Cemevleri Alevilerin ibadethanesidir. Alevi itikadı bakımından tartışılmaz olan bu durum, henüz hukuksal açıdan kabul edilmiş değil. Fakat buna karşın sürecin bu yönde ilerleyeceği gitgide kesinlik kazanıyor. Zira, Cem evlerinin hukuken de ibadethane statüsüne kavuşturulması yönündeki talepler karşısında Sünni teologların itiraz imkanlarının giderek daralmakta olduğu görülüyor.
Bu daralış, Diyanet İşleri Başkanlığı ( DİB ) başta olmak üzere Sünni kurum ve kuruluş temsilcilerini yeni arayışlara sevk ediyor.
Söz konusu arayışlar iki noktada yoğunlaşıyor.
Birincisi; cem evlerini camileştirme çabasıdır. Bu çaba, kimi Alevi inanç önderleriyle yoğun bir iletişim halinde bulunan ve misyonerlik çalışması yapan bazı Sünni ilahiyatçılarla DİB’e mensup bir kısım görevlilerin yönlendirmesiyle yürütülmektedir.
Buna göre; cem evlerinde icra edilmekte olan Alevi ibadetlerine olabildiğinceSünni unsurlar katılmaya çalışılmaktadır. Ama bu gizlenmek istenmektedir. Çünkü; gerçekte Aleviliğin Sünnileştirilmesi hareketinin perdelenmesi amacıyla baş vurulan ustaca bir söylem olarak ortaya çıkarılan; “ Sünnilik karşıtlığı üzerinden bir Alevilik inşası “ suçlaması da Sünni misyonerliğinin, Alevi kimliğini savunma hareketini etkisizleştirme yada güçsüzleştirme amacına matuf bir suçlamadır. Bu suçlama Aleviliğe katılmak istenen Sünni unsurları gizleme çabasının bir parçasıdır.
Alevi ibadetleri üzerinden Aleviliğe sokulmaya çalışılan Sünni uygulamaların en dikkat çekici olanı Cem evlerinde Arapça Kur’an okutma faaliyetidir. Bunu teşvik eden kimi Sünni misyonerler, bir kısım Alevi inanç önderlerini etkileyerek amaçlarını gerçekleştirmek yolundadırlar.
Bilindiği üzere Aleviliğin ibadet dili Türkçe’dir. Cemlerde okunan tüm deyişler ve gülbanklar Türkçe’dir. Lokal düzeyde Zazaca ve Arnavutça kimi dualar da cemlerde yer almakla birlikteyine de Türkçe, Aleviler arasında asli ve temel ibadet dili konumundadır. Bu gerçeğe karşın cemlere Arapça Kur’an okuma uygulamasını sokmaya çalışmak kesinlikle Sünnice bir uygulamadır. Bu uygulama aynı zamanda cem evlerini de camileşme sürecine tabi tutmaktır.
Camileşme veya camileştirme sürecinin göstergelerinden biri de cem evlerine harem – selamlık denilen Sünni uygulamanın sokulmaya çalışılmasıdır. Bu noktadaki Alevi direnişi Arapça Kur’an okuma uygulamasına nazaran daha güçlüdür. Kadın ve erkeklerin cemlerde birbirlerini görebilecek şekilde yer almaları ve birlikte semah dönmeleri, harem - selamlık uygulamasına karşı bir direniştir. Fakat yine de yer yer bu yanlışa ( harem selamlık uygulamasına ) meyil verenler bulunmaktadır.
Sünni kurum ve kuruluş temsilcilerinin yada egemen dini anlayış adına konuşan çevrelerin yöneldiği ikinci arayış ise cem evlerinin ibadethane olarak konumunu ikincilleştirme çabasıdır. Bu konuda sıkça ve itham edici tarzda başvurulan söylem; “ cem evleri camilerin alternatifi değildir.” Şeklinde dile getirilmektedir.
Bu söylem ilk bakışta cami – cemevi karşıtlığı yaratmamak biçiminde bir sözde ulvi amaca yönelik gibi görünse de aslında cem evlerinin değerini eksiltme hedefini gütmektedir.
