülüğü, Türk milliyetçiliğini parti programının ana eksenine koyan bir siyasal partinin, ezici çoğunluğu Türk olan Alevilere sıcak bakması gerekir. Ama 1977’li yıllardaki MHP’nin Alevilere yönelik siyasetine bakıldığında bu yaklaşımı görmek olası değil. 1980 öncesi Alevilere yönelik şiddet olayları olarak bilinen; Sivas, Çorum, Maraş olaylarına bakıldığında MHP çizgisinden hareket eden kişiler Alevilerin yanında değil karşısında yer almışlardır. Hatta bir kısmı Alevilere yönelik şiddet olaylarının içinde yer almışlardır.Gerekçeleri ise Alevilerin ülkemizdeki siyasallaşmada ‘’sol’’,’’sosyalist’’denen kesime yakın durduklarıdır.
Prof. Dr. Eröz’ün MHP çizgisinde bir akademisyen olarak yazdığı bu kitap bu nedenle önemlidir. Eröz kitabında; bazı önyargıların tersine Aleviliğin İslam’ın bir yorumu olduğu ve Türk kültürünün çok önemli bir taşıyıcısı toplumsal kesim olduğunu araştırmalarında sıkça vurgulamaktadır. MHP siyasi çizgisi ise; Alevilerin Türklüğüne olduğu gibi İslam anlayışına da mesafeli bakmaktadır. Adeta; MHP Alevilerin Türklüğüne ayarı düşük Türklük ve İslami anlayışlarınada ayarı düşük İslamiyet gibi bakmaktadır.Bugün MHP’nin Alevilere böyle baktığını söyleyemeyiz. Bu bakış açısı bugün önemli ölçüde terkedilmiştir.
MEHMET ERÖZ’ÜN ÇIĞLIĞI
MHP, geçmişte Alevilere böyle bakınca bazı güçler MHP’yi Türk kültürünün önemli bir parçası olan Aleviler’e karşı şiddete varan davranışlar içine sokmayı başarmışlardır. Buda MHP’nin millet, milliyet, ulus anlayışındaki anlayışın sorgulanmasını gündeme getirmiştir. 1977’li yıllardaki MHP’nin Alevi karşıtı olmasının belirgin sebebi İslam’ın farklı yorumundan kaynaklanması sayılabilir. Çünkü; MHP belirgin olarak Sünni-Hanifi bir oluşumdur. MHP’nin davranışsal yapısına Türk-Hanifi demek bile bu oluşumu izahta yetersiz kalabilir. MHP; Sünnilik içindeki, Hanifiliğe, Şafiliğe hatta Maliki ve Hanbeliliğe sıcak bakmaktadır. Ama sıra Aleviliğe gelince aynı bakış açısı ile bakmamaktadır.Hatta, o yıllarda MHP,Arap Sünniye, Arnavut Sünniye, Çeçen Sünniye, Kürt Sünniye sıcak bakarken, bu satırların yazarı MHP’nin bu toplumsal kesimlere barışcıl bakmasından elbet yanadır. Ama sıra Türk Alevilere gelince bu tavır değişmektedir. Bu tavır; ulusalcı,milliyetçi bir anlayışla bağdaşmaz. Bu durum bu siyasal kesimin çok önemli bir paradoksudur.
Halbuki milliyetçilikte; esas olan aynı milliyete, millete, ulusa yakın olmaktır. Aynı millet içinde farklı dinler, farklı mezhepler, farklı siyasi-ideolojik düşünceler, felsefi anlayışlar olabilir. Milliyetçilikte; aynı millete hassasiyet ortak paydadır. Aynı ulusun yükselmesi için çalışmak esastır. Aynı din ya da aynı mezhep ortak payda olursa bu milliyetçilik değil, ümmetçilik, mezhepçilik olur.
MHP, Alevilere farklı İslami yoruma sahip olduğu için kendi milletinin bir parçası olarak bakamamıştır. MHP, Alevilere sanki ayrı millete mensup bir toplumsal kesim olarak bakmıştır. Bu da bu siyasi oluşumun; millet, ulus, din, mezhep konusundaki bakış açısından kaynaklanmıştır.
