Latest News
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR..

İLHAN SELÇUK VE SÜNNİ İKEN ALEVİ OLMAK ÜZERİNE


İlhan Selçuk, Türk düşün yaşamının en önde gelenlerinden biridir. Cumhuriyet Türkiye’sinin bilge yazarlarından olan İlhan Selçuk, Kemalist, solcu ve ulusalcı duruşuyla milyonlarca insanın ufkunu aydınlatmış ve yaşanan toplumsal gelişmeler karşısında pek çok kişi için yön ve tavır belirleme konusunda kılavuzluk etmiştir.


Cumhuriyet devrimlerinin yılmaz savunucusu olan İlhan Selçuk, yine Cumhuriyet devrimlerinin sözcüsü ve savunucusu olan Cumhuriyet Gazetesiyle de özdeşleşmiş bir basın çalışanıdır. Cumhuriyet gazetesindeki pencere isimli köşesi yüz binlerce insan için aydınlığa açılan bir pencere olmuştur.

İlhan Selçuk, her şeyden önce bize göre solcu ve sosyal demokrat olmayı Atatürk karşıtlığı zeminine çekmek isteyenlere karşı yıkılmaz bir kale olmuştur.O, büyük Atatürk’e ve onun en büyük eserim dediği Türkiye Cumhuriyeti’ne olan bağlılığı, aydınlanmacı çalışması ve kararlı duruşuyla bir neslin yetişmesine ön ayak olmuş emsalsiz kişiliklerden biridir.

Türk tarihinin ve Türk kimliğinin simge sözlerinden biri olan ve Türklüğün büyük efsanelerinden birine ad olan Ergenekon sözcüğüyle isimlendirilen bir operasyon ve tutuklamalar süreci sonunda sağlığı bozulan Selçuk, Türk kimliği yerine ümmet kimliğini yerleştirmek için düzenlenen Ergenekon operasyonunun şehitlerinden biridir.

Kuşkusuz İlhan Selçuk üzerine pek çok söz söylemek, hakkında ciltler dolusu kitaplar yazmak olasıdır. Ancak biz bu yazımızda onun gerçekleştirdiği büyük bir değişimi ve büyük tercihini konu etmek istiyoruz.

Selçuk, Sünni bir aileden gelen biri olarak yaşamı boyunca Alevi Bektaşi kültür ve düşüncesine göre yaşamıştır. Pek çok yazısını Alevi Bektaşi fıkralarıyla ve Alevi inanç ve düşüncesinin damıtılmış unsurlarıyla süslemiştir. Ayrıca Alevilerin haklarını savunmak için yüzlerce yazı kaleme almıştır.

Selçuk, Alevi Bektaşi düşünce ve kültürünün “ ene’l-hak “ inancına içtenlikle bağlanmıştır. Tüm bunlardan dolayı da Sünni kökenli olmasına karşın cenaze töreninin Alevi inancına göre yapılmasını ve naaşının Hacıbektaş ilçesine defnedilmesini vasiyet etmiştir.

Bu tercih ve vasiyet, gerek Aleviler açısından gerekse bütün Türkiye açısından çok tarihsel öneme sahiptir. Sünni kökenli aydın birinin Aleviliği tercih etmesi önemli bir işarettir. Her şeyden önce bu tercihin Alevilerce büyük bir mutlulukla karşılanması da dikkat çekicidir.

“Alevi olunmaz, doğulur “ şeklinde ifade edilen yanlış düşüncenin artık itibar görmeyen bir düşünce olduğu da böylece bir kez daha idrak edilmiştir. Aslında bu yanlış düşünce Alevilik açısından bü ...

Gönderen YOLCU, Pazartesi, 26 Temmuz 2010 08:37 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ

ŞAH İSMAİL VE KIZILBAŞLIK AÇIK OTURUM KONUŞMA METNİ

Odlar yurdu Can Azerbaycan’ımızın İstanbul konsolosu, onur konuğumuz sayın Parviz Mammadzada,
Sayın Kaymakamım,
Sayın Belediye Başkanım,
Alevi İslam inancının önderleri değerli dedeler, babalar,
Kıymetli konuklar,
Sevgili canlar,

Biz yüzyıllardır, “ Açılın kapılar Şah’a gidelim..” diye haykırdık. Kimimiz ulaştı şaha kimimiz ulaşamadı…

Padişahım yaradan
Okur aktan karadan
Ben şahımdan ayrılmam
Bin yıl geçse aradan

Dedik, dedik ve söyledik. Kimimiz alıştı bu ayrılığa, kimimiz alışamadı…

Yaklaşık 500 yıl geçti aradan ve şükürler olsun ulu Tanrı’ya ki o ayrılık bitti. Şah bugün İstanbul’da, burada, aramızda, içimizde, kalbimizde!

Hoş geldin, Şahım hoş geldin!
Hoş geldin, dedem hoş geldin!

Horasan’dan getirmişler fidemi,
Bin yıldır unutmadım dedemi!

Merhaba hoş geldin ey ruh – i revanım merhaba
Ey şeker leb dilberi şirin zebanım merhaba…

Şu anda bu salonda yüzlerce Şah İsmail sevdalısı var. Hepimiz o şahın kullarıyız. Onun yoluna can baş feda eden Alevileriz, Bektaşileriz, Kızılbaşlarız. Hak Muhammed Ali yolunun yolcularıyız…

Şimdi yüzlerce Şah İsmail görüyor gözlerim.

Çok şükür bari hüdama
Dost cemalin gördük bugün
Kalmadı gamla kasavet
Şad – u handan olduk bugün

Biz Aleviler, sırf o gül yüzlü şahı sevdiğimiz için suçlu sayıldık. Ne cevr – ü cefalar çektik. Sürgün edildik. Darağaçlarına yürüdük. Pir Sultan olduk, Şah deyip kurban olduk.

Aslında biz o şahtan hiç ayrılmadık. Adını yasakladılar, yolunu yasakladılar. Ama biz bir gizli sır gibi taşıdık onu kalbimizde. Bir gizli sır gibi… Ama sırrı faş etmedik.

Değerli konuklar,
Sevgili canlar,

Alevi cemlerinin ayrılmaz bir parçası olan deyişlerin, nefeslerin, demelerin önemli bir bölümünün yazarı olan ulu pirimiz Şah İsmail Hatayi hazretlerine yüzyıllarca ne büyük hakaretler edildi.

Ona zalim dediler, hain dediler, kafir dediler, dinsiz dediler.

Ve aşağılamak için Kızılbaş dediler.

O zalim değildi, hain değildi, kafir değildi, dinsiz değildi. Muhammed Ali’nin dinindendi. O bir mümindi.

O dedeler dedesi Hz. Muhammed’in ve ehlibeytin hak sancağını yükselten büyük bir mücahitti. Başında bir kızıl börk vardı, Bir kızıl başlık vardı. Bu kızıl börk, kızıl başlık, Uhut’ta Muhammed peygamberin dişlerinin arasından sızan o kutlu kızıl kanı simgeliyordu.

O kızıl kan, Ali’yül Mürteza’nın mübarek başına sürüldüğünde ismimiz verilmişti bize !

O günden beridir adımız kızılbaştır bizim !

Aynı zamanda başımıza kızıl renkli, kırmızı renkli başlıklar giyme geleneğimiz kadim Türk tarihinin ve Türkmen kimliğinin bir işaretidir.

İşte bunun ...

Gönderen YOLCU, Pazartesi, 12 Temmuz 2010 10:13 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
ŞAH İSMAİL HATAYİ...

ŞAH İSMAİL İSTANBUL’DA ANILDI.

Safevi Kızılbaş Türkmen devletinin kurucusu ve Alevilerin yedi ulu ozanından biri olan Şah İsmail Hatayi ölümünden yaklaşık 500 yıl sonra doğum yıldönümünde ilk kez İstanbul’da anıldı. Anma törenini Şah Hatayi Cemevi ve Kültür Derneği düzenledi.

Tören, Şah Hatayi Cemevi ve Kültür Derneği ...
başkanı Turan Güner’in açılış konuşmasıyla başladı.

Tören kapsamında önce Alevi deyişleri seslendirildi. Ardından “ Şah İsmail ve Kızılbaşlık “ konulu açık oturum düzenlendi. Açık oturuma konuşmacı olarak “ Kızılbaş Türkler “ kitabının yazarı Nihat Çetinkaya, İlahiyatçı yazar M. Cemil Kılıç, Resul İsmailzade ve Cemal Şener katıldı. Açık oturumun ardından zakir Volkan Yılmazer tarafından Şah İsmail Hatayi’nin yazdığı deyişler seslendirildi.

Törene Azerbaycan Cumhuriyeti İstanbul konsolosu Parviz Mammadzada onur konuğu olarak katıldı. Mammadzada, Şah İsmail’in Azerbaycan da milli kahraman olarak görüldüğünün ve Azerbaycan halkı için çok önemli olduğunu belirtti.

M. Cemil KILIÇ ise, yaptığı konuşmada Cumhurbaşkanlığı forsundaki 16 yıldızın 17’e çıkarılmasını ve Safevi devletinin de bu forsta yer almasını, ayrıca İstanbul ve Iğdır’da Şah İsmail Hatayi Üniversitesi kurulmasını istedi.

Yazar Nihat Çetinkaya, Kızılbaşlık kavramının İslam öncesi Türk tarihine kadar dayanan bir anlama sahip olduğunu ve Alevi Türkmenlerin kızılbaş olarak nitelendiğini belirtti.

Cemal Şener ise; Şah İsmail’in büyük bir Alevi önderi ve aynı zamanda Türk dünyası için büyük bir kahraman olduğunu belirtti.

Resul İsmailzade ise, Şah İsmail’in şairlik ve sanatçılık yönüne değindi.

Törene Sultangazi Kaymakamı Yusuf Ziya Çelikkaya da katılıp bir konuşma yaptı. Kaymakamlık olarak Şah Hatayi Cemevine her zaman yardımcı olacaklarını belirtti. Böyle bir törene katılmaktan büyük mutluluk duyduğunu dile getirdi.


www.turkcutoplumcu.com
...

Gönderen YOLCU, Pazar, 11 Temmuz 2010 00:46 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
ŞAH HATAYİ CEM EVİ VE KÜLTÜR DERNEĞİ....

 

    ŞAH İSMAİL İSTANBUL'A GELİYOR...

ALEVİLERİN BÜYÜK OZANI VE BÜYÜK TÜRKMEN ÖNDERİ ŞAH İSMAİL HATAYİ ÖLÜM YILDÖNÜMÜNDE İSTANBUL'DA ANILIYOR. ANMA TÖRENLERİ KAPSAMINDA " ŞAH İSMAİL VE KIZILBAŞLIK" KONULU AÇIK OTURUM YAPILACAK VE ARDINDAN ŞAH HATAYİ DEYİŞLERİ DİNLETİSİ GERÇEKLEŞTİRİLECEKTİR.

DAHA SONRA ŞAH İSMAİL VE ALEVİLİĞİN ANLATILDIĞI " AÇILIN KAPILAR ŞAHA GİDELİM." ADLI BİR SAYDAM GÖSTERİSİ YAPILACAKTIR.

TÖRENİN ONUR KONUĞU AZERBAYCAN CUMHURİYETİ İSTANBUL KONSOLOSU OLACAKTIR.

KONUŞMACILAR:

NİHAT ÇETİNKAYA

RESUL İSMAİLZADE

MUSTAFA CEMİL KILIÇ

ZAKİRLER:

VOLKAN YILMAZER

EMRE BABUR

HAMZA BABUR

HAYDAR BAYAR

DÜZENLEYEN: ŞAH HATAYİ CEM EVİ VE KÜLTÜR DERNEĞİ...

BAŞKAN: TURAN GÜNER...

0506 356 93 66

...

Gönderen YOLCU, Pazar, 04 Temmuz 2010 21:19 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
M. CEMİL KILIÇ AZERBAYCAN KONSOLOSLUĞUNDAYDI. 29 HAZİRAN 2010

 VE... MUSTAFA CEMİL KILIÇ, AZERBAYCAN KONSOLOSLUĞUNDAYDI...
 ÇOCUKLUK VE GENÇLİK YILARINDA AZERBAYCAN HASRETİ İLE YANAN, HAYATINDA KATILDIĞI İLK GÖSTERİDE " YAŞASIN MÜSTAKİL AZERBAYCAN " DİYE BAĞIRIRKEN POLİS ÇOPUYLA DİŞLERİ KIRILAN VE O GÜNDEN BERİ SAĞ ÜST DİŞLERİ TAKMA OLAN VE BUNU BİR ONUR OLARAK SÜREKLİ YAD EDEN M. CEMİL KILIÇ GÖZLERİ DOLARAK AZERBAYCAN KONSOLOSUYLA GÖRÜŞTÜ. GÖRÜŞME ŞAH HATAYİ CEM EVİ YÖNETİMİ İLE BİRLİKTE YAPILDI. 
M. CEMİL KILIÇ'IN KONU İLE İLGİLİ KISA AÇIKLAMASI ŞÖYLE: 
Bugün Azerbaycan konsolosluğunda hayatımın en önemli günlerinden birini yaşadım. Çocukluk ve gençlik hayalimin destansı devleti can Azerbaycanımızın devlet yetkilileri ile görüştük. Sayın konsolos Parviz Bey'e ve BAŞ KONOSOLOS Hasan Bey'e gösterdikleri içten ilgiden ve samimi karşılamadan dolayı milyonlarca kez teşekkür ediyorum.
...

Gönderen YOLCU, Salı, 29 Haziran 2010 22:01 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
HÜRRİYET PAZAR EKİ / 27.06.2010

KILIDAROĞLU: TÜRKMEN KÖKENLİYİM.... 

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile iki uzun söyleşi yaptık. Kılıçdaroğlu, bu söyleşilerde önce Kemal, sonra Kemal Bey, ardından da Kılıçdaroğlu olduğu günleri anlattı. Yazı dizisini de kendisinin bu anlatımlarını esas alarak hazırladım. Tabii burada hemen şunu vurgulamalıyım: Ona göre, “Kılıçdaroğlu ve Kemal Bey” tanımları, “Tayyip Bey ve Recep Bey”den farklı olarak tek bir dönemi ve tek bir kişiliği ifade ediyor.

Tapu memuru Kamer Bey, her akşam ocak başında kitap okurdu. ‘Kerem ile Aslı’, ‘Hazreti Ali’nin Cenkleri’, ‘Ebu Müslümi Horasani’ gibi kitapları heyecan içinde dinlerdi çocukları. Yatma vaktine kadar sürerdi okumaları.
Çocuklar, ertesi akşamı iple çekerdi. Yemekten hemen sonra ocak başındaki yerlerine geçer, babalarının kitabı alıp arkası aynalı 14 numaralı gaz lambasının önüne oturmasını beklerlerdi.
Misafir geldiği akşamlar kitap okumaya ara verilirdi. Lamba söndürülür, lüks lambası dolaptan çıkarılırdı. Lambanın zayıf ışığına alışan çocuklar için lüksün yanması evin şenlik yerine dönmesi demekti. Bir kenara oturur, bu kez babalarının misafirlerle sohbetini dinlerlerdi.
Kamer
Kılıçdaroğlu, evdeki otoriteydi. Ailenin yaşamı da onun tayinleriyle birlikte alt üst olur, sürekli taşınıp dururlardı. O nedenle ailenin ikizleri Kemal ve Adil, ilkokula Van’ın Erciş ilçesinde başladı. İlk üç sınıfa orada gitti; fakat dördüncü sınıfı Tunceli’de, beşinci sınıfı ise Bingöl’ün Genç ilçesinde okudu.

UZUN ÖNLÜKLER TAHTA ÇANTALAR


İlkokuldan itibaren ikizlerin yolları birbirinden ayrıldı. Adil, sınıfta kaldı. Kemal ise sınıfı geçerek yoluna devam etti. Adil, okul hayatında hep Kemal’i geriden takip edecekti. Zaten Kemal’den küçüktü, dünyaya da Kemal’in peşinden gelmişti. Tunceli’nin Ballıca köyünde, 17 Aralık 1948 günü birkaç dakika sonra doğmuş olmasına rağmen hep “ağabey” diye seslenecekti ona.
Erciş’te ilkokula başladıkları gün Kemal için unutulmaz bir gündü. Belleğinde kalan o güne dair en önemli görüntü tahta çantası ve uzun önlükleri: “İlk gün çok uzun siyah önlükler giymiştik. Evde tembihlemişlerdi, sakın çanta ...


Gönderen YOLCU, Pazar, 27 Haziran 2010 15:23 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
YILMAZ ÖZDİL YAZIYOR...

Çömelme açılımı

Çok savaş gördü bu millet...

Çömelen devleti ilk kez görüyor.

Her yer jammer dolu.
Sinyal kesiyorlar.
Ki, mayın filan patlamasın.
Havada üç tane Kobra var.
Tam teçhizatlı, tur atıyorlar.
Arada ısı bombası fırlatıyorlar.
Ki, roket gelirse hedefi şaşırsın.
Yüzlerce bordo bereli etrafta...
Araziye yayılmışlar, eller tetikte.
Kum çuvallarıyla çevrili siper...
Ardında, çömelmiş Başbakan.
Ve, Genelkurmay Başkanı.
Ki, mıhlamasınlar.

Moral vermek için yapılan ziyaretin, moral bozucu fotoğrafıdır bu.

Kimseyi rencide etmek maksadıyla yazmıyorum; ben de olsam, ben de çömelirim... Çünkü, elimizi kolumuzu sallaya sallaya girdiğimiz Irak topraklarına, kendi topraklarımızdaki kum çuvallarının ardından çömelerek bakabiliyoruz bugün anca.

Ankara’da yıllardır yan gelip yatarken, dizlerinin üstüne çökmüş örgütün, yeniden ayağa kalkmasına göz yummanın neticesidir bu... Kahramanlarımıza vatan haini muamelesi yapıp, içeri tıkarken, “güzel şeyler oluyor” deyip, teröriste havai fişek fırlatmanın, şımartmanın neticesidir. Şeref madalyalı subaylarımız kendi kafasına sıkarken, utanmadan sırıtmanın... “Camilerimizi bombalayacaklar, bize suikast yapacaklar” iftirasıyla cahil cüheladan oy toplayıp, elinde roketle gezenleri gizli gizli affetmeye çalışmanın bedelidir. Adamlar harıl harıl memleketin yollarına mayın döşerken, şarkıcılarla türkücülerle şov yapmanın, 4-4-2’yle mi yoksa 3-5-2’yle mi hallederiz bu meseleyi diye, futbolcularla top sektirmenin bedelidir.

Bir taraftan “kardeşim” diye bağrına basacaksın Barzani’yi... Öbür taraftan “taşeron bunlar” deyip, kum çuvallarının ardından çömelerek bakacaksın Barzani’nin topraklarına.

Nasıl gezebiliriz ki ayakta? ...

Gönderen YOLCU, Salı, 22 Haziran 2010 13:41 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
TÜRK ULUSUNUN BAŞI SAĞ OLSUN...

 

   BÖLÜCÜ TERÖR TEŞKİLATI 10 ASKERİMİZİ ŞEHİT ETTİ

Türk ordusuna ve tümüyle Türk ulusuna karşı yürütülen alçakça saldırılar evlatlarımızın şehadetine yol açıyor. Son saldırıda 10 evladımız şehit oldu. Şehit askerlerimize yüce Tanrı'dan rahmet, yakınlarına ve tüm Türk ulusuna baş sağlığı diliyoruz.

Sorumluluk konumunda bulunan hükümet hesap vermelidir.

Türk ulusu bölücülerle pazarlık yapmaya kalkışan Recep Tayyip Erdoğan Hükümetinin hesap vermesini beklemektedir.

TÜRKÇÜ TOPLUMCULAR...

...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 19 Haziran 2010 14:18 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
16.06.2010 VATAN GAZETESİ KİTAP EKİ

M. CEMİL KILIÇ'IN VATAN GAZETESİNDEKİ YAZISI...

VATAN GAZETESİ KİTAP EKİNDE YAYINLANAN YAZIMIZ:

183 YIL ÖNCEKİ ALEVİ SAVUNMASI 

“İdamla Yargılanan Bir Alevi Dedesinin Savunması “
Adlı Kitaba İlişkin Bir Değerlendirme

Alevilerin büyük inanç önderi Hacı Bektaş Veli’ye atfedilen şöyle bir söz vardır: “ Düşünce karanlığına ışık tutanlara ne mutlu… “

Yazar Cemal Şener’in kaleme aldığı “ İdamla Yargılanan Bir Alevi Dedesinin Savunması “ adlı çalışma, Alevilik tartışmaları açısından “ düşünce karanlığına ışık tutucu “ önemli bir belge niteliğine sahip. Alevilik ve İslam ilişkisi, Aleviliğin teolojik koordinatları, Alevi ritüelleri ve Aleviliğin gelecekte takip edeceği seyir konusunda süregelen entelektüel ve teolojik savrulmayı gerçeğin rotasına çekebilecek tüm veriler bu kitapta bütün berraklığıyla yer alıyor.

Günümüzden 183 yıl önce, Osmanlı Devleti tarafından kurulan bir şeriat mahkemesinde, Alevilerin en üst inanç önderi olan Mehmet Hamdullah Çelebi adlı Alevi dedesinin şahsında Alevilik ve Aleviler idamla yargılanırlar. Karar baştan bellidir: İdam !

Buna rağmen Hamdullah Çelebi inançlarından en ufak bir taviz vermeden ve takiye yapmadan tarihe ölümsüz bir belge olarak geçecek olan savunmasını kararlılıkla ortaya koyar.

Bu savunma her şeyi açıklamaktadır. Günümüz ilahiyatçılarının ve kimi Alevi çevrelerin üzerinde görüş birliğine varamadıkları Alevilik tanımlamasına son nokta Hamdullah Çelebi tarafından konulmuştur. Yazar Cemal Şener işte bu gerçeğe ışık tutuyor.

Alevilik bir din midir ? Mezhep midir ? Sünnilik ve Şiilik karşısındaki konumu nedir ? Alevi ibadetleri Sünni ve Şii ibadetleriyle özdeşleşir mi ?

Sünni ve Şii çevrelerce bütün Müslümanların müşterek inanç ve ibadet ilkeleri olarak sunulan “ İslami “ unsurlar Aleviler için ne anlam ifade ediyor ?

Alevilikte Allah inancı, Hz. Muhammed ve Hz. Ali’ye bakış, hilafet meselesi ve meselenin itikadi çerçevesi, cami, namaz, oruç, hac vb dinsel konulara dair Alevi yaklaşımı, Alevilerin o dönemdeki postnişini olan bir Alevi dedesi tarafından son derece net bir biçimde bizzat ortaya konuluyor.

Bilindiği gibi Aleviliğin İslam’daki yerini ve İslam ile ilişkisini iki kesim tartışma konusu yapmaktadır. Bunlardan birisi; kendilerini adeta İslam’ın temsilcisi ve vekili gibi gören günümüzdeki bazı Diyanet İşleri Başkanlığı görevlileri, İlahiyat Fakültelerindeki bazı akademisyenler ve bu zihniyete yakın bazı kimselerdir. Bunlar, Aleviliği İslam dışı bir akım olarak görmektedirler. Gerekçeleri ise; Alevilerin İslamiyetle ilgili farklı yorumlarının olmasıd ...


Gönderen YOLCU, Çarşamba, 16 Haziran 2010 09:04 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
KEMAL KILIÇDAROĞLU

KILIÇDAROĞLU: " KÜRTÇE EĞİTİM AYRIŞTIRIR." 

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, siyasete dışarıdan müdahale girişimlerine karşı tavrını net ifadelerle ortaya koydu.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Parti Genel Merkezi'nde gündemdeki konuları Zaman'a değerlendirdi. 'İktidar alternatifi' haline gelmek için her anlamda önemli çalışmalar yapacaklarını kaydederken sakin bir söylem kullanacağına işaret etti. 'Yoksulluk ve yolsuzluk' gibi iki ana eksen üzerinde politika geliştirecekleri mesajı veren Kılıçdaroğlu, bunu da toplumun bütün kesimlerini kucaklayarak gerçekleştireceklerini aktardı.

Mütedeyyin insanlardan oy beklediğini, siyasetin insanların inancını özgürce yerine getirmesinin yolunu açması gerektiğini belirtti. Kılıçdaroğlu'nun değerlendirmeleri şöyle:

Siyasete dışarıdan müdahale olmamalı: Herkes 'siyasete müdahale' girişimlerine karşı çıkmalı. Bu ülkede demokrasi olsun diyorsak, halkın iradesini baş tacı ediyorsak, demokrasiye dışarıdan müdahalelere kapıları kapatmalıyız. Türkiye Cumhuriyeti'nin her kurumu saygındır. Gözümüz gibi korumalıyız. Üniversite, ordu, yargı, parlamento, istihbarat örgütleri, emniyet de böyledir. Siyasetçi bu kurumların içine girip 'kendi ideolojimi bu kurumlara vereceğim' dememeli. O kurumlar siyasetin emrinde olmalı ama günlük siyasal politikaların birer parçası olmamalıdır.