“Cem evleri camilerin alternatifi değildir.” Demek gerçekte ne demektir ? Bu sözle ne anlatılmak istenmektedir ?
Bunu anlayabilmek için öncelikle alternatif sözcüğüyle kastedilmek istenenin ne olduğunu bilmek gerekir.
TDK Sözlüğünde “alternatif” sözcüğü; “seçenek, karşı, değişik, farklı” gibi anlamlara gelmektedir. Bu noktadan hareketle; “ Cem evleri camilerin alternatifi değildir.” Demek; Cem evleri camilere seçenek yahut onlara karşı yada onlardan farklı veya onlardan değişik bir yer değildir anlamını içermektedir.
Öyle midir gerçekten ?
Cem evleri camilerden “farklı” değil midir ? Cem evleri, camilere “seçenek” değil midir ? Cem evleri, camilerden “değişik” değil midir ? Cem evleri camilere “ karşı “ değil midir ?
Keşke herkes dürüstçe yanıt verebilse. Gerçek şu ki bu konuda pek çok kimse dürüst davranmıyor.
Zira; siyasal ve toplumsal ikbal beklentisi yahut dışlanma ve egemen güçlerin hışmına uğrama korkusu dürüstlüğe engel oluyor. Kimileri de bu noktadaki ikircikli duruşuna “uzlaşı, barış, toplumsal birlik, kamplaşmaya engel olma vb.” kavramları kılıf olarak kullanıyor.
Oysa biri çıkıp gerçeği söylemeli.
Herkesin zihninde zaten var olan o gerçek dile de gelmeli. Gelmeli ki, sonraki yıllarda yaşanabilecek olumsuzlukların önü şimdiden alınmalı.
O halde gerçeği söylemek, kendimize, ulusumuza ve tarihimize olan saygımızdan dolayı boynumuzun borcu olarak üzerimize yüklenmiş bulunmaktadır.
Evet, cemevleri, camilerin seçeneğidir.
Evet, cemevleri, camilerden farklıdır.
Evet, cemevleri camilerden değişiktir.
Yani cemevleri camilere alternatiftir.
Yada cümleyi başka türlü kuralım: Camiler cem evlerinin alternatifidir.
Tıpkı Şii camilerinin Sünni camilerine alternatif olması gibi…
Cemevlerinin camilerin alternatifi olduğunu söylemekte herhangi bir sakınca görülmemelidir. Bunda sakınca arayanlar, cemevlerini camileştirmek yada camilerin gölgesinde ikincil bir ibadethane konumuna itmek ve bu yolla Aleviliği bir Sünni tarikat noktasına düşürmek isteyenlerdir.
Eğer hiç kimsede böyle bir niyet yoksa zaten sosyolojik ve tarihsel olarak mevcut olan bir gerçeği dile getirmek neden tehlikeli olsun ki ?
Aslında bu gerçeği dile getirmek Türk ulusunu meydana getiren toplumsal kesimler arasındaki kalıcı ve sağlıklı barış ortamını temin etmenin de birincil koşuludur.
Mezhepsel ve dinsel ayrımlar, Türk ulusal kimliğinden önemli görülemez. Ülkemizdeki dinsel ve mezhepsel kesimleri birbirine bağlayan çimento ulusal kimlik, Türklük bilinci ve yurttaşlık bağı olmalıdır.
Cemevleri; camiler, kiliseler ve sinagoglar gibi hukuken birincil ibadethane statüsünde mekanlar olarak kabul edilmelidir.
Zira; Müslüman olduğu halde camiye dair olumsuz hisler besleyen milyonlarca insan için cem evleri alternatif bir adrestir. Böylesi alternatif bir bağ üzerinden milyonlarca insanın İslam dini ile güçlü bağını sürdürüyor olması, üzüntü duyulacak değil sevinç duyulacak bir durum olarak görülmelidir.
Cemevlerinin mevcudiyeti, Alevilerin İslam ile bağını güçlendiren en önemli sosyal olgudur. Alevi kimlikli yurttaşlarımızın cem evlerindeki ibadetlere katılanlarının, kendilerini ehlibeyte bağlılık üzerinden İslam’a dahil gördükleri ortadayken, Alevi kökenli olduğu halde bu ibadetlere katılmayan ve cemevlerine gitmeyenlerin ise Hıristiyan misyonerlik faaliyetlerinin veya deist, ateist akımların bir numaralı hedefi halinde oldukları bilinmeyen bir durum mudur?
Elbette ki değildir.
DİB ve diğer Sünni egemen çevrelerin meseleye bir de bu açıdan bakmalarını şiddetle öneririm. Eğer gerçekten “ İslam “ diye bir davaları varsa…
Bununla birlikte meselenin bir başka boyutu da vardır.
Kimse kimseyi kandırmasın. Cami denildiğinde milyonlarca insan için bugün bile hala Emeviler döneminde Hz. Ali ve yanlılarına küfürlerin edildiği mekanlar akla gelmektedir.
Camiler, Alevi belleği açısından Hz. Ali karşıtlığı noktasında hükümlü addedilen Halife Ebu Bekir, Halife Ömer, Halife Osman ve Muaviye’yi hatırlatan mekanlardır.
Halen camilerde Halife Ebu Bekir, Ömer ve Osman’ın adları süslü levhalar şeklinde asılı durmaktadır.
Cami minberlerinde ve mihraplarında “ Alevilerin katli vaciptir.” Fetvalarını veren Şeyhülislamların ve kimi Sünni ulema ve eimme ( imamlar )’nin sesleri silinmez ve derin izler bırakmış olarakcami kimliğinin ayrılmaz unsurları arasındaki yerlerini sürdürmektedir.
Bunları ifade etmek bile bizi derinden üzmektedir. Fakat dürüst olmak zorundayız. Bir toplumsal tavrın ( camiye muhalefet ) tarihsel, teolojik ve sosyolojik nedenlerini doğru teşhis edemeyenler sorunu çözme noktasında da isabetli bir çözüm üretemezler.
Maraş, Çorum ve Sivas katliamlarında bile yer yer camilerin kullanılmış olduğu maalesef yürek burkan bir hakikat olarak belleklerdeki yerini korumaktadır.
Hal böyleyken inançlarına ve tarihine bağlı bir Alevinin camilere sempati duymasını beklemek insaflı bir beklenti olarak görülebilir mi ?
“Camiler, bütün Müslümanların ortak ibadethanesidir.” şeklindeki söylem, Müslümanların birliği adına söylenen ve son derece güzel ve birleştirici bir söylem gibi görünse de işin gerçeği hiç de böyle değildir.
Camilerin Sünniler için saygın bir ibadethane olduğu şüphesizdir. Yüz milyondan fazla Sünni Türk’ün rağbet ettiği bir mekana bir Türk milliyetçisi olarak olumsuz duygularla yaklaşmak istemem. Yüz yıllar boyunca yapıla gelen kimi yanlışların etkilerinin bugün de sürmesini asla dilemem.
Camiler Sünni yurttaşlarımız için ne derece değerli ise, din ve inanç özgürlüğü bağlamında şahsımın da o derece saygı duyduğu mekanlardır.
Ama ne olur insaf edin ki, aynı saygıya cemevleri layık değil midir ?
Cemevleri ile camileri hukuken eşit görmek bize ne kaybettirir ?Cami birincil ibadethanedir, cemevleri ise ikincil konumdadır, demek ve bu suretle cemevlerini bir tarikat merkezi noktasına iterek, camilerin tahakkümünü nahak yere savunmak ne derece vicdani bir tavır ve ne derece insani bir tutumdur ?
Gerçekleri söylemenin çok tehlikeli olduğu bir ülkede bu gerçeği dile getirerek kimilerinin öfkesine muhatap olacağımı biliyorum. Ama ne yapabilirim ki ?
Allah’ın gönlümüze koyduğu, haktan ve adaletten yana olma duygusu susmama izin vermiyor.
Cemevlerine dair talep edilen hakları cami üzerinden dile getirmenin yanlışlığını ileri sürenlere gelince… Böylesi bir itirazı yükseltenler şuna yanıt vermelidirler:
“ 1400 yıllık İslam tarihinde cem evi diye bir mekan yoktur.” diyenler, “ Cem evleri camilere alternatif olmaz ” diyerek hiç de hoş olmayan bir kıyaslamayı gündeme taşıyanlar, “ cem bir ibadet olabilir ama asla namazın yerini tutmaz “ diye fetva verenler kimlerdir ve neyi amaçlamaktadırlar ?
Defaten “İslam’ın camiler dışında ibadethanesi yoktur, cem evleri ancak bir kültür merkezidir.” Şeklinde bir inat üzerinden ısrarla cemevlerini reddedenler, toplumun ve ülkenin milli birliğinden yana davranmış oluyorlar, ama “ camiler gibi cemevleri de bir İslam mabedidir, cemevleri, camilerle eşit hukuki statüde olmalıdır.” diyen bizler, fitneci, fesatçı, bölücü, mezhepçi oluyoruz öyle mi ?
Herkesin inancı kendinedir. Cem ibadeti ve cemevi adlı ibadethane, Aleviler ve Alevi kimliği için birincil önemdedir. Aleviler için camiler sadece Sünni yurttaşlarımızın ibadethanesi olarak saygındır ama bundan öte bir anlamı bulunmamaktadır.
“Cemevlerini ibadethane olarak kabul edilmesi, Aleviliği de İslam’dan ayrı bir din olarak kabul etmeyi doğurur.” demek son derece yanlış bir önermedir.
Zira; Sünni ve Şiilerin de camileri ayrıdır ama bu durum, Sünniliği ve Şiiliği İslam’dan ayrı bir din haline getirmemektedir.
Alevi inancına göre Cemevleri, kökü İslam’ın ilk yıllarına değin varan mekanlardır. Ayrıca, Kur’an’da “mescid” sözüyle anlatılmak istenen mekanlar kesinlikle cem evleridir.
Yine gizli davet döneminde “ Dar’ul – erkam “ ın üstlendiği rol de geçmişte köylerde büyük evlerin cemevi olarak kullanılmasını hatıra getirmektedir.
Mescid sözü Arapça`da "secde edilen yer " anlamına gelmektedir. Kur`an`da ibadethanelerin " secde edilen yer " olarak adlandırılması, gerçekte ibadetten neyin anlaşılması gerektiğini de ortaya koymaktadır. Bu bağlamda denilebilir ki, Kur`an`a göre ibadet, secde etmektir.
Alevilerin cemi de bu açıdan değerlendirilmek zorundadır. Cem, diğer pek çok unsuruyla birlikte aslında bir secde etkinliğidir. Cem ayinlerine katılanlar yada cemi izleme olanağı bulanlar bunu göreceklerdir. Lakin Sünni teoloji Kur`an`ın bu açık ifadesine karşın ibadeti sadece secde olarak görmemektedir. Belli şekil ve kalıplara dökülmüş, belli vakitlere bağlanmış, bilinen ve adına namaz denilen ritüeli temel ve zorunlu ( farz ) ibadet olarak benimseme ısrarını sürdürmektedir.
Alevi inanç unsurlarına ilişkin zaman zaman Kur’an ayetlerini referans gösterme çabası bazılarınca abartılsa da kimi hususlarda son derece isabetli referans olan ayetlere rastlamak mümkündür.
Bu noktada cemevleri konusunda da benzer bir yola başvurarak bu mekanların Kur’an’da işaret edildiğini göstermek istiyoruz.
Cemevleri için Kur’ansal kaynak anlamında “ mescid “ sözü bile yeterlidir ama bu sözcükten bile daha net ve doğrudan doğruya “ev“ kelimesinin kullanıldığı ayetler de vardır.
Ancak öncelikle, daha evvelce kaleme aldığımız bir makalede, en önemli Alevi ritüelleri arasında yer alan semaha dair Kur’an’dan kimi ayetlerin referans gösterilmesini eleştirmiş bir kimse olduğumuzu hatırlatarak çelişik bir tavır içinde bulunduğumuza hükmedecek olan okuyucularımızı uyarmak isterim.
Şöyle ki;
Saffat Suresi 1,2, 3. ayetleriyle semahın kastedildiğini savunanların isabetli bir tavır içinde olmadıklarını dile getirmemiz, ilgili ayetlerin aşırı bir zorlamayla mezkur yoruma tabi tutulduklarını düşünmemizden kaynaklanmaktadır.
Ancak şimdi burada, cemevleri ile ilgili olarak başvuracağımız ayetlerde ise anlam son derece net ve son derece amaca ilişkin bir yoruma müsait bulunmaktadır.
Bize göre Kur’an’da cemevlerinin işaret edildiği ayetler şunlardır:
“Tanrı, göklerin ve yerin ışığıdır. Onun ışığının örneği, içinde çerağ bulunan bir kandile benzer. Kandil, bir sırça içindedir. Sırça, inciden bir yıldız gibidir ki, doğuya da batıya da nispeti olmayan verimli bir zeytin ağacından yakılır. Bu ağacın yağı, neredeyse ateş dokunmasa bile ışık saçar. Işık üzerine ışıktır o. Tanrı, dilediğini kendi ışığına yöneltir. Tanrı, insanlara işte böyle örnekler verir. Tanrı her şeyi bilendir. Bu çerağ, içinde Tanrı’nın adının anılmasına ve onun yüceltilmesine izin verdiği EVlerdedir. Orada akşamdan sabaha Tanrı sürekli yüceltilmektedir. Onlar öyle kişilerdir ki, ne alım satım ne de alış veriş, onları Tanrı’yı anmaktan, topluca yakarışta bulunmaktan ve yoksulun hakkı olanı vermekten alıkoyamaz. Onlar yüreklerin ve gözlerin allak bullak olacağı bir günden çekinirler.”
Yukarıya aldığımız Nur Suresi 35 – 36 ve 37. ayetlerde anlatılan evler, cemevleridir. İçlerinde bulunan kandiller ayin – i cem’de uyandırılan / yakılan çerağlardır. Alım satım yada alış verişin Tanrı’yı anmaktan, topluca yakarışta bulunmaktan ( ayin – i cem ) ve yoksulun hakkı olanı vermekten alıkoyamadığı kişiler de Alevilerdir.
O halde Kur’an’da ve İslam tarihinde cem evi yok demek de boşunadır.Görmesini bilene cemevi de vardır, cem de vardır. Görmek istemeyene ise hiçbiri yoktur.
Gerçi, inanmayana göre Tanrı da yoktur.
Gerçek şu ki, bu ülkede eninde sonunda cemevleri ibadethane statüsü kazanacaktır. Hukuken de camilerle eşit konumda olacaklardır. Bunun başka yolu yoktur.
Bu, gerek historik gerek islami gerekse sosyolojik olarak bir zorunluluktur.
1400 yıllık İslam tarihinde bir devrim gerçekleşecek ve cemevleri ilk kez hukuken de kabul edilecektir.
Sünni ve Şii camilerinden sonra cemevleri de İsam’ın birincil ibadethaneleri olarak ülkemizin ve İslam dünyasının idrakine kazınacaktır.
Cemevleri camilerle eşit olamaz diyenler de, cem, namazın yerini tutmaz diyenler de aşılacaktır.
Alevi köylerine yapılan camiler de olması gerektiği şekilde cemevine dönüşecektir.
Bir gün benim ülkemde, Sünnilerin camileri ile Şii / Caferilerin camileri, Alevilerin cem evleri ile yan yana ve kardeşçesine inşa edilip yükseltilecektir.
Çok da uzun olmayan bir zaman içerisinde, cemevleri; camiler, kiliseler ve sinagoglar kadar hukuken saygın mekanlar olarak toplumsal hukuksal ve siyasal yaşamımızdaki yerlerini alacaklardır.
M. Cemil KILIÇ
11.01.2010. / İSTANBUL
GönderenYOLCU, Salı, 12 Ocak 2010 08:44, Yorumlar(0)