Latest News
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

    ALEVİLER KAFİR Mİ ? -  6

                    SÜNNİ İNANÇ AÇISINDAN ALEVİLİĞİN İSLAM DIŞILIĞI          

               ---“EHLİKIBLE” İNANCI BAKIMINDAN ALEVİLİĞİN KONUMU---

....

Bu bildirgeye pek çok Alevi internet sitesinden ulaşmak mümkün olmakla birlikte Rıza Zelyut’un, “ Öz Kaynaklarına Göre Alevilik “ adlı kitabından da ulaşılabilir. Yine anımsatalım ki bu bildirgede ortaya konan Alevilik tanımlaması da yukarıda belirttiğimiz gibi Alevilerin tekfiri doğrultusunda hareket eden çevrelerin kendilerince haklılığını gösteren unsurlarla doludur. Aradan geçen yıllara rağmen Alevilerin sorunları noktasında neredeyse hiçbir ilerleme sağlanmamış olmasının gerçek nedeni, Alevileri kafir olarak görme ve bu nedenle de sözüm ona “ hidayete erdirme “ kararlılığının devam ettirilmesidir.

Hasılı sözü eğip bükmeden söyleyelim;

1. Aleviler kıbleye dönüp namaz kılmazlar.
2. Aleviler camiyi kendileri için ibadethane olarak görmezler.
3. Cami ve namaz Ehlikıble inancının somutlaşmış halidir.
4. Ehlikıble olmayan kişi ve toplulukları Müslüman kabul etmek mümkün değildir.

5. Sünni inanca göre Müslüman olmayan ( kafir ) birine Müslüman demek tıpkı Müslüman’a kafir demek gibi kişiyi küfre ( kafirliğe ) götürür.

6. Bu koşullarda Alevileri Müslüman kabul eden bir Sünni’nin kendisi de İslam’ı reddetmiş olup imanını kaybeder. Dolayısıyla küfre batar.

7. O halde gerçekte Alevileri hiçbir zaman Müslüman görmeyen Sünni din bilginleri ve Sünni kurumların takıyye yaparak Aleviler de Müslüman’dır, demeleri tümüyle asimilasyon amaçlıdır; samimiyetten uzaktır.

8. Asimilasyonun Sünni din bilginleri arasındaki adı “ hidayete erdirme “ dir. Bu strateji doğrultusunda Alevileri Sünnileştirerek içinde bulundukları dalaletten yani sapkınlıkan ve kafirlikten kurtarıp Müslümanlaştırabilmek için onlara “ Siz de Müslümansınız; Allah’ımız bir, peygamberimiz bir, kitabımız bir…” diyerek takıyye yapmak ve onları güya İslam’a ısındırmak, Sünni misyonerliğinin deşifre edilmesi gereken bir taktiğinden ibarettir.

9. Alevi inancının en güzel sözlerinden biri olan ve Hünkar Hacı Bektaş Veli’ye atfedilen “ Benim Kabe’m insandır.” İfadesi “ Ehlikıble “ dayatmasına karşı tarihsel bir direnişin düsturu olarak Alevi belleğinde dipdiri şekilde yaşamaktadır. Değerli Alevi yazar Cemal Şener’in bu isimde, Aleviliği anlattığı bir kitabı da mevcuttur. (25)

Dipn ...


Gönderen YOLCU, Perşembe, 28 Ağustos 2008 20:11 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

    ALEVİLER KAFİR Mİ ? -  5

                    SÜNNİ İNANÇ AÇISINDAN ALEVİLİĞİN İSLAM DIŞILIĞI          

               ---“EHLİKIBLE” İNANCI BAKIMINDAN ALEVİLİĞİN KONUMU---

.....

Görüldüğü üzere İslam dışı Alevilik söyleminin varacağı yer kesinlikle Zerdüştilik’tir. Aleviliğin Zerdüştileştirilmesinin, Sünnileştirme yada Şiileştirmeden daha az tehlikeli olduğunu söyleyebilmek sanırım mümkün değildir. Ancak buna rağmen bu şiirin şairi kimi Alevi kurumları tarafından düzenlenen pek çok etkinlikte boy gösterebilmekte ve alkış alabilmektedir.


İslam dışı Alevilik söyleminin beslendiği kaynaklardan biri de yukarıya aldığımız şiirlere koşut içerikteki “ Ali’siz Alevilik “ savıdır. Faik Bulut’un yazdığı “Ali’siz Alevilik “ adlı kitapla kamuoyunun gündemine düşen bu sav, her ne kadar Alevilerin büyük çoğunluğu ve özellikle de inanç önderleri tarafından şiddetle reddedilmiş olsa da Aleviler üzerinde derin izler bırakmış bir savdır. Yazar kitapta, özetle Aleviliğin, Hazreti Ali’nin inanç, görüş ve yaşayışı ile uygunluk arz etmediğini, Alevi sözünün Hazreti Ali’den değil Sümer metinlerinde geçen ve ateş ruhu anlamına gelen “ Al “ veya “Alu” yada ateşperestlerin ilahının Harran bölgesindeki adlandırması olan “Alla “ veya “Al “ dan geldiğini ileri sürmektedir. Böylece bu sav, Alevilerin Ali’sini ahistorik görmekte ve göstermektedir. (20)


Ilımlı İslam projesiyle birlikte yürütülen “ Ilımlı Alevilik “ operasyonuna karşı geliştirilen bir diğer tavır da teslimiyet ve gönüllü asimilasyondur. Bu tavrın sahipleri “ Alevi – Sünni diyalogu “ adı altında yürütülmek istenen Sünni misyonerliğine kucak açarak, Alevilerle Sünniler arasında yada diğer bir ifadeyle Alevilik ile Sünnilik arasında aslında büyük bir fark olmadığını, olsa olsa yüzde beş kadar bir farkın olduğunu söylemektedirler. Bu söylemin en ünlü temsilcisi Dünya Ehlibeyt Vakfı Başkanı sıfatını da taşıyan Fermani Altun’dur. Bu söylemin sahipleri için Aleviliğin İslam içi bir inanç olma özelliğine yapılan vurgu dahi yeterli görülmemektedir. Beş vakit namaz kılmak, ramazanda bir ay süreyle oruç tutmak vb. Sünni rit ...


Gönderen YOLCU, Çarşamba, 27 Ağustos 2008 21:37 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
CEMAL ŞENER YAZIYOR...

KUR’AN’I YENİDEN OKUMAK


Kuran-ı Kerim’i ilk defa 1968-69 yıllarında okudum.O yıllarda gençlik arasındakien önemli tartışmalardan birisi din idi.Materyalizm, İdealizm, Sosyalizm, Marksizm, Ateizm tartışmalarının en yoğun tartışıldığı yılları yaşıyorduk.

Aleviler, ibadetlerini camide namaz kılarak yapmadıkları için, otuz gün Ramazan’da oruç tutmadıkları için ağızları ile kuş tutsalarda İslamiyete inanmaları eksik sayılıyor.Halbuki Aleviler ibadet olarak cem yapıyorlar.Akşamdan sabaha kadar adeta transa geçip Allah, Muhammed, Ali, 12 İmamlar için kendinden geçiyorlar. Orucu otuz gün değil on iki gün tutuyorlar. Oruç sırasında su içmiyorlar, abartılı bir sofra kurmuyorlar, sahura kalkmıyorlar.Orucu çok mütevazı şartlarda tutuyorlar.

Alevilerin Sünnilerce kabul görmeyen ibadetleri nedeniyle İslam’ın temel kaynağı Kuran-ı okuma gereğini o yıllarda çok yakıcı hissetmiştim.Kuran-ı ikinci okumam ise, Alevilik konsunu doktora tezi olarak İstanbul Üniversitesi – Siyaset Bilimi programında 1980li yılarda almam sırasında gerçekleştirdim.Yani araştırma/inceleme amacıyla ilk okumamdan yaklaşık 15 yıl sonra oldu.Tabii Kur’an herhangi bir nedenle gündeme geldiğinde başvurmak okumak, alıntılar yapmayı bunun dışında sayıyorum.

Yazının başlığında; ‘’Kuran-ı Yeniden Okumak’’ olarak ifade ettiğim okumak ise, son altı günümün tamamını vererek incelemek, araştırmak, anlamak için yaptığım bu üçüncü okumamdır.

Bu yazımın amacı, Kuran-ı Kerim’i eleştirmek değildir.Eleştirenlerde olabilir.Ama bu yazının amacı kutsal metni anlamaya, öğrenmeye yöneliktir.Alevi dünyasının konu ile ilgili hissiyatlarını anlamaya çalışmaktır.Alevilerin özellikle ibadet konusunda neden Sünni İslam dünyasından farklı bir davranış içinde oldukları ve bu davranışlarını ısrarla tarih boyunca canları pahasına savunmalarıdır.Örneğin; Kuran’da ibadet yeri kesinlikle cami denilen mekanlar mıdır? Kuran’da ibadet biçimi tartışmasız bir şekilde namaz denilen ibadet biçimi midir?Bunların günde beş vakit yapılması Kuran’ın tartışmasız gereği midir?

Şu anda Türkçe olarak Kuran-ı Kerim’in 20 civarında meali(çevirisi) bulunuyor.Çeviriler arasında bir dizi farklılıklar var.Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk Kuran çevirileri ile ilgili olarak; ‘’Bazı yerlerde Kur’an değil; örf, mezhep hatta hurafe konuşturulmuştur.’’Bu mealler, yüzlercve parantez içi cümle ile bizi yönlendirmekte, meal yazarının(çevirmenin) kişisel kanaatlerine çekmekte, Tanrısal kelamla bizim aramıza girmektedir.’’Dedikten sonra mealde sık parantez kullanmayı şöyle izah ediyor.’’Sürekli parantez açmaya gidilmesinin bir sebebi de Kur’an’ın ifadelerindeki birden fazla anlam boyutundan sadece birinin esas alınıp diğerlerinin parantez içine sokulmasıdır.

Bu yöntem, yazımızın konusunu teşkil eden İslam’daki ibadet biçimi olan; salat, namaz, d ...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 27 Ağustos 2008 09:57 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

      ALEVİLER KAFİR Mİ ? -  4

                    SÜNNİ İNANÇ AÇISINDAN ALEVİLİĞİN İSLAM DIŞILIĞI          

               ---“EHLİKIBLE” İNANCI BAKIMINDAN ALEVİLİĞİN KONUMU---

....

Yürütülmekte olan bu proje karşısında Aleviler nasıl tavır almaktadırlar ?

Alevilerin bu konuda üç farklı tavır geliştirdikleri görülmektedir.

Birincisi; Aleviliği İslam dışı ayrı bir din olarak gören kesimin geliştirdiği tavır. Bu tavrın temsilcileri İslam ile Sünniliği özdeşleştiren Sünni din bilginleri ile aynı çizgide yer almaktadırlar. Sünni ibadetleri olan namaz, ramazan orucu, hac gibi ritüelleri İslam’ın ibadetleri olarak görüp bunların yokluğunu temel alarak Aleviliği ayrı bir din biçiminde ilan noktasına giden çevreler elbetteki çeşitli saiklerle hareket etmektedirler.

Bu çevreler, “Aleviliğin İslam’ın içinde olduğunu kabul asimilasyonu hızlandıracaktır.” kaygısını taşımaktadırlar. Aslında bu çevreler, tanımlama noktasında İslam dışı olma söylemini benimseseler de içerikte en azından şimdilik çok da farklı bir Alevilik anlayışına sahip değildirler.Gerçi bu çevre içinde Aleviliği yeniden inşa edip özellikle Zerdüştiliğe yahut kadim Anadolu inançlarına bağlamaya çalışanlar da bulunmaktadır.Bu noktada Erdoğan Çınar’ın “ Aleviliğin Kayıp Bin Yılı “, “ Aleviliğin Gizli Tarihi: demirin Üstündeki Karınca İzi “ , “ Kayıp Bir Alevi efsanesi”, “ Aleviliğin Kökleri: Abdal Musa’nın Sırrı “ ile Erdoğan Aydın’ın, “ Alevileri Ne Yapmalı “, “Kabustan Demokrasiye Milliyetçilik, Şeriat ve Alevilik “, “Kimlik Mücadelesinde Alevilik” adlı kitaplarını anımsatmak isteriz. Bu kitaplar geriye doğru gerçek dışı bir tarih inşasından ibaret çalışmalardır. Bu çalışmaların Alevi kitle üzerinde fazla bir etkiye sahip olduğunu söylemek olanaksızdır. Daha ziyade fantastik / kurgusal çalışmalar olarak nitelenebilecek olan bu kitapların bir zaman sonra unutulup gitmesi mukadderdir.

Yine bu çevre içinde Aleviliği neredeyse bütün dinlerin bir sentezi yahut Anadolu hümanizması şeklinde görenler de vardır. Aleviliği bir inanç olmaktan ziyade felsefi ve siyasi bir akım şeklinde yeniden tanımlayanlar da yine bu çevre içinde yer almaktadır. Sünni akidenin “ Ehlikıble “ ilkesi açısından bakıldığında Aleviliğin İslam dışı olma keyfiyetiyle örtüşen bu tutum, paradoksal bir biçimde Sünni misyonerliğini en çok kaygılandıran tutumdur. Zira bu tutumun güç kazanması ve Al ...


Gönderen YOLCU, Salı, 26 Ağustos 2008 16:22 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

ALEVİLER KAFİR Mİ ? - 3

 

                                 SÜNNİ İNANÇ AÇISINDAN ALEVİLİĞİN İSLAM DIŞILIĞI                                 

 ---“EHLİKIBLE” İNANCI BAKIMINDAN ALEVİLİĞİN KONUMU--- 

 

.....


Kabe ve kıble konusunda Türkçe’nin büyük şairi ve büyük mutasavvıf Yunus Emre’nin de dikkat çekici sözleri bulunmaktadır.

Büyük Alevi ozanı Yunus Emre bir şiirinde şöyle demektedir:

“Çalış, kazan, ye, yedir,
Bir gönül ele getir,
Yüz Kâbe’den yeğrektir,
Bir gönül ziyareti”

Yine Yunus Emre bir başka nefesinde ise şöyle demektedir:

“Yunus Emre der ey hoca
İstersen var bin hacca
Hepsinden iyice
Bir gönüle girmektir…”

Alevi Bektaşilerin büyük piri Hünkar Hacı Bektaş – ı Veli hazretlerinin bu husustaki kimi sözleri zaten dillerden düşmemekte ve Alevilere her zaman yol göstermektedir:


“Ellerin Kabe’si var,
Benim Kabe’m insandır…”


“Hararet nardadır, sacda değil,
Keramet baştadır, tacda değil,
Her ne arasan kendinde ara,
Mekke’de Kudüs’te hacda değil.”


Geçmişte ve özellikle de Osmanlı şeyhülislamları tarafından Alevilerin tekfiri noktasında gösterilen keskin ve kararlı tutumun zaman zaman yumuşatılmış olduğu da bilinmektedir. Cumhuriyet ile birlikte bu konuda çok ciddi bir tavır değişikliği içine girilmiştir. Bu tavır değişikliği özellikle devletin resmi kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nda görülmektedir. Başkanlık, Alevilerin özgün teolojik kimliğini retle birlikte “Türkiye nüfusunun yüzde doksan dokuzu Müslüman’dır” söylemini Sünni kimliğine indirgeyerek “ Ehlikıble “ olmayanların varlığını kabul ...


Gönderen YOLCU, Pazartesi, 25 Ağustos 2008 17:54 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

                   

ALEVİLER KAFİR Mİ ? - 2

 

                                 SÜNNİ İNANÇ AÇISINDAN ALEVİLİĞİN İSLAM DIŞILIĞI                                 

 ---“EHLİKIBLE” İNANCI BAKIMINDAN ALEVİLİĞİN KONUMU--- 

....... 

Bu noktada Müslümanların nihai kıblesi olarak belirlenen Kabe hakkında kimi bilgilere değinmek yerinde olacaktır.

Kabe, Mekke'de yer almaktadır. İlk olarak Adem peygamber tarafından yapılmıştır. Nuh tufanından zarar gördüğü için İbrahim ve oğlu İsmail tarafından tekrar yapılmıştır. Mescid-i Haram'ın tam ortasında yer almaktadır. Kabe'nin etrafını halen çevirmekte olan, Kâbe yüksekliğini aşmayan kubbeli yapı, Osmanlı padişahlarından II. Selim zamanında yapılmış, planlarını ise Mimar Sinan hazırlamıştır. Kabe, Müslümanların ibadetleri sırasında yöneldikleri kıbledir. Hanefi mezhebi'ne göre Kâbe ve onun üzerinden göğe doğru olan boşluk da kıbledir, Şafii mezhebi’ne göre ise sadece Kâbe’nin bina kısmı kıbledir.

Kâbe'nin geniş duvar yapısı bir küp biçimindedir. Duvarlarında kullanılan taşlar, Mekke tepelerindeki granit taşlardır. Tavanı ahşaptandır. Üzeri altın işlemeli hat yazıları bulunan siyah bir örtü (sitâre) ile örtülüdür. Bu örtü her sene hac mevsiminde yenilenmektedir.
Kâbe'nin köşeleri yaklaşık olarak dört ana yönü gösterir. Köşelerden her birinin ayrı ismi vardır. Doğu köşesine "Hacer-ül Esved" veya "Şarki", kuzey köşesine "Irakî", batı köşesine "Şâmî" ve güney köşesine de "Yemânî" denilir.
Kâbe'nin yapısı sade fakat heybetlidir. Üzerindeki örtü ipekli bir kumaştan doku ...


Gönderen YOLCU, Pazar, 24 Ağustos 2008 17:21 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
ALEVİLER KAFİR Mİ ?

      

               ALEVİLER KAFİR Mİ ? -  1

                    SÜNNİ İNANÇ AÇISINDAN ALEVİLİĞİN İSLAM DIŞILIĞI          

               ---“EHLİKIBLE” İNANCI BAKIMINDAN ALEVİLİĞİN KONUMU---


Ehli Sünnet bilginleri arasında görüş birliği derecesinde ( icmaen ) dinsel bir ilke olarak “Ehli kıble tekfir edilmez. “ düşüncesi vardır. Bununla anlatılmak istenen; kıbleye dönerek namaz kılan kişinin dini ve dinin temel kaynağı olan Kur’an’ı yorumlama ve uygulama konusunda görüş ve yaklaşımı ne olursa olsun kafirliğine hükmedilemeyeceğidir.