Darbe olursa tankın önüne ilk çıkacak kişi ben olurum: CHP genel başkanı olarak söylüyorum; CHP'liler bir darbe olursa o darbeye karşı çıkacaktır. Bu ülkeyi demokrasi içinde geliştireceğiz. Bu ülkenin her insanı artık bu tür çabanın içinde olmalı. Ne silah yoluyla ordu ne de başka bir güç demokrasiye müdahale etmemeli. Siyasetçilerin halka gidip programlarını, dünya görüşlerini, sorunları nasıl çözeceklerini anlatıp onlardan oy almaları gerekir. Siyasete gece yarısı bildirisi veya başka yoldan müdahaleyi reddetmemiz lazım. 21. yüzyılın Türkiye'si bu defteri kapatmak zorundadır. Geçmişte yaşananlar, bugün demokrasinin ağır aksak ilerlemesine neden olmuştur. Oysa onlar yaşanmasaydı biz demokrasi çıtamızı çok daha yükseltmiş olabilirdik. Demokratikleşme konusunda taviz vermeyeceğiz. Ama Türkiye'de siyaset dışındaki sivil kurumların eleştiri yapmasının bir bedeli olduğu ortaya çıktı. Eleştiri yapıyorsunuz, arkadan iki denetim elemanı kapınızda bekliyor.

Sağ-sol kavramı artık havada kalıyor: Sağ-sol geçmişte çok tartışıldı. Türkiye artık farklı iki ana eksen üzerinde politika geliştirmeli. Bir; temiz siyaset, halkın sorunlarına kilitlenen bir siyaset. İkinci ana eksen siyasete girip siyasette zenginleşen, halkı unutan siyaset.

Türk halkı yenilikçi: Türkiye yurttaşlarını muhafazakar görmüyorum. Seçimlere bakın, hep yenilikten yana olmuşlardır. Bizim toplum hep yeni söylemlerin, yeni yüzlerin arkasında gitmiştir. S ...


Gönderen YOLCU, Cumartesi, 12 Haziran 2010 08:23 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

ALEVİLERİN BÜYÜK OZANI, SAFEVİ KIZILBAŞ DEVLETİNİN KURUCUSU

 ŞAH İSMAİL HATAYİ



Şah İsmail Hatayi, Erdebil Beyliğine bağlı Şeyh Safiyyüddin Erdebili'nin torunu olarak 1487 yılında Şeyh Haydar’dan olma, Halime Begüm Alemşah’dan doğma olarak dünyaya gelmiştir. Şeyh Safiyyüddin Erdebili, 1252-1334 tarihleri arasında yaşamış bir İslâm din bilginidir. İslâm bilgini olduğu kadar, döneminde ünü halk arasında yayılmış, saygıyla yad edilmiş devlet adamı kimliğini de sahiptir. Onun soyundan gelen Şeyh Haydar, bugünkü Anadolu Aleviliğinin kurucusu sayılır. Anadolu, Horasan, İran ve Irak’taki Türkmenleri istikrarlı bir biçimde örgütlemiş, kendine bağlamıştır. Günümüze değin gelen uygulamalarından biri, kendi bağlılarını rahatlıkla tanıyabilmek için başlarına Kızıl başlıklar giydirmesidir. Böylelikle başlarına kızıl başlıklar giyen Aleviler, Şeyh Haydar’ın askerleri olduklarını belli ederlerdi. İşte bugünkü Kızılbaş denilen Aleviler, Şeyh Haydar’ın yani Şah İsmail’in babasının bağlılarıdır. Halime Begüm hanım ise, Akkoyunlu devletinin son hakanı olan Uzun Hasan'ın kızıdır.

1493 yılında, Şah İsmail’in babası bugünkü Horasan'ın Şirvan bölgesinde egemen olan Sultan Yakup'un ordusuyla yaptığı savaşta yaşamını yitirdi. Horasan, Orta Asya’dan gelen Türklerin uğrak yeri olarak saldırıya açık ve cazip bir yerdi. Buranın cezp edici koşulları, kanlı savaşlara neden oluyordu. 13.yüzyılda da bu topraklar uğruna savaşlar sürmüş, ancak yabancı eline geçişi Koloner Pesyan’ın mücadelesi sonunda olmuştur. Pesyan, Horasan’ı ölümüne savunmuşsa da, Fars ordularınca bozguna uğratılmıştı. Şeyh Haydar’ın öldürülmesinden sonra Yakub’un askerleri, ardından gelecek hiç kimse bırakmamak için Şah İsmail’in ve annesinin peşine düştüler. Annesi Begüm hanımla birlikte gizlenen Şah İsmail, ata dergahında babasının taliplerince koruma altına alındı. Burada din bilgileriyle olduğu kadar savaş sanatının incelikleriyle de yetiştirilen küçük Şah, 13 yaşına geldiğinde Şirvan'a giderek babasının öcünü aldı. Babasını öldüren Sultan Yakup'un komutanı Ferrah Yaser'i öldürerek Şirvan topraklarını ele geçirdi. Horasan’da egemenlik kurdu. 14 yaşında bugünkü Azerbaycan topraklarını, 15 yaşında Tebriz'i ele geçirip, ölümsüz ünvanı olan ŞAH’lığı aldı. Henüz 15 yaşında, bugünkü Diyarbakır'dan Hindistan'a kadar tanınan, saygı gösterilen, umut bağlanan genç bir hakan olmuştu.

Şah İsmail, Karayülük Osman beyin kurduğu, Oğuz Türklerinin Bayındır koluna mensup oymaktan olan Akkoyunlu devletini dağıtmış, Irak topraklarına egemen olmuş, İran'ı tamamen ele geçirmişti. Akkoyunlu devletinin tarihteki tablosu , güçlü Türkmen devleti olarak karşımızda durmaktadır. Devletin son hükümdarı Uzun Hasan’dır. Uzun Hasan, 1423 yılında Diyarbakır'da doğmuş ...


Gönderen YOLCU, Cuma, 28 May 2010 14:25 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
M. CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

BİR YIL ÖNCE SAYIN KEMAL KILIÇDAROĞLU HAKKINDA YAZDIĞIM O YAZI ! 

Kemal Kılıçdaroğlu, sol siyaset için yeni ve zinde bir umut haline geldi.

Sol seçmenin yaşadığı sıra dışı heyecan bu umudun bir dışa vurumudur.


Dürüst, ilkeli, yurtsever ve sosyal adaletçi kimliğiyle Kılıçdaroğlu’nun daha uzun yıllar boyunca Türk siyasetine damga vuracağı anlaşılıyor.


Hangi siyasi çizgiye mensup olursa olsun bütün Türk halkı için önemli bir değere dönüşen Kılıçdaroğlu, hemen hemen her kesimden oy alabilen bir duruşa sahip…


Hem DTP seçmeninden hem de MHP’lilerden oy alacağı kesin olan Kılıçdaroğlu bunu nasıl başarıyor ?


Görebildiğimiz kadarıyla MHP’lilerin önemli bir kesimi AKP’ye duydukları antipati nedeniyle Kılıçdaroğlu’na yöneliyor. Bu noktada üzerinde durulması gereken önemli bir unsur var:


MHP’liler dahil hemen hiç kimse onun hakkında Kürtçülük, Zazacılık, Alevicilik gibi bir suçlamaya cüret bile edemiyor. Zira Kılıçdaroğlu’nun bu konudaki sicili tam bir Atatürkçü’ye yakışır şekilde tertemiz.

Özellikle Ankara seçimlerinde Melih Gökçek tarafından önemli bir argüman olarak kullanılmaya çalışılan “ Karayalçın’ın DTP üzerinden PKK işbirlikçisi “ olduğu iddiası düşünüldüğünde geçmişi didik didik edilen Kılıçdaroğlu’nun sicilinin temizliği, özellikle AKP olmak üzere rakiplerini çıldırtacak düzeyde net ve berrak…

Yeri gelmişken kimi yanlış anlaşılmalara mahal vermemek için belirtmekte fayda gördüğümüz bir inancımızı izhar edelim:


Sayın Murat Karayalçın için yapılan yakıştırma kesinlikle insafsız ve haksız bir yakıştırmadır. Sayın Karayalçın’ın yurtsever, Atatürkçü ve ulusal bütünlükçü kimliğinden kuşku duymak siyasi bir sapkınlıktır. Siyasal geçmişinde kimi hatalar yapsa da gelinen noktada Sayın Karayalçın, Ankaralı seçmen için olduğu kadar tüm Türk seçmeni için de önemli bir siyasal kişiliktir.

Tekrar Kılıçdaroğlu’na dönecek olursak gördüğümüz şudur ki, kendisi daha şimdiden 29 Mart seçimlerinden zaferle çıkmış bulunmaktadır. Zira o, artık bütün Türkiye’de CHP oylarını birkaç puan birden sıçratan bir siyasal yıldızdır.

CHP’nin bu seçimden oylarını yükselterek çıkacağı kesindir. Bunun ne kadar bir yükseliş olacağı konusunda far ...

Gönderen YOLCU, Salı, 18 May 2010 15:55 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
M. CEMİL KILIÇESKİŞEHİR'DE...

  

           M. CEMİL KILIÇ 23 MAYIS'TA ESKİŞEHİR'DE

M. CEMİL KILIÇ SÜCAEDDİN VELİ ANMA ETKİNLİKLERİNE KATILMAK İÇİN 23 MAYIS'TA ESKİŞEHİR'DE OLACAKTIR.

TÖRENLER KAPSAMINDA DÜZENLENEN AÇIK OTURUMDA KONUUŞMACI OLARAK YER ALACAKTIR.

İLGİLENENLERE DUYURULUR.

...

Gönderen YOLCU, Pazartesi, 17 May 2010 08:44 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
TERCÜMAN GAZETESİ

AKP’ye mesaj

ŞEHİT cenazeleri yine ikişer-üçer gelmeye başladı.
Bir ayda 18 yiğidimizi daha toprağa verdik.
Her şehit cenazesi, tepki seline dönüşüyor.

Diyarbakır Lice ilçesi kırsalında teröristlerce şehit edilen Piyade Teğmen Ahmet Altunoğlu’nun cenazesine Samsun’da 30 bin kişinin katılması...

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın, Şırnak’taki silahlı saldırıda şehit olan Jandarma Kıdemli Yüzbaşı Levent Çetinkaya’nın Kayseri’deki cenaze törende beden eğitimi öğretmeninin yumruklu saldırısına uğraması...

Adana’nın Kozan İlçesi’nde şehit uzman çavuş Metin Can’ın cenaze törenine katılan Ak Parti Mersin Milletvekili Kürşad Tüzmen’in yuhalanması ve bindiği araca tekme atılması...

Atılan sloganlar da zehir zemberek:

“Hükümet istifa”
“Açılımınız bu mu?”
“Asker hapiste, PKK Meclis’te”
Başlıbaşına mesaj değil mi bunlar?
AKP, kendisine nasıl bir mesaj verilmek istendiğinin farkında mı?

*
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, geçen yıl, “tarihi fırsat”tan söz ediyor, “Güzel şeyler olacak” diyordu.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ise, “Analar ağlamasın” sloganıyla yola çıkmış ve “Kürt açılımı” ya da “Demokratik açılım” başlatmıştı.

Ellerinde sanki sihirli değnek vardı ve bir dokunuşla -26 yıldır canımızı yakan ve yakmaya devam eden- bölücü terörü bitireceklerdi.

Kim istemezdi ki...

Sayın Başbakan, “Herkes elini taşın altına koysun” çağrıları yapıyordu.

Herkes elini taşın altına koymaya hazırdı, ama elini nasıl bir taşın altına koyacağını bilmiyordu.

Çünkü bir türlü içi doldurulamayan bir “açılım”dan söz ediliyordu. Bölücülere taviz mi verilecekti? Bölücü terör örgütüyle masaya mı oturulacaktı? Belli değildi.

BDP’liler ise, “Abdullah Öcalan muhatap alınsın” diye bastırıyorlardı.

*
Habur görüntüleri kırılma noktası oldu.
Kandil’den ve Mahmur Kampı’ndan gelen PKK’lılar, terörist kıyafetleriyle şov yaptılar.

Seyyar mahkeme ayaklarına götürüldü.
Bugünün BDP, o günün DTP’lileri, zafer çığlıkları atmaya, bölücü ayaklanmanın provalarını yapmaya başlamışlardı.

İğrenç Habur görüntülerine halkın yoğun tepki göstermesi, hükümetin aklını başına getirdi.
“Kürt açılımı” ya da “Demokratik açılım”, Alevi açılımı ve Roman açılımı gibi açılımlarla sulandırıldı.
Ve bu açılımların hiçbirinden somut bir sonuç alınamadı.

Bilmeyenler de, terörün ne demek olduğunu ve açılımlarla önlenemeyeceğini öğrenmiş oldular.
Cumhurbaşkanı Gül, artık “tarihi fırsat”tan söz etmiyor, “Güzel şeyler olacak” ye ...


Gönderen YOLCU, Çarşamba, 12 May 2010 17:34 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
DUYURULAR...

 

  M. CEMİL KILIÇ'IN AÇIK OTURUM DUYURUSU

1. M. CEMİL KILIÇ, 9 MAYIS 2010 SAAT 14:00'DA ESENYURT ERENLER CEM EVİNDE " ALEVİLİĞİN GÜNCEL MESELELERİ" KONULU AÇIK OTURUMA KATILIYOR.

2. M. CEMİL KILIÇ, 16 MAYIS 2010 SAAT 14:00'DA BAĞCILAR CEM EVİNDE " HZ. MUHAMMED VE EHLİBEYT " KONULU AÇIK OTURUMA KATILIYOR.

3. M. CEMİL KILIÇ, 23 MAYIS 2010 SAAT 13:00'DE ESKİŞEHİR SÜCAEDDİN VELİ TÖRENLERİNE KATILIYOR...

İLGİLENENLERE DUYURULUR... 

...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 08 May 2010 10:54 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
ŞAH HATAYİ CEM EVİ....

 

ŞAH HATAYİ CEM EVİNDE...

1. HER SALI 20:30 / 21:30 ARASI M. CEMİL KILIÇ TARAFINDAN ALEVİLİK DERSİ VERİLİYOR.

2. HER PERŞEMBE SAAT 20:30'DA CEM İBADETİ YÜRÜTÜLÜYOR.

3. HER CUMARTESİ SAAT 17:00'DE DEDEMİZ HÜNKAR UĞURLU TARAFINDAN GENÇLİK KOLUNA YÖNELİK ALEVİ DUALARI VE RİTÜELLERİ DERSİ VERİLİYOR.

4. 20 HAZİRAN'DA KIR YEMEĞİ DÜZENLENİYOR.

5. 9 TEMMUZ'DA " ŞAH İSMAİL VE KIZILBAŞLIK" PANELİ DÜZENLENİYOR.

6. AYRICA CEM EVİMİZDE SEMAH VE SAZ KURSLARI DA DEVAM EDİYOR...

İLGİLENENLERE DUYURULUR...

ŞAH HATAYİ CEM EVİ SULTANGAZİ 50. YIL MAHALLESİ A CADDESİ NUMARA 19'DA ETKİNLİKTEDİR.

...

Gönderen YOLCU, Pazar, 02 May 2010 20:51 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
M. CEMİL KILIÇ CEM TV'DE...

 

   ÇOK ÖNEMLİ DUYURU... ÇOK ÖNEMLİ DUYURU....

M. Cemil KILIÇ, CEM TV'DE...

TARİH: 1 MAYIS 2010

SAAT: 19:00

KONU: ALEVİLİK - ŞİİLİK FARKI VE ASİMİLASYON

SUNAN VE HAZIRLAYAN: İSMAİL SAÇLI...

YAYINA KISA MESAJ VE SORULARINIZLA KATILABİLİRSİNİZ...

İLGİLENENLERE DUYURULUR.

...

Gönderen YOLCU, Salı, 27 Nisan 2010 21:11 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
HÜSEYİN MACİT YUSUF / YENİ ÇAĞ GAZETESİ

Kıbrıs Türkü ‘devletim ve egemenliğim’ dedi

KKTC’de 18 Nisan’da yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimini oyların yüzde 50.38’ini alan UBP Genel Başkanı ve Başbakan Dr. Derviş Eroğlu kazandı. Mukavemetçi Kıbrıs Türkü bir kez daha tarih yazma fırsatı bularak devletine, egemenliğine ve ulusal davamıza sahip çıktığını dost düşman herkese gösterdi. Kıbrıs Türkü, Devletimiz KKTC’yi tasfiye ederek bizi Rum’a yamalamayı hedefleyen emperyalizme ve onun içimizdeki piyonlarına güçlü bir şamar atmıştır. Kıbrıs Türkü, seçim propagandası sürecinde AB, ABD, BM, Garantör İngiltere ve Anavatan Türkiye’deki AKP iktidarının Talat’ı destekleyen telkin ve baskılarına karşı dik durmasını bilmiştir. Verilen mesaj oldukça anlamlıdır ve emperyalizm tarafından iyice anlaşılmalı ve not edilmelidir: ‘Kıbrıs Türkü canı pahasına, bin bir meşakkatle kurduğu Devletimiz KKTC’ye ilelebet sahip çıkacağını bir kez daha teyit etmiştir. İki devletli çözümden başka yol olmadığının altını çizmiştir. Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti safsatasını çöpe atmıştır. Bundan böyle hiç kimse Annan Planı ve 24 Nisan 2004 iradesinden bahsedemeyecektir.’ Halkımız eski Cumhurbaşkanı Talat’ın ‘Ben yaptım oldu’ zihniyetiyle aldığı kararlara geçit vermeyerek ‘tek halka’, ‘tek temsiliyete’, ‘tek egemenliğe’ dayalı bir çözümü kesinlikle kabul etmeyeceğini, Rum’a hiçbir şekilde mahkum olmayacağını göstermiştir.

Cumhurbaşkanlığına seçilen Dr. Derviş Eroğlu’nun siyasi hayatı başarılarla doludur. 19 yıllık Başbakanlık hizmeti döneminde önemli kararların ve projelerin altında imzası vardır. UBP hükümetlerinin, bir kısım yanlışları hariç, KKTC’nin gelişimine ve kalkınmasına önemli katkıları olduğu tartışılmaz gerçeklerdir. UBP hükümetleri, Eroğlu Başkanlığında, her zaman Anavatan Hükümetleri ile karşılıklı anlayış, işbirliği ve dayanışma içerisinde KKTC’ye faydalı olma hedefiyle önemli çalışmalar gerçekleştirmiştir.

Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun ‘konfederasyon’ tezini desteklediği ve içinde KKTC’nin olmayacağı herhangi bir anlaşmayı onaylanmayacağı düşünüldüğünde ‘federasyon’ tezine odaklanmış olan Anavatandaki AKP iktidarı ile pek de ahenkli bir çalışma içerisinde olamayacağı düşünülebilir. AKP iktidarı ‘iki adım önde’Kıbrıs sorununu çözmeye kararlıdır. Ne var ki 18 Nisan seçim sonucundan, AKP de üzerine düşen mesajı almalıdır. Kıbrıs Türkü AKP’nin iktidara geldiği Kasım 2002 tarihinden beri uygulamaya koyduğu Kıbrıs siyasetine destek vermediğini somut bir şekilde ortaya koymuştur. Her fırsatta ‘halk iradesinin kutsiyetinden’bahseden Anavatan Türkiye Başbakanı Sayın Erdoğan, Kıbrıs Türkünün iradesine de saygı göstermelidir. Sayın Erdoğan, Kıbrıs Türkünün ...


Gönderen YOLCU, Pazartesi, 26 Nisan 2010 17:02 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
M. CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

ALEVİLERE YÖNELİK Şİİ / CAFERİ MİSYONERLİĞİ
VE ALEVİ – Şİİ BENZEMEZLİĞİ ÜZERİNE



Şiilik, üç büyük İslami ekolden biridir. Diğer ikisi Sünnilik ve Aleviliktir. Bu üç adlandırma da bir üst kimliği ifade etmekte olup pek çok alt ekol, söz konusu üst kimlikler dahilinde değerlendirilmektedir.

Sözgelimi, Sünnilik çerçevesinde itikadi açıdan iki ekol vardır ki bunlar; Maturudilik ve Eş’ariliktir. Yine Sünnilik dahilinde bulunan dört fıkhi ekol vardır. Bunlar da; Hanefilik, Şafiilik, Malikilik ve Hanbeliliktir.

Şiilik inancı da benzer şekilde çeşitli alt ekollere ayrılmıştır. İslam mezhepler tarihinde Şii ekoller olarak adlandırılan oluşumlardan bazıları şunlardır; İsna aşeriyye, İsmailiyye ve Zeydiyye…

Sünni bilginler, Şiiliği, Ilımlı Şiilik ve Sapkın Şiilik ( Gulat – ı Şia ) olmak üzere kategorize etmişlerdir. İsna aşeriyye, Zeydiyye ve kısmen İsmailiyye mutedil olarak telakki edilmiştir.

Bununla birlikte, gerçekte Şia ile çok keskin ve katı bir biçimde ayrışan Alevilik, Ali Allahilik, Kızılbaşlık, Bektaşilik ve Nusayrilik gibi ekolleri ise “Sapkın Şiilik” olarak nitelendirmişlerdir. Sünni bilginlerin sapkın gördüğü bu ekolleri, Şii ulema da aynı şekilde sapkın addetmiştir. Bundan dolayıdır ki bugün İran’da Şii Caferi mollalar “Ali Allahilere” karşı amansız bir mücadele vermektedir. İran Devletince pek çok Ali Allahi cezalandırılmakta ve gadre uğratılmaktadır. İdam, sürgün ve hapis cezaları ile sindirilmek istenen İranlı Aleviler olan Ali Allahiler ( Ehlihaklar ) maruz kaldıkları muameleler bakımından Türkiyeli Alevilerden bile daha kötü durumdadır.

Günümüzde Şiilik denilince akla öncelikle “İsna aşeriyye” gelmektedir. İsna aşeriyye, “On İkiciler” demektir. On İki İmam inancından dolayı İsna aşeriyye denilen bu grubun bir diğer adı da İmamiyyedir. Ancak bu guruba dair en bilindik adlandırma, Caferiyye / Caferiliktir. Caferilik, İran İslam Cumhuriyeti’nin resmi mezhebidir. Arkasında devlet gücü bulunmasından dolayı diğer Şii ekollere karşı ( İsmailiyye ve Zeydiyye ) tartışılmaz bir üstünlük kazanan Caferilik, misyonerlik faaliyetlerine büyük önem vermektedir. Yapılan çalışmalar sonucu pek çok kimse devşirilmek suretiyle Caferileştirilmiştir. Bu süreç halen tüm hızıyla sürmektedir.


Caferileştirme hareketi yada Caferi misyonerliğinin kendisi dışındaki diğer Şii ekollerden sonra öncelikli hedef kitlesi İran’da Ali Allahiler ( Ehlihaklar ), Irak’ta Sarılılar, Kakailer ve Şahbekler, Türkiye’de ise Alevi Kızılbaşlar, Tahtacılar, Nusayriler ve Bektaşilerdir. Bilindiği üzere anılan bu grupların tümü aslında Alevi üst kimliğinin bileşenleridir. Yani hepsi Alevidir.

İran devletinden aldığı güçle hareket eden Caferi misyonerliğinin Balkanlardaki Alevi Bektaşi ve Bedreddini gruplar üzerinde de yoğun bir biçimde çalıştığı bilinmektedir.

Caferi misyonerlerin Alevilere ...


Gönderen YOLCU, Pazar, 18 Nisan 2010 21:30 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
DERVİŞ EROĞLU GELİYOR....

KKTC'de TÜRK MİLLİYETÇİLERİ / ULUSALCILAR zafere koşuyor...

Ulusalcı lider Dr. Derviş EROĞLU öncülüğünde birleşen ULUSAL BİRLİK PARTİSİ, DEMOKRAT PARTİ, MİLLİYETÇİ ADALET PARTİSİ VE HALK İÇİN SİYASET PARTİSİ 18 nisanda yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminde AB VE ABD işbirlikçisi M. ALİ TALAT'a devirip TÜRKÇÜ DAMGAYI KKT...C'ye yeniden vuracaklar.

Yaşasın KKTC...

Yaşasın Türkiye !

Yaşasın Türk ulusu !

...

Gönderen YOLCU, Cuma, 16 Nisan 2010 13:45 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
M. CEMİL KILIÇ

M. CEMİL KILIÇ ETKİNLİK ÇİZELGESİ... 

1.18 Nisan saat 14:00 KARTAL CEM EVİNDE, Açık Oturum...

2. 20 Nisan saat 20:30 ŞAH HATAYİ CEM EVİNDE, ALEVİLİK DERSİ...

3. 23 Nisan saat 20:30 SU TV'de SUYUN KAYNAĞINDAN izlencesi...

4. 25 Nisan saat 13:00 HALKALI CEM EVİNDE, Açık Oturum...

5. 27 Nisan saat 20:30 ŞAH HATAYİ CEM EVİNDE ALEVİLİK DERSİ...

6. 30 Nisan saat 20:30 SU TV'de SUYUN KAYNAĞINDAN izlencesi...

7. 3 Mayıs saat 20:30 ŞAH HATAYİ CEM EVİNDE ALEVİLİK DERSİ...

8. 6 Mayıs saat 20:30 SU TV'de SUYUN KAYNAĞINDAN izlencesi...