İşte Prof, Dr. Eröz, MHP’nin ve onun gibi düşünen siyasi oluşumlara bu hatalı bakış açısını göstererek araştırmalarından Alevileri bu toplumsal kesime nesnel olarak tanıtmaya çalışmıştır. Yakın siyasal geçmişte MHP ile Aleviler’in karşı karşıya geldiği olaylar 1977’den sonraki; Sivas, Çorum ve Maraş olaylarıdır. Prof. Eröz’ün kitabının yayın tarihi ise, 1977’dir. Yani adeta Prof.Eröz, bu olayları önceden görmüş ve ilgili taraflara “S.O.S” demiştir. Ama ne yazık ki bu bilimsel uyarıların hedef kitleye zamanında ulaştığı söylenemez. Bu ve benzer olaylar sonucu kendini Türkçü olarak ifade eden bir siyasi parti olan MHP ile ezici bir çoğunluğu Türk-Türkmen olan Aleviler arasındaki onarımı hayli güç olacak yaralar açılmıştır. Tedavisi kısa zamanda gerçekleşemeyecek bir güven bunalımı oluşmuştur.
Olayları adeta önceden gören Sosyolog Prof. Dr. Mehmet Eröz’ün bu çığlığı bile sağır kulaklara erişememiştir. Eröz’ün kitabının yayınlanmasının üstünden tam 32 yıl geçmiş bulunuyor. Kitap bugün bile okunduğunda Alevilikle ilgili oldukça doyurucu ve orijinal bilgilere sahiptir.
Ne yazıkki geçmişte MHP gibi düşünen bazı kişi ve guruplar, siyasi oluşumlar o yıllarda olduğu gibi bugün bile Sosyolog Eröz’ün 32 yıl önce yazdığı yerden çok uzak bulunuyorlar. Alevi gerçeğini bugün bile kabul etmekte hazım zorluğu çekenlere yıllar öncesinde Prof.Eröz şöyle seslenmiştir:
“Görünen köy klavuz istemesede, Alevi ve Bektaşilerin, Müslüman oluduğunu söylemek, yazmak, bilineni tekrarlamak ise de, bunda gene fayda umuyoruz. İnanç bakımından, İslam inançlarına sahip oldukları halde, namaz ve oruçtan uzak olan, camileri bulunmayan Kızılbaş Alevi köylerinin varlığı, yıllar yılı onların Müslümanlığından şüphe edilmesine yol açmıştır. Kucaklayıcı, kolaylaştırıcı, müsamahalı bir Müslümanlık anlayışı, Alevi ve Bektaşileri, İslam camiası içinde sayar. Katı, dar, müsamahasız, uzaklaştırıcı bir zihniyet ise onları Müslümanlık dairesinin dışında tutar.” (Eröz, 1977, s.147).
Sosyolog Mehmet Eröz burada Aleviler ile İslam ilişkisini yazarken Aleviler’in camiye gitmemelerini, Ramazan orucunu tutmamalarını onların İslam içinde olmadıkları sonucunu doğurmadığını bu durumlarına saygı ile bakmak gerektiğini anlatıyor. Kitabında, Aleviler’in ibadet olarak Cem yaptıklarını oruç olarakta; Muharrem orucunu tuttuklarını bu ibadetlerinde İslami olduğunu anlatıyor. Aleviler’in Allah’ın varlığına birliğine inandıklarını İslam’ın, “Amentü”süne gönülden bağlı olduklarını söylüyor. Prof. Dr. Eröz; MHP’nin Türklükle hassasiyeti açısındanda Alevileri şöyle analiz ediyor:
“Türkiye’deki Alevi ve Bektaşiler’in, İslam dinine bağlı olduklarını ve Türk milletinin mensubu bulunduklarını anlatmaya, göstermeye çalıştık. Töreleri, günlük yaşayışları, deyişleri, nefesleri, sazları ve sözleri ile, Türk kültürünün en özlü yanlarını koruduklarını söyledik ve buna ait birçok misaller verdik.” (Eröz, 1977, s.418)
Prof. Eröz, Aleviliği İslamdışı sayanlara ise, Aleviliğin kaynaklarını anımsatarak şöyle yanıt veriyor:
“Alevilik ve Bektaşiliğin dayandığı kaynakları, Müslümanlık, İslam Tasavvufu ve Türk töresi olduğunu gösterdikten sonra, Şamanizmle olan bağlarını da açıklamaya çalıştık,” diyor. (Eröz, 1977, s.418)
Prof. Eröz, Alevilik itikatı ve ibadeti içindeki bazı kültür öğelerinin yabancı kaynaklı olmadığı bizzat eski Türk dininin, örf ve adetlerinin günümüze taşınmış şekli olduğunu söyledikten sonra bu ilişkinin önemine şöyle deyiniyor:
“Eski Türk Din kalıntılarının, halk inanışları içinde, örf, adetler halinde yaşaması, Müslümanlığa hiçbir zarar vermez, aksine Müslümanlıktan uzaklaştırmak tehlikesi ile karşı karşıya bulunanları, dinimizin sinesine çeker. Çünkü, akıllı bir din ve milli kültür politikası takip edilmezse, milyonlarca Alevi Türk’ün küstürülüp uzaklaştırılması vebali altına girilmiş olunacaktır.” (Eröz, 1977, s.420)
Prof. Dr. Eröz yazdığı bu olumlu düşünceler yanında zaman zaman Alevileri nasıl asimile edildiğininde ince hesaplarını yapıyor. Alevilerin ibadet yerinin Cemevi, ibadetinin Cem olduğunu yazıyor. Ama yinede onları namaza ve camiye çekmenin taktiklerini kitabındaki dipnotlarında yazmadan edemiyor. Muharrem orucu yanında Ramazan orucunu tutturmanın da ince hesaplarını ve taktiklerini yazıyor.
Bugün günümüzdeki MHP yönetiminin ve o partiye oy veren milyonların Alevilerle ilgili olarak 1980 öncesi gibi düşündüklerini söylemek mümkün değil. Köprülerin altından çok sular geçti. Prof. Dr. Eröz’ün çığlığı milyonlar tarafından duyuldu. Duyulmaya devam ediyor. Bugün milyonlarca MHP’li Aleviler’in Türklüğü ve İslamlığı konusunda hemfikirdir. Alevilerle MHP arasındaki ilişkide gerginlik-güvensizlik yerini kısmen de olsa yumuşamaya terk ediyor denirse abartı sayılmaz.
SAĞ-SOL VE ALEVİLİK
Prof. Dr. Eröz’ün kitabındaki tesbitlerinden birisi de; “Birçok Alevi genci, artık Muhammet-Ali yerine Marks ve Lenin diyor. Fakat bunu da gene Alevilik adına yapıyorlar.
"... Şimdi de yeni bir düşman türemiştir: Solculuk, Sosyalizm. Alevi topluluklarının küskünlüklerini sömürerek, onları, Sünni kardeşlerine düşman etmek için çalışan sol akımlar artmıştır.” (Eröz, 1977, s.419-20)
Prof. Dr. Eröz’ün Alevilik konusunda yazdığı birçok olumlu tesbitle birlikte Alevilik-Sol ilişkilerini değerlendiren önceki aktarmalarındaki tesbitlere katılmak mümkün değil. Çünkü Alevi gençleri sol ile sosyalizm ile Marksizm, Leninizm ile özdeşleştirirsek hem Alevi gençlere karşı haksızlık edilir hem de sol düşünceyi benimseyen Alevi gençlere karşı çok kırıcı ve itici davranılmış olunur. Sosyal bilimlerdeki literature;Marksizmin Leninizmin yani sağ-sol ve sosyalizmin, kapitalizmin din temelli değil ekonomik temelli olduğunu yazmaktadır. Bu tercih dinsel-mezhepsel tercih değil ideolojik-siyasi bir tercih olduğunu yazmaktadır.
Türkiye’deki sosyalist gençler sadece Alevilerden oluşmadı. Hatta Sosyalist gençlerin çoğunluğu Sünni kökenlidir. Siyasal literatürdeki sağ ideolojik tercih yapanlarda da, sol ideolojik tercih yapanlarda da Alevide olbilir, Sünnide olabilir, Hırıstiyanda olabilir v.s. Sosyolojik olarak sağ yada sol siyasi yelpazede Alevi kişide olabilir, Sünni kişide… Solcu olmayı sadece Alevilere, Sağcı olmayı da Sünniler fatura edersek sosyal bilimlere aykırı düşünmüş oluruz.
Örneğin; Türkiye Komünist Partisi (TKP)’nin bilinen tüm önderleri Sünnidir. İsmail Bilen, Nihat Sargın, Haydar Kutlu vs. DİSK’in genel başkanı Kemal Türkler, Kemal Sülker, Abdullah Baştürk vs. Sünni kökenlidir. Türkiye’de sol fraksiyonların birçok önderi 1968 kuşağı gençlik önderleri; Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, Ömer Ayna, Yusuf Aslan vs. Sünni kökenlidir. Türkiye’de sol denilince akla gelen bazı aydınlardan; Nazım Hikmet, Mustafa Suphi, Ahmet Arif, Turan Dursun, Aziz Nesin, Uğur Mumcu vs. Sünni kökenlidir. Dev-Sol, Dev-Yol gibi oluşumların liderlerinin çounluğu Sünni kökenlidir. Alevi olarak bilinen sosyalist gençlik önderi yok denecek kadar azdır.
Solu, sosyalizmi benimseme Aleviler arasında vardır. Bunun sebebi ise, Alevi toplumunun toplumsal tarihinde aranmalıdır. Alevi anne-baba çocuğuna; İslam tarihinde Hz. Ali’ye yapılan adaletsizlikleri, Hz. Muhammed’in soyundan olan 12 İmamlara yapılan haksızlıkları, Kerbela Olayını sürekli anlatırsa, Osmanlı’da; Yavuz Sultan Selim, Şah İsmail arasındaki savaşta yapılan Alevi kırımını, 1826’daki Yeniçeri Katliamını, Hacı Bektaş Veli Dergahı’da dahil tüm Alevi dergahlarının yerlebir edilip hemen hemen tüm dedelerin ve babaların ya katledilip yada sürgün edildiğini, Celali katliamlarını, Pir Sultan’ın katledilmesini vs. anlatılırsa o genç büyüyünce zalimin değil mazlumun yanında yer alır.
Bugünkü terimlerle ifade edersek bu tarihi dinleyerek yetişen çocuk, ezenlerin, sömürenlerin, işkencecilerin, emperyal sömürgecilerin yanında değil, emekçinin, namuslunun yanında yer alır. Alevi gencin siyasal yelpazede solun, hak arayanın, işçinin, emekçinin, kadın haklarının, çocuk haklarının, hayvan haklarının, tüm demokratik hak ve özgürlüklerinin, yani insan haklarının yanında yer almasının sebebi budur.
Alevi genci bu tercihinden dolayı kınanmamalı, yadırganmamalı, suçlanmamalı en azından anlamaya çalışılmalıdır. Bu fatura Alevi gençlerine çıkarılmamalıdır. Bu insani bir tavır değildir.
Tarihin tekerrürüne bakınki, bugünkü MHP ve ona yakın düşünen milyonlarca insan, Alevi gençlerin 1968 yıllarında yaptığı gibi, ülkemizin bağımsızlığını ve emperyal güçlerin hegemonyacılığına karşı çıkmaktadırlar.
MHP ve onun gibi düşünen milyonların bugünkü birçok konudaki; ulusalcı, millici, laik, demokrat, Atatürkçü, bağımsızlıkçı görüşü adeta Alevi gençlerininde içinde yer aldığı 1968 gençlik hareketlerinin taleplerini teyit etmektedir.
• Doç. Dr. Mehmet Eröz, Türkiye’de Alevilik Bektaşilik • Otağ Matbaacılık, 1977, İstanbul.
GönderenYOLCU, Perşembe, 11 Şubat 2010 22:20, Yorumlar(0)