Alevi Çalıştayı’ndan Çıkan Sonuç: Alevilik Bir Tarikattır
Büyük bir umutla başlayan Alevi Çalıştayı’nın sonunda Başbakana sunulmak üzere hazırlanan rapordaki ifadeler, Alevi meselesini çözmekten uzak görünmektedir.
Alevilerin talepleri neydi, varılan nokta nedir ?
Alevilik, müstakil bir teolojik yapıdır. İslam kültür dairesi içinde bulunmakla birlikte, bir tarikat kimliğine sığdırılamayacak denli özgün inançsal unsurlar içermektedir.
Alevi terminolojisi içinde yer almamakla birlikte Aleviliğin tarifinde başvurulacak en isabetli kavram mezhep kavramıdır. Bu cümleden olarak Alevilik, tıpkı Sünnilik ( İtikaden Maturudilik ve Eş’arilik, Fıkhen; Hanefilik, Malikilik, Şafiilik ve Hanbelilik ) ve Şiilik ( Caferilik, Zeydilik, İsmaililik) gibi müstakil bir İslam mezhebidir.
Başka bir deyişle Alevilik; ne Sünniliğin ne de Şiiliğin bir türevi olan tasavvufi bir akım olarak tanımlanamaz. Çünkü bu, ne tarihen ne de ilmen doğru değildir. Bilimsel dürüstlük Aleviliğin bir tarikat olarak nitelenmesine izin veremez.
Buna karşın söz konusu raporda görüş birliğine varıldığı iddia edilerek Alevilik şu şekilde tanımlanmaktadır:
“İslam üst başlığı altında ''Hak-Muhammed-Ali'' kavramları etrafında oluşan bir inanç ve erkan yolu…”
Bu tanımlama bir tarikat tanımlamasıdır. Zira; “inanç ve erkan yolu” ifadesi tasavvufi oluşumları nitelemek için baş vurulan bir ifade tarzıdır.
Açıkça “tarikat” ve “tasavvufi oluşum” ifadeleri kullanılmasa da zımnen anlatılmak istenen Aleviliğin bir tarikat olduğudur.
Aynı yanlışın Cem evlerinin hukuksal statüsünün tespiti noktasında da yapıldığını görüyoruz. Gerçi başta yapılan Alevilik tanımlamasından sonra Cem evleri için düşünülen statünün de ona uygun olması gerekiyordu. Nitekim bu uygunluk kendini açıkça göstermektedir.
İbadethanelerle ilgili kanuna eklenmesi önerilen ifadeden de anlaşıldığına göre cem evleri bir tarikat merkezi yani “tekke“ olarak nitelenmektedir.
İlgili kanuna eklenmesi önerilen ifade şu şekildedir:
“Birer inanç ve erkan merkezi olarak değerlendirilen cem evleri de kanunlarda ibadethanelere tanınan bütün imkanlardan yararlanır.”' veya '”Cem evlerine de aynı imkanlar sağlanır.”
“ Bir inanç ve erkan merkezi” olmak bakımından cem evlerinin Kadiri, Nakşi, Halveti tekkeleri ile aynı konuma indirgendiği apaçık ortadadır.
Cem evlerine açıkça “ tekke “ denilmemesi de, “ Tekke ve Zaviyelerin İlgası Hakkındaki Kanun” un etrafından dolaşılarak aşılması için baş vurulan hukuksal bir cambazlıktır.
Oysa Cem evlerinin bir “ tekke “ olmadığı da tarihen ve teolojik olarak nettir.
Cem evleri, tıpkı camiler gibi yani camilerle eşit statüde bir İslam mabedi olarak tanımlanmak ve tanınmak zorundadır. Zira doğru olan budur.
Cem evlerinin camilerle eşit statüde olması, Aleviliğin Sünnilikle eşit olması yolunu açacaktır.
Cem ve semahın namazla, muharrem’in ramazanla eşitliği teolojik anlamda Aleviliğin müstakil kimliğini güçlendirecek; Alevilere yapılan beş vakit namaz ve ramazan orucu dayatması da etkisini önemli ölçüde kaybedecektir.
Söz konusu rapordaki bir diğer unsur da Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri ile ilgilidir. Bu derslerin zorunlu olarak nitelenmesinin rahatsızlık yarattığı vurgulanırken; dersin müfredatının ve içeriğinin değiştirilmek suretiyle bütün din ve inançları kapsayacak biçimde yeniden düzenlenmesi gerektiği belirtilmektedir.