9. 9 Mayıs Esenyurt Cem evinde Açık Oturum...

10. 16 Mayıs Bağcılar Cem Evinde Açık Oturum...


11. 23 Mayıs saat 13:00 ESKİŞEHİR SUCAATTİN VELİ ETKİNLİKLERİ Açık Oturum...

...

Gönderen YOLCU, Cuma, 16 Nisan 2010 13:43 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
M. CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

TANRI DAĞA HACCA GİDELİM 

Gök çadırdır Türk'e, yer bir yaygı
Nene gerek senin iblise saygı
Kulluğu sil at kalbinden
Ko gitsin içindeki o kof kaygı

Haydi Tanrı Dağa hacca gidelim
Bir dem gündüz, bir dem gece gidelim
Turna misli uçarak göklerde
Orkun'u, Seyhun'u tavaf edelim...

Neslimiz börüdür, bir soydan gelir
Tümü birden yirm...
i dört boydan gelir
Alnımızda yazılı bozkurt şerefi
Gahi savaştan, gahi toydan gelir...

Haydi Tanrı Dağa hacca gidelim
Bir dem gündüz, bir dem gece gidelim
Turna misli uçarak göklerde
Orkun'u, Seyhun'u tavaf edelim...

M. CEMİL KILIÇ

...

Gönderen YOLCU, Cuma, 16 Nisan 2010 13:38 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
Açık Oturum...

 

    SEN GELMEZSEN BİR EKSİĞİZ...

" ALEVİLİK - ŞİİLİK FARKI " Konulu Açık Oturum 18 Nisan 2010 saat 14:00' te KARTAL CEM EVİNDE gerçekleştirilecektir.

Alevilere yönelik Şii / Caferi misyonerliğine karşı Alevi inancını yükseltmek ve savunmak için bilgilenmek gerekir.

Açık Oturuma tüm Alevi canlarımızın ilgi göstermesini bekliyoruz.

Sen gelmezsen bir eksiğiz...

...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 10 Nisan 2010 21:10 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
M. CEMİL KILIÇ...

M. CEMİL KILIÇ ETKİNLİK İZLENCESİ

1. 6 Nisan saat 20:30 ŞAH HATAYİ CEM EVİNDE, ALEVİLİK DERSİ...

2. 9 Nisan saat 20:30 SU TV'de SUYUN KAYNAĞINDAN izlencesi..

3. 13 Nisan saat 20:30 ŞAH HATAYİ CEM EVİNDE, ALEVİLİK DERSİ...

4. 16 Nisan saat 20:30 SU TV'de SUYUN KAYNAĞINDAN izlencesi...

5. 17 Nisan saat 20:00 CEM TV'de ÖZEL GÜNDEM izlencesi....
..

6. 18 Nisan saat 14:00 KARTAL CEM EVİNDE, Açık Oturum...

7. 20 Nisan saat 20:30 ŞAH HATAYİ CEM EVİNDE, ALEVİLİK DERSİ...

8. 23 Nisan saat 20:30 SU TV'de SUYUN KAYNAĞINDAN izlencesi...

9. 25 Nisan saat 13:00 HALKALI CEM EVİNDE, Açık Oturum...

10. 27 Nisan saat 20:30 ŞAH HATAYİ CEM EVİNDE ALEVİLİK DERSİ...

11. 30 Nisan saat 20:30 SU TV'de SUYUN KAYNAĞINDAN izlencesi...

12. 3 Mayıs saat 20:30 ŞAH HATAYİ CEM EVİNDE ALEVİLİK DERSİ...

13. 6 Mayıs saat 20:30 SU TV'de SUYUN KAYNAĞINDAN izlencesi...

14. 23 Mayıs saat 13:00 ESKİŞEHİR SUCAATTİN VELİ ETKİNLİKLERİ Açık Oturum...
...

Gönderen YOLCU, Pazar, 04 Nisan 2010 18:03 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
M. CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

                                             MHP GENEL BAŞKANI DEVLET BAHÇELİ: 

                      “ ALEVİLER MUHTEŞEM BİR BEŞERİ VARLIKTIR…”

Türk siyasal yaşamında bir dönem MHP ve Aleviler arasında olumsuz bir ilişki olduğu yönünde çeşitli algılamaların mevcut bulunduğu malumdur.

Özellikle 1980 öncesi yaşanan çatışma ve karışıklık döneminde Alevi kökenli yurttaşlarımızın önemli bir bölümünün sol siyasi alanda yer almaları nedeniyle MHP ile istenmeyen olayların yaşandığı görülmüştür. Hatta kimi siyasi analistlere göre Kahramanmaraş ve Çorum olaylarında Alevilere yönelik saldırılarda kimi MHP’lilerin de payı olduğu iddia edilmektedir.

MHP yönetiminin bu konularda bugüne değin her hangi bir öz eleştiri yapmadığı bilinmektedir. Buna karşın Alevilerin bu konuda MHP’den bir beklenti içerisinde olduğu da görülmektedir.

Alevilik meselesi Türkiye’nin en kısa sürede halletmek zorunda toplumsal, siyasal, inançsal ve kültürel bir meseledir.

Genel başkan Sayın Devlet Bahçeli’nin 9 Haziran 2009 tarihli TBMM Grup konuşmasında Alevilik konusuna yaklaşımı sorunun aşılması yolunda atılmış çok önemli bir adımdır.

Sayın Bahçeli’nin, konuşmasında, Alevileri, “ Muhteşem beşeri varlık…” olarak nitelemesi son derece yerinde ve ziyadesiyle görkemli bir ifadedir. Bu sözlerden, geçmişte yaşanan olumsuzluklara rağmen Sayın Bahçeli’nin Alevilere yönelik büyük bir sevgi duyduğu anlaşılmaktadır. Bu sevginin kaynağı, bütün insanları Allah’ın mukaddes bir emaneti olarak gören geleneksel Türk milliyetçiliği düşüncesi olduğu kadar Alevilerin büyük bir bölümünün Türkmen kökenli oluşlarıdır.

Türk milliyetçiliği düşüncesinin, 10 ila 20 milyon arasında nüfusa sahip olduğu sanılan Alevi Türkmenleri dışlaması dayandığı siyasal zemine ters düşecektir. MHP’nin hiçbir zaman böylesi bir dışlama içerisinde olmadığı bilinmektedir. Zira; bir takım yanlış anlamaların ve iletişim aksaklıklarının yol açtığı sorunlardan kaynaklanan kimi gerilimlerin topyekün bir dışlama olarak görülmesi elbette ki mümkün değildir.

Sayın Bahçeli, söz konusu konuşmasında şöyle demektedir:

“Muhterem Milletvekilleri,
Konuşmamın bu bölümünde, büyük Türk milletini meydana getiren muhteşem beşeri varlığın aziz temsilcileri olan Alevi İslam inancına mensup kardeşlerimizin sorunları ve beklentileri ...


Gönderen YOLCU, Pazar, 04 Nisan 2010 13:53 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
AÇIK OTURUM...

AÇIK OTURUM DUYURUSU

ALEVİLİK - ŞİİLİK FARKI

Tevhid, nübüvvet, velayet, mead; Anadolu Aleviliğinin kabul etmediği ve kesinlikle uygulamadığı, ancak Şiilikte meşru bir fiil olarak görülen mut'a nikâhı;  şeriat - tarikat - marifet - hakikat anlayışı; ikrar ve biat; muhiblik, mürşidlik, dedelik, musahiblik; Ehl-i Beyt telakkisi, Oniki İmam inancı, tevella - teberra; düvaz, düvaz-imam, düvazdeh; cem ayini; semah; Allah - Muhammed - Ali üçlemesi; vahdet-i vücud anlayışı; Muharrem orucu; Kerbela... 

Bu kavramlar, 18 nisan 2010 günü Karacaahmet Sultan Dergahı, Kartal Cemevi Vakfı ile Şahkulu Sultan Dergahı tarafından ortaklaşa düzenlenen "Alevilik - Şiilik Farkı" adlı panelin konusu...

Panele Rıza Zelyut, Mustafa Aksoy ve Mustafa Cemil Kılıç konuşmacı olarak katılıyor ve moderatörlüğünü Cemal Şener üstleniyor.

Konuşmacılar:

Rıza Zelyut ( Gazeteci - Yazar )

Doç. Dr. Mustafa Aksoy ( Marmara Üniv. )

Mustafa Cemil Kılıç ( İlahiyatçı - Sosyolog )

Cemal Şener ( Moderator )

Sunu: İsmail Saçlı

Yer: KARTAL CEM EVİ

Tarih : 18 Nisan 2010

Saat : 14:00

Düzenleyici kurumlar : KARACAAHMET DERGAHI, KARTAL CEMEVİ, ŞAH KULU DERGAHI

...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 03 Nisan 2010 14:58 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

GÖK TENGRİ’DEN GELEN VAHİY

Tur dağından almadım
Ben bu tableti…
Zira; uzaktır Sina’ya ruhum
Altay’dan gelen bir kılavuz var kalbimde
Söyler ki, Ötüken’dir yurdum !

Bozkırın oğluyum ben,
Anlamam sahranın dilinden
Yolum geçmez hiç Kenan ilinden

Nasıra nedir ki, Orhun’un yanında
Bir bedevi okuyla vuruldum Oğuzeli civarında…


Ne Torah ne İncil ne de bir başkası
Bengütaş’ta yazılı Türk’ün yasası
Ne münkir oldum ben ne de mümin
Derdime dermandır bir Kam duası


Bir vakit Yesrip’te kaldı balalarım
Firakından tam bin yıldır ağlarım

Bedevi nutkuyla esriyen bedenler
Yüce Gök Tengri’yi terk edip gidenler
Yuyamaz sizi asla, Türk’ün tamusu
Ey Aşina’nın oğlu,
Unutma, Türk töresidir dinlerin en ulusu !

MUSTAFA CEMİL KILIÇ
31. 03. 2010

...

Gönderen YOLCU, Salı, 30 Mart 2010 22:24 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
AÇIK OTURUM...

 

        AÇIK OTURUM DUYURUSU

ALEVİLİK - ŞİİLİK FARKI

Konuşmacılar:

Rıza Zelyut ( Gazeteci - Yazar )

Doç. Dr. Mustafa Aksoy ( Marmara Üniv. )

Mustafa Cemil Kılıç ( İlahiyatçı - Sosyolog )

Cemal Şener ( Moderator )

Sunu: İsmail Saçlı

Yer: KARTAL CEM EVİ

Tarih : 18 Nisan 2010

Saat : 14:00

Düzenleyici kurumlar : KARACAAHMET DERGAHI, KARTAL CEMEVİ, ŞAH KULU DERGAHI

 

...

Gönderen YOLCU, Cuma, 26 Mart 2010 09:38 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
Şii Türkler...

Şİİ / CAFERİ MEZHEBİNE MENSUP TÜRKMEN VE AZERİ TÜRKLERİNE DAİR


Yaklaşık 260 milyonluk Türk dünyası içinde Türkçe konuşan ve Türk kültür dairesine dahil olan 50 - 55 milyon civarında Şii / Caferi kardeşimiz vardır.

Müstakil Azerbaycan, İran işgali altındaki Güney Azerbaycan, Gürcistan, Rusya ve çeşitli Avrupa ülkeleri ile Türkiye’mizin başta Iğdır, Kars ve Ardahan vilayeti olmak üzere İstanbul’umuzun çeşitli semtlerinde yaşamakta olan Caferi mezhebine mensup Azeri kardeşlerimiz, büyük Türklük ailesinin en değerli parçalarından birini oluşturmaktadır.

Ayrıca Irak Türkmen varlığının da yarıya yakını Şii / Caferi mezhebine mensuptur. Irak’ta Türkmeneli bölgesinde yaklaşık olarak 500 bin Şii / Caferi Türkmen kardeşimizin mevcut bulunduğunu ve bu kardeşlerimizin büyük çoğunluğunda Türkmen / Türk milli kimlik bilincinin çok güçlü bir biçimde yaşamakta olduğunu belirtmeliyiz.

Zaman zaman Azeri kardeşlerimize yönelik olarak Şii / Caferi inancının istismar edilmek suretiyle bir Fars şovenizmi propagandası yapılmakta olduğu inkarı mümkün olmayan toplumsal ve siyasal bir gerçektir.

Bu propaganda yüzündendir ki bugün İran işgali altındaki Güney Azerbaycan’da milyonlarca Azeri kardeşimiz, milli kimliği yerine mezhepsel kimliğini önceleyip, bu yolla Fars şovenizmine bilerek yada bilmeyerek hizmet edebilmektedir.

Tıpkı Türkiye ve diğer Türki devletlerdeki kimi Sünni Tük grupların Sünnilik adı altında Arap şovenizmine hizmet etmeleri gibi Fars şovenizmine hizmet noktasındaki kimi cahil yada gafil kesimler, Güney Azerbaycan’ımızdaki Türkçü yükselişi İran devletiyle el ele vererek engellemeye çalışmaktadırlar.

Bu noktada Türkiye’deki kimi Alevi grupların milliyetçiliğe karşı olma söylemiyle Türk milliyetçiliğine karşı çıkarken farkında olarak yada olmayarak zaman zaman Kürt Milliyetçiliğine omuz vermekte olduklarını da dile getirmek zorundayız.Buna karşın yine de Türkiye’deki Alevilerin çok büyük bir bölümünün Atatürk’e ve cumhuriyet değerlerine bağılılık bağlamında Türk milli kimliğine sadakatleri zaten öteden beri bilinmekte olan yalın bir gerçektir. Bu büyük çoğunluğa Kürtçe yada Zazaca konuşan Aleviler de dahildir.

Yeniden Şii / Caferi Türkler konusuna dönecek olursak görmekteyiz ki, İran’ın tüm Farsçı politikalarına karşın gerek Türkiye’deki gerekse Güney Azerbaycan’daki Azeri kardeşlerimiz Türk kimliğine bağlılık noktasındaki yüksek ve onurlu bir bilince sahiptirler. Özellikle Türkiye Azerilerinin milliyetçi karakteri siyasal tercihlerine de yansımaktadır. Bu bağlamda Azeriler arasında siyasal tercih açısından MHP daima ilk sırada gelmektedir.

Türk milliyetçiliği düşüncesinin en güçlü olduğu ülke olarak Azerbaycan C ...

Gönderen YOLCU, Pazar, 21 Mart 2010 11:25 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
NEVRUZ BAYRAMI KUTLU OLSUN...

 

    21 MART ( NEVRUZ ) GÖK TANRI'NIN İLK TÜRK'Ü YARATTIĞI GÜNDÜR

NEVRUZ, ERGENEKONDAN ÇIKTIĞIMIZ GÜNDÜR

NEVRUZ, HAZRETİ ALİ'NİN DOĞUM GÜNÜDÜR

NEVRUZ KIRKLAR MECLİSİ'NİN TOPLANDIĞI GÜNDÜR

NEVRUZ BİNLERCE YILLIK BİR TÜRK BAYRAMIDIR

KUTLU OLSUN, KUTLU OLSUN, KUTLU OLSUN...

...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 20 Mart 2010 19:10 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
SUYUN KAYNAĞINDAN...

 

    "SUYUN KAYNAĞINDAN"DA BU HAFTA...

SU TV'DE YAYINLANAN " SUYUN KAYNAĞINDAN" ADLI İZLENCEDE BU HAFTA "NEVRUZ BAYRAMI" ELE ALINCAKTIR.

TÜRK KÜLTÜRÜNDE NEVRUZ BAYRAMI...

ALEVİLİKTE NEVRUZ BAYRAMI...

TÜRK DÜNYASINDA NEVRUZ BAYRAMI KUTLAMALARI...

"SUYUN KAYNAĞINDAN" SAAT 20:30'DA, CUMA GÜNÜ SU TV'DE !

...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 17 Mart 2010 20:02 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
M. CEMİL KILIÇ

 

DUYURULAR...

1. M. CEMİL KILIÇ, 14. 03. 2010 SAAT 20:00'DA ÜSKÜDAR BOĞAZİÇİ ALEVİ KÜLTÜR DERNEĞİNDE " ALEVİLİK VE DİN DERSLERİ " KONULU SÖYLEŞİYE KATILACAKTIR.

2. M. CEMİL KILIÇ, HER SALI AKŞAMI SAAT 20:30'DA SULTANGAZİ ŞAH HATAYİ CEM EVİ VE KÜLTÜR DERNEĞİNDE ALEVİLİK DERSLERİ VERMEKTEDİR.

3. M. CEMİL KILIÇ HER CUMA AKŞAMI SAAT 20:30'DA SU TV'DE CEMAL ŞENERLE BİRLİKTE " SUYUN KAYNAĞINDAN " ADLI YAYINDA OLMAKTADIR.

İLGİLENENLERE  DUYURULUR...

 

...

Gönderen YOLCU, Pazar, 14 Mart 2010 13:00 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
SU TV....

 

    ALEVİLER ÜZERİNDEKİ Şİİ CAFERİ MİSYONERLİĞİ

SUTV"DE BU HAFTA Şİİ - ALEVİ İLİŞKİSİ ELE ALINACAK.

12. 03,2010 CUMA SAAT 20.30...

MUSTAFA AKSOY,CEMAL ŞENER, M.CEMİLKILIÇ....

  

...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 10 Mart 2010 09:48 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR..

EVET... SİNOP BİR ALEVİ COĞRAFYASIDIR ! 

Bu makalemi, yaptığım çalışmalar ve yazdığım yazılar nedeniyle kendilerine yönelen tüm baskı ve dışlanmalara bir onur abidesi olarak direnen ve benimle aynı inancı paylaşmasalar bile bana olan destek ve sevgilerini eksik etmeyen; başta sevgili babam ve annem olmak üzere, kardeşlerime, özellikle de kız kardeşime, yakınlarıma ve tüm Sinoplu hemşehrilerimin birbirlerine olan birlik, sevgi ve kardeşlik duygularına ithaf ediyorum.

Yerleşim yeri olmak itibariyle tarihi, M.Ö. 7. Yüzyıla kadar varan Sinop, nüfusunun yaklaşık yüzde 97’si Türkmen olan bir ilimizdir. Türkmenlerin dışında az sayıda Tatar Türkleri de mevcuttur. Türk orijinli Türkmen ve Tatarların dışında diğer etnik topluluklar olarak Çerkez, Gürcü, Abhaz ve Çeçenler de vardır.(1) Sinop nüfusu bugün için inançsal olarak da yaklaşık yüzde 98 itibariyle Sünni inanca mensuptur.

Burada, yeri gelmişken, belirtmekte büyük yarar gördüğümüz bir konuya açıklık getirelim. Öteden beri Türkiye’de Karadenizli olmakla Laz olmak birbirine karıştırılmaktadır. Belki bu daha ziyade avamın düştüğü bir yanlıştır ama yine de zaman zaman pek çok tahsilli kişinin de aynı hatayı yaptıklarına tanık olmaktayız. Sinop, bir Karadeniz ilidir ama Sinop’ta Laz kökenli yurttaşlarımız neredeyse yok denecek kadar azdır. Ne var ki, Karadenizlilik argümanıyla son dönemde pek çok Sinop ve bağlı ilçe ve köylerin etkinliğinde Doğu Karadeniz ve Laz kültür unsurlarına, özellikle de müzikal unsurlara yer verilmektedir. Oysa Sinop bir Türkmen / Türk coğrafyasıdır. Sinop ve bağlı ilçe ve köylerde konuşulan ağız Türkmen ağzıdır. Türkmen kültürü, Türkmen müziği, Türkmen çalgıları, Türkmen oyun ve gelenekleri, Sinop derneklerinin duyarlılık göstermeleri gereken yaşamsal konular arasında yer almalıdır. Lazlar Doğu Karadeniz’de bile sayıca Türkmenlerden azdır. Trabzon ve Rize’nin bile çoğunluğu Türkmen’dir.Elbette ki Laz yurttaşlarımızı seviyoruz ama Sinop’un Laz gösterilmesi ve belki de farkında olmadan Lazlaştırılmasını kesinlikle kabul edemeyiz. Tıpkı Laz kardeşlerimizin kendilerinin Türkmenleştirilmesini kabul etmeyecekleri gibi…

Bir Türkmen diyarı olan Sinop, aynı zamanda tarihsel bir Alevi coğrafyasıdır. Çünkü Alevi ve Türkmen kimliği Anadolu coğrafyasında ayrılmaz iki kimliktir. İstisnalar olmakla birlikte nerde Türkmen varsa orda Alevi vardır. Nerde Alevi varsa orda Türkmen vardır. Lakin Anadolu Türkmenleri, yüzyıllar içinde egemen güçler tarafından baskı, katliam, sürgün vb. yollarla Sünnileştirilmişlerdir. Özellikle Yavuz’la birlikte Anadolu’da Alevi Türkmen avına çıkılmıştır. Pek çok Alevi Türkmen köyü canını kurtarabilmek için Sünnileşmek zorunda kalmıştır. Bu Sünnileşme öyle bir noktaya ulaşmıştır ki, sonraki nesiller atalarının Alevi kimliğini aşağılamış ...


Gönderen YOLCU, Pazar, 07 Mart 2010 10:58 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

Türklerin Eski İnançları ve Alevilik ile ilişkisi


Türkler dünya tarihinin en eski halklarından biridir. Türk adının bu halka ad olması daha yakın dönemlere ait bir tarihsel olgu ise de Türk dili konuşan toplulukların geçmişi yaklaşık beş bin yıl geriye kadar götürülmektedir. Türklerin sahip olduğu inançsal özellikler onların yaşayış biçimlerinin sonucu olarak doğa temellidir. Doğadaki varlıklarda ruh olduğuna inanma ve onlara tapınma biçimindedir. Başta göğün, güneşin, ayın, dağların, ırmakların vb. hepsinin kutsandığı bir inançsal yapılanma ile karşı karşıyayız. Bu inançsal yapılanma aslında eski Türklerin kendilerini doğanın bir parçası olarak gördüklerinin ve kendilerini doğadan ayrı / doğaya egemen bir topluluk biçiminde düşünmediklerinin göstergesidir. Ayrıca Türklerde atalara tapınma olgusu da son derece önemlidir. Nitekim bu konuda İbn Fadlan Şöyle demektedir:

“ Hiçbir şeye ibadet etmezler. Aksine büyüklerine rab ( Allah ) derler.” (1)

Türklerde doğadaki somut varlıkların yanında soyut tanrılara da tapınma söz konusudur. Gök Tanrı / Kayra khagan, Ülgen, Yayık, Suyla, Kutsal Yer Su, Erlik, Yağız Yer, Yo Kan, Talay Kan, Umay vd. adlarla anılan tanrılar, ruhlar / tözler / idoller / putlar vardır. ( 2 )

Ancak tüm bu özelliklere karşın öne çıkan kavram Gök Tanrı kavramıdır. Gök Tanrı, en büyük Tanrı veya Tanrılar Tanrısı gibi bir özelliğe sahiptir. Gök Tanrı’nın bu yeri dolayısıyla kimi araştırmacılar, eski Türklerin Tek Tanrı inancına sahip olduğunu, Tanrı’ya Gök Tanrı adını verdiklerini, bunun yanı sıra tanrı olmayan fakat kutsal kabul edilen kimi somut veya soyut varlıkların da bulunduğunu hatta İslami terminolojiyi esas alarak Gök Tanrı dışındaki kutsal varlıkların “ melek “ olduğunu iddia etmişlerdir. Buradaki temel amaç, İslam ile eski Türk inançları arasında benzeşim kurmaya çalışma çabasıdır. Bilimsellikten uzak bu çabaların özneleri olarak yine Türk - İslam Sentezcilerini görmekteyiz.

Ancak özellikle Gök Türkler döneminde Gök Tanrı kavramının zamanla soyut ve tek bir tanrı anlayışına doğru evrildiği de görülmektedir. Bunu Gök Türk yazıtlarında çok açık bir biçimde görmek mümkündür.

Türklerin ulusal inancı / dininden bahsedilirken Şamanizm kelimesinin kullanılması bir gelenek haline gelmiştir. Gerçekte şaman sözcüğü Türkçe değildir ve Türkçe’de karşılığı bulunmaktadır. Şaman kelimesi Tunguzca’dır. Bilimsel literatüre Tunguzca’dan geçmiştir.( 3 ) Bu sözcüğün Türkçe karşılığı “ kam “ kelimesidir. Ruhlarla temasa geçen kişi, büyücü, kahin gibi anlamlara gelen bu sözcük, Türklerin İslam’dan önceki dini olan Şamanizm’deki din önderlerine verilen addır. Kam sözcüğünün yanı sıra “ baksı “ sözcü ...

Gönderen YOLCU, Perşembe, 04 Mart 2010 22:17 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
BİRLEŞ Kİ İKTİDARA YERLEŞ...

 

   TÜRK MİLLİYETÇİLERİ BİRLEŞİYOR... 

ATP Genel Başkanı Oktay Öztürk, MHP lideri Devlet Bahçeli’den gelen birleşme çağrısını partisinin yetkili üst kurullarıyla yaptığı toplantıda değerlendirdi. Aydınlık Türkiye Partisi Genel Merkezi’nde yapılan Olağanüstü Kongre’den partinin fesh edilerek MHP’ye katılması yönünde karar oy birliği ile alındı.