Kıbleye dönerek namaz kılmak, en azından zahiren kişinin imanının göstergesi olarak kabul edilmektedir. Namaz kılmayan, kılsa bile Kabe dışında bir yere yönelerek kılan kişi ve toplulukları İslam dairesi içerisinde görmek kadim Sünni itikadı açısından mümkün değildir. Bu noktada konunun tüm çıplaklığıyla anlaşılabilmesi için bilinmesi ve kavranması gerekli üç önemli öğe bulunmaktadır. Namaz, Kıble ve Kabe…

Öncelikle namaz konusunu ele alalım.

Namaz, Kur’an’da “ salat “ sözcüğü ile ifade edilen bir tapınma biçimidir. Yer yer “ salat “ sözcüğü dışındaki kimi sözcükler de Sünni ve Şii ulema tarafından namaz anlamına gelmek üzere yorumlanmaktadır. Bu sözcükler; tesbih / yüceleme, zikr / anma, sabah kur’an’ı / sabah okuması vb.dir. Bu sözcükler; bilinen haliyle şekle dökülmüş namaz anlamına gelmediği halde o anlama geliyormuşçasına kullanılmaktadır. ( Namaz ibadeti ve beş vakit namaz iddiası konusunda çok daha ayrıntılı bilgi için “ Alevi İbadetlerinin İslam’daki Yeri “ adlı kitabımıza başvurulabilir. )

Namaz yada “salat”, sözcük olarak pek çok değişik anama gelmektedir. Namaz bilindiği üzere Farsça bir sözcüktür. Aslı “ Nemaz”dır. Sözlükte dua, yalvarış, yakarış gibi anlamlara gelmektedir. Sözcüğün Farsça olmasından da anlaşılacağı üzere Kur’an’da namaz sözü geçmemektedir.

Kıyam / Ayakta durma, Rukü / Eğilme, Secde / Yere kapanma ve Ka’de / Oturma adı verilen şekillerle gerçekleştirilen namaz ibadeti için gerekli koşullar arasında abdest alma, Kur’an’dan Arapça ayetler okuma, örtünme ve kıbleye yönelme de vardır.

Abdest; el, kol, yüz ve ayakların yıkanması yada meshedilmesi halidir. Sünni inanca göre abdestte ayaklar yıkanırken, Şii / Caferi inanışta meshedilmektedir. Bu konudak ...


Gönderen YOLCU, Cumartesi, 23 Ağustos 2008 20:09 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

DİN DERSİ ALEVİLERİ YOK SAYIYOR !


Ne denirsen densin, hangi yola başvurulursa başvurulsun, bu ders Sünnilik dersidir. Hatta Sünniliğin sadece bir kolu olan Hanefilik dersidir. Diğer dinlerle ilgili göstermelik bilgiler de yer almakla beraber hiçbir din dersi öğretmeni o konuları işlemiyor. Hatta müfredatta yer alan Atatürkçülük konuları bile görmezlikten geliniyor. Laiklik ilkesi yok farzedilerek pek çok din dersi öğretmeni tarafından kimi zaman ima ile kimi zaman alenen rejim karşıtı bir söylem kullanılabiliyor.

Bu derslerin neden Sünnilik dersi olduğunu kanıtlarıyla ortaya koyalım;

İslamda günde beş vakit namaz vardır, fikri öğrencilere işleniyor. Beş vakit namaz olmadığını söyleyen Alevi inancı yok farzediliyor. Alevilerin cem ayininden tek kelimeyle bile olsa bahsedilmiyor. "Müslüman'san eğer beş vakit namazı kabul edeceksin", dayatması yapılıyor.

Buna karşı çıkan bir öğretmen olarak pek çok kez sorguya çekildim, müfredat dışına çıktığım iddiasıyla soruşturma geçirdim, cezalandırıldım. Cezalandırılma sebebim, beş vakit namazın Sünniliğin bir uygulaması olduğunu, Alevilikte böyle bir ibadetin olmadığını, bunun yerine cem ayininin olduğunu açıkça öğrencilerime söylememdir.

Ramazan’da oruç tutmanın İslam'ın bir emri olduğu düşüncesi bu dersin öğretmenleri tarafından öğrencilere empoze ediliyor. Oysa Aleviler oruçlarını Muharrem ayında tutarlar. Fakat müfredatta Muharrem orucundan hiç bahsedilmemektedir.

Bu derste Alevi inancının temel kavramlarından olan semahtan, dededen, musahiplikten, Kerbela Mateminden bahsetmek imkansızdır. Ama Sünnilik en detaylı bir biçimde işlenmektedir.

Sünni inanca göre, "hayır ve şerrin Allah'tan olduğu anlayışı / imanı” vardır. Oysa Aleviler ve Şiiler sadece hayrın Allah'tan olduğuna, şerrin ise insanın kendi nefsinin ve Şeytan'ın ürünü olduğuna inanırlar. Fakat din dersi öğretmenleri ve müfredat bunları yok sayıp bütün Alevi ve Şii öğrencilere Şerrin de Allah'tan olduğunu empoze etmeye çalışmaktadır.

Alevilerin teberra ve tevella inancı yok sayılıp Alevi ve Şii öğrencilere Halife Ebubekir, Halife Ömer, Halife Osman, hatta Muaviye'ye bile hazret dedirtilmektedir. Oysa Alevi inancına göre bu şahıslara asla övücü sıfatlar verilemez. Burada Alevi ve Şii öğrenciler büyük bir zulme maruz kalmakta, inançları ezilmektedir.

Aleviler ibadetleri sırasında Arapça dua etmezler, Arapça ayetler okumazlar. İbadetlerini ana dillerinde yaparlar. Alevilerin büyük çoğunluğunun anadili de Türkçe olduğu için Alevilikte ibadet dili Türkçe’dir. Oysa din derslerinde öğretmenler Alevi öğrencilere de Arapça sureler ezberletmektedirler. "Müslüman'san bunları ezberleyeceksin", tarzında bir dayatma yapılmakta ...


Gönderen YOLCU, Cumartesi, 23 Ağustos 2008 07:54 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
HAZRETİ ALİ'YE HAKARET !

 Hazreti Ali'ye Hakaret !
Bu şiir, Alevi anne babadan dünyaya gelen Ozan Emekçi mahlasını kullanan Ali Haydar Bender’e aittir.

“İki Ali vardır, sizinki Arap,
Gönüllerde düştür, bizim Alimiz.
Sizin Ali, devri eyledi harap,
Mazluma yoldaştır, bizim Alimiz.

Sizin Ali, kana kine doymadı,
Bizim Ali, hiç bir cana kıymadı,
Sizin Ali, Hakk’ı insan saymadı,
Temsili Zerdüşt’tür, bizim Alimiz.

Sizin Ali, düşman müziğe, meye,
Bizim Ali, saki olur dünyaya,
Sizin Ali, yönün döndü kayaya,
Kıblesi güneştir, bizim Alimiz.

Sizin Ali, taptı ganimetlere,
Bizim Ali, ortak oldu dertlere,
Sizin Ali, ruhun verdi kurtlara,
Emekçi’ye baştır, bizim Alimiz “

Özellikle bu şiir hakkında kısa bir çözümleme yapmak yararlı olacaktır. Şiirde kullanılan, “ Sizin Ali, Bizim Ali “ ayrımı ile Alevilerle Sünnilerin Alilerinin aynı olmadığı görüşünden hareketle Alevilerin Alisinin aslında Zerdüşt olduğu, dolayısıyla İslam tarihindeki Ali ile Alevilerin ilgisinin olmadığı ileri sürülmekte, böylece Aleviliği Zerdüştilik inancına bağlama çabası sergilenmektedir. Öteden beri Kürt Milliyetçileri, Kürtlerin milli dinlerinin Zerdüştilik olduğunu söylerler. Bu söylem üzerinden Kürtçe konuşan Alevileri de Alevilik ile Zerdüştilik arasında kurmaya çalıştıkları yapay bağlarla Kürtleştirme amacını güderler. Şiirde dikkat çeken bir ifade de “ Sizin Ali, yönün döndü kayaya…” ifadesidir. Bu ifadeyle Kabe ve kıbleye vurgu yapıldığı açıktır. Böylece Sünni inançtaki “ Ehlikıble olma “ ilkesiyle alenen alay edilmektedir. Alevilere kıble olarak güneş gösterilmektedir.

Bu şiirin Alevileri Zerdüştiliğe çağırdığı açıktır. Bu yapılırken; “ Sizin Ali Arap…” ifadesiyle Arap Alevilere karşı bir düşmanlık ve dışlama söz konusudur. Yine aynı şekilde “ Sizin Ali kana, kine doymadı…” ifadesiyle de Alevilerin inancının odağında yer alan Hazreti Ali’ye yönelik ağır ve çirkin bir hakaret vardır. Bu hakaret gerçek müminleri derinden yaralayan edep ve terbiye dışı bir söylemdir.

Şiirdeki bir diğer ilginç ifade de “ Sizin Ali, ruhun verdi kurtlara…” ifadesidir. Bu ifadeyle birlikte Ozan Emekçi’nin düşmanı olan ama gerçek mümin Alevilerin şah – ı merdan dediği Hazreti Ali’nin özellikleri tamamlanmış oluyor; Kıblesi kaya, katil, kinci, Arap ama aynı zamanda ruhunu kurtlara veren bir Ali…

Ne kadar ilginç !!!!

Sahi Hazreti ali’nin ruhunu kurtlara vermesi ne demek ? Ozan Emekçi acaba burada neyi kastediyor ? Bu soruyu yanıtsız bırakıp bahsimize devam edelim.

Görüldüğü üzere İslam dı ...

Gönderen YOLCU, Perşembe, 21 Ağustos 2008 08:55 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
ALEVİLER VE HAC İBADETİ

ALEVİLER VE HAC İBADETİ



Her ne ararsan kendinde ara,

Mekke’de, Kudüs’te, hacda değil…





Hac sözcüğü anlam itibariyle ziyaret demektir. Kelimenin terim anlamı herhangi kutsal bir yeri belli kurallar çerçevesinde ziyaret etmektir. Ortodoks İslam literatüründe ise Kabe’yi belli kurallara uyarak ve belli ritüeller çerçevesinde ziyaret etmeye hac denmektedir.



Kabe’yi ziyaret etmek suretiyle hac ibadeti yapmak İslam öncesi dönemden kalma bir Arap geleneğidir. Hanif yada müşrik tüm Araplarca Kabe, kutsal bir mekan olarak görülmekteydi. Hac sırasındaki en önemli dinsel ritüellerden biri olan tavaf yani Kabe’nin etrafında dönmek de İslam öncesinden kalma bir ritüeldir. İslam öncesinde hacca gelen Araplar Kabe’nin etrafında çıplak bir vaziyette tavaf ederlerdi.



İslam diniyle birlikte hac ibadeti de bir kısım yeni düzenlemelerle devam ettirildi.



Kur’an’ın Al – i İmran Suresi 97. ayetinde; “ Gücü yeten kişinin Kabe’yi ziyaret etmesi Tanrı’nın insanlardan istediği bir davranıştır. “ denilmektedir.



Hacla ilgili başka ayetler de var:



“ Haccı Allah için tamamlayın…” ( Bakara Suresi, 196.)



“ Hac bilinen aylardadır…” ( Bakara Suresi, 197.)



“ İnsanlar içinde haccı ilan et ki, gerek yaya olarak ve gerek uzak yoldan gelen yorgunluktan incelmiş develer üzerinde sana gelsinler.” ( Hac suresi. 27. )





Tüm ibadetlerde olduğu gibi hac ibadetinde de zamanla bir kısım yeniliklere ve değişikliklere gidilmiştir. Hac ibadetinin yapılması sırasında mezhepler arası kimi farklılıklar da göstermektedir ki, hiçbir ibadette olmadığı gibi hac ibadetinde de değişmez kurallar yoktur.



Sözgelimi, Kur’an’ın ifadesine göre hac “bilinen aylarda” yapılması gereken bir ibadet iken uygulamada birkaç güne çekilmiştir. Bu durum kimi değişikliklerin yapılabileceğinin göstergelerinden biridir. Nitekim haccın zamanı konusunda bir değişikliğin yapılmış olduğu uygulamayla sabittir.



Yine hacca davetin yer aldığı ayette insanlardan hacca “yaya olarak yada yorgunluktan incelmiş develer üzerinde derin vadilerden geçerek “ gelinmesi istenirken hiç kimse bu isteğe uymamaktadır. Çünkü denilmektedir ki, “ önemli olan hacca gidip ibadet etmektir. Hacca gitmek için kullanılacak araçların önemi yoktur.” Bu yaklaşım doğru ve mantıklıdır. Aslında bu yaklaşım Alevi inancının özünün dayandığı bir ilkeyi de dile getirmektedir. Alevi inancına göre ibadetlerde şeklin, zamanın vb. vasıtaların önemi yoktur. Önemli olan Allah için ibadet etmektir.



Unutulmaması gereken en önemli konulardan biri de yüce Allah’ın hiçbir şeyi boş yere emretmemiş olduğudur. Allah’ın tasarrufl ...

Gönderen YOLCU, Cuma, 15 Ağustos 2008 22:12 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

   BENİM DİNİM !!! 

Silm, Selam, İslam… Esenlik, barış ve teslim olmak ! Teslimiyet Tanrı’yadır gerçekte…Tanrı’ya teslim olmak, onun dışındaki hiçbir şey karşısında eğilmemektir. Tanrı, soyut bir varlık olarak düşünüldüğü için görünür hiçbir şeye boyun eğmemek aslında özgürlüğü başka bir biçimde yakalamaya çalışmaktır. İslam doğduğu zaman diliminde ve teşekkül ettiği koşullardaki insanlar için bir özgürleşmeydi gerçekten…

Putların saltanatından Tanrı’nın egemenliğine giden yol idi İslam…

Ve Tanrı’nın egemenliği putlardan özgürleşmekti…

Nasıl bir saltanatı olabilirdi ki putların ? Neticede cansız varlıklardı…Ne duyar, ne görür, ne konuşurdular…Kendi varlıklarından bile haberi olmayan taştan, ahşaptan, demirden nesnelerdi…Bu nasıl saltanattır ki böyle ?

Ne var ki putlar da ete kemiğe bürünmüşlerdi.

Kah köle tüccarı, kah kabile reisi, kah kral olmuşlardı.

Putların temsil ettiği düzenden beslenen Ebu Cehiller, Ebu Lehebler vardı…

Gerçekte putların saltanatı onların saltanatı idi…

Bu saltanat su gibi akıtılan kandan ve alınan canlardan gıdalanıyordu. Bu saltanatta, siyah derili canların köleliği vardı. Susuz ve aç karınlara girmeyen, giremeyenler göbeği şişkin sultanların, derebeylerinin midesine giriyordu. Satıyordu insanlar insanları ve alıyordu insanlar insanları, bakarak dişlerine, pazusuna, koluna, bacağına…Zira güçlü olmalıydılar ki efendileri için iyi çalışsınlar. Onlar insan değildi aslında; köleydi…Zira insanlık başka bir şeydi. Ve insanlık her gece huzur içinde uyuyordu. Şanlı saltanatın sunduğu huzurla…

Bu saltanatta cinsiyetinden utanılan canların utancı vardı. Onlar dişiydiler ve babaları onlardan utanıyordu. Zira onlar, yüzlerini kızartabilirlerdi babalarının… Onlar Tanrı’nın verdiği şehveti içlerine hapsetmek zorundaydılar. Babaları izin vermedikçe elleri değemezdi bir erkeğin eline… Bu izne nikah deniyordu… Ve nikah aslında erkeklerin kiminle yatacaklarına verdikleri bir karardan ibaretti… Dişilerin seçme hakkı telaffuz bile edilemezdi. Kız çocukları belki ilerde fuhuş yapar da babasının şerefini yok eder diye öldürülüyordu. O zamanlar babalar çok tedbirliydiler. Kızlarını, ilerde yaşayacakları bir günahtan korumak için putlar adına öldürüyorlardı.

Bu saltanatta, yağma vardı… Hırsızlık vardı… Soygun vardı… Tefecilik kanını emiyordu emeğin… Ödemekle bitmeyen borçlara boyun eğenler alacaklılarının ücretli köleleri olmuşlardı…

Bu saltanatta korku vardı… Hiç kimse yarınından emin değildi. Can güvenliği denilen şey henüz icat olmamıştı o zamanlar…

O halde, “Sadece Tanrı’ya boyun eğin!” diyen Muhammed kime isyan etmiş oluyordu !

Ve Muhammed insanları neye &cce ...


Gönderen YOLCU, Salı, 12 Ağustos 2008 19:51 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
M. CEMİL KILIÇ'ın SÜRGÜN CEZASI SONA ERDİ...

SÜRGÜN BİTTİ

2005 yılında “ Yükselen Alevilik “ adlı kitabı nedeniyle hakkında açılan soruşturma sonucu önce Bayrampaşa Sağmalcılar Lisesi’ne ardından Fatih Kocamustafapaşa Lisesi’ne sürgün edilen ve sürgün yerinde de Din Kültürü Ve Ahlak Bilgisi ders kitaplarında Aleviliğe yer verilmediğini belirten raporlarıyla MEB’in tepkisini çekerek tekrar soruşturmaya uğrayan ve çeşitli idari cezalara çarptırılan M. CEMİL KILIÇ’ın sürgün süresi sona erdi.

M. CEMİL KILIÇ, böylece ilk kez kendi isteğiyle bir başka okula tayin talebinde bulunabilme hakkına kavuştu. KILIÇ, bu hakkını kullanarak bulunduğu okuldan bir başka okula atandı.
<!-- / message --><!-- sig --> ...

Gönderen YOLCU, Pazartesi, 11 Ağustos 2008 09:59 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

   
 TÜRK BİRLİĞİ ÜLKÜSÜ YOLUNDA DİN ENGELİ
Türk Birliği Ülküsünün Önündeki En Büyük Engellerden Biri Dindir! Ya da "Rehber Kuran, Hedef Turan mı?"



Türk halkları yaklaşık olarak 260 milyonluk nüfusa sahiptir. Türklük bilincine bağlı her Türkün en büyük ülkülerinden biri bu görkemli topluluğun birliğidir. Birliğini ülkülediğimiz bu topluluğun ortak değeri Türklüktür. Türklük; Türk soyundan gelmek ve Türkçe konuşmaktır. Türk soyundan gelmediği halde Türklük bilincine sahip olan ve Türkçe konuşup başka bir ulusa mensubiyet duymayan herkesi de Türklük kimliği çerçevesinde değerlendirmekteyiz.Daha açık ifade etmek gerekirse kendini Türk bilen herkes Türktür. Ancak Türk olmadığı halde kendini Türk hissettiğini söyleyen kimseleri Türk addetmeye olanak yoktur.



Türkleri Türk yapan değerler nedir sorusuna yanıt verirken soy ve dilin dışında başka bir unsuru da ileri sürmek Türklüğü anlamamaktır. Soy ve dilin dışında başka bir ögeyi özellikle de dini ve / veya mezhebi de ileri sürmek gerçek Türklük bilincine ulaşamamak demektir. Aslında bu konuda yanlış kanılar içinde bulunmanın en büyük nedenlerinden biri dünya Türklerini dinsel ve mezhepsel anlamda homojen sanmaktır. Gerçekten yakın zamanlara değin dünya Türklerinin ezici çoğunluğunun İslam dininden ve İslamın Ortodoksluk/Sünnilik mezhebinden olduğu bilgisi yaygındı. Bu bilginin etkisiyle Milliyetçi devinimler din faktörüne de vurgu yapan bir ideolojik yapı ürettiler.Hatta Türk - İslam sentezi adı verilen sosyolojik ve tarihsel açıdan bilimdışı bir ideolojik yöneliş on yıllardır Türk ulusçuluğunu dinci ve mezhepçi kuşatmaya almıştır. Bu bağlamda öne çıkan söylemlerin Türklük kimliği ve Türklük bilinci açısından ne denli hastalıklı olduğu özellikle SSCB'nin yıkılışının ardından ortaya çıkan gayrimüslim ve gayrisünni Türkler gerçeği ile daha net kavranır olmuştur. Müslüman Türk adlandırması kendi içinde Sünni Türk kimliğini de içerdiğinden on milyonlarca Türk soylu insan Müslüman ve Sünni olmadıkları için Türk milliyetçisi olduklarını iddia eden çevrelerce Türklük kimliğinin dışında addedildiklerini görmüşlerdir. Bundan dolayıdır ki söz gelimi bir Hristiyan Türk, Türklük kimliğini değil de dinsel kimliğini öne çıkarmak ve kendini diğer Hristiyan halklara yaklaşmak zorunda hissetmiştir. Yine Müslüman olduğu halde Sünni olmayan ( Şii veya Alevi ) Türkler de gayri Türk mezhepdaşlarıyla yakınlaşma ve Sünni Türklerden uzaklaşma sürecinin özneleri olmak zorunda kalmışlardır. Dinci ve mezhepçi milliyetçiler bu tutumlarıyla T&uum ...

Gönderen YOLCU, Perşembe, 07 Ağustos 2008 19:52 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

 Diyanet İşleri Başkanlığının Mezhepler Üstü Olma Yalanı

Türkiye’nin en tartışmalı kurumlarından biri haline gelen Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB ) kendisine yönelen mezhepçilik suçlamasına karşı son derece gerçek dışı ve hatta gülünç bir savunma geliştirmektedir.

Kurumun mezhepler üstü ve İslam dininin kök değerleri etrafında tüm Müslümanlara hizmet veren bir yapı olduğu ileri sürülmektedir. Oysa gerçeğin böyle olmadığını artık konu ile ilgilenen herkes bilmektedir.

Bu kurum, Sünni Vahhabi cemaat ve tarikatların büyük bir koalisyon kurduğu gerici etkinliklerin uygulanma merkezi hüviyetine sahiptir. Temel fonksiyonu farklı din anlayışlarını Vahhabi çizgide tek tipleştirmektir. Bu tek tipleştirme projesine en güçlü şekilde direnen Alevi ve Bektaşileri sindirme, asimile etme, olmazsa Aleviliği tarihsel kimliğinden kopararak başkalaştırma ve Sünnileştirilmiş bir Alevilik üretme, dahası Anadolu Türk Sünniliğini ise Vahhabiliğe dönüştürme hedefi doğrultusunda her türlü makyevalist çalışmayı gerçekleştirmek DİB’in varlık nedenlerinden biri haline gelmiştir.

DİB, İslam dinini Sünnilik ile özdeşleştiren, Sünniliği ise hızla Vahhabiliğe indirgeyen bir din anlayışını, İslam’ın kök değerlerine bağlılık diye dayatmaya çalışmaktadır.

Bu kurum, Sünni İslam’ın ibadet merkezleri olan camileri bütün Müslümanların ibadethanesi yaftasıyla Alevilere adres göstermektedir.

Yine Sünni İslam’ın ibadet biçimi olan beş vakit namazı, Ramazan orucunu, Kabe’ye hacca gitmeyi İslam’ın kök değerleri nitelemesiyle Alevilere dayatmaktadır.

Bununla da yetinmeyip Şii / Caferi yurttaşların inşa ettiği camilere bile Sünni imamlar atamaktadır. DİB, böylece büyük bir pişkinlikle Caferi camilerini bile yönetmeye kalkmaktadır.

Alevilerin cem ibadetini kültürel bir unsur yada tarikat zikri gibi görmekte, hiçbir zaman namazın yerini tutamayacağını, Muharrem orucunun İslam dini için farziyet makamında bir oruç olmadığını, Müslümanların tutmakla yükümlü oldukları farz orucun Ramazan orucu olduğunu, Muharrem orucunun sadece geleneksel ve nafile yada en iyimser yaklaşımla sünnet oruç olduğunu açıklayabilmekte, fakat buna rağmen hala inatla bir yalanı sürdürmeye devam ederek “ biz mezhepler üstü bir kurumuz “ diyebilmektedir.

Kurumun en feci ve en pervasız yaklaşımı ise Alevi teolojisinin en temel unsuru olan Kırklar Meclisi ve Cemi inancına masal ve mitoloji yakıştırması yapmasıdır. Bu yaklaşım, Alevilere yapılan ve yapılabilecek olan ...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 06 Ağustos 2008 18:03 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
TÜRKMENELİ...

 

  IRAK'TA TÜRKMEN KATLİAMLARI... 

Osmanlı devletinin çöküşünden sonra , İngiliz işgaline uğrayan Irak sınırları içinde kalan Türkmenler , misak -ı milli sınırları dışında kalan diğer Türk toplulukları gibi başta İngiltere olmakla Avrupa devletlerinin türlü baskı , dehşet ve asimilasyon politikasına maruz kalmışlardır. Türkmenlere uygulanan bu saldırgan politikanın ilki 4 Mayıs 1924 ' de Kerkük halkına karşı işlenen tarihi Ermeni , Nesturı veya Livi katliamı diye geçen cinayet olmuştur . Irak genelinde ( özellikle Kuzey Irak ' ta ) İngiliz politikasının temel taşını teşkil oluşturan Türkmenleri yok etmek amacı , İngiliz ordusunda paralı askerlik yapanlara devredilmiştir , daha önceden hazırlanmış bir plana göre Mayıs 1924 'ün ilk günlerinde Kerkük civarında mevzileşen paralı askerlerin şehir içinde Türkmenlere karşı yaptıkları kışkırtmanın yanı sıra şehirde bulunan İngiliz yanlısı satılmışlar işgal ordusunca silahlandırılmışlardı. Haydutlar ağalarının emri üzerine 4 Mayıs 1924 Ramazan Bayramı arifesinde zorbalık yapan bir askerin büyük çarşıda bir şekerciden bir okka ( yaklaşık 2 Kg ) bedava şeker almağa kalkışması üzerine Türkmen bakkal buna izin vermemiştir , aralarında çıkan tartışma kavgaya dönüşmüştür , silah sesleri duyulunca hazır durumda bekleyen ve Kerkük kalesine giden yollar başında mevzileşen 20 şer İngiliz paralı askerleri Türkmenlere saldırarak büyük çarşıyı baştan başa yakmışlar ve önlerine gelen masum Türkmenleri kurşuna dizerek cinayet dolu tarihlerine bir yenisi eklemişlerdi. Paralı İngiliz askerleri Ramazan bayramı arifesinde hamamlarda bulunan masum Türkmen kadınlarına da saldırmışlar ve zavallı kadınların ırzına dokunmuşlardır . Haberi alan Türkmenler ve civardaki köylüler silahlarına salınarak İngiliz güçlerine karşı mücadele vermeğe girişmişler , bunun üzerine İngiliz hava kuvvetleri şehri bombalamağa başlamış. Tam 12 saat süren ( 3 gündüzden 3 geceye kadar ) katliamda Kerkük 'ün başta gelenlerinden Şeyh Mahmut Oğulları başta olmakla 280 masum Türkmen şehit edilmiştir . Kerkük kalesi ve civarındaki evlerden yağmadan kurtulan ev veya iş yeri yok denecek kadar azdır . Anavatan basınında büyük yankılar yaratan bu cinayete , her zaman olduğu gibi dünya sessiz kalmıştır.

Bu acı günlerin anısını toplum olarak ilk defa yaşarken halkımıza reva görülen bu ve buna benzer her türlü eylemi kınar , Yüce Allah' tan şehitlerimize rahmet diler ve onlara kanla çizdikleri yollarında devam edeceğimize yemin ederiz.

Allah Türkü korusun ve yüceltsin


Türkmen Şehitler Listesi

İsimler, Doğum Yeri, D. Tarihi, Şehitlik Tarihi, Mesleği

Aziz Teicil Leylan 26.03.1991 Emekli
Abbas Abit 1991 Öğrenci
Abbas Celal
Abbas Cemal
Abbas Fazil
Abbas Mehmet Turşucu Tuz Hurmatu 1991 Esnaf
Abbas Mustafa 1991 Trafik Polis
Abbas Nazlı Tuz Hurmatu 1981 Ziraat Teknisyeni
Abbas Nevzat Zeynül Abdin Leylan 26.03.1991 İşçi
Abbas ...


Gönderen YOLCU, Cuma, 01 Ağustos 2008 14:27 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MİLLİ İRADE !

 

  İŞTE MİLLİ İRADE:  

 TÜRKİYE HALKI ŞERİAT İSTİYOR... 

Gallup'un 2007 yılında yaptığı son araştırmada Türkler'in yüzde 7'sinin tam şeriat istediği, yüzde 26'sının ise bazı şeriat hükümlerinin hukuka bir şekilde entegre edilmesini desteklediği görülmüştü. Çekimser kalanların oranı ise yüzde 26 gibi çok yüksek bir orandı...

Dünyanın önde gelen kamuoyu araştırma şirketlerinden olan Gallup'un Mısır, İran Türkiye'de yapıtığı ankete göre Türklerin yüzde 74'ü şeriata "olumlu" bakıyor. Geçen yılın Mayıs ve Haziran aylarında 737 yetişkinle yüz yüze yapılan ankette, Türkiye şeriat konusunda Mısır ile İran'dan daha ılımlı çıktı ama ortaya çıkan tablo oldukça şaşırtıcı..

İŞTE SONUÇLAR:

> Mısırlıların yüzde 91'i, İranlıların da yüzde 90'ı şeriat ile ilgili "pozitif" görüşlere sahip olurken bu oran Türkiye'de de yüzde 74 oldu.

> Şeriat hakkında olumlu görüşe sahip olan Türkler'in gerekçeleri... (Birden fazla seçenek işaretleyebildikleri için toplamları 100'ün üzerinde)

%70: Yolsuzluğu azaltır
%69: Kadınlar için adalet sağlar
%68: Suç oranlarını düşürür
%63: Adil bir hukuk sistemi oluşturur
%62: İnsan haklarını korur
%55: Ekonomik adaleti sağlar
%53: Halkın yönetime katılımını sağlar
%52: Bilimsel gelişimi sağlar
%51: Azınlıkları korur
%33: Zalimce cezalar getirir
%32: Kişisel hakları kısıtlar
%26: Bilimsel gelişime taş koyar
%23: İktidardakilerin güçlerinin azaltılmasını sağlar
%22: Kadınlar için baskı olur
%21: Azınlıklar için baskı olur
%21: Hükümete sonsuz güç verir

NOT: Şeriat hakkında olumlu görüşe sahip olan bazı kişiler, gerekçelerde şeriatın kendilerine göre bazı olumsuz yönlerini de işaretlediği için listede sadece olumlu yönleri yer almıyor.

vatan

...

Gönderen YOLCU, Pazar, 27 Temmuz 2008 16:27 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ: AMENTÜ

AMENTÜ


Kahrımın mukaddes küfrüne,

Bir yol bulup yürüyüverdim...

Yeşile mahkum gök ülkemi

Turkuaz turkuaz bürüyüverdim...


Elinden bir seyyid - i saadetin

Suvarıldım yıllar yılı,

Başkaldırıp sahte amentüye

Oluverdim bir Tanrı kulu...


Yesevi ocağında yanan köz

Yaktı da kavruk yüreğimi,

İman diyarının şahına

Turnalar götürdü dileğimi...


Bu dilek bir kutlu dilek

Kut almış Oğuz neslinden..

Mübelliğimdir Ebulkasım

Bir yüce iman faslından...


Ol dem dedi lisan- ı fakirim;

La ilahe illallah…

İmanım aliy, ben hakirim

Ali mürşid güzel şah !


...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 26 Temmuz 2008 21:21 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
CHP GENELBAŞKANI BAYKAL: ASIL HEDEF CUMHURİYET

 CHP GENELBAŞKANI BAYKAL: " ASIL HEDEF LAİK CUMHURİYET " 

Baykal, Türklerin Kıbrıs’ta çok ağır mezalime maruz kaldığını ve amacında Kıbrıs’ın Rum adası yapmak olduğunu, bütün bunlarında Batılı ülkelerin himayesi altında gerçekleştiğini belirtti. Baykal, adadaki Türklerin hukuki haklarının sağlanmasının temel hedef olduğunu ve daha sonrada KKTC kurulduğunu kaydetti.

Annan Planı Kıbrıs’ta çözüm olarak önümüze sunulduğunu ifade eden Baykal, "Şu anda gelinen noktada ortaya konulana Annan Planı bizi tatmin etmedi. Bu planı kabul etmemiz mümkün değildir ve Kıbrıs’taki Türk varlığı ciddi bir tehlikeye girecek ve daha olumsuz bir tabloyla karşılaşacaktır. Buna rağmen Türkiye Annan Planı’na destek olmayı sürdürdü. Sonuç ise biz kabul ettik ama karşı taraf kabul etmedi. Gelinen noktada Kıbrıs’ta kısa bir süre önce her iki ülkenin temsilcisi önemli bir görüşme yaptı. Görüşmenin özünü BM Temsilcisi şöyle bir şey sonuç özetledi: ’Kıbrıs’ta tek egemenlik ve tek bir vatandaşlık anlayışı kabul edilmiştir..." Bu çok ciddi bir rahatsızlıktır."diye konuştu.

Başbakan Erdoğan’ın Kıbrıs’’ta nutuk atmakla suçlayan Baykal, "Yok efendim kanla alınan toprak verilemezmiş. Kanla alınan toprağı Anan Planı ile vermeyi taahhüt ettin. Tek egemenlik KKTC egemenliğini ortadan kaldırır. Başbakan’ın sözlerinin hiç bir ciddiyeti yoktur. Aldatmaca sözlerdir. Bunlarla ülke aldatılamaz" diye konuştu.

Gündeme ilişkin konuşan Baykal özetle şu noktalara dikkat çekti:

- Siyasal nitelikli yargılamalar darbe dönemlerinde ortaya çıkar. Sovyetler Birliği’nde böyle yargılamalar ve kampanyalar yapıldı.

- Siyasal yargılamalar yapanlar bunun altında kalırlar. Laik cumhuriyetin savunucuları yıldırılmak isteniyor. Türkiye bir hesaplaşma içine mi girdi? Cumhuriyet ile ilk kez devletin katkısıyla hesaplaşmaya gidiliyor.

- Bu hesaplaşmanın için laik cumhuriyeti için sindiremeyen odak noktaları vardır. Türkiye’nin dışında, bağımsız bir Türkiye Cumhuriyeti’ni içine sindirememiş, Türkiye’yi denetim ve kontrol noktasına almak isteyen güç çevreleri var...

- Soruşturmada çok ağır ihlaller yapılmıştır. Batılılar soruşturmadaki insan hakları ihlallerini niye eleştirmiyor?

- Seçimlerde iktidardaki parti oyunu artırarak çıktı. Partlemantodaki sandalye sayısını yükselterek çıktı. Aradan bir yıl geçti geldiğimiz noktaya bakın. Ekonomi ne halde. Bir yılda; iktidar partisine kapatma davası açılmış. Emekli generaller tutuklu. Bir büyük dava ülkede deprem etkisi yaptı. Ekonomi allak bullak olmuş. İşsizlik artıyo ...


Gönderen YOLCU, Salı, 22 Temmuz 2008 16:07 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
ADD AÇIKHAVA TOPLANTISI

Atatürkçü Düşünce Derneği, Kadıköy'de "Atatürk ve Demokrasi Mitingi" düzenledi.
Atatürkçü Düşünce Derneği tarafından düzenlenen Kadıköy İskele Meydanı'ndaki "Atatürk ve Demokrasi" mitingine İstanbul ve çevre illerden gelen çok sayıda kişi katıldı. Yoğun sıcağa rağmen ilgi gören mitinge, ADD’nin yanı sıra Yurtsever Hareketi, Türkiye Gençlik Birliği, Tüm Öğretim Üyeleri Derneği, YAYED, İstanbul Barosu ve Ulusal Kanal, çok sayıda demokratik kitle örgütü, sendika, meslek odası ile aralarında İşçi Partisi, CHP ve DSP’nin de bulunduğu siyasi partiler destek verdi.

Kadıköy İskele Meydanı’nda sabahın erken saatlerinde, ellerindeki Atatürk posterleri ve Türk bayrakları ile toplanan katılımcılar, polis tarafından tek tek aranarak miting alanına alındı. Polisin çevrede geniş güvenlik önlemleri aldığı görüldü.

Mitinge katılanlar "Hainler Meclis'te yurtseverler hapiste”, “Millet ordu el ele milli cephede”, “İnadına hukuk, inadına demokrasi inadına laiklik inadına Atatürk”, “Ne ABD ne AB, tam bağımsız Türkiye" şeklinde sloganlar attı. Mitingte bazı vatandaşlar kafalarına gazete koyarak güneşten korunmaya çalışırken, bazı vatandaşlar da ağaç gölgesine sığındı.


Miting için atılacak sloganlar ve açılacak pankartlar daha önce belirlenmiş olmasına rağmen Halkın Kurtuluşu Partisi üyelerinin üzerinde Atatürk ve Lenin'in resimlerinin bulunduğu pankartlar taşıdığı görüldü. Bazı ADD üyeleri açılan bu pankartlara tepki gösterdi.

Atatürk ve Lenin'in yanyana konulamayacağını söyleyen ADD'liler, pankartın kaldırılmasını istedi. "Antiemperyalist Birinci Kurtuluş Savaşımızın Önderi Büyük Müttefik Atatürk ve Lenin" yazan pankart nedeniyle ADD ve Halkın Yükselişi Partisi üyeleri arasında tartışma yaşandı.

ADD üyesi Nuran Papila, Lenin ile Atatürk'ün aynı karede yer almaması gerektiğini dile getirdi. Papila, "Lenin de büyük bir şahsiyet ama Atatürk bizce devrimleri ile yaşayan biri. Tatsızlık çıkmasını istemediğimiz için büyük tepki göstermedik. Ama yapılan doğru değil" dedi.

...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 19 Temmuz 2008 21:31 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
TERCÜMAN GAZETESİ YAZI DİZİSİ

TERCÜMAN GAZETESİ: "BOZKURT KURTARICIDIR..." 

Türk’ün özgürlüğünün ve bağımsızlığının simgesi Bozkurt, Türkler’in İslam’dan önceki bütün destanlarında atadır, rehberdir, kurtarıcıdır“Ergenekon Destanı’nda Bozkurt, demir dağı eritip çıkan Türkler’e yol göstermiştir. Ergenekon’dan çıktıktan sonra, Türkler’in ilk hükümdarı Börte-Çine (Boz-Kurt) adını alır”“Kimi zaman ana, kimi zaman baba rolündeki Bozkurt, çok çok kere Türk neslinin yok olacağı zaman ufukta görünmekte ve Türkler’in devamlılığını sağlamaktadır”

ATİLLA’NIN YÜZÜ KURDA BENZERDİ
En eski Türk efsaneleri kurt ile başlar. Kurt, Türk mitolojisinin başlangıcı ve aynı zamanda en önemli motifidir. Bozkurtlar, öteki kurtlara benzemezler. Onlar sürü halinde dolaşırlar. Başlarında yaşlı ve deneyimli bir önder kurt bulunur ki bu kurda Eke Kurt adı verilir. Kurtlar, başka hayvanlar gibi sürünün en güçlü hayvanını değil, en deneyimli olan üyesini önder olarak seçerler. Tüyleri kırlaşmış ve gök olmuş bu önder kurtlar sürüyü çekip çevirir, yönetir, yiyecek bulmak için en uygun koşulları ararlar. En eski Türk efsanelerinden beri görülen gök kurtlar da yeleleri kırlaşmış, sürülerini usta bir komutan gibi yöneten, düşmanları şaşırtıp pusuya düşüren böyle kurtlardır. “Gök’’, hem sonsuzluğa uzanan göğü, hem de göğün kendi rengini anlatan bir deyimdir. Oğuz Kağan bile, yüzü gömgök olarak doğmuştur. Eski Türkler, Tanrı elçilerine de Gök Sakallı derlerdi. Gök Börü, Gök Kurt, Boz Kurt deyimleri de böyle bir ululuğu ifade ederdi.
Cermenler, Büyük Hun İmparatoru Attila’nın yüzünün kurda benzediğini söylerlerdi.

Yine Türkler’in zor zamanlarında, millet hayatında büyük etkisi olacak geniş ve kapsamlı hareketlere, meselâ toplu bir göçe girişecekleri zamanlarda bozkurt onlara yol göstermekte, eşi bulunmaz şekilde rehberlik etmektedir.
Nitekim Ergenekon Destanı’nda ve Kut Dağı Efsanesi’nde bozkurt millî bir kılavuz rolünü üstlenmektedir.

ATATÜRK VE ERGENEKON
Türk milliyetçiliği ülküsünü Cumhuriyet’in kuruluş felsefesine özenle yerleştiren Büyük Atatürk, hayranlık duyduğu milletinin tarihini çok iyi incelemişti.
Dolayısıyla Türkler’in, İslam’ı kabul etmeden önce, Ergenekon başta olmak üzere bütün destanlarında simge olan bozkurta O da büyük önem ve değer veriyordu. Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında hemen bütün kuruluşlarda bozkurt resmini veya figürünü görmek mümkündü.
Para ve pullara Bozkurt resmi konulmuştu.
Batılılar, Anadolu bozkırının s ...

Gönderen YOLCU, Cuma, 18 Temmuz 2008 20:57 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
ATATÜRKÇÜLER AÇIKHAVA TOPLANTISI YAPIYOR...

ATATÜRK VE DEMOKRASİ AÇIKHAVA TOPLANTISI 

Son dönemde yaşanan Hukuka aykırı ve Demokrasi karşıtı uygulamaları protesto etmek amacıyla 19 Temmuz 2008, Cumartesi günü saat 11.00’de İstanbul Kadıköy İskele Meydanı’nda “Atatürk ve Demokrasi” adıyla bir miting düzenlenmiştir.

 

 

İddianamesi uzun süre hazırlanamayan, 13 aydır gözaltında tutulan aydınlarımıza yönelik olarak gerçekleşen hukuka aykırı uygulamalara karşı tepki göstermek ve diğer demokratik kitle örgütleri gibi bu konudaki duyarlılığını ortaya koymak, Atatürkçü Düşünce Derneklerine düşen önemli bir sorumluluktur.

 

1 Temmuz 2008,Salı günü ADD Genel Merkezi ve ADD Kadıköy Şubesi’nin aranması ile eş zamanlı olarak gerçekleşen Genel Başkanımız Sayın Şener ERUYGUR’a yönelik gözaltına alma süreci ve sonrasında yaşanan gelişmeler bir çok hukuka aykırı uygulamaları da beraberinde getirmiştir. Arama, gözaltı ve sorgulama sürecinde Evrensel Hukuk’un temel ilkesi  olan “Adil Yargılanma Hakkı” ihlal  olunmuş, Atatürkçü Aydınlarımız ve onları savunan avukatları, alınan gizlilik kararı ile adeta bir körebe oyunun parçası haline getirilmiştir. Aynı süreç içinde şüphelilerin dahi ulaşamadığı bilgi ve belgelerin yanlı basında yayınlanması ise ibretle takip edilmiştir.

 

Atatürkçü Düşünce Dernekleri, “Demokratik ve Laik Hukuk Sistemi”nin bir parçası olmanın verdiği sorumluluk duygusu ile hareket eden, Anayasa’dan ve Kanun’dan doğan haklarını kullanan bir demokratik kitle örgütüdür. Yaşanan bu gelişmelere kayıtsız kalması ve ülke tarihinde yer edecek bu onurlu duruşun içinde yer almaması söz konusu dahi edilemez. Bu sebeple tüm örgütümüzü bu demokratik hak arama mücadelesine destek için, 19 Temmuz 2008,Cumartesi günü saat 11.00’da Kadıköy İskele Meydanı’ndaki “Atatürk ve Demokrasi Mitingi”ne desteğe çağırıyoruz.

 


Gönderen YOLCU, Cuma, 18 Temmuz 2008 11:02 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
CHP ATAKTA....

 

CHP GENELBAŞKANI DENİZ BAYKAL YURT GEZİLERİNİ SÜRDÜRÜYOR...

 

Deniz Baykal YARIN Bursa’da Parti Okulu açacak, CHP’ye katılanlara rozet takacak, Mudanya Mütareke Meydanı’nda halkı selamlayacak ve bir konuşma yapacak,

Baykal Bursa Nilüfer Belediyesi Olimpik Yüzme Havuzunun temelini atacak, Altınşehir Gençlik Merkezi’ni hizmete açacak, Kapalı Çarşı esnafı ile kahvaltı yaptıktan sonra, esnafı ziyaret edecek.

Cumartesi günü Erzincan’a gidecek olan Genel Başkan Baykal Hacıbektaş Vakfı Alevi Kültür Festivali’ne katılacak, Geçit Beldesi’nde Cemevi temeli atacak, Altınbaşak Beldesi’nde ise Cemevi’ni ziyaret edecek.

Deniz Baykal, Ulalar, Mollaköy, Altınbaşak ve Yoğurtlu Beldelerinde de temeller atacak ve bazı açılış törenlerine katılarak konuşmalar yapacak.

İletişim Koordinatörlüğü ( Ankara ) - Genel Başkan Deniz Baykal yarın (18 Temmuz Cuma) Bursa’ya, 19 Temmuz Cumartesi günü de Erzincan’a gidecek.

Cuma sabahı helikopter ile Ankara’dan Bursa’ya hareket edecek olan Genel Başkan Baykal, saat 10.00’da Koza Han’da Kapalı Çarşı esnafını ziyaret edecek ve esnaf ile kahvaltı da bir araya gelecek. Saat 11.00’de ise Parti Okulu’nu açacak ve CHP’ye katılanlara rozet takacak.

Saat 13:30’da Nilüfer Belediyesi Olimpik Yüzme Spor tesislerinin temelini atacak ve saat 14:30’da Nilüfer Belediyesi Altınşehir Gençlik Merkezi’ni hizmete açacak olan Genel Başkan Deniz Baykal, saat 16:00’da Mudanya Mütareke Meydanı’nda halkı selamlayacak ve bir konuşma yapacak.

Genel Başkan Baykal geceyi Bursa’da geçirecek ve 19 Temmuz Cumartesi günü özel uçak ile Erzincan’a hareket edecek, saat 12.30’da Erzincan’da karşılanacak.

Saat 13:30’da Geçit Beldesi’nde Cemevi temeli atacak olan Genel Başkan Baykal saat 14:30 Ulalar, 15:30’da Mollaköy, 17:00’de Altınbaşak, 18:30’da Yoğurtlu beldelerini ziyaret ederek açılışlar yapacak, temelller atacak, Altınbaşak’ta Cemevi’ni ziyaret edecek.

Saat 19:30’da Hacıbektaş Vakfı Alevi Kültür Festivali’ne katılacak olan Genel Başkan Baykal gece Ankara’ya dönecek...

 

...

Gönderen YOLCU, Perşembe, 17 Temmuz 2008 10:07 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
CEMAL ŞENER YAZIYOR...

CEMAL ŞENER: AKP'NİN YAPTIĞI EMEVİ MÜSLÜMANLIĞIDIR. 

İslam dininin tarihine bakıldığında; dine saf, temiz, tefekkürle, artniyetsiz inananlar dışındakiler her dönem yadırganmıştır. Çünkü İslam dininde; tevazu, tefekkür, saflık esastır. Mala, paraya, şöhrete, makama, mevkiye vs. düşkünlük itibar edilmeyen bir dini algılamadır.

İslam dininde israf haramdır. Hele halkın hazinesi olan maliyenin (Beyt-ül-mal'ın) yanlış sarf edilmesi en büyük günah sayılır. Orada tüyü bitmemiş yetimlerin, yoksulların, yaşlıların hakkı vardır. Oranın yanlış kullanımı "Kul Hakkı"nın yenmesidir. İslam dininde Allah; birçok konuda hatalı kulumu bağışlarım ama karşıma "Kul Hakkı"ile geleni asla affetmem der Kuran-ı Kerim'de.

İslam tarihinde para, mal yüzünden oluşan ve bu nedenle her tür entrikaya başvurulan anlayış kınanır, küçümsenir ve adına da "Emevi Müslümanlığı" denir.

İslam teologu Abdulbaki Gölpınarlı birçok hadisbilimciden referansla bu olguyu şöyle değerlendirir:

"Bir yanda aşırı zenginlik ve zenginler, öte yandan fethedilen ülkelerden alınan gelenekler ve eski inançlardan kalma alışkanlıklar, İslam inancında çeşitli ayrımlar oluşturur.

Meydana gelen sınıf farkı, zenginler ve yoksullar, ezenler ve ezilenler taifelerini oluşturur. Arap olmayan Müslümanlara "Mevali Müslüman" yani "Köle Müslüman" adı takılır. Köle ve cariye ticareti oluşur. İslam'ın menettiği (yasakladığı) hadımağalığı, kapıcılar, muhafızlar, perdeciler bu yapılarda yerlerini aldılar, içkili, eğlenceli meclisler düzenlenmeye başlandı.

Cahiliye devrinin inanç ve kanaatleri başka bir tarzda, fakat İslami kisve ile tarih sahnesine çıktı. İktidarı artık iman gücü değil, silah kuvveti korumaktaydı. Resulullah'ın hilafeti, İslam saltanatı haline gelmişti."

Türk tarihine bakıldığında; "kul hakkı yemek", güce, kaba kuvvete, baskıya, teröre, korkuya dayalı iktidar anlayışı, "Beyt-ül-mal'dan israf", "dünyeviliğin öne çıkması" vs. geleneği İslam'da yoktur.

Ahmet Yesevi'nin, Yunus Emre'nin, Mevlana'nın, Şemsi Tebrizi'nin, Hacı Bektaş Veli'nin İslam anlayışında tasavvufi İslam esastır. Hakça bölüşüm esastır. Tefekkür esastır. "Bir lokma bir hırka" anlayışı esastır.
 
İhtiyaçtan fazla para, mal, şöhret sahibi olmak İslam tasa ...


Gönderen YOLCU, Çarşamba, 16 Temmuz 2008 08:59 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
HANGİ SÜNNİLİK ? MUSTAFA CEMİL KILIÇ....

MUSTAFA CEMİL KILIÇ'TAN YENİ KİTAP:

HANGİ SÜNNİLİK

SÜNNİLİĞE YÖNELİK BAZI ELEŞTİRİLER

- Sünni Mezheplerin Kimi Çelişkileri Temelinde Sünni İnanca İlişkin Eleştirel Bir Değerlendirme
- Kırklar Cemi Masal mı ?
- Diyanet İşleri Başkanlığı Alevi Bektaşi Klasikleri ve Aleviliğin Teolojik Koordinatları
- Laik Türkiye Cumhuriyet’inde Alevilik
- Alevi Maskesi Takan Bir Kısım Münafığa Dair
- Mum Söndü Denilen İftira Hakkında Birkaç Söz
- Teolojik Açıdan Cem evlerinin Durumu
- Cem evleri Camilerle Eşit Statüde Olmalıdır
- Alevi Köylerine Yapılan Camiler Cem evine Çevrilmelidir
- Aleviler Ramazan Orucu Tutmadığı Halde Neden Ramazan Bayramı Kutluyor ?
- Oruç Gerçekte kaç Gün ?
- Alevilik Türkiye’nin Zenginliği Değildir
- Aleviler Hizaya Gelecek mi ?
- Sünni Görünmek Zorundayım
- 6- 7- 8. Sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Ders Kitapları Hakkında Rapor
- Muharrem Matemi ve Orucu
- Cem İbadeti İle İlgili Bazı Bilgiler
- Tesettürsüz Kadınlar


ETİK YAYINLARI

TEL: (0212) 511 63 91

...

Gönderen YOLCU, Salı, 15 Temmuz 2008 21:37 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ yazıyor...

MİLLİYETÇİLER ENTERNASYONALİ

Tarihin geldiği noktada deyim yerindeyse yıldırım hızında yaşanan değişimlere tanık oluyoruz. Bu değişimleri görebilmek hiç kuşku yok ki yüksek yeti gerektiriyor. Bu cümleden olarak söyleyelim ki, değişimi okuyabilmek / anlayabilmek, ona yön verebilmenin ön koşuludur. Elbette burada söz konusu olan önemli bir husus da yön verme / müdahil olma istencine sahip olup olmama keyfiyetidir. Bu keyfiyetin mevcudiyetini varsayarak enternasyonalizm ve nasyonalizm akımlarını yeni baştan okuma ve anlama eyleminin özneleri olan ulusalcı / milliyetçi fikirliler kendi ideolojileri yararına yeni açılımlara, yeni yöntemlere ve yeni çözüm önerilerine ulaşmak zorundadırlar. Daha net ve anlaşılır söylemek gerekirse ulusçular / milliyetçiler olarak iyice azgınlaşmış enternasyonal saldırılara çok ciddi ve yeni alternatif savunma zeminleri / mevzileri üretme mecburiyetiyle karşı karşıyayız. Bu bağlamda yepyeni bir tez / sav sunma noktasına gelmiş bulunuyoruz:

Millet / ulus gibi yaşamak isteyen ve kültürel değerlerini yitirip "insanlık milleti " masallarının ardına gizlenmiş emperyal enternasyonalizme yem olmaktan kaygı duyan tüm milletlerin milliyetçileri küresel ve enternasyonal bir zeminde işbirliğini gündeme getirmelidirler. Klasik / geleneksel ve ilkel milliyetçilik anlayışıyla bakıldığında pekçok kimse için bu tez uygulanması olanaksız ve milliyetçiliğin ruhuna ters addedilebilir. Lakin gerçek hiç de öyle değildir. Gayet sarih bir biçimde söylemeliyim ki, bugün küresel anlamda emperyal ve hegemonik bir güce sahip olan bir kaç müstesna milletin ( Aslında enternasyonalizm denilen şey sözkonusu milletlerin yerel / nasyonal değerlerinin ve ulusal güç ve olanaklarının kürselleştirilmesinden başka bir şey değildir. Enternasyonalizm / globalizm sömürgeciliğin yeniden biçimlenişi, yeni bir ad ve içerikle mevcudiyetini sürdürmesidir. ) dışındaki tüm milletlerin milliyetçilikleri için mevcut siyasal, stratejik ve taktik faz enternasyonalizmin işini kolaylaştırmaktan öte bir anlama sahip değildir. İşin en acı tarafı da milliyetçilerin pekçoğunun bunun farkında olamamasıdır.

Yerel değerleri ya da ulusal kimliklerin mevcudiyetini savunanlar yani “ millet gibi “ yaşamak isteyenler; milletleri yok edip tek bir evensel kimlik inşa etmeye çalışanlara karşı tek başlarına mücadele etmeyi milliyetçiliklerinin bir gereği olarak görmeyi sürdürdükleri müddetçe süreç enternasyonalistlerin / emperyalistlerin lehine işlemeye devam edecektir. Küresel emperyalist saldırıya karşı bütün milletlerin milliyetçileri birleşmelirler. “ Bütün ülkelerin işçileri birleşin!” şeklindeki marksist söylemi gelinen noktada bütün milletlerin milliyetçileri kendi mücadele