Tarihsel tecrübe de zaten bu iddia ile yaşanmış ve yaşanmakta değil midir ? Yani mevcut müfredat ve içerik de hep bu şekilde savunulmakta değil midir ? Şimdi yukarıdaki ifadelerle ne değişmiş olmaktadır? Öteden beri, “Bu ders; bir din dersi değildir, Sünnilik dersi değildir, bir kültür ve ahlak dersidir,” denilmiyor muydu ?
Anlaşıldığı kadarıyla yine çeşitli söz oyunlarıyla mevcut dersin muhafazası amaçlanmaktadır. Belki içerik ve müfredat bir miktar değişecektir ama ana amaç ve temel işlev aynen devam edecektir.
Raporda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinin dışında bir de seçimlik “ Din Dersi”nin ikamesi de önerilmektedir. Bu derste ise anlaşıldığı kadarıyla mezhepsel alamda uygulamalı bir eğitim amaçlanmaktadır. Gerek Alevilik, gerekse Sünnilik ve Şiilik daha ayrıntılı bir şekilde; ibadet ve itikat eğitimi temelinde öğretilmek istenmektedir.
Okullara Alevilik ile ilgili bir dersin konulması elbette ki isabetlidir ama herkes için zorunlu olan ve tüm inançları kapsayacağı ileri sürülen Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin müfredatının kaçınılmaz bir biçimde Sünnilik ağırlıklı olacağı düşünüldüğünde, Alevilik ile ilgili dersin hem seçimlik olmasından ötürü hem de egemen anlayışın her türlü manipülasyonuna açık olmasından dolayı işlevini yitireceği açıktır.
Bu noktada doğru olan yol; Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinin tümüyle kaldırılıp “ Dinler Tarihi “ adıyla ve Felsefi içerikte yeni bir dersin ikame edilmesidir.
“Dinler Tarihi “ dersinin Felsefe öğretmenlerince verilmesi de mevcut Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenlerinin asimilasyonist tutumları karşısında baş vurulacak en doğru yol olacaktır.
Bunun dışında Sünnilik yada Alevilik eğitimi almak isteyenler için seçimlik dersler ikame edilebilir. Mevcut Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenleri Sünnilik eğitimi verilecek olan ders için istihdam edilebilir. Alevilik eğitimi dersi için de Alevi inancına mensup öğretmenler yada Alevi inanç önderleri istihdam edilmelidir.
Alevilik Araştırma merkezleri ve Dedelerin eğitimi konularında raporda yer alan ifadeler, bir ihtiyacı dile getirmesi açısından son derece önemlidir. Ancak bu konuda da Sünni teologların görevlendirilmesi yapılabilecek en büyük yanlış olacaktır.
Zira Sünni teologların nerdeyse tümü Sünni misyonerliğinden vazgeçebilme yetisinden henüz çok uzakta bulunmaktadır. Bu yetiye sahip olan az sayıdaki Sünni teoloğun da çoğunluğun baskısından dolayı özgür hareket edebileceklerini sanmıyorum.
Rapordaki bir diğer konuda Diyanet İşleri Başkanlığının Aleviliği de içine alacak biçimde yeniden yapılandırılması önerisidir.
Diyanet İşleri Başkanlığı içinde hiyerarşik anlamda özerk bir Alevilik ünitesinin bulunması kabul edilebilir gibi görünmekle birlikte, Alevilik için tümüyle özerk ve doğrudan Devlet bakanlığı yoluyla Başbakanlığa bağlı bir kurumun ikame edilmesi daha doğru olacaktır. Zira Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde yer alacak Alevilik ünitesinin Sünni teologların yoğun baskısına ve manipülasyonuna maruz kalması muhtemeldir.
Aleviler ve Alevilik için çözüm olmaktan uzak görünen bu raporu Çalıştay’a katılan Alevi temsilcilerinin gönül rahatlığıyla kabul etmiş olduklarını sanmıyorum. Belki bir ilerleme olsun diye kerhen onaylanmış gibi görünen bu rapor, Alevi hakları açısından umarım yeni ve telafisi daha güç yanlışlara yol açmaz.
MUSTAFA CEMİL KILIÇ
07/02/2010 İSTANBUL
GönderenYOLCU, Pazar, 07 Şubat 2010 18:36, Yorumlar(0)