TEK MEKANİZMA MHP'DİR
Kararı değerlendiren Oktay Öztürk, “Gücümüzü birleştireceğimiz tek mekanizma MHP’dir” dedi. Öztürk, MHP’ye katılım programı konusunda ise MHP’nin hazırlayacağı programa uyacaklarını ifade etti. ATP’liler toplantının ardından Alparslan Türkeş’in mezarını ziyarete gidip hep birlikte dua ettiler.

Erken seçimi sık sık gündeme taşıyan MHP’de ’tek başına iktidar’ için hareketlilik hız kazandı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin geçtiğimiz günlerde ATP’yi ziyareti sırasında yaptığı “birleşme” çağrısı yankı buldu. ATP Genel Başkanı Oktay Öztürk, birleşme çağrısını parti üst kurullarıyla değerlendirdi. Dün de ATP’nin olağanüstü kongresi toplandı ve MHP’ye katılma kararı alındı.

ORTAK KARAR
ATP genel merkezinde yapılan olağanüstü kongre sonucunda 1998 yılında kurulan partinin feshine karar verildi. Kongre divanının toplanması ve Genel Başkan Oktay Öztürk’ün MHP’ye katılma gerekçelerini üyelere anlatmasının ardından oylama yapıldı. 212 delege MHP’ye katılma yönünde oy verdi. 5 oy geçersiz sayıldı. ATP Genel Sekreteri İrfan Topçu bu kararın parti organları ile defalarca yapılan istişare toplantıları sonucu bütün teşkilatların ortak kararı ile alındığını belirtti.

AKLIN YOLU
Birleşmeyi değerlendiren ATP Genel Başkanı Oktay Öztürk, ülkenin içinde bulunduğu durumda bütün güçlerin birleşmesi gerektiğini belirterek, “Gidişattan memnun olmayan, milletin durumunu kendine dert edinen insanların, büyük düşünenlerin güçlerini birleştirmesinde büyük yararlar olacağı bir dönemden geçiyoruz. Bu dönemde daha ziyadesiyle mesul mevkide olan geçmişte ortak bir programın yürütücüsü ve müşterek bir mesainin uygulayıcısı olduğumuz MHP’nin sayın Genel Başkanı gerekli adımı atmıştır. Memleketin endişe verici meseleleri söz konusu olduğu zaman biz her türlü münazarayı bir kenara bırakıp aklın yolunu tercih ederiz. Devlet Bahçeli’de aklın yolunu düşünen insanların önüne koymuştur” dedi.

ZEMİN HAZIR
Öztürk, BBP Genel Başkanı Yalçın Topçu’nun gazetemize yaptığı değerlendirmeler ve milliyetçi camianın bütünleşmesi konusunda ise şunları söyledi: “Gücümüzü bi ...


Gönderen YOLCU, Pazartesi, 01 Mart 2010 14:21 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
CEMAL ŞENER YAZIYOR...

İDAMLA YARGILANAN
BİR ALEVİ DEDESİNİN SAVUNMASI*

CEMAL ŞENER

Tarihimizde Osmanlı-Alevi ilişkilerine bakıldığında iki önemli kırılma görülmektedir. Bunlardan birincisi; Yavuz Sultan Selim, Şah İsmail arasındaki 1516 yılında olan Çaldıran Savaşı ve hilafetin Osmanlı’ya gelmesi sırasındaki yaşanan toplumsal kırılmadır. İkincisi ise; 2. Mahmut döneminde Yeniçeri Ocağı’nın 1826 yılında kaldırılması ile Anadolu, Balkanlar ve Ortadoğu’da bulunan yaklaşık 750 civarındaki Alevi-Bektaşi dergahının yerle bir edilmesi dedelerinin ve babalarının ya sürgün, ya hapis ya da darağaçlarını boylamalarıdır. Yeniçeri kışlalarının topa tutulması yaklaşık 20 bin kişinin katledilmesi olayıdır.

Hacıbektaş dergahı; Alevi-Bektaşi inanç dünyasının serçeşmesidir. En önemli, inanç merkezidir. Bu toplumsal fırtınadan diğer dergahlar gibi Hacıbektaş dergahıda nasibine düşeni fazlasıyla almıştır.

1826’da Hacıbektaş dergahında postnişin olarak yani dergahta dinsel önder olarak; efendi, dede olarak Hacıbektaş Veli soyunda olduğu kabul edilen Hamdullah Çelebi bulunmaktadır. Bu olayda Hamdullah Çelebi’de 8 arkadaşı ile birlikte tutuklanır, dergah kapatılır. Dergaha Nakşibendi dergahından şeyhler atanır. Hatta onların ibadetlerini yapmaları için diğer dergahlara olduğu gibi Hacıbektaş Dergahı avlusuna da hem de Cemevinin (Meydanevinin) karşısına minareli minberli bir Cami dikilir.
Olayın ardından Kırşehir’de padişah fermanı ile bir şeriat mahkemesi kurulur. Hacıbektaş postnişini ve 8 arkadaşı bu mahkemede idam ile yargılanmaya başlar. Günümüzden tam 183 yıl önce yapılan bu yargılama Alevi-Bektaşi tarihi açısından özel önemi sahip bir olaydır. Hacıbektaş postnişini, yani Alevilerin dinsel önderi Serçeşmenin dedesi idam ile yargılanır. Bu yargılma sırasında Hamdullah Efendi Aleviliğin İslam ile ilişkileri üstüne tarihi ve teolojik öneme sahip açıklamalar yapmıştır. Aleviliğin inanç tarihi açısından Hamdullah Çelebi’nin savunması önemli bir tarihsel belgedir.

Aleviliğin, Bektaşiliğin İslam’daki yerini İslam ile ilişkisini iki kesim tartışma konusu yapmıştır. Bunlardan birisi; kendilerini adeta İslam’ın temsilcisi, vekili gören günümüzdeki bazı Diyanet İşleri Başkanlığı görevlileri, İlahiyat Fakültelerindeki bazı görevliler ve bu zihniyete yakın bazı kimselerdir. Bunlar Aleviliği-Bektaşiliği İslam’dan sapmış İslam dışı bir akım olarak görmektedirler. Gerekçeleri ise; Alevilerin-Bektaşilerin İslamiyetle ilgili farklı yorumlarının olmasıdır. Örneğin; Beş vakit namaz konusunda, Ramazan orucu konusunda, Cami ve Cemevi konusunda v.s. farklı düşünmeleri ve inançlarını öyle ifade etmeleridir.

Aleviliğin İslam ile ilişkisini irdeleyen ikinci kesim ise; Alevilerin Sünni İslam’ın, İslam olmasının 5 şartı olarak ifade ettikleri; Beş vakit namaz kılmak, Ramazan orucu tutmak, ibadetin Cami’de yapılması v.s. konularında farklı inanmalarını gerekçe göstererek; Aleviler bunları yapmadığına göre, Aleviliğin İslam dışı farklı bir din olduğunu, hatta A ...

Gönderen YOLCU, Perşembe, 25 Şubat 2010 15:16 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
ŞAH İSMAİL HATAYİ...

    ŞAH HATAYİ CEM EVİ VE KÜLTÜR DERNEĞİ KURULDU 

M.Cemil KILIÇ’ın teşvikleriyle, Turan Güner öncülüğünde, İstanbul Sultangazi İlçesi 50. Yıl Mahallesinde ŞAH HATAYİ CEM EVİ’ni yaptırmak için kurulan dernek arsa talebinde bulunmak amacıyla belediyeye başvuracak. Konu ile ilgili dilekçeye şimdiye değin 3 bin imza toplandı. İlk imza M. Cemil KILIÇ tarafından verildi.

ŞAH HATAYİ CEMEVİ VE KÜLTÜR DERNEĞİ geçici yönetim kurulu şu isimlerden oluştu:

Turan Güner
Hikmet Kıran
Nuri Arapalık
Haydar Tulan
Haydar Çıkrıkçıoğlu
Bekir Ak
Bektaş Durademir


Kamuoyuna duyurulur.

...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 24 Şubat 2010 20:48 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
SUYUN KAYNAĞINDAN...

 

  ALEVİLER TÜRK MÜ , KÜRT MÜ ?

CEMAL ŞENER VE MUSTAFA CEMİL KILIÇ TARAFINDAN HAZIRLANIP SUNULAN SUYUN KAYNAĞINDAN ADLI İZLENCEDE TARTIŞILIYOR.

SU TV...

26 ŞUBAT 2010 CUMA SAAT 20:30'DA...

İLGİLENENLERE DUYURULUR.

...

Gönderen YOLCU, Pazartesi, 22 Şubat 2010 18:37 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
M. CEMİL KILIÇ

ALBENİSİ YÜKSEK BİR SÖYLEM OLARAK ALEVİ – SÜNNİ DİYALOĞU

Alevilerin talepleri ile ilgili hükümetin gündeme getirdiği son açılımın unsurları arasında diyalog konusu da bulunmaktadır. Basına yansıyan Alevi açılımını genel anlamda olumlu bulmakla birlikte kimi çekincelerin mevcudiyetini de yadsıyamayız

Diyalog, tarafların birbirlerini tanımaları açısından elbette ki gereklidir. Yalnız arzulanan diyalogun zemininin tespiti de çok önemlidir. Diyalog, “laik devlet” ile Alevi kurumları arasında mı olacak yoksa Sünni cemaat ve tarikatlarca kuşatılmış “laikimsi devlet “ ile Aleviler arasında mı olacak ? Laik devleti, “laikimsi devlete” dönüştüren başat unsurlardan birinin Diyanet İşleri Başkanlığı olduğu malumdur. Bu kurumun kadrolarının büyük çoğunluğunun Sünni cemaat ve tarikatlara gönülden bağlı kişilerden oluştuğu yadsınamaz.

Bu nedenle vicdani, insani ve tarihsel bir sorumluluğun gereği olarak müstakbel diyalogdaki çekincelerimi dile getirmek istiyorum.

Yüzyıllardır Alevileri kesin ve kararlı bir biçimde İslam dışı gören Sünni cemaat ve tarikatların İslam’ı tebliğ etmeyi dinsel bir buyruk olarak görmeleri nedeniyle Alevileri Müslümanlaştırmak için sürekli çaba harcadıkları, bu amaçla da onlarla diyalog içine girdikleri ve bu diyalogun gereği olarak; Alevileri İslam dairesi içinde gördüklerini, kalben kabul etmedikleri halde şifahen söyledikleri bilinmelidir. Zira onlara göre Alevileri hidayete erdirme yani Müslümanlaştırma yada diğer bir deyişle Sünnileştirme çalışmasının başarısı için diyalogun sürmesi şarttır. Bu diyalog koptuğunda işlerinin iyice güçleşeceğini bilmektedirler.

Önemine dayanarak tekraren ve tam bir netlikle belirtelim ki, Sünni teolojinin omurgasını teşkil eden “ Ehlikıble tekfir edilemez “ ilkesine göre Aleviler kafir görülmekte fakat asimilasyon için bu keskin ve kesin tavır dillendirilmemektedir. Asimilasyon hedefine giden yolun ne olursa olsun diyalogdan geçtiğini gören ve bu yolda bir miktar mesafe alan Sünni misyonerler “ Alevi – Sünni diyalogu “ söylemini yükseltmektedirler. Bu söyleme kucak açan pek çok Alevi kurum ve kuruluşu ve hatta Alevi inanç önderi de bulunmaktadır. İlk bakışta diyalog istemi, toplumsal birlik ve barış açısından albenisi yüksek bir arzudur. Ne var ki, her diyalog taraflar açısından daima olumlu sonuçlar doğurmayabilir. Bu bağlamda Alevi – Sünni diyalogunun mevcut koşullarda Alevilerin aleyhine trajik bir sonuç doğurmakta olduğu henüz net bir biçimde görülemiyor olsa da sürecin Alevilerin aleyhine işlediğini yüksek sesle söylemek zorunluluğu şahsım adına vicdani bir sorumluluktur.

Alevi – Sünni diyalogu ile amaçlanan gerçekten iki toplumsal kesimin birbirini tanıması ve hiçbir asimilasyon hedefi gütmeden gerçek bir barış ortamının yakalanması ise bunun belli koşullarının olması gerektiği orta ...

Gönderen YOLCU, Cuma, 19 Şubat 2010 13:12 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
16.02. 2010 CUMHURİYET GAZETESİ

 

  M. CEMİL KILIÇ CUMHURİYET GAZETESİDE: " ZORUNLU DİN DERSLERİ AYRIŞTIRIYOR. "

Eğitim-İş Sendikası, zorunlu din dersiyle inançsal çeşitliliğin yadsındığını ve milyonlarca Alevinin asimile edildiğini belirtti

İstanbul Haber Servisi – Eğitim-İş 1 No’lu Şube Genel Sekreteri Mustafa Cemil Kılıç, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesine karşı yürürlüğe konulan saldırıların, demokratikleşme adı altında yapılmaya çalışıldığına dikkat çekerek “Alevi, Sünni ve Şii inancına mensup yurttaşlarımızı mezhepsel kimlikler temelinde ayrıştırmak ve bu ayrıştırmayı eğitim sistemi yoluyla yürütmeye çalışmak, ülkemize ve halkımıza telafisi güç zararlar verecektir” dedi.

Din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni Kılıç, düzenlediği basın toplantısında, zorunlu din derslerinin, Türkiye’deki inançsal çeşitliliği yadsıyan ve dinsel kimliği önceleyen bir anlayışa yer verdiğini belirtti. Kılıç, “Bugün din dersi kitapları, öncelikle laik ve demokrat Sünni aileleri son derece rahatsız etmektedir. Bilim dışı ve antilaik içerikteki müfredat, eğitim etkinliğinin akılcı ve olgucu olma özelliklerine aykırılık teşkil etmektedir. Bu noktada, Alevi yurttaşlarımızın şikâyet ve kaygıları da son derece haklıdır. Zorunlu din dersi yoluyla milyonlarca Alevi asimile edilmektedir” dedi.

Kılıç, AİHM ile Danıştay 8. Daire’nin zorunlu din derslerinin, insan haklarına aykırı olduğunu hükmetmesine karşın hükümetin mahkeme kararlarına uymadığına dikkat çekerek özetle şunları kaydetti:

“Buna karşın Alevi Çalıştayı sonunda hazırlanan sonuç raporunda mevcut din derslerinin zorunluluğunun devamı sunulmakta ve yalnızca içeriğinin değiştirilmesi önerilmektedir. Cemevlerinin statü itibarıyla ibadethane olarak resmen kabulü, Aleviler üzerindeki Diyanet baskısının kaldırılması, şimdiye dek hesaba katılmayan ateist, deist, agnostik, şamanist gibi felsefi düşünce ve inanç mensuplarının uğradığı hak ihlallerinin de dikkate alınması gerçek bir demokratikleşme için vazgeçilmez bir koşuldur.”

...

Gönderen YOLCU, Salı, 16 Şubat 2010 11:49 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
Basın Açıklaması

Alevi Çalıştayı ve Zorunlu Din Dersleri İle İlgili Açıklama


Basınımızın Değerli Temsilcileri,

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefine yönelik yürürlüğe konulan saldırıların zaman zaman demokratikleşme adı altında yapılmaya çalışıldığını ibretle izlemekteyiz.

Cumhuriyetimizin laiklik ilkesi ve ulusal kimliği üzerine yıkıcı, dönüştürücü ve bölücü politikaların “ açılım” ve “ çalıştay” lar yoluyla uygulamaya sokulduğu bir siyasal süreçten geçmekteyiz.

Öncelikle “ Kürt Açılımı “ adı verilen projenin eğitim dilimizi ve resmi dilimizi sorgulatır noktaya götürmesi karşısında, biz Türk eğitimcileri olarak Türkçe Eğitimi, resmi dilin Türkçe olduğu ve ikinci bir resmi dilin kabul edilemeyeceği noktasındaki ulusal duruşumuzu, kararlılıkla savunmaya devam edeceğiz.

Türkiye Cumhuriyeti’nin dili Türkçe’dir. Eğitim kurumlarında Türkçe’den başka hiçbir dil ve lehçe ana dil olarak okutulamaz.

Atatürkçü öğretmenler ve ulusalcı halkçı güçler, ulusal dilimize ve ulusal eğitime giydirilmek istenen etnikçi, ümmetçi, ırkçı ve bölücü elbiseyi kabul etmeyecek ve kabul edilmesine de izin vermeyeceklerdir.

“ Kürt Açılımı “ adıyla başlatılan sürecin Türkiye’yi etnik bir atomizasyona sürükleyeceği aşikardır. Bu noktada etnikçi talepleri hazmettirme amacıyla mezhepsel taleplerin istismar edilmeye çalışıldığı görülmektedir. “ Kürt Açılımı” konusunda toplumdan yükselen tepkiyi aşmak isteyen hükümetin, Alevi yurttaşlarımızı yedeklemeye çalıştığı anlaşılmaktadır.

Alevi yurttaşlarımız Atatürk cumhuriyetine bağlı, çağdaş ve yurtsever bireylerdir. Etnik taleplere meşruiyet kazandırmak için Alevilerin haklı taleplerinin kötüye kullanılmaya çalışılması ve bu yolla Alevilik meselesinin Kürt meselesiyle aynı paralelde değerlendirilmek istenmesi kesinlikle doğru bir yaklaşım değildir. Zira Alevi yurttaşlarımızın talepleri etnik talepler değil inançsal taleplerdir ve son derece haklı bir içeriğe sahiptir.

Değerli Basın Üyeleri,

Biz Kemalist eğitimciler olarak ulusumuzun etnik kimlikler yoluyla atomize edilmesine karşı olduğumuz gibi din, mezhep ve inanç temelinde bölünmeye çalışılması ve var olan kimi çelişkilerin derinleştirilmesine yol açacak düzenlemeler yapılmasına da karşıyız.

Alevi, Sünni, Şii inancına mensup yurttaşlarımızı mezhepsel kimlikler temelinde ayrıştırmak ve ayrıştırmayı eğitim sistemi yoluyla yürütmeye çalışmak, ülkemize ve halkımıza telafisi güç zararlar verecektir.

Bu bağlamda açıklıkla belirtelim ki, Alevi Çalıştayları sonunda hükümete sunulmak üzere hazırlanan ön raporda yer alan öneri ve düşünceler, mezhepçi ve ümm ...

Gönderen YOLCU, Pazartesi, 15 Şubat 2010 17:45 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
DUYURU

 

      BASIN TOPLANTISI DUYURUSU

ALevi Çalıştayları ve Zorunlu Din Dersleri ile ilgili olarak Eğitim İş İstanbul 1 nolu Şube sekreteri M. CEMİL KILIÇ tarafından sendkamızın görüş ve düşüncelerinin açıklanacağı bir basın toplantısı yapılacaktır.

Tarih: 15 .02. 2010. ( pazartesi )

Saat: 13:00

Yer: Şube binası

Adres: Millet cad. Alceylan Aprt. Nu. 11 Daire 7 Aksaray - İstanbul

İletişim : 0506 356 93 66

  

...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 13 Şubat 2010 19:24 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
CEMAL ŞENER YAZIYOR...

ALEVİLER, MHP ve PROF. Dr. MEHMET ERÖZ

CEMAL ŞENER


Prof. Dr. Mehmet Eröz’ün biyografisinin bir yerinde; “1971 yılında ‘Marksizm-Leninizm ve Tenkidi’ isimli tezi ile doçent, 1977 yılında da ‘Türkiye’de Alevilik ve Bektaşilik’* isimli tezi ile Profesör oldu,” diye yazıyor. Belki de; o yıllarda ülkemiz üniversitelerinde “Alevilik” konulu bir tez ile, ilk defa Profesör olan akademisyen Mehmet Eröz olmuştur.
Prof. Dr. Mehmet Eröz’ün Alevilik üstüne yaptığı araştırma çok önemlidir. Kitabın yayın tarihi ise, 1977’dir. Bu tarihte, Türkiye’nin siyasal tarihi açısından çok önemli sayılır. Bu yıllar 1980 askeri darbesi öncesi yıllardır. Türkiye’de toplumsal karmaşanın en yoğun yaşandığı yıllardır.

DİSK’in (Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu) Türkiye’de yaptığı en çok katılımlı miting, 1 Mayıs 1977’de Taksimde yapılmıştır. Bu mitinge 500 bin kişi katılmış Taksim meydanı kimliği belirsiz kişilerin meydandaki kitleye ateş açmasıyla 30’u aşkın kişi katledilmiş ve uzun yıllar süren yargılamaya rağmen failler bulunamamıştır. O yıllar Türkiye’nin nerede ise her ilinde yaklaşık günde 3-5 kişinin sokak çatışmalarında ya da sağ-sol çatışmalarında öldüğü bilinmektedir.

Yakın tarihimizde; Sivas olayları, Çorum olayları, Maraş olayları olarak geçen ve Alevi toplumuna yönelik şiddet olaylarının olduğu olaylar ve benzer olaylar bu yıllarda olmuştur. Bu yıllar aynı zamanda MHP ile Alevi toplumunun karşı karşıya getirildiği ve Alevilere yönelik şiddet olaylarının yaşandığı yıllardır.

Prof. Dr. Mehmet Eröz’ün adı geçen kitabının içindekiler kısmına baktığımızda şunları okuyoruz: Kitabın ilk 17 sayfasında kitabın tanıtımı ve kısa bir önsöz var. Bu kısmı kitabın 1. bölümde Alevilik, Şiilik, Batinilik, Bektaşilik, Hulul, Sudur, Kızılbaşlık gibi bölümler yer alıyor. İkinci Bölümde; Alevilik-Bektaşilik ilişkisi, Alevilik-Hıristiyanlık ilişkisi, Alevilik-Bektaşilik-Masonluk ilişkisi irdeleniyor. Bu bölümün son kısmında ise; Tasavvuf, Vahdet-i Vücut, Vahdet-i Suhut, Hulufulik gibi bölümler yer alıyor. Bu akımların Alevilik ile ilişkileri irdeleniyor. Kitabın üçüncü ve son bölümünde ise; Eski Türk Dini ile Alevilik arasındaki münasebet değerlendiriliyor. Bu bölümde; Şamanizm’deki bazı öğelerle Alevilikteki öğeler arasındaki benzer ilişkilere yer veriliyor. Alevi ibadeti olan Cem töreni ile Şaman töreni olan Kamlık Dini Törenleri arasındaki münasebetler değerlendiriliyor.

Prof. Dr. Mehmet Eröz akademik çevrelerde siyasal olarak MHP’ye yakın siyasal eğilimde bir akademisyen olarak bilinir. Bu yıllarda MHP ile Aleviler arasındaki toplumsal ilişkiler ise çok gergindir. Bu nedenle Prof. Dr. Eröz’ün yazdıkları hem ülke siyaseti açısından hemde Aleviler açısından özel öneme sahip bir durum ...

Gönderen YOLCU, Perşembe, 11 Şubat 2010 22:20 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

Alevi Çalıştayı’ndan Çıkan Sonuç: Alevilik Bir Tarikattır


Büyük bir umutla başlayan Alevi Çalıştayı’nın sonunda Başbakana sunulmak üzere hazırlanan rapordaki ifadeler, Alevi meselesini çözmekten uzak görünmektedir.

Alevilerin talepleri neydi, varılan nokta nedir ?

Alevilik, müstakil bir teolojik yapıdır. İslam kültür dairesi içinde bulunmakla birlikte, bir tarikat kimliğine sığdırılamayacak denli özgün inançsal unsurlar içermektedir.

Alevi terminolojisi içinde yer almamakla birlikte Aleviliğin tarifinde başvurulacak en isabetli kavram mezhep kavramıdır. Bu cümleden olarak Alevilik, tıpkı Sünnilik ( İtikaden Maturudilik ve Eş’arilik, Fıkhen; Hanefilik, Malikilik, Şafiilik ve Hanbelilik ) ve Şiilik ( Caferilik, Zeydilik, İsmaililik) gibi müstakil bir İslam mezhebidir.

Başka bir deyişle Alevilik; ne Sünniliğin ne de Şiiliğin bir türevi olan tasavvufi bir akım olarak tanımlanamaz. Çünkü bu, ne tarihen ne de ilmen doğru değildir. Bilimsel dürüstlük Aleviliğin bir tarikat olarak nitelenmesine izin veremez.

Buna karşın söz konusu raporda görüş birliğine varıldığı iddia edilerek Alevilik şu şekilde tanımlanmaktadır:

“İslam üst başlığı altında ''Hak-Muhammed-Ali'' kavramları etrafında oluşan bir inanç ve erkan yolu…”

Bu tanımlama bir tarikat tanımlamasıdır. Zira; “inanç ve erkan yolu” ifadesi tasavvufi oluşumları nitelemek için baş vurulan bir ifade tarzıdır.

Açıkça “tarikat” ve “tasavvufi oluşum” ifadeleri kullanılmasa da zımnen anlatılmak istenen Aleviliğin bir tarikat olduğudur.

Aynı yanlışın Cem evlerinin hukuksal statüsünün tespiti noktasında da yapıldığını görüyoruz. Gerçi başta yapılan Alevilik tanımlamasından sonra Cem evleri için düşünülen statünün de ona uygun olması gerekiyordu. Nitekim bu uygunluk kendini açıkça göstermektedir.

İbadethanelerle ilgili kanuna eklenmesi önerilen ifadeden de anlaşıldığına göre cem evleri bir tarikat merkezi yani “tekke“ olarak nitelenmektedir.

İlgili kanuna eklenmesi önerilen ifade şu şekildedir:

“Birer inanç ve erkan merkezi olarak değerlendirilen cem evleri de kanunlarda ibadethanelere tanınan bütün imkanlardan yararlanır.”' veya '”Cem evlerine de aynı imkanlar sağlanır.”

“ Bir inanç ve erkan merkezi” olmak bakımından cem evlerinin Kadiri, Nakşi, Halveti tekkeleri ile aynı konuma indirgendiği apaçık ortadadır.

Cem evlerine açıkça “ tekke “ denilmemesi de, “ Tekke ve Zaviyelerin İlgası Hakkındaki Kanun” un etrafından dolaşılarak aşılması için baş vurulan hukuksal bir cambazlıktır.

Oysa Cem evlerinin bir “ tekke “ olmadığı da tarihen ve teolojik olarak nettir.

Cem evleri, tıpkı camiler gibi yani camilerle eşit statüde bir İslam mabedi olarak tanımlanma ...

Gönderen YOLCU, Pazar, 07 Şubat 2010 18:36 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
TTY'DEN AÇIKLAMA

 

AKP'NİN MHP'YE SALDIRISI TÜRKLÜĞE SALDIRININ BİR PARÇASIDIR; KINIYOR VE LANETLİYORUZ...

AKP ve yandaş medyasının Türk kimliğine yönelik çirkin ve menfur saldırısı MHP üzerinden yeni bir hüviyete bürünmüştür. Anayasadan Türklüğü çıkaracaklarını söyleyen AKP'li kimi milletvekillerinin mecliste MHP'LİLERE YÖNELİK çirkin bir saldırının failleri olmaları son derece ibret vericidir.

EMEVİCİ zihniyetin MHP üzerinden Türk milliyetçilerine saldırması karşısında biz SOSYALİST TÜRKÇÜLER; aramızdaki büyük fikir ayrılıklarına rağmen MHP camiasından yana olduğumuzu ilan etmeyi tarihi bir görev sayıyor; AKP'li saldırganları bir kez daha kınıyoruz.

TÜRKÇÜ TOPLUMCU YOL

...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 06 Şubat 2010 23:35 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
ÜMMETÇİ AKP'NİN TÜRK MİLLİYETÇİLERİNE SALDIRISI...

 MHP'DEN TAYYİPÇİ SÖZDE BASINA VE AKP'YE SERT TEPKİ 

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ''Milliyetçi Hareket Partisi, başta Başbakan Erdoğan olmak üzere AKP meclis grubunu siyasi terbiyeye ve
hadlerini bilmeye davet etmektedir'' dedi.

Bahçeli, TBMM Genel Kurulu'nda iki gün önce gerçekleşen olaylara ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.

Açıklamasında, ''Ülkemiz, iktidar partisi AKP eliyle içinden çıkılmaz bir kaosa doğru hızla sürüklenmekte, en alçakça cinayetleri işlemiş, şehadetlere neden olmuş PKK zihniyetine bile kucak açmalarına rağmen, Milliyetçi Hareket Partisine tahammül edemeyenlerin fitne ve fesat hareketi gün geçtikçe yayılmaktadır'' iddiasında bulunan Bahçeli, AKP'nin, sorunları çözme noktasında aciz kaldığını ve ''ülke gerçekleri ile yüzleşmekten kaçınamadığı anlarda yaşadığı öfke nöbetlerinin son zamanlarda sıklaştığını'' savundu.

Bahçeli, hükümetin, milletin yaşadığı buhranı fark edemediğini ileri sürerek, şunları kaydetti:

''Etrafındaki riyakar kadrolar, işbirlikçi yandaşlar ve çıkarcı medya gücünün yarattığı sahte gündemden sebeplenen Başbakan Erdoğan, milletimizin yaşadığı buhranı idrak edemeyecek kadar hayatın gerçeklerinden kopmuştur. Bütün gayretlerine rağmen yaşanan ağır tahribatla yüzleşme durumunda kalındığı vakit, Başbakan ve kadrolarının tercih ettiği yöntem ise azar, hakaret, baskı, şantaj ve dayatma olmaktadır.

Nitekim sözde demokrasi adına büyük adımlar atacağından söz edenlerin, başka fikirlere karşı ne derece tahammülsüz olabileceğinin son örneği Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında maalesef yaşanmak ve izlenmek durumunda kalınmıştır.

Milliyetçi Hareket Partisi tarafından, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer hakkında verilen gensorunun 2 Şubat 2010 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulundaki görüşmeler esnasında yaşanan vahim gelişmeler, milletimizin gözü önünde cereyan etmiştir.''

-İSTİSMAR STRATEJİSİ

AKP'nin, ''seçim tarihi yaklaştıkça partisinde yaşanacak çözülmeleri durdurmak, iktidar imkanlarını kaybetmemek, her alana yayılan bunalımı gözlerden kaçırmak üzere yeni bir gerilim ve istismar stratejisini uygulamaya koyduğunu'' iddia eden Bahçeli, bu stratejinin ana unsurlarının, ''sanal bir demokrasi taraftarlığı ve karşıtlığı, Türk Silahlı Kuvvetlerine yönelik haklı veya haksız ithamlar, inançlar ve maneviyat üzerinden yapılan ağır istismarlar ile özel hayatını bile siyasetin malzemesi haline getirmekten utanmayan anlayış''tan oluştuğunu ileri sürdü.

MHP Lideri Devlet Bahçeli, açıklamasında şu görüşleri dile getirdi:

''Bu yeni karanlık kampanyanın vasıtaları; işbir ...


Gönderen YOLCU, Perşembe, 04 Şubat 2010 22:31 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
Cemevleri " düşman " imiş...

Diyanet'e göre cemevleri "iç düşman"

İZMİR - AKP hükümeti hafta sonu düzenlediği Alevi Çalıştayı’nda muğlak bir ifadeyle cemevlerinin bir statüye kavuşturulacağını söylemesine rağmen Diyanet İşleri Başkanlığı cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesinin ‘milli birlik’ ve ‘bütünlüğü’ bozacağı iddia edildi.

İzmir İl Genel Meclisi’nin geçen aralık ayındaki toplantısında, cemevlerinin ibadethane konumunda tanınması için aldığı temenni kararına, Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan olumsuz yanıt geldi.

CAMİNİN KARŞISINA CEMEVİ OLMAZ

Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan, başkan adına Hukuk Müşaviri Mustafa Davarcı’nın il genel meclisine gönderdiği açıklamada, cemevlerinin ibadethane olamayacağını iddia edildi.

Aleviliğin İslam’dan ayrı bir din olarak gösterilmesinin ve caminin karşısına ibadethane olarak cemevinin konulması yaklaşımının ‘milli birlik’ ve ‘bütünlüğü’ bozacağı vurgulanan açıklamada şu ifadeler yer aldı:

'BİLİMSEL KRİTERLERE UYGUN DEĞİLMİŞ'

İslam’ın 14 asırlık teori ve pratiğinde cami ve mescitler, belli bir mezhebin namaz kılanların ve camiye gelenlerin değil, mezhebi, meşrebi ne olursa olsun bütün müslümanların ortak mabedi olarak varlığını sürdürmektedir. Alevilik, İslam kültürünün bütününden ayrışan değil onu tamamlayan bir unsurdur. Cemevleri de özgün, kültürel ve mistik kimliği ve misyonu bulunan ve korunması gereken bir zenginliğimizdir. Cemevlerinin ibadethane olarak gösterilmeye çalışılması tecrübeye ve bilimsel kriterlere uygun değildir.”

ANF - 02 Şubat 2010

...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 03 Şubat 2010 10:18 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ

 

  DİYANET İŞLERİ HADDİNİ BİLSİN !!!

Diyanet İşleri Başkanlığı Cemevlerinin ibadethane olmayacağını ısrarla söylüyor.

Neye inanacağımıza Diyanet İşleri karar veremez.

Diyanet İşleri haddini bilmelidir.

Cemevleri Alevilerin ibadethanesidir.

Cem ve semah ibadettir.

Orucumuz Muharrem, bağlamamız telli Kur'an'dır.

Zorunlu Din dersleri bir zulümdür. Bu zulme son verilmelidir.

Okullara Alevilik dersleri de konulmalıdır.

 

 

...

Gönderen YOLCU, Cuma, 29 Ocak 2010 15:09 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

CEMEVLERİ CAMİLERE ALTERNATİF Mİ ? 

 

 

Cemevleri Alevilerin ibadethanesidir. Alevi itikadı bakımından tartışılmaz olan bu durum, henüz hukuksal açıdan kabul edilmiş değil. Fakat buna karşın sürecin bu yönde ilerleyeceği gitgide kesinlik kazanıyor. Zira, Cem evlerinin hukuken de ibadethane statüsüne kavuşturulması yönündeki talepler karşısında Sünni teologların itiraz imkanlarının giderek daralmakta olduğu görülüyor.


 

Bu daralış, Diyanet İşleri Başkanlığı ( DİB ) başta olmak üzere Sünni kurum ve kuruluş temsilcilerini yeni arayışlara sevk ediyor.


 

Söz konusu arayışlar iki noktada yoğunlaşıyor.


 

Birincisi; cem evlerini camileştirme çabasıdır. Bu çaba, kimi Alevi inanç önderleriyle yoğun bir iletişim halinde bulunan ve misyonerlik çalışması yapan bazı Sünni ilahiyatçılarla DİB’e mensup bir kısım görevlilerin yönlendirmesiyle yürütülmektedir.


 

Buna göre; cem evlerinde icra edilmekte olan Alevi ibadetlerine olabildiğince  Sünni unsurlar katılmaya çalışılmaktadır. Ama bu gizlenmek istenmektedir. Çünkü; gerçekte Aleviliğin Sünnileştirilmesi hareketinin perdelenmesi amacıyla baş vurulan ustaca bir söylem olarak ortaya çıkarılan; “ Sünnilik karşıtlığı üzerinden bir Alevilik inşası “ suçlaması da Sünni misyonerliğinin, Alevi kimliğini savunma hareketini etkisizleştirme yada güçsüzleştirme amacına matuf bir suçlamadır. Bu suçlama Aleviliğe katılmak istenen Sünni unsurları gizleme çabasının bir parçasıdır.


 

Alevi ibadetleri üzerinden Aleviliğe sokulmaya çalışılan Sünni uygulamaların en dikkat çekici olanı Cem evlerinde Arapça Kur’an okutma faaliyetidir. Bunu teşvik eden kimi Sünni misyonerler, bir kısım Alevi inanç önderlerini etkileyerek amaçlarını gerçekleştirmek yolundadırlar.


 

Bilindiği üzere Aleviliğin ibadet dili Türkçe’dir. Cemlerde okunan tüm deyişler ve gülbanklar Türk&cc ...


Gönderen YOLCU, Perşembe, 28 Ocak 2010 12:57 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
Sami Yavrucak

Bozkurt büyüttüm

Türk Milliyetçilerinin kendilerine hedef tayin ettikleri en güzel duygu Turan sevdasıdır ve sembolleri de Ergenekon’dan çıkışta yol gösteren Bozkurt’tur. Özetlersek, Kimliğimiz  “Türk Milliyetçiliği” , Sembolümüz de
“Bozkurt” tur.

Sayın okurlarım, ben gençliğimde hep Bozkurt’umla beraber yaşadım.  “Deli Kurt”un, “Ruh Adam”ın, “Bozkurtların Ölümü”nün, “Bozkurtlar Diriliyor”un heyecanı içinde onunla kaynaştım. Paralarda, pullarda, okul armalarında, izci şapkalarında hep onu taşımıştım. Ankara’daki baba evimizin yanındaki Ulus Meydanı’nı süsleyen Zafer Anıtı’nın taş duvarlarındaki Bozkurt başlarını her gün doya doya seyrettiğimi unutamıyorum.

Sonunda, muradıma erdim ve hevesimi bilen komşumuzun üzüm bağlarında bulduğu yavru kurt’uma kavuştum. O yılların çok kısıtlı imkanları beni ve yakınlarımı fotoğraf makinesinden mahrum ettiği için, sizlere görüntülerimizi ulaştıramamış olmanın ezikliğini hissetmiyor değilim. Bozkurt’um Kürşat’la üç yıla yakın bir beraberliğimiz oldu. İlk günleri onu evimizin küçük bahçesinde, biraz büyüdüğünde ise çalıştığım inşa halindeki bugünkü TBMM’nin bodrum katındaki huzurlu mekanında, 1949 yılından sonra büyüttüm. Her canlıdan ayrı bir yaratıktı. Şımarmaz, yılışmaz, okşanmak istemez, memnuniyetini belli etmez, kuyruğunu sallamaz, havlamaz, ehlileşmez, yuvasından ayrılmayı ve gezmeyi sevmezdi. Bozkurt’u yakından tanıdıktan sonra, bütün hayvanların rol aldığı sirklerde, onun niçin olmadığını daha iyi anlar olmuştum. Üç-dört günde bir çilek sepeti dolusu çiğ işkembeyi çiğnemeden yutar ve karnı farklı şekilde büyürdü. İnşaatta çalışan kırsal kesimliler, onu yakinen tanıdıklarından, endişelerini bildirerek beni uyarırlardı. Bir gün Kürşat zincirini kopartmış ve işyerinde panik başlamıştı. Büyük bir alan işgal eden inşaatta, ben ancak onun gibi uluyarak, ona ulaşabilmiştim. Ben kurt gibi uludukça, o da bana cevap veriyordu. Neticede, yuvasına tekrar kavuştu. Yaşadığımız hadiseler ve anlatılanlar beni daha çok tedirgin ediyor ve önlemler almağa sevk ediyordu. İlk önce onu, tehlikesiz hale getirmek amacı ile yırtıcı dişlerini kestirmeyi düşündüm. Veteriner yolunu yarıladığımda ikimiz de yorulmuştuk. Karlı bir kış gününde ona tabi olarak yürüyorduk. Her binanın dört tarafını dolaşıyor fakat caddeleri karşıdan karşıya geçemiyorduk. Geri döndük.  Neticede aklıma, Orman Çiftliğindeki hayvanat bahçesi geldi. Hem Kürşat yaşantısını devam ettirir ve hem de ben olası bir tehlikeden kurtulurdum. Düşündüğüm gibi oldu. Görevliler, kendi usullerine göre tedbirler alarak bir kamyonla geldiler ve Kürşat’ı boynuna geçirdikleri demir çubuklu kıskaçlarla vasıtaya zorla bindirdiler ve hareket ettiler. Ben ağlıyordum, o da bana uluyordu. Hayvanat bahçesi amiri o yıllarda Hindistan’ın bi ...


Gönderen YOLCU, Çarşamba, 27 Ocak 2010 22:39 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
SAYGIYLA ANIYORUZ...

 

UĞUR MUMCU'YA BÜYÜK ÖZLEM... 

Uğradığı bombalı suikast sonucu 24 Ocak 1993’te yaşamını yitiren araştırmacı gazeteci Uğur Mumcu, bugün ölümünün 17. yılında düzenlenecek etkinliklerle anılacak.

Mumcu’yu anma etkinlikleri Ankara’da saat 11.00’de Batıkent Uğur Mumcu Parkı’ndaki Uğur Mumcu anıtına çelenk bırakmasıyla başlayacak.

Saat 12.00’de de sevenleri ve yakınları karanfillerle ve mumlarla Gaziosmanpaşa semtinde Uğur Mumcu’nun sokağındaki evinin önünde olacak. “Buradaydık” başlıklı bir sinevizyon gösterisinin ardından Ufuk Karakoç tarafından bir dinleti gerçekleştirilecek. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın da Mumcu’nun evinin önündeki anma törenine katılması bekleniyor. Daha sonra saat 14.30’da Mumcu’nun Cebeci Asri Mezarlığı’ndaki kabri ziyaret edilecek. Saat 19.00’da Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi‘nde sinevizyon gösterimi ve konser var.

Batıkent Ahmet Taner Kışlalı Konferans Salonu’nda da saat 19.30’da “Uğur Mumcu’nun Ardından” başlıklı fotoğraf gösterisi ve Uğur Mumcu hakkında belgesel film gösterimi yapılacak. Mumcu, İstanbul’da da saat 13.00’te Harbiye’deki Uğur Mumcu Anıtı önünde CHP İstanbul İl Örgütü’nün düzenlediği törenle anılacak. Saat 14.00’te de Sarıyer Beleyidesi Kültür Merkezi’nde “Kemalizm ve Uğur Mumcu” konulu panel düzenlenecek.

Mumcu, İzmir’de ise saat 12.00’de Narlıdere Limanreis Mahallesi’ndeki anıtı başında anılacak. CHP Genel Sekreteri Önder Sav, Ankara İl ve İlçe başkanlıklarına bir genelge göndererek bugün Mumcu’nun, 31 Ocak günü de Muammer Aksoy’un anma törenlerine kitlesel katılım istedi.

Haber: Milliyet
...

Gönderen YOLCU, Pazar, 24 Ocak 2010 10:04 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
Moğollar Kardeşimizdir...

Moğolları aşağılayan haberin gerçek yüzü

Geçen gün Referans gazetesinde “Cengiz Han’ın kızlarına 20 bin Türk damat” başlıklı bir yazı yayımlandı. İşin magazin yönüne ve sabah akşam yayımlanan çöpçatan programlarının izlenme oranlarına bakılırsa hayli dikkat çekici bir haber. Ancak bu haberden yola çıkılarak “Moğolistan damızlık Türk istiyor” şeklindeki başlıklarla sunulanların, ne denli büyük semboller taşıdığını ve yazılanların arkasındaki anlayışın nelere mal olabileceğini hep birlikte değerlendirmemiz lazım...
Öncelikle Moğolistan hükümetinin Türkiye’den insan gücü isteği kesin olmamakla birlikte (bu bilgiyi aktaran yetkili kimdir?) eğer doğruysa bu bilginin veriliş biçimi, Moğolistan-Türkiye ilişkilerini zora sokabilme potansiyelindedir. Ayrıca Moğol halkının Türk insanına olan olumlu bakış açısı ciddi yara alabilir. Biz bunu geçmişte de yaşadık. Bu coğrafyanın insanlarına “Cengiz Han’ın kızları” olarak bakan bir anlayışın; vaktiyle Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve diğerlerinde meydana getirdiği travmanın hâlâ izlerini temizleyebilmiş değiliz. Bu hassas mesele yüzünden o bölgede yaşayan Türk vatandaşları ciddi sıkıntı çekmiştir ve çekmeye de devam etmektedir. Evet... Türkiye’de nüfus ve doğurganlık oranı yüksektir. Ama bu durum yine Türkiye’nin işsizlik oranını, eğitim seviyesini gizlemez.
Yıllardır Türk cumhuriyetlerine Türkiye’den toplu işgücü transferi için çeşitli düzeylerde görüşmeler yapıldı. Sonuç ise hep hüsran. Sebebi işte bu zihniyettir. Ben bu hususta Orta Asya’daki bir bakana “Sizdeki boş ve işlenmeyi bekleyen arazilere bizden ziraat mühendisleri getirelim. Bizim çok işsizimiz var” demiştim. Bakanın verdiği cevap şuydu; “Bunu biz de isteriz. Ancak bölgedeki diğer ülkeler bundan ürkecektir. Ayrıca insanlarımızı bu proje için doğru bilgilendirmeli ve asimilasyon gibi söylemlerin önüne geçmeliyiz. Yani zamana ihtiyaç vardır”.
Diğer yandan Türkiye’nin Moğolistan’da ne işi var? “Damızlık” yaklaşımının yer aldığı haberde yazdığı üzere Orhun Abidelerinin, Göktürklerin bizimle ne ilgisi var? Tabi ya... Türkiye’nin Başbakanı onca yolu gidip “buraya yol yapın” sözünü neden veriyor? Çünkü Moğolistan’da bize ait olan bir kültür ve tarih birikimi var. Ve ülkenin stratejik önemi, Rusya ile Çin’i birbirine bağlıyor. Tamam ama acaba böyle olduğundan mıdır ki sözüm ona Türkiye’den bir yetkili tarafından, Moğolların “Ruslar kökümüzü kuruttu” şeklindeki sözleri aktarılıyor.  Bir defa bu yaklaşım bölgenin ve Türkiye’nin çıkarlarına kökünden aykırıdır. Türkiye, Rusya ile yakınlaşıyor. Moğolistan ile kültür etkileşimini ve o bölgedeki stratejik ağını kuvvetlendiriyor.
O halde Moğolistan’dan gelecek heyetin elinde böyle bir dosya varsa bi ...


Gönderen YOLCU, Cumartesi, 23 Ocak 2010 10:37 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
BAŞBAKAN BAYKAL...

 

    CHP, HIZLA YÜKSELİYOR...

SONAR Araştırma şirketinin yaptığı seçim anketine göre bugün seçim olsa AKP yüzde 29.5, CHP yüzde 27.11, MHP yüzde 20.41 oranında oy alıyor.

SONAR Araştırma Şirketinin 3-13 Ocak tarihlerinde yüz yüze anket yöntemi kullanarak yaptığı araştırma, İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Antalya, Denizli, Diyarbak ...


Gönderen YOLCU, Perşembe, 21 Ocak 2010 18:14 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
TÜRKÇÜ TOPLUMCU YOL'DAN AÇIKLAMA

BİZ KİMİZ ? SİMGEMİZİN ANLAMI NEDİR ? 

Biz Mazlum milletler ve Türk halkları dünyasının davasını yol edinmiş; emeği, barışı, birliği ülküleyen Türk ulusçularıyız.   

 Mücadelemiz, emperyalizme karşıdır.  Türk halklarının ve mazlum milletlerin emperyalizme karşı birliğini sağlama yolunda uğraş vermekteyiz.  

Mirseyit Sultangaliyev, Mustafa Kemal Atatürk, Neriman Nerimanov, Yusuf Akçura ve Gaspıralı İsmail Bey’in düşünce ve eylemlerinden güç ve esin almaktayız. 

Adımız; Türkçü Toplumcu Yol’ dur. Simgemiz; Kara Kurt Başlı Gök Bayrak’tır. Kurt başı, binlerce yıldan beri Türk halklarının ortak simgesi olmuştur. Bu bayrak, 7. yüzyılda Çin’de köleliğe karşı büyük bir toplumcu ihtilale öncülük eden Kök Türkler’in aşina soyunun simgesidir. Tek farkla ki, biz boz rengi karaya çevirdik.  Kara renk, en zor koşullarda bile mücadele azmimizi yitirmeyeceğimizin ifadesidir. 

Emperyalizme karşı savaşan her halkın yanındayız.  Gericiliği ve ırkçılığı reddediyoruz. Yüce Atatürk’ün laik ulusalcılık düşüncesi Türkçülüğümüzün temel belirleyicisidir.
Gönderen YOLCU, Çarşamba, 20 Ocak 2010 18:35 Yorumlar(0), Hepsini Oku

Haberler
M. CEMİL KILIÇ

Perde

Bir perde inmiş
Gökte metruk
Gönlü buruk
Kalbi kırık
Rüya üstüne
Bir gölge sinmiş
Aya, güne


Elleri müşfik bir meleğin
Dudaklarında gezinen
Jilet gibi keskin
Kutuplar kadar serin
Yitik bir zemheri düşmüş
Gözlerinin içine

Tırnakları ojeli bir nine
Kucağında uyur tarihin
Ve zaman akıp gider dengi dengine
Akıl sır ermez ahengine
Aktır inancın boyası
Ve siyah denilmiş küfrün rengine

...

Gönderen YOLCU, Salı, 19 Ocak 2010 22:40 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
M. CEMİL KILIÇ

Bir Kafirin Hezeyanı

Tanrı’nın gözyaşında
Bulunur mu iblisin hüznü
Ve ağlar mı Gabriel
Meczup bir nebinin kalbinden sızan kana

Bütün sözlerin kaynağı odur aslında
Kutsallıkta eşittir övgüler sövgülerle
Bir farkı yoktur tapınmanın
İsyan dolu en galiz küfürlerden
Mukaddes bir yasak doğar
Kutsanmış emirlerden

Tapan da sensin tapınılan da
Tanrı’yı içinde bulduğun anda
Yaratan da sensin yaratılan da
Ve dahi giren cennete
Ve cehenneme atılan da

İşveli bir hurinin
Olup saki – yi cennet
Sunduğu şarapta esrimek
Ulvi bir tapınmadır elbet
Sanma zevk – ü sefa bir mezin günah
Affolur cümlesi
Deyiversen estağfurullah

Muttaki bir Tanrı kulu
Olur mu bir fahişeden
Huşu derilir mi şeytani neşeden
Gabriel uğramaz bizim dergaha
Onun menzili incir ağacı
Veyahut bir mağara

Tanrı’nın kahkahasında
Gezinir mi iblisin tebessümü
Ve İsrafil indirir mi
Göklerin şartelini
Sevişirken yıldızlar karanlıkta
Ağlarken resuller aydınlıkta


Tüm sırların ifşası
Bir dilberin kıvrık kirpiklerindedir
Karıştırma hikmeti ilahiyi
Muhakkak her şey yerli yerindedir

...

Gönderen YOLCU, Pazar, 17 Ocak 2010 21:06 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
NAMAZ KILMAZSAN DAYAK YERSİN

 

ALEVİ ÖĞRENCİYE NAMAZ VE ABDEST DAYAĞI 

 

Atatürk Lisesi tarih öğretmeni Orhan Paşazade derse geç giren Alevi kökenli E.K. adlı kız öğrenciyi, "Siz zaten aptes de almazsınız, namaz da kılmazsınız" diyerek dövdü. Paşazade hakkında valilik soruşturma başlattı.

Sıvas’ın Sinekli köyü nüfusuna kayıtlı olan E.K. başından geçenleri şöyle anlattı.

“Son iki ders, 5. ve 6. saatler tarih dersi idi. İlk derste öğretmen bana, ‘Sen namaz kılıyor musun’ diye sordu. ‘Hayır’ dedim. ‘Senin yaşına gelenleri biz kocaya veriyoruz, sen niye namaz kılmıyorsun’ diye beni azarladı. Ben de ‘Doğrudur hocam’ dedim. Bana, ‘Sen şimdi aptes de almıyorsundur’ dedi, ben de ‘Almıyorum’ dedim. Bana bütün sınıfın önünde ‘Pis’ dedi.

İkinci derse girdik, hoca yarım saat oldu derse gelmedi. Biz de birkaç kız arkadaş ile birlikte özel bir nedenden dolayı tuvalete gittik. Birçok kişi ve erkek öğrenciler de sınıfa girmemiş, koridorda duruyorlardı. Koridorda duran diğer öğrencilere ‘Neden dışarı çıktınız’ diye sormadı, ilk önce benim burnuma vurdu, yumruklamaya başladı.” E.K, hastaneden rapor aldığını ve suç duyurusunda bulunduğunusöyledi.

‘Soruşturma başlatıldı’

Sıvas Milli Eğitim Müdürü A. Murat Taner, soruşturma başlattıklarını belirterek “Ayrımcılık yapıldığı kanaatinde değilim. Çocuklar en büyük şahit. Hiçbir şey yokken ayrımcılık diyerek olayı büyütmek doğru değil” diye konuştu.

Haber: Cumhuriyet
...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 16 Ocak 2010 09:54 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
SU TV'DE YENİ İZLENCE...

 

    M. CEMİL KILIÇ VE CEMAL ŞENER HER CUMA SU TV'DE

M. CEMİL KILIÇ VE CEMAL ŞENER her cuma günü saat 20:30'da SU TV'de " suyun kaynağından" adlı izlencede Alevilik üzerine söyleşiyorlar.

15.01.2010 günkü konu Alevilikte dedelik kurumudur.

İlgilenenlere duyurulur.

 

...

Gönderen YOLCU, Cuma, 15 Ocak 2010 10:44 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
RIZA ZELYUT YAZIYOR...

EĞİTİM-İŞ'Lİ ÖĞRETMENLER ARASINDA


Eski bir öğretmen olarak; kendimi en mutlu hissettiğim anlar; öğretmenlerin içinde olduğum anlardır. İlahiyatçı yazar ve öğretmen Cemil Kılıç; beni Eğitim-İş'li öğretmenlerin toplantısına davet ettiğinde sevinçle kabul ettim. Önce Eğitim- İş'in Kadıköy'deki 2 Nolu şubesinin açılışına katıldım. Oradaki öğretmenleri görünce de Türkiye'nin geleceğine olan güvenim daha bir arttı. Çünkü; Mustafa Kemal düşüncesine sıkı sıkıya bağlı çağdaş kişilikli öğretmenlerdi bunlar.
Pazar günü de Eğitim-İş'in İTÜ Maçka tesislerinde verdiği kahvaltıda konuştum. Ve özellikle de kadın öğretmenlere seslenerek; 'Çağdaş yaşam tarzına yönelik saldırı öncelikle kadınlarımızı tehdit ediyor.' dedim.

Gördüm ki ırkçılığa da gericiliğe de emperyalizme de karşı olan; Atatürk ilke ve devrimlerine sıkı sıkıya bağlı bir öğretmen kuşağı var karşımda.
Bütün öğretmenleri Eğitim-İş'te buluşmaya davet ediyorum.

RIZA ZELYUT / GÜNEŞ GAZETESİ 12.01.2010.

 

...

Gönderen YOLCU, Salı, 12 Ocak 2010 08:48 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
Cemevlerinin Camilere Alternatif Olması Meselesi

Cemevlerinin Camilere Alternatif Olması Meselesi
 
 

Cemevleri Alevilerin ibadethanesidir. Alevi itikadı bakımından tartışılmaz olan bu durum, henüz hukuksal açıdan kabul edilmiş değil. Fakat buna karşın sürecin bu yönde ilerleyeceği gitgide kesinlik kazanıyor. Zira, Cem evlerinin hukuken de ibadethane statüsüne kavuşturulması yönündeki talepler karşısında Sünni teologların itiraz imkanlarının giderek daralmakta olduğu görülüyor.


 

Bu daralış, Diyanet İşleri Başkanlığı ( DİB ) başta olmak üzere Sünni kurum ve kuruluş temsilcilerini yeni arayışlara sevk ediyor.


 

Söz konusu arayışlar iki noktada yoğunlaşıyor.


 

Birincisi; cem evlerini camileştirme çabasıdır. Bu çaba, kimi Alevi inanç önderleriyle yoğun bir iletişim halinde bulunan ve misyonerlik çalışması yapan bazı Sünni ilahiyatçılarla DİB’e mensup bir kısım görevlilerin yönlendirmesiyle yürütülmektedir.


 

Buna göre; cem evlerinde icra edilmekte olan Alevi ibadetlerine olabildiğince  Sünni unsurlar katılmaya çalışılmaktadır. Ama bu gizlenmek istenmektedir. Çünkü; gerçekte Aleviliğin Sünnileştirilmesi hareketinin perdelenmesi amacıyla baş vurulan ustaca bir söylem olarak ortaya çıkarılan; “ Sünnilik karşıtlığı üzerinden bir Alevilik inşası “ suçlaması da Sünni misyonerliğinin, Alevi kimliğini savunma hareketini etkisizleştirme yada güçsüzleştirme amacına matuf bir suçlamadır. Bu suçlama Aleviliğe katılmak istenen Sünni unsurları gizleme çabasının bir parçasıdır.


 

Alevi ibadetleri üzerinden Aleviliğe sokulmaya çalışılan Sünni uygulamaların en dikkat çekici olanı Cem evlerinde Arapça Kur’an okutma faaliyetidir. Bunu teşvik eden kimi Sünni misyonerler, bir kısım Alevi inanç önderlerini etkileyerek amaçlarını gerçekleştirmek yolundadırlar.


 

Bilindiği üzere Aleviliğin ibadet dili Türkçe’dir. Cemlerde okunan tüm deyişler ve gülbanklar Türkçe’dir. Lokal düzeyde Zazaca ve Arnavutça kimi dualar da cemlerde yer almakla birlikte  yine de Türkçe, Aleviler arasında asli ve temel ibadet dili konumundadır. Bu gerçeğe karşın cemlere Arapça Kur’an okuma uygulamasını sokmaya çalışmak kesinlikle Sünnice bir uygulamadır. Bu uygulama aynı zamanda cem evlerini de camileşme sürecine tabi tutmaktır.



Gönderen YOLCU, Salı, 12 Ocak 2010 08:44 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

Hüseyin Algül’ün “Kerbela” Kitabına Dair *


Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Hüseyin Algül’ün; “ Kerbela, Kanayan Bir Yara, Gönül Sızlatan Bir Facia” isimli kitabı, konuya dair yapılan çalışmalardan biri olarak geleneksel Sünni anlayışın yeni bir ürünü hüviyetini taşıyor.

Kerbela faciası, İslam tarihinin en yürek burkucu olaylarından biridir. Hadisenin vuku buluşunda, evvelce ortaya çıkan siyasi ve itikadi ekolleşmelerin rolünü göz ardı etmek mümkün değildir. Aynı şekilde hadise öncesi herhangi bir siyasi ve itikadi ekolleşmenin ciddi anlamda mevcut olmadığını savunmak da aslında mezkur olaya dair geliştirilen geleneksel Sünni anlayışın bir parçasıdır.

Geleneksel Sünni anlayış, İslam tarihindeki siyasi ve itikadi ekolleşmeleri Kerbela faciasından sonraki döneme hasreder. Kerbela’nın bu noktada çok büyük tesir oluşturduğunu, Tevvabun Hareketi ve Muhtar Es – Sakafi ayaklanması gibi olayların özellikle Şia’nın doğuşundaki amiller olduğunu ileri sürer.

Buna göre, Dört Halife döneminde Müslümanlar arasında ciddi anlamda siyasi ve itikadi bir ayrışmanın olmadığı iddia edilir..

Hazreti Ali’nin kendinden önceki halifelere biat ettiğini ileri sürerek bu dönemin her hangi bir ayrışma ve mezhepleşme için başlangıç olarak kabul edilemeyeceği savunulur.

Oysa Şii ve Alevi inancı bakımından Hazreti Ali’nin hilafet ve imameti sadece siyasi bir konu olmayıp doğrudan doğruya itikadi / imani bir meseledir.

Alevi ve Şii inancında mümin olmanın gereklerinde biri Allah’a ve resulüne inanmak ise diğeri Hazreti Ali’nin ve evladının imamet ve hilafetine imani manada merbut olmaktır.

Sünni anlayışın iddiasının aksine Hazreti Ali hiçbir zaman kendinden önceki üç halifenin hilafetini kabul etmemiş, onlara biat vermemiştir.

Zira; Ebu Bekir, Ömer ve Osman’ın hilafeti, Hazreti Muhammed’in işaret ve vasiyetine uygun değildir. Bu işaret ve vasiyet, Hazreti Muhammed’in şahsi bir görüşü de değildir. Çünkü o, Kur’an’ın ifadesiyle; “ Vema yentıku ani’l – heva, in hüve illa vahyun yuha “ / “ Kuşku yok ki o kendi nefsinden konuşmaz. Onun konuştuğu kendisine vahyedilenden başkası değildir.” (1) ayeti gereği bu işaret ve vasiyetini Allah’ın muradı doğrultusunda izhar etmiştir.

Hüseyin Algül’ün “Kerbela” kitabında ise geleneksel Sünni anlayış doğrultusunda Hülefa – i Selase’nin hilafeti meşru addedilmekte, peygamberin işaret ve vasiyeti – ilahi arzuya rağmen – önemsiz görülmektedir.

Hülefa – i Selase’nin hilafetleri, “ İslam siyaset anlayışı “(2), “ İslam siyaset düşüncesi “ (3) olarak vasfedilmektedir.


Bu bağlamda Hazreti Hasan ve Hüseyin’in Halife Osman’ın korunması için babala ...

Gönderen YOLCU, Perşembe, 07 Ocak 2010 06:42 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ

SULTANGALİYEV, SOSYALİZM VE TÜRKÇÜLÜK

Dünya tarihinin en büyük düşün ve eylem adamlarından biri de hiç kuşku yok ki Mirseyit Sultangaliyev'dir. Sultangaliyev, Marksist kurama ve SSCB deneyimine yönelttiği eleştiriler zemininde yepyeni bir ideolojinin mimarı olarak dünya çapında sarsıcı etkileri olan gerçek bir sosyalist önderdir.

O, ideolojik özgünlüğünü oluşturan kavramları ve bu kavramlarda içkin olan savları ile dünya devrimi özleminin denenmemiş tek umut kaynağıdır. Proleter milletler ve Metropoller ayrışımı ile sosyalist tarih tezine ve topyekün ortodoks sosyalist kurama getirdiği yeni ufuk, gerçek devrimci mücadelenin oturması gereken zemini işaret etmektedir. Mazlum ulusların proleter kimliği, ulusallıktan arındırılmış enternasyonal proleterya kuramının karşısında yengisini / utkusunu ilan ederken aslında nihai başarıya giden yolda aşılması gereken en önemli merhalenin Marksist tarih tezi ve Marksist Enternasyonalizm olduğunu göz kamaştırıcı bir yalınlıkla öğretmektedir.

Nitekim Sultangaliyev, Marksist materyalizme alternatif olarak kendisinin enerjetik materyalizm adını verdiği bir düşün ortaya koymuştur. Bu düşün, materyalist diyalektik tez hususundaki Avrupa egemenliğini yok etmeyi hedeflemektedir. Sultangaliyev'e göre batıdaki diyalektik anlayış henüz bir kavram olarak ortaya konulmadan çok daha önceden beri doğu halklarında mevcut idi. Bundan dolayıdır ki materyalist düşünce Avrupa bilimine özgü bir unsur değildir.(1)

Kuşkusuz sosyalist dünya devrimi için birincil adım sosyolojik ve historik tecrübeyle yanlışlığı kanıtlanmış olan kimi tezlerin ve bu tezler üzerine bina edilmiş sözde sosyalist / komünist devinimlerin tarihin çöplüğüne gönderilmesidir. Sultangaliyev ve Sultangaliyevci düşünce bunu başarmıştır. Avrupa merkezci sosyalist devinimlerin yenilgisi aslında gerçek sosyalist mücadelenin zaferidir. Sultangaliyevcilik üzerine kurulan gerçek sosyalist mücadele Ortodoks Marksizm'in yenilgisini kendi zaferinin müjdecisi olarak kabul etmektedir. Çünkü Ortodoks Marksizm'in proleteryası batıda iktidara gelseydi bile mazlum ulusların kaderinin değişikliği noktasında hiçbir olumlu sonuç doğurmayacağı gibi belki de sözde sosyalizmin yol açtığı yanılsama ile mazlum ulusların sosyalist mücadele istencini de daha doğmadan öldürecekti.

Batı proleteryası zaten dünya burjuvazisinin bir uzvu değil midir ? Bu uzvun diğer uzuvları ortadan kaldırması mümkün değildi. Çünkü kendi varlığı da onların varlığına bağlıydı. Dünya burjuvazisinin proleter kanadı olan batı proleteryasının proleter kimliği göreli bir kimlik olup asli özelliği olan sömürüye ortak olma vasfına giydirilmiş saydam bir kıyafetten başka nedir ki ?

"Çağdaş insanlığı oluşturan halklar, sayı, toplumsal ve hukuksal açılardan eşit olmayan iki kampa bölünmüş durumdadır. Bu kamplardan birinde insanlığın yalnızca yüzde 20 ile yüzde ...

Gönderen YOLCU, Salı, 05 Ocak 2010 15:07 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
M. CEMİL KILIÇ YALOVA'DA...

 

           M. CEMİL KILIÇ, YALOVA'DA...

M. Cemil KILIÇ, CEM VAKFI Yalova şubesi tarafından düzenlenen Kerbela ve Aşure Günü konulu konferansa katılmak üzere 03.01.210. saat 14:00'da Yalova'da olacaktır.

İlgilenenlere duyurulur.

 

...

Gönderen YOLCU, Cuma, 01 Ocak 2010 15:03 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
TÜRKMENİSTAN...

  TÜRKİYE - TÜRKMENİSTAN İLİŞKİLERİ GELİŞİYOR... 

25 Aralık tarihinde Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile telefon görüşmesi yapan Türkmenistan Devlet Başkanı Gurbanguli Berdimuhamedov, bu kez de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile telefonda görüştü. Görüşmede, ağırlıklı olarak ikili işbirliğinin geliştirişmesine ilişkin konuların görüşüldüğü kaydedildi.

Türkmen basınında yer alan haberde, Gül ile Berdimuhamedov, ikili ve çok taraflı ilişkilerin gelişmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirerek Türkmen-Türk ilişkilerini ve ülkeleri yakından ilgilendiren uluslararası konuları ele aldılar.

Daha önce üst düzeyde mutabık kılınan anlaşmaların hayata geçirilişinden memnun kalan liderler, ikili ilişkilerinin daha da geliştirilmesine hazır olduklarını dile getirdiler.

Cumhurbaşkanı Gül, telefon görüşmesinde Türkmen mevkidaşı Berdimuhamedov'u Türkiye'ye davet etti. Daveti memnuniyetle kabul eden Türkmen lider Berdimuhamedov, karşılık olarak Abdullah Gül'ü Türkmenistan'a davet etti. Ziyaret tarihlerinin diplomatik kanallarla belirlenmesi konusunda mutabık kalındı.

Geçtiğimiz günlerde Erdoğan ile Berdimuhamedov arasında yapılan telefon görüşmesinde de, iki ülke arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi yönünde sıcak mesajlar verilmişti.

Cumhurbaşkanı Gül, Türkmenistan-Çin doğal gaz boru hattı hizmete açıldıktan hemen sonra Türkmen mevkidaşı Berdimuhamedov'a bir mesaj göndererek, Türkmenistan'ın doğal gaz sevk yolları çeşitlendirme doğrultusunda izlediği enerji politikasını desteklediklerini bildirmişti.

Gül mesajında Türkmenistan sahip olduğu zengin enerji kaynaklarını Türkiye'nin üzerinden Batı'ya ulaştırılmasının da Aşkabat'ın izlediği enerji politikasına katkı sağlayacağına inandığını ifade etmişti.

...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 30 Aralık 2009 21:18 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
CHP LİDERİ BAYKAL...

 

    SAYIN DENİZ BAYKAL'DAN ALEVİLERE AŞURE DAVETİ...

Alevi önderleriyle, Alevi kuruluşlarının yöneticilerine gönderilen Genel Başkan Deniz Baykal imzalı davet mektubu şöyle; 

“Kerbela’nın acısını yüreğinde hisseden, yasını, orucunu tutan sevgili kardeşim
Kerbela sadece bir insanlık utancı değil,
Aynı zamanda bir insanlık suçudur
İnsanlık tarihinin kapkara sayfalarına utanç vesilesi diye kaydedilen Kerbela gibi büyük acılar ancak,
“Bir olarak, İri olarak, Diri olarak” ve
kardeşlik duyguları pekiştirilerek göğüslenir.
Bu anlayış ve bu duygularla her yıl olduğu gibi,
bu yıl da Genel Merkezimizde aşure kaynatacağız.
29 Aralık Salı günü saat 12.00’de sizi, sizleri aşuremizi paylaşmaya davet ediyor, sevgi ve saygılar sunuyorum”
...

Gönderen YOLCU, Pazartesi, 28 Aralık 2009 22:09 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
KARDEŞ ÖZBEKİSTAN...

Özbekistan Cumhurbaşkanı İslam Kerimov, Türkiye'nin kardeş devlet olduğunu söyledi.

- Özbekistan Cumhurbaşkanı İslam Kerimov, Türkiye'nin kardeş devlet olduğunu söyledi. Kerimov, Özbekistan'da bugün yapılan parlamento ve yerel meclis üyeleri seçiminde oyunu kullandıktan sonra basın mensuplarının sorularını cevapladı. Türk muhabirin soru öncesinde kendini Türkiye'den diye tanıtması üzerine Kerimov, tebessüm ederek "Türkiye kardaş (kardeş) devlet" dedi.

Kerimov daha sonra Özbekistan'daki siyasi partiler arasındaki rekabete değindi ve bunun henüz fazla çekişmeli geçmediğini belirtti. Cumhurbaşkanı, dünya genelinde hararetli sahnelerin yaşandığı meclislere ise Japonya, Güney Kore ve Türkiye'yi de örnek gösterdi.

Özbekistan'ın henüz çok partili hayatın başında olduğunu ve ilk defa bu seçimde siyasi partiler arasında ciddi bir rekabet ve karşılıklı eleştiri olduğunu hatırlatan Kerimov, Japonya, Güney Kore gibi bazı devletlerin meclislerinde siyasi partiler tabanda güç kaybetmeme adına çok sıkı bir mücadele vermekte" dedi. Kerimov bu sırada tebessüm ederek Türk muhabire bakıp "Tabi benzer çekişme ve hareketlilik yanılmıyorsam Türkiye Meclisi'nde de yaşanmakta." ifadesini kullandı.

...

Gönderen YOLCU, Pazar, 27 Aralık 2009 21:29 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
CEM RADYO...

 

          M. CEMİL KILIÇ, CEM RADYO'DA...

SİTEMİZ YAZARI MUSTAFA CEMİL KILIÇ, 96.4 CEM RADYO'DA "ÖNCESİ VE SONRASI İLE KERBELA" KONULU BİR İZLENCEYE KATILACAKTIR.

İZLENCE ALEVİ VAKIFLAR FEDERASYONU BAŞKANI DOĞAN BERMEK TARAFINDAN HAZIRLANMAKTADIR.

YAYIN SAATİ 17:00'DIR.

TARİH: 27. 12. 2009. PAZAR.

İKİNCİ BÖLÜM İSE, 28.12. 2009 PAZARTESİ GÜNÜ SAAT 16:00'DA YAYINLANACAKTIR. 

İLGİLENENLERE DUYURULUR...

...

Gönderen YOLCU, Pazar, 27 Aralık 2009 09:04 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ GAZİ CEM EVİ...

 

      M. CEMİL KILIÇ GAZİ CEM EVİNDE VE SU TV'DE...

SİTEMİZ YAZARI İLAHİYATÇI MUSTAFA CEMİL KILIÇ, 26 ARALIK AKŞAMI ORUÇ AÇIMI İÇİN GAZİ CEM EVİNDE OLACAKTIR. SAAT 21:30'DA İSE GAZİ CEM EVİ DEDESİ SAYIN VELİ GÜLSOY İLE BİRLİKTE SU TV'DE YAYINLANAN " YAS - I MATEM " ADLI İZLENCEYE KATILCAKTIR.

"YAS - I MATEM " ADLI İZLENCENİN 26 ARALIK AKŞAMI SUNUMU M. CEMİL KILIÇ TARAFINDAN YAPILACAKTIR.

İZLENCEDE GAZİ CEM EVİ ETKİNLİKLERİ VE 10 MUHARREM GÜNÜNÜN ÖNEMİ ÜZERİNDE SÖYLEŞİLECEKTİR.

İLGİLENENLERE DUYURULUR.

...

Gönderen YOLCU, Cuma, 25 Aralık 2009 20:46 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
CEM TV...

 

       M. CEMİL KILIÇ CEM TV'DE...

SİTEMİZ YAZARI İLAHİYATÇI MUSTAFA CEMİL KILIÇ, 25 ARALIK SAAT 15:00'DA CEM TV'DE YAYINLANAN MUHARREM SOHBETLERİ ADLI İZLENCEYE KATILACAKTIR.

İLGİLENENLERE DUYURULUR...

...

Gönderen YOLCU, Perşembe, 24 Aralık 2009 22:01 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
M. CEMİL KILIÇ

 

        M. CEMİL KILIÇ, BUGÜN (24 ARALIK ) KARTAL CEM EVİNDE. YARIN CEM TV'DE...

SİTEMİZ YAZARI M. CEMİL KILIÇ BUGÜN ORUÇ AÇIMI VE SÖYLEŞİ İÇİN KARTAL CEM EVİNDE OLACAKTIR. 25 ARALIK SAAT 15:00'DA İSE CEM TV'DE YAYINLANAN MUHARREM SOHBETLERİ ADLI İZLENCEYE KATILACAKTIR.

DUYURULUR..

...

Gönderen YOLCU, Perşembe, 24 Aralık 2009 06:38 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
Cumhuriyet Devrimi Şehidi

Kubilay ve iki bekçinin anısına:

23 Aralık 1930'dur

Gece yeşilimsi,
Dağlar ak
Bir altın çizgi gibi yerle gök
Gün doğdu doğacak
Don yoktur ama donmuştur sanki
Sarı yapraklarla kış kocaman bir yüz
Tarla çizgileri ile bir kilim işte
Menemen ovası dümdüz
Yalancı Mehdi Derviş Mehmet
Yürümüş Manisa'dan bir sarı su gibi
Beş on adamıyla Menemen'e varmak üzere
Yılan uykusu gibi
Düştü Kubilay'ın başsız gövdesi
Bir çınar dalı gibi yere
Sarktı yakasından anasından gelmiş
Mavi çiçek mor çiçek bir çevre
Düştü Kubilay'ın başsız gövdesi
Bir söğüt dalı gibi yere
Aydınlık aydınlığa yaklaşır iken
Sonsuzluğa ere ere
Düştü Kubilay'ın başsız gövdesi
Bir zeytin dalı gibi yere
Düştü cebinden bir kitap,
Açıldı göklere…

Fazıl Hüsnü Dağlarca<!-- / message --><!-- sig --> ...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 23 Aralık 2009 22:44 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
YA HÜSEYİN....

 

  DÜŞTÜ HÜSEYİN ATINDAN... 

Asırlardır acısı dinmeyen bir yara var müminlerin kalbinde… Yüce peygamberimizin torunu Hazreti Hüseyin ve yanındakilerin Kerbela’da hunharca katledilmesinin üzerinden yüzlerce yıl geçmiş olmasına karşın yaramız hala taze…

Bu yara hiç kapanmadı, hiç kapanmayacak… Kerbela, mazlumiyetin yürekleri sızlatan bir örneği olarak müminle münafığın ayrıştığı, zalimle mazlumun saflaştığı tarihsel bir olaydır.

Yüce resülün soyuna karşı gerçekleştirilen saldırı, gerçekte insanlığın tümüne karşı işlenen zelil bir suçtur.

Bu iğrenç suçun yıl dönümünde, peygamber soyu için yas tutmamak, Hazreti İmam Hüseyin’in acısını yüreğinde hissetmemek ve mateme bürünmemek, kim bilir belki de yüzyıllar sonra da olsa suça ortak olmak gibidir. Bu büyük günahtan Hakka sığınırız.

“Medet ya Hüseyin” diye inleyen kalbimiz, zalime ve zulmüne karşı da “lanet olsun Yezid’e “
nidalarıyla ehlibeyte bağılığını ilan etmektedir.

Zira, ehlibeyti sevmeden, Hüseyin’den yana olmadan Mümin vasfını kazanabilmek mümkün değildir.

Ehlibeyt soyuna taraf olanlara ne mutlu ki onlar, yüce resulün gerçek ümmetidirler.

Muharrem’de oruç ve yas tutmak, Hüseyni ve Alevi olmanın dahası Muhammedi olmanın yani gerçek mümin olmanın en ayırt edici göstergelerinden biridir.

Müminlere selam olsun.

Kuşkusuz tarihin en elim olaylarından biri ve birincisi olan Kerbela katliamının vicdanlarda yarattığı yarayı anlatan yüzlerce, binlerce şiir yazıldı. Ağıtlar söylendi. Dünya durdukça da söylenmeye devam edecek.

Yüreğimizin titreyerek hissettiği, dilimizin acıyla telaffuz ettiği bir ağıtı yineleyerek ruhumuzu, canımızı, kalbimizi Hazreti İmam Hüseyin’e raptedelim. Hüseyinleşmek için çırpınalım. Gözyaşı dökelim…

Düştü Hüseyin atından Sahrayı Kerbela’ya,
Cibril git haber ver Sultan- ı enbiyaya…

Tuttuğumuz oruç ve matemimizi yüce Tanrı kabul eylesin. Cümlemizi Hazreti Hüseyin’in şefaatine nail eylesin….

Hazreti İmam Hüseyin’e duyduğum sevgiyi dile getirmeye çalıştığım naçiz dizelerimi sizlerle paylaşarak sözlerimi noktalıyorum.


HÜSEYİN…

O bir velidir, hiçbir zaman ölmez
Canlar içinde bir candır Hüseyin…
Onun kıymeti ki, asla ölçülmez
Ne inci ne de mercandır Hüseyin…

Huruç edip Aliyyel mürteza’dan
Doğdu ol hazreti Fatıma’dan
Bileme ...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 23 Aralık 2009 13:02 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
DUYURU...

 

                      Sitemiz yazarı MUSTAFA CEMİL KILIÇ, bu akşam (21 Aralık ) saat 19:45' te DEM TV'de olacaktır.  İsmail PEHLİVAN tarafından hazırlanan MUHARREM SOHBETLERİ izlencesine katılacaktır. 

                      24 Aralık akşamı oruç açımı, söyleşi ve cem ibadeti için KARTAL CEM EVİNE gidecek olan KILIÇ, 25 ARALIK GÜNÜ SAAT 15: 00'da ise CEM TV'de Muharrem Sohbetleri'ne katılacaktır.

26 Aralık akşamı oruç açımı için GAZİ CEM EVİNE ve ardından Gazi Cem evi dedesi ile birlikte 21.30'da SU TV'de " Yas - ı Matem" izlencesine katılacaktır.

      Duyurulur...

                                                                   

...

Gönderen YOLCU, Pazartesi, 21 Aralık 2009 06:34 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
ŞAH İSMAİL HATAYİ...

İMAM HÜSEYİN... 
Türbesinin Üstün Nakş Eylemişler
Gel Dinim İmanım İmamı Hüseyn
Seni Dört Köşeye Baş Eylemişler
Gel Dinim İmanım İmamı Hüseyin

Çağlar Sular Gibi Akasım Gelmez
Şehrine Girince Çıkasım Gelmez
Yezid'in Yüzüne Bakasım Gelmez
Gel Dinim İmanım İmamı Hüseyin

Senin Aşıkların Yanar Yakılur
On İki İmam Katarına Katılur
Bunda Yezid'lere La'net Okunur
Gel Dinim İmanım İmamı Hüseyin

Senin Dervişlerin Sema'lar Döner
Kadir Geceleri Şem'alar Yanar
Katarımız İmam Ca'fer'e Uyar
Gel Dinim İmanım İmamı Hüseyin

İmamı Hüseyn'in Kolları Bağlu
Muhib Aşıkların Ciğeri Dağlu
Hazret -İ Ali'nin En Küçük Oğlu
Gel Dinim İmanım İmamı Hüseyin

Şah Hatayi'm Eder Erenler Nerde
Çalısız Kayasız Bir Sahra Yerde
Kerbela Çölünde Kandilde Nurda
Gel Dinim İmanım İmamı Hüseyin
...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 19 Aralık 2009 10:31 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
DUYURU...

 

   DUYURU... DUYURU... DUYURU...

SİTEMİZ YAZARI MUSTAFA CEMİL KILIÇ, 18 ARALIK AKŞAMI ORUÇ AÇIMI VE SÖYLEŞİ İÇİN ERİKLİBABA CEM EVİNDE OLACAKTIR.

SAAT 19:00'DA SULTANGAZİ BELED,YESİ TARAFINDAN DÜZENLENEN VE GAZİ CEM EVİ DEDESİ VELİ GÜLSOY'UN KONUŞMACI OLDUĞU " HACIBELTAŞ VELİ  KONFERANSINA" TAKİP EDECEKTİR.

19 ARALIK CUMARTESİ GÜNÜ AKŞAM SAAT 21:30'DA SU TV YAYINLANAN " YAS - I MATEM " ADLI YAYINDA OLACAKTIR.

20 ARALIK PAZAR SABAHI SAAT 10: 00'DA ŞAHKULU CEM EVİNDE DÜZENLENEN SÖYLEŞİYE KATILACAKTIR.

21 ARALIK AKŞAMI SAAT 19:00'DA DEM TV'DE YAYINLANAN " MUHARREM SOHBETLERİ " ADLI İZLENCEYE KATILCAKTIR.

24 ARALIK AKŞAMI ORUÇ AÇIMI İÇİN KARTAL CEM EVİNDE BULUNACAK VE DÜZENLENE SÖYLEŞİYE KATILACAKTIR.

25 ARALIK GÜNÜ SAAT 15:00 'DA CEM TV YAYINLANAN " MUHARREM SOHBETLERİ " ADLI İZLENCEYE KATILACAKTIR.

26 ARALIK GÜNÜ AKŞAM SAAT 21:30'DA SU TV'DEKİ " YAS - I MATEM " ADLI YAYINA KATILACAKTIR.

ZİYARETÇİ VE ÜYELERİMİZE DUYURURLUR.

 

...

Gönderen YOLCU, Cuma, 18 Aralık 2009 12:18 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

ÖNCESİ VE SONRASI İLE KERBELA

1. BÖLÜM ( Kerbela Öncesi )


Dinler tarihi açısından özellikle de semavi dinler çerçevesinde haklı ile haksızın, doğru ile yanlışın savaşı, başlangıcı muhayyel bir biçimde Habil ile Kabil’e değin götürülen bir mücadele geleneğidir.

Hak ile batılın mücadelesi aslında egemenlerle ezilenlerin arasındaki kadim bir mücadeledir.

Savaşın taraflarının hangisinin haklıyı, hangisinin haksızı temsil ettiği de yine taraflar nezdinde, son derece doğal bir biçimde sürekli tartışma konusu edile gelmiştir.

Başka bir ifadeyle mücadeleye taraf olanların tümü kendilerinin haklıyı yahut hakkı temsil ettiklerini iddia etmişlerdir. Ancak hakkı yahut haklıyı temsil açısından simgesel anlamda zamanla herkesin kabul ettiği tarihsel kişilikler vardır. Habil ile Kabil’in mücadelesinde Habil, Nemrud ile İbrahim’in mücadelesinde İbrahim, Musa ile Firavun’un mücadelesinde Musa, Romalılarla Spartaküs’ün savaşında Spartaküs, köleci Çin kralı ile Gök Türk prensi Kürşad’ın savaşında Kürşad, Hz. Muhammed ile Mekkeli kodamanların mücadelesinde Hz. Muhammed, Hz. Ali ile Muaviye’nin savaşında Hz. Ali, Emevi valisi Kuteybe ile Horasanlı Türklerin savaşında Türkler, Batılı emperyalistlerle Mustafa Kemal’in savaşında Mustafa Kemal…

Bu noktada örnekleri çoğaltmak elbette ki mümkündür. Ancak hakkın ve haklılığın tecessüm edip zirveleştiği kişilik hiç kuşku yok ki Hazreti İmam Hüseyin olmuştur.

Zulmün ve zorbalığın yani haksızlığın ve batılın doruğundaki şahıs ise Yezit bin Muaviye olarak tarihe geçmiştir.

Hz. Hüseyin’e de Yezit’e de ebedi vasıflarını nihai olarak veren olay da Kerbela olayıdır.

Kerbela, hak ile batılın mücadelesinde bir dönüm noktasıdır. Bu öyle bir dönüm noktasıdır ki, o günden sonra artık Yezid, zulmün ve zalimliğin, Hazreti Hüseyin ise hakkın ve mazlumiyetin simgesi olarak kabul edilmiştir. O günden sonra bütün zalimlerin ortak adı Yezid, bütün mazlumların da müşterek ismi Hüseyin olmuştur.

Kerbela trajedisinin tarihsel, dinsel, sosyal ve siyasal köklerini tahlil etme hususunda pek çok tarihçi, meseleyi İslam öncesi Mekke toplumunu oluşturan Kureyş kabileler konfederasyonunun iki önemli üyesi olan Ümeyyeoğulları ile Haşimoğullarının liderlik mücadelesine dayandırmaktadır.

Bu mücadele salt bir liderlik mücadelesinden ziyade zamanla toplumsal kesimler arası bir hak mücadelesi hüviyetine bürünmüştür. Kerbela bu mücadelenin en acıklı ve en yürek burkucu aynı zamanda en asil sayfasını oluşturmaktadır.

Mücadeleyi salt dinsel ve inançsal bir savaşım olarak görmek kesinlikle isabetli bir analiz olmayacaktır.

Çünkü; İslamiyet, Hazreti Muhammed’in Arabistan’a getirdiği bir din olarak görünse de aynı zamanda toplumsal ve siyasal bir har ...

Gönderen YOLCU, Perşembe, 17 Aralık 2009 19:12 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MATEM BAŞLADI...

 

               MUHARREM MATEMİ VE ORUCU BAŞLADI...

17 ARALIK PERŞEMBE GÜNÜNDEN İTİBAREN ALEVİ BEKTAŞİ KIZILBAŞLARIN ORUÇ VE MATEM İBADETLERİ BAŞLADI. KERBELA KATLİAMININ YIL DÖNÜMÜNDE HAZRETİ HÜSEYİN VE ALİ EVLADI İÇİN TUTULAN YAS VE ORUÇ 12 GÜN SÜRECEK ( YAS 10 GÜN ) VE 13 . GÜN ÖĞLE VAKTİ ORUÇ SONA ERECEK.

MATEM VE ORUÇ TUTANLARIN İBADETLERİNİ HAK KABUL EYLESİN.

HAZRETİ HÜSEYİN ŞEFAAT EYLESİN....

...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 16 Aralık 2009 23:10 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ...

 

                  MUSTAFA CEMİL KILIÇ, KADIKÖY BARIŞ MANÇO KÜLTÜR MERKEZİNDE...

SİTEMİZ YÖNETİCİSİ İLAHİYATÇI MUSTAFA CEMİL KILIÇ, 16. 12. 2009 ÇARŞAMBA GÜNÜ AKŞAM SAAT 17:00'DA ALEVİ VAKIFLARI FEDERASYONU TARAFINDAN DÜZENLENEN " ÖNCESİ VE SONRASI İLE KERBELA / BÜYÜK ACI " ADLI ETKİNLİĞE KONUŞMACI OLARAK KATILACAKTIR.

İLGİLENENLERE DUYURULUR...

 

  

...

Gönderen YOLCU, Salı, 15 Aralık 2009 18:43 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
DENZİ BAYKAL...

     DENİZ BAYKAL: "AKP TÜRKLÜKTEN RAHATSIZ"

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Kürt açılımı sürecinin, Türkiye’deki kardeşliğin, barışın temelini yurdun dört bir köşesinde tahrip etmeye başladığını ifade ederek “Bu açılım politikasının Türkiye’yi bir kardeş kavgasına sürüklemekte olduğunu görmemek için bir insanın bir iktidar militanı olması yetmez, aklını, mantığını, sağduyusunu da kaybetmiş olması, vatanseverliğini askıya almış olması gerekir” dedi.

Baykal, TBMM Genel Kurulu’nda süren 2010 yılı Bütçe Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinde konuştu. Konuşmasına Bursa’daki Grizu patlamasında hayatını kaybeden işçiler ile Tokat’taki terör saldırısında şehit olan askerlerin ailelerine başsağlığı dileyerek başlayan Baykal, bütçeye ilişkin görüşlerini anlatmadan önce bu Bütçe Kanun Tasarısı’nın nasıl bir Türkiye ortamında yapıldığının değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Türkiye’de şiddetin, saldırganlığın şehirlere inmeye başladığı, günlük yaşamın bir parçası haline dönüştüğünü ifade eden Baykal, şöyle konuştu:

“Güvenlik güçlerinin vatandaşlarını değil, kendilerini bile savunmakta yetersiz kaldığı bir Türkiye’deyiz. Öğretmenevlerinde öğretmenlerin saatlerce kuşatma altında kaldığı, kendilerini savunmak zorunda bırakıldığı Türkiye. Karakollara, polis lojmanlarına, askeri lojmanlara taşlarla, yanıcı maddelerle saldırılan bir Türkiye. Daha dün İstanbul’da evlerin, işyerlerinin saldırıya uğradığı, vitrinlerin kırılıp döküldüğü, vatandaşın arabalarının yakıldığı, Türk bayrağının yırtıldığı bir Türkiye. Mahallelinin bu saldırganlık karşısında taşla, sopayla harekete geçirilmek zorunda bırakıldığı bir Türkiye. Polisin iki tarafın arasına girerek asayişi sağlamaya çalıştığı bir Türkiye. Devleti aciz bıraktırılmış bir Türkiye. Vatandaşı sahipsiz, sokağı sahipsiz, bayrağı sahipsiz bir Türkiye. Bu tabloyu dünyanın hiçbir yerinde hiç kimse demokratikleşmenin gereği, insan haklarının sonucu olarak kabul ettiremez. Bu, iktidarın demokratlığını değil, acizliğini gösteren bir tablodur. Bu tablo bize Türkiye’nin etnik temelde ayrıştırılma, kamplaştırılıp çatıştırılma, bölünüp parçalanma stratejisinin içine yerleştirilmekte olduğunu göstermektedir.

-“İKTİDAR VİRAJI ALAMAZSA VAHİM GELİŞMELER OLACAKTIR”-

Türkiye’yi buraya AKP iktidarının 7 yıldır uygulamakta olduğu etnik ayrıştırma politikasının getirdiğini söyleyen Baykal, “Eğer iktidar bu yolda yürümeye devam ederse, yani virajı alamazsa çok daha vahim gelişmelerin yaşanması kaçınılmaz olacaktır” dedi.
Baykal, bu tablonun sebebinin Hükümet’in başlattığı ‘açılım’ politikası olduğunu ifade ederek açılımın içeriğiyle ilgili bilgi verilmediğini, ucu açık bir süreç olarak sunulduğunu, taraflarının belli olmadığını belirtti ...


Gönderen YOLCU, Pazartesi, 14 Aralık 2009 17:50 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
KARDEŞLİK MİTİNGİ...

   MHP'NİN KARDEŞLİK MİTİNGİNDEN NOTLAR... 

Hava dondurucu derecede soğuk…

Yağmur yağıyor…

Ama Tandoğan meydanındaki kimse aldırış etmiyor…

Milliyetçi Hareket Partisi'nin mitingi Cumhuriyet mitinglerini hatırlattı…
Meydanda adım atacak yer kalmadı…

Türkiye’nin dört bir yanından yüzlerce otobüsle binlerce vatandaş geldi… Ellerinde Türk bayraklarıyla önce MHP’nin merhum lideri Alparslan Türkeş’in mezarını ziyaret ettiler… Ardından alanda toplanmaya başladılar…
 
Gavur Dağından, Samsun'dan,
Mardin'den, İzmir'den geldiler…

Herkes oradaydı…
 
Oğullarının resmini alıp gelen şehit yakınları, tekerlekli sandalyelerdeki gaziler, Aleviler, Kürtler… Ağladılar… *Bu vatanı böldürmemek için buradayız” dediler…
“Açılıma karşıyız ama analar ağlamasın” diye de eklediler…
Sık sık sloganlar attılar: şehitler ölmez vatan bölünmez…
 
MHP lideri Devlet Bahçeli gelmeden türküler söylendi…
10. yıl marşı coşkuyla, hep bir ağızdan okundu…
 
Ve dikkat çekici bir ayrıntı… MHP mitinglerinde alışık olmadık bir görüntü vardı…
Demokratik açılımın eleştirileceği miting Alevi açılımıyla başladı…
MHP, Semah gösterisiyle Alevilere göz kırptı…
 
Ve saat 12.00'yi geçerken MHP Lideri Devlet Bahçeli açılıma özel şarkıyla, “Varol
Türkiye” ile geldi kürsüye…

1.5 saate yakın konuştu…
Erdoğan’ın yöntemini izledi; prompter kullandı, yani konuşma metnini ekrandan takip etti…
Başbakana eleştirileri benzerdi…

Üslubu yine sertti… “

Gönderen
YOLCU, Pazartesi, 14 Aralık 2009 11:39 Yorumlar(0), Hepsini Oku

Haberler
MHP...

    BİN YILLIK KARDEŞLİK MİTİNGİ YAPILDI...

MİTİNG SEMAHLARLA, DEYİŞLERLE BAŞLADI... 

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ''Türkiye'nin bugün çok ağır ve önemli tehdit ve tehlikelerle karşı karşı bulunduğunu'' ileri sürerek, ''Türkiye'nin önündeki bu sorunun adı bölücülük ve terördür'' dedi.

BAHÇELİ EVDEN YÜRÜYEREK MİTİNGE GELDİ

MHP lideri Bahçeli, Çayyolu'nda yeni yaptırdığı evine taşınmasına rağmen hala muhafaza ettiği Tandoğan'daki dairesine geldi. Bahçeli konuşma yapacağı saate kadar bu evde kalarak alanı izledi.

MHP lideri Bahçeli Tandoğan'daki evinden çıkarak miting alanına yürüyerek geldi. MHP'li gençlerin oluşturduğu kordondan geçen Bahçeli'ye parti kurmayları ve milletvekilleri de eşlik etti. Bahçeli'nin çok gergin olması dikkat çekti.

MHP'nin, ''Bin Yıllık Kardeşliği Yaşa ve Yaşat'' sloganıyla gerçekleştirdiği miting için erken saatlerden itibaren üst aramaları yapıldıktan sonra Tandoğan Meydanı'na alınan vatandaşlar, Bahçeli konuşmasına başlayıncaya kadar sık sık ''Şehitler ölmez, vatan bölünmez'' ve ''Ne mutlu Türküm diyene'' sloganları attı.

''Nefes Nefese Anadolu'' grubunun konser verdiği mitingde, sergilenen tiyatral gösterinin ardından Atatürk'ün sesinden Nutuk'tan bir bölüm dinletildi. 10. Yıl Marşı'nın söylendiği, halk oyunları ve sema gösterilerinin yapıldığı mitingde, şehitler için saygı duruşunda bulunuldu ve İstiklal Marşı okundu.

Daha sonra ''Devletin başına Devlet gelecek'' sloganları eşliğinde platforma çıkan Bahçeli, ''kardeşlikle geçen bin yılın kaynaştırdığı büyük Türk milletinin bir kez daha tarih yazmak için ve kardeşliğe sahip çıkmak için Tandoğan Meydanı'nda toplandığını'' söyledi.

''Bin yıllık kardeşliği yaşa ve yaşat'' sloganıyla yapacakları toplantının ilkinde Ankaralılar ile buluşmaktan ''bahtiyar'' olduğunu dile getiren Bahçeli, Türkiye üzerinden oynanmak istenen oyunlara rağmen şehit ve gazilere sahip çıkmak, ''yıkılmadım ayaktayım'' demek için Ankara'da toplanan vatandaşlara teşekkür etti.

Ankara'nın ilçelerini tek tek sayan Bahçeli, tıpkı milli mücadele yıllarında olduğu gibi inanç ve gururla Ankara'yı başkent yapan ruhu burada gösterdiklerini ifade etti.

Şerefli Türk bayrağı altında toplananları ortak geleceklerini kucaklamak, milli değerler altında kenetlenmek, milli birliği ve devleti korumak için bir araya geldiğini söyleyen Bahçeli, şehitlerin ruhlarının, şehit analarının ve yetimlerinin gözyaşlarının burada olduğunu kaydetti.

-''SOSYAL DOKU AĞIR YARA ALMIŞTIR''-

''Bin yılın kaynaştırdığı T&u ...


Gönderen YOLCU, Pazar, 13 Aralık 2009 19:25 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
Bin Yıllık Kardeşlik...

 

     TÜRK MİLLİYETÇİLERİ 13 ARALIKTA TANDOĞAN'DA...

Milliyetçi Hareket Partisi, uzun süreden Kürt Açılımına karşı yürüttüğü kararlı muhalefetini alanlara taşıyor. Milli Türk devletini Kürt İslam Devletine dönüştürme projesi olan söz konusu açılım Türk milliyetçilerini son derece tedirgin ediyor.

Partisel farklılıklara ve kimi görüş ayrılıklarına takılmadan TÜRK DEVLETİ'ni savunan her eylemin ve her türlü çalışmanın destekçisi olduğumuzu belirtmeyi görev sayıyoruz.

CHP ve MHP'nin açılıma karşı direnişini destekliyoruz.

13 Aralıkta Ankara TANDOĞAN MEYDANINDA yapılacak " Bin Yıllık Kardeşliği Yaşa ve Yaşat " adlı mitingi tüm kalbimizle destekliyoruz.

Halkımızın mitinge büyük katılım göstereceğini umut ediyor, Sayın Bahçeli ve ekibine başarılar diliyoruz.

Türkçü Toplumcular.

...

Gönderen YOLCU, Perşembe, 10 Aralık 2009 20:09 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
BÜYÜK ACI...

 

       BÜYÜK ACI / KERBELA...

Alevi Vakıfları Federasyonu tarafından " Öncesi ve Sonrası İle Kerbela / Büyük Acı " adıyla bir etkinlik düzenleniyor. Etkinlikte sitemiz yazarı İlahiyatçı Mustafa Cemil Kılıç da konuşmacı olarak yer alacaktır.

Konuşmacılar: DOĞAN BERMEK ( AVF BAŞKANI )

                          MANSUR YALÇIN ( ALEVİ DEDESİ )

                          MUSTAFA CEMİL KILIÇ ( İLAHİYATÇI SOSYOLOG )

MERSİYELER:  CAFER DOĞAN, HAKKI ŞİMŞEK

SESLENDİRMELER: NAZİLE SERNA ONUR

TARİH: 16.12.2009

SAAT: 19:00

YER: BARIŞ MANÇO KÜLTÜR MERKEZİ / İSTANBUL KADIKÖY

TEL: 0216 418 16 46

 

...

Gönderen YOLCU, Salı, 08 Aralık 2009 16:25 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
CHP....

   CHP VE ALEVİLER ELE ELE ! 

Alevi Vakıfları Federasyonu Genel Sekreteri Muhittin Çalagan, ''bir süredir Alevi toplumu üzerinden CHP'nin yıpratıldığını'' savunarak, ''Bu cumhuriyet devrimlerini zayıflatma projesidir'' dedi.

Alevi Vakıfları Federasyonu, Hacı Bektaş Kültür ve Dayanışma Derneği, Cem Vakfı ve Pir Sultan Abdal Derneğinin de aralarında bulunduğu bazı Alevi vakıf ve derneklerinin temsilcileri, CHP İstanbul İl Başkanlığı'nda basın toplantısı düzenledi.

Toplantıda konuşan CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin, yıllardır CHP'ye saldırılar olduğunu ifade ederek, ''AKP yandaşlarının, partilerinin oylarının düştüğü bir dönemde CHP'de bir kavga ve sorun varmış gibi ellerinden gelen çabayı sarf etmeye başladıklarını'' ileri sürdü.

Gidişattan rahatsız olan Alevi kuruluşlarının başvurularını uzun süredir ertelediklerini belirten Tekin, ''Arkadaşlarımızın 'Bu gidişattan biz çok rahatsız oluyoruz, bizim adımıza siyaset yapanlara, bizi siyaset malzemesi yapanlara bir çağrıda bulunmak istiyoruz' diyorlardı. Bunun için bugün bir araya geldik'' dedi.

Toplantıya katılan sivil toplum kuruluşlara adına konuşan Alevi Vakıfları Federasyonu Genel Sekreteri Muhittin Çalagan da bir süredir Alevi toplumu üzerinden CHP'nin yıpratıldığını, CHP'nin Alevi kesimin oylarını alan, ancak Aleviler'in gerçek taleplerini politikalarına yansıtmayan bir parti olarak gösterilmek istendiğini kaydetti.

Toplumun ilerici ve demokratik kesimleriyle CHP'nin bağlarının koparılmaya çalışıldığını öne süren Çalagan, ''Bilinmelidir ki AKP, karşısındaki sol, demokrat, aydınlanmacı, ilerici cepheyi dağıtmaya hizmet etmektedir. Bu bir projedir, Cumhuriyet devrimlerini zayıflatma projesidir. Amaç, ülkemizde barışa, kardeşliğe, eşitliğe ve gerçek demokrasiye giden kanalları tıkamaktır. AKP'yi bayır aşağı kaymaktan kurtarmaktır. Bu projenin birçok ayağı vardır. Bunlardan biri de sürmekte olan bu tartışmadır'' diye konuştu.

''Sol ve sosyal demokrat anlayışın ülkemizdeki tek temsilcisi olan partimizi, dinsel ve etnik temelli politika yapmakla itham edenler aklını peynir ekmekle yiyenlerdir'' diyen Çalagan, ''CHP'nin din ve mezhep üzerinden politika yapmak çiğliğine asla düşmediğini, düşmeyeceğini'' söyledi.

CHP'nin, özgürlüğün, eşitliğin ve dayanışmanın partisi olduğunu ifade eden Çalagan, CHP'nin, Cumhuriyet devrimini birlikte gerçekleştiren tüm unsurların eşit yurttaşlıklarını eksiksiz kurmak ve pekiştirmek hedefinde olduğunu anlattı.

CHP'nin, toplumun tüm sorunlarına en üst düzeyde duyarlı bir geleneğin sahibi olduğunu kaydeden Çalagan, şöyle konuştu:

''Hiçbir CHP'li, insan yakmamıştır, toplu katliamlara katılmamıştır. CHP, katliamları övmemiş, katliamcıları partisinde milletvekili yapmamıştır. Hiçbir CHP'li ilk icraat olarak cemevini dozerlerin d ...


Gönderen YOLCU, Cuma, 04 Aralık 2009 21:18 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
RIZA ZELYUT YAZIYOR...

 CEM EVİNE İZİN VERMEYENLER MİNARE YASAĞINA KIZAMAZ... 

İsviçre halkının minare ile ilgili olarak verdiği yasak kararı; biraz daha ayrıntılı olarak düşünülmelidir. Kendilerini medeniyetin beşiği gibi gören Avrupalının bilinç altını gün ışığına çıkartan ilginç bir sonuç bu. Demekki medeniyet; lüks konutlar, şık elbiseler; düzgün yollar; bol çikolatalı ve şaraplı bir yaşam biçiminden ibaret değilmiş...
İsviçreliler; yeni minare yapılmasına karşı çıkarken; hoşgörüsüzlüğünü gösterdi; bu doğru. Lakin; İsviçre halkı da dahil olmak üzere; bütün Avrupalının bilinç altında bir 'hilal düşmanlığı' bulunur. Bu hilal (yani bayrağımızdaki yarım ay), Batılı için iki anlamlı bir semboldür: Birincisi; Müslüman kimliğini; ikincisi Türk gücünü simgeler. Yani; İslam ve Türk kavramını gösteren bir işarettir hilal. Minarenin tepesindeki bu hilal; minarenin kendisinden daha önemlidir. (Bize gelen bilgilere göre, İstanbul'daki bazı camilerde hilal kaldırılmış; onun yerine ampul biçimli garip bir sembol konulmuş. Bunu, basınımızın dikkatine sunuyorum)
Tarihsel bir gerçeği de hatırlayalım: Türkler; MÖ 7. yüzyıldan başlayarak bugünkü Ukrayna başta olmak üzere Güneydoğu Avrupa'ya egemendiler. Daha sonra Macaristan merkez olmak üzere Hun Türklerinin egemenliği oldu ve bu egemenlik değişik Türk halkları eliyle yüzlerce yıl yaşatıldı. Peşinden de Osmanlı Türkleri (Oğuzlar) Avrupa ortalarına kadar yayıldılar. İşte bu gerçek Avrupalı'nın kültürel genlerine Türk korkusu ve Türk düşmanlığı olarak yerleşti. Avrupalı araştırmacılardan Margaret Spohn, Her Şey Türk İşi adıyla dilimize çevrilen kitabında bu korkunun ne kadar derin olduğunu gözler önüne sermiştir. (Ayrıntılar için Yabancı Kaynaklara Göre TÜRK KİMLİĞİ isimli eserimize bakılabilir.)

YA MÜSLÜMAN KARDEŞE YAPILAN
Hıristiyan İsviçre halkının Müslüman dinini de simgeleyen hilale karşı çıkmasına kızanların dikkatini bir konuya çekiyorum: Ya Türkiye'deki muhalif Müslümanlara, egemen Müslümanların yaptıklarına ne demeli? Neden yüzlerce yıl Sünni Müslümanlar Alevi Müslümanları aşağıladılar? Neden, 'Allah-Muhammet-Ali' diyen ve Kuran'ı kutsal kitabı kabul eden Alevileri 'kafir!' ilan ettiler? Neden; bunların katledilmelerini helal gördüler?
Avrupalı Hıristiyana kızan Müslüman kardeşlerimizin biraz düşünme zamanları gelmedi mi? Bizim Müslümanlar; farklı ibadet eden öteki Müslümanlara bile tahammül edemezken; Avrupalı Hıristiyan; kendisi için tarih içinde korku sembolü olmuş minareye neden izin versin?

KÜRESEL SERMAYENİN İŞİ
Avrupa'da yaygınlaşan Türk ve Müslüman karşıtlığının tehlikeli bir kutuplaşma yarattığını görüyoruz. Bu durum; tefeci büyük sermayenin insanlığı yeni kutuplaşmalara it ...


Gönderen YOLCU, Çarşamba, 02 Aralık 2009 11:13 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
CHP LİDERİ BAYKAL...

   " SEN ALEVİLERİN KAPISINI SAHİPSİZ Mİ SANDIN ? O KAPININ SAHİBİ HZ. ALİ VE ATATÜRK'TÜR..."

CHP lideri Baykal, partisinin grup toplantısında konuştu.

Konuşmasının en can alıcı bölümü Alevi ve Kürt açılımı ile ilgili olanlarıydı..

"Herkes etnik kökenine göre ayrılırsa kim kazancak ? Ayrı dilde matematik öğrenirse çocuklar, kime hizmet edecek?" diyen Baykal, Erdoğan'ın Alevilikle ilgili kendisine yönelik sözlere sert çıktı:

Baykal, Erdoğan'a seslenerek "Sen önce Cemevleri'nin ibadet yeri olarak gösterilmesine saygı göster.. Sivas'taki o yüzkarası tabloya son ver. Ne yapmayacağını bilmiyor da millete soruyor. İşte buradan başla yapmaya. Sen Alevilerin kapısını sahipsiz mi sandın?. O kapının sahipleri Hz.Ali'den Mustafa Kemal'e kadar. Bizde naçizane bekçilerindeniz.'" dedi.

Baykal'ın diğer sözleri şunlar oldu:

"Geçenlerde 'Hadi başka kapıya' dedim. 'O kapının sahibi sen misin' dedi. Sen o kapıyı sahipsiz mi sandım. O kapının sahibi var. Hz. Ali'den Mustafa Kemal'e kadar.. O kapıda bekçilik yapmaya devam ediyoruz. Fitneyi ortaya çıkaracağız. Teşhir edeceğiz..


Sen daha dün Karacaahmet'te cemevlerinin yıkılması için talimat veren belediye başkanı değil misin?


Başbakan son zamanlarda tekrar yargıya, yargı kurumlarına yönelik anlayışını yansıtan ifadeler kullanmaya başladı. En son olarakta Danıştay’a diyor ki, bu kadar ideolojiktir. Senin zaten baştan aşağı düşüncen ideolojik.

Senin bu konuya girişinin temelinde neyin yattığını millet çok iyi biliyor. İşine gelmeyince yargı organlarına her türlü suçlamayı yapıyorsun. Yardımcısı da demiş ki bayramdan sonra bende yokum Danıştay’da yok demiş. Danıştay 1859’dan beri var, seni bilemem.

Telefon dinleme mevzusu halkımız tarafından çok iyi anlaşıldı. Geçenlerde bir Rus gazeteci Irak'ı çökerten Telekom'dur denildi, telekulaktır denildi. Türkiye'deki dinleme olaylarının ise kanunsuz, hukuksuz yapıldığı dinlemelerin karşılığında kime ne yapıldi ne vaat edildi. Bunlar araştırılmalı.

Bağımsız yargıya ihtiyaç var. Berlusconi İtalya'da yolsuzlukla suçlanıyor. Yargıya çatıyor, suçluyor. Yargı ideolojiktir diyor, benimle uğraşıyorlar diyor. Bunlar tesadüf değil. Bütün bunları yaşıyoruz. Bu süreçten de Türkiye alnının akıyla çıkacak. Niyetleri kursaklarında kalacak inşallah.


AY-YILDIZIN IŞIĞI YETER, AMPÜLÜ KAPAT

Ay-yıldızın ışığı hepimize yeter. Bunu sen zamanında anlasaydın bu posterlere ihtiyaç olmazdın. Ay-yıldızı yeni keşfetti. Ay-yıldızın ışığı hepimize yeter ampul&uu ...

Gönderen YOLCU, Salı, 01 Aralık 2009 19:32 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
DEVLET BAHÇELİ'NİN TARİHİ TÜRKLÜK VURGUSU

 

DEVLET BAHÇELİ: "TÜRKLÜK SONSUZA KADAR VAR OLACAKTIR."

Muhterem İstanbullular,

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Basınımızın Güzide Temsilcileri,

Milliyetçi Hareket Partisi İstanbul İl Teşkilatı’nın düzenlemiş olduğu bayramlaşma törenine hepiniz hoş geldiniz.

Mübarek Kurban Bayramını idrak ettiğimiz bu mana yüklü günlerde, sizlerle birlikte olmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum.

Bizleri bir araya getiren Cenab-ı Allah’a, bir kez daha buluşturduğu için şükrediyorum.

Kucaklaşmanın, kavuşmanın yaşandığı, ayrılıkların ve küskünlüklerin son bulduğu Bayramın milletimize, Türk-İslam âlemine, partimize ve İstanbullu kardeşlerimize hayırlar getirmesini temenni ediyorum.

Gönüllerindeki vatan sevgisine, kalplerindeki millet aşkına,  gözlerindeki mücadele azmine şahit olmaktan gurur duyduğum ülkü arkadaşlarıma bu vesileyle şükranlarımı sunuyorum.

Bugün buradan, Anadolu’muzun her yöresine yayılacak barışma, buluşma ve birlik olma heyecanın, milletimizde yeni bir doğruluşa vesile olacağına yürekten inanıyorum.

Hepinizi en içten sevgi ve saygılarımla selamlıyorum, ayrı ayrı bayramınızı tebrik diyorum.

Sağ olun, var olun.

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Hayatımızda yer alan bütün sosyal ve kültürel hadiselerin bir geçmişi, akıp geldiği bir mecrası, dayandığı tutarlı bir bütünlük arz eden ilkeleri vardır.

Bunların her birisinin, içinde bulunduğumuz zamanı doğrudan doğruya etkileyen özellikleri, ilişkilerimizi tanzim eden yönleri, yarınlarımızı hazırlayan da etkileri bulunmaktadır.

Bizi biz yapan, bir arada yaşamamıza büyük katkı sağlayan, dikkatlerimiz dağılmadan aynı yöne bakmamıza neden olan ve bütünlüğümüzü sağlamlaştıran dini ve milli bayramlarımızın toplumsal hayatımızda çok önemli bir yeri bulunmaktadır.

Hatırlamanın, vefanın, kardeşliğin hakim olduğu; ihtilafların çözüldüğü, hiziplerin son bulduğu, tek yürek, tek bilek ve tek millet olarak kutladığımız Bayramın, hain emellere geçit vermeyecek olan milli şuura daha da güç vereceğine inanıyorum.

Dualarla kesilen kurbanların, yapılan ibadetlerin, edilen yardımların, çalınan kapıların arkasındaki sevinçlerin, ulaşılan gariplerin, verilen ikramların, öpülen ellerin, tutulan dileklerin, yapılan so ...


Gönderen YOLCU, Pazar, 29 Kasım 2009 20:52 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ...

      KIZILBAŞ OLMAK... 

“Kızılbaş Olmak Kimsenin Haddine Değildir.”

Tarih boyunca Kızılbaş sözü, Alevileri aşağılamak için kullanılmıştır. Bu söz üzerinden Alevilere çeşitli iftiralar atılmıştır. Hatta öyle ki, Kızılbaş sözü küfür / sövme sözü olarak dahi kullanılmıştır. Ahlaksız, edepsiz, asi gibi anlamlar yüklenilen bu söz, aslında Aleviliğin Şah İsmail Hatai ile birlikte başlayan siyasal devinimini ifade etmektedir. Başka bir deyişle Kızılbaşlık, Aleviliğin siyasal alandaki adıdır.(1) Ancak Kızılbaşlık, Şah Hatai hareketiyle başlamış değildir. Şah Hatai’nin yaptığı Kızılbaşlığa siyasal devinim hüviyetini daha derli toplu bir biçimde yüklemektir.

Anadolu Türkmenlerinin başlarına kızıl börk giymeleri zamanla onlar için siyasal bir simge haline gelmiştir. Anadolu’ da Baba İlyas ve Baba İshak ‘ tan beri bütün Türkmen ayaklanmalarını “ kara libaslı, kızıl börklü “ Türkmen önderleri gerçekleştirmişlerdir. Bu ayaklanmalar, sadece dinsel değil, siyasal talepleri olan toplumsal başkaldırı devinimleri olarak, Anadolu Türkmenlerinin, zalim yöneticilere, haksız ve ağır vergilere ve Türkmenlerin yönetimden uzaklaştırılmalarına karşı Kızılbaşlık hareketini doğuran ve sonradan “KIZILBAŞ SAFEVİ TÜRKMEN DEVLETİ’nin“ kurulmasına zemin hazırlayan destansı olaylardır. Nitekim ŞAH İSMAİL HATAİ ‘nin askerleri ve Anadolu’ya gönderdiği tebliğcileri / propagandacıları kırmızı renkli börk giymişlerdir.

Kızılbaş sözü sonradan siyasal anlamının yanı sıra dinsel anlam da kazanarak Alevilik / Bektaşilik ile özdeş hale gelmiştir. Süreç içerisinde bu söz Türkmen Aleviliğinin özel adı olmuştur. Yani Türk Aleviliği eşittir Kızılbaşlıktır.(2)

Kızılbaşları, Alevi / Bektaşilerden ayrı bir toplulukmuş gibi sunanlar da olmuştur. Ancak bu savların hiçbir bilimsel ve tarihsel geçerliliği yoktur. Kızılbaşlık, Aleviliktir, Bektaşiliktir.

Ayrıca Pir Sultan Abdal’ın bir nefesinde belirtildiğine göre Hz. Ali’nin başına kırmızı bir bez bağlaması nedeniyle onun izinden gidenlere Kızılbaş denmiştir.(3)

Kızılbaş sözünün öz Türkçe olması, sözün kaynağının Türk tarihi olduğunu ortaya koymaktadır.

Kızılbaş sözünü bir aşağılama olarak kullananlara karşı Derviş Mehmed’ in şu dizeleri gerçekten ilgi çekicidir:

“Gidi Yezit bize Kızılbaş demiş,
Bahçede açılan gül de kırmızı.
İncinme ey gönül, ne derse desin,
Kur’an’ı derc eden dil de kırmızı…”

Büyük Kızılbaş ozanı Pir Sultan Abdal ise bir nefesinde şöyle demektedir:

“Gidi Yezit bize Kızılbaş demiş,
Meğer Şahı sevdi dese yeridir.
Yetmiş iki millet sevmedi Şah’ı,
Biz severiz Şah-ı Merdan Ali’dir.”

Kız ...


Gönderen YOLCU, Pazar, 29 Kasım 2009 12:19 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
İYİ BAYRAMLAR...

 

     HALKIMIZIN KURBAN BAYRAMINI KUTLUYORUZ...

TÜRK ULUSUNUN, TÜRK HALKLARININ VE TÜM MÜSLÜMAN ULUSLARIN KURBAN BAYRAMINI KUTLUYOR, SEVGİ, BARIŞ VE KARDEŞLİK DUYGULARIIN PEKİŞMESİNİ DİLİYORUZ...

İYİ BAYRAMLAR...

TÜRKÇÜ TOPLUMCU YOL

...

Gönderen YOLCU, Perşembe, 26 Kasım 2009 21:53 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR..

YAVUZ SELİM VE TAYYİP ERDOĞAN

ÇALDIRAN VE KÜRT AÇILIMI




AKP ile birlikte açılımlar ülkesi olduk. Kürt Açılımı, Ermeni Açılımı, Alevi Açılımı…
Açılım mimarları, hedeflerinin ülke birliğine hizmet etmek ve “ Milli Birliği” pekiştirmek olduğunu iddia ediyorlar.

Hangi açılım, kimi birleştirecekmiş bir bakalım;

Kürt Açılımı, Kürt ile Türk’ü…

Ermeni Açılımı, Ermeni ile Türk’ü…

Alevi Açılımı, Alevi ile Sünni’yi…


Gerçekten birleştirecek mi ? Birleştirmese bile en azından tarafların birlikte yaşama kültürüne biraz olsun olumlu katkı sunabilecek mi ?

Esasında bu ülkede Kürt ile Türk’ün birlikte yaşama konusunda bir sorunları yoktu. Ta ki işin içine yabancı güçler dahil oluncaya değin…

Kürt, kendini Türk milletinin ayrılmaz bir parçası olarak görüyordu. Hala da önemli bir kesim bu bilinci taşımaya devam ediyor. Ama ne hazin ki, bir diğer önemli kesim ise ayrı bir millet olma yolunda ilerlemek istiyor.

Kürt ile Türk’ün birlikteliğini mezhepsel ve dinsel temelde görenler, tarihi referanslarla yeni bir toplumsal yapı inşa etme çabası içindeler. Bu çabanın en somut göstergelerinden biri de Kürt Açılımı adı verilen süreçtir.

Açıkça iddia ediyorum ki, bu sürecin varmak istediği nokta “ İkinci Osmanlı Kürt İttifakı “ dır. Bugünkü siyasal erkin referans aldığı Osmanlılık kimliği, Türkmen’i dışlayan ve Kürt ile ittifak edip “Osmanlı Kürt İslam Milleti “ni inşa etmek için yeniden yükseltilmektedir. Zira Kürtlerle Osmanlılar mezhep kardeşidir. Her ikisi de Sünni’dir. Biri Hanefi Sünni, diğeri Şafii Sünni…

Bu açılımın amacı, “Yavuz döneminde olduğu gibi Sünnilik temelinde bir ittifak kurup Türkleri / Türkmenleri “tepelemek” ve Çaldıran’da yarım kalan hesaplaşmayı sonuca ulaştırmaktır.” Desek abartmış mı oluruz ?!

Elbette ki günümüzde artık tepelemek de yeni koşullara uyarlanmaktadır. Artık Aleviler (Türkmenler ) katledilmiyor. Ama Alevilik katlediliyor. Buna da asimilasyon adı veriliyor.

Ne Yazık ki, Yavuz döneminde Kürt kökenli din adamlarının verdiği fetvalarla Kızılbaş Türkmen avına çıkan Sünni Osmanlılar ile Sünni Kürtler tarihsel kardeşliklerini günümüzde de sürdürme istek ve iradesini yüksek perdeden dile getirmekte bir sakınca görmüyorlar.

Bu konuda çok çarpıcı iki örnek vereceğim;



Birincisi….

AKP’nin yüzde 47 oyla kazandığı 2007 seçimleri sonrası, AKP yandaşı gazeteci Nazlı Ilıcak seçim sonuçları üzerine 8 Ağustos tarihinde yazdığı bir köşe yazısında aynen şöyle diyor:

“…AK Parti, Doğu' ...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 21 Kasım 2009 22:39 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
CHP'YE DESTEK OLALIM...

 

      CHP'YE DESTEK OLALIM, SAHİP ÇIKALIM...

DERSİM İSYANI BAHANE EDİLEREK VE ONUR ÖYMEN'İN TALİHSİZ SÖZLERİ İSTİSMAR EDİLEREK ALEVİLERİ CHP'YE VE ATATÜRK'E KARŞI KIŞKIRTAN AKP - DTP VE YANDAŞ MEDYAYI KINIYOR SAYIN DENİZ BAYKAL VE ÇALIŞMA ARKADAŞLARINA OLAN DESTEĞİMİZİ KARARLILIKLA SÜRDÜRECEĞİMİZİ KAMUOYUNA İLAN EDİYORUZ...

 BAŞTA ALEVİLER OLMAK ÜZERE TÜM HALKIMIZI GERİCİ, BÖLÜCÜ VE IRKÇI AKIMLARA KARŞI CHP'DE VE ATATÜRK TÜRKİYESİNDE BİRLEŞMEYE ÇAĞIRIYORUZ...

YAŞASIN CHP...

YAŞASIN ATATÜRK CUMHURİYETİ...

YAŞASIN BAYKAL...

TÜRKÇÜ TOPLUMCULAR... 

...

Gönderen YOLCU, Perşembe, 19 Kasım 2009 23:48 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
CEMAL ŞENER YAZIYOR...

ONUR ÖYMEN, CHP VE DERSİM OLAYI

                                                                       Cemal Şener

 Dersim, Osmanlı döneminde adeta federal bir yapıya sahiptir. Aşiret sistemi hakimdir. Aşiret ağaları mahalli otoriteyi temsil ederler.


Osmanlı açısından da Dersim problemli bir bölgedir. İdari olarak yönetimi zor bir bölgedir. Coğrafi olarakta ulaşımı zordur. Dersim bölgesindeki bazı idari merkezlere mutasarruf v.s. atanıyor ama etkileri oldukça sınırlı. Sisteme feodal ağalar hakimdir. Bu yapı Osmanlı’nın son yıllarında da böyledir. Osmanlı sadece suçlu takibi için Dersim’e girmeye çalışır.

 
1917 Rus işgali sırasında başta Seyit Rıza olmak üzere aşiret reisleri Rus işgaline ve Ermeni işgaline karşı çıkmışlar, devletin yanında yer almışlardır. 

Kurtuluş Savaşının başladığı yıllarda aşiret reisleri Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarını Erzurum-Erzincan yolculuğunda korumuş,kollamış,desteklerini ifade etmişlerdir. Bu konuda özellikle Balaban Aşireti Mustafa Kemal’in yanında yer almıştır.
 
Kurtuluş Savaşı yıllarında o yöredeki yöneticilerin önünde iki seçenek vardır. Ya İngiliz yanlısı Kürt Teali Cemiyeti’nin yanında yer alıp Osmanlı’yı savunmak ya da emperyal işgale karşı ulusal mücadelenin yanında yer almaktır. Sadece Dersim’in önde gelen aşiretleri değil, yaklaşık 70 kadar Kürt milletvekilide Mustafa Kemal’in yanında yer almışlardır. 

Dersim Milletvekilleri Atatürk’ün Meclisinde 
Kurtuluş Savaşı başarıya ulaşıp Cumhuriyet 1920 de kurulunca 6 Dersim milletvekili Atatürk’ün meclisinde yer almışlardır. Bunların başında ise; Diyab Ağa, Hasan Hayri Bey ve Mustafa Saltık Dede  gelir. Bu vekiller canla başla hem 1. TBMM’de hemde 6 milletvekili ile 2.TBMM’de yer almışlar, Atatürk devrimleri denilen devrimleride desteklemişlerdir.
 
Dersim Olayı Cumhuriyetin kuruluşundan yaklaşık 17-18 yıl sonra olmuştur. Atatürk Dersim’in sosyo-ekonomik özelliklerini bildiği için olayı barışcıl yöntemlerle, re ...

Gönderen YOLCU, Perşembe, 19 Kasım 2009 19:14 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
RIZA ZELYUT YAZIYOR...

   ALEVİLERİ KATLEDENLERE KÜRTLER YARDIMCI OLDU... 

Dün; Dersim (Tunceli) isyanı ile ilgili önemli bir belge yayımladım. 1937'de başlayan derebeylerinin Dersim ayaklanmasını; bugün bir devrimci hareketmiş gibi göstermeye çalışanlar, kızdılar, bana küfür dolu mektuplar yolladılar. Bunlar; gerici ağaların ayaklanmasını Alevi isyanı gibi göstermeye çalışan DTP'lerdir. Akıllarınca buradan CHP'yi; Atatürk'ü ve Cumhuriyet rejimini kötüleyecekler. Benim işim CHP'yi savunmak değil. Tarihsel gerçekleri belgelerle ortaya koyuyorum, o kadar. Kimse bana; Meclis'e DTP oyu ile girmiş; Amerikan emperyalizmini savunan fakat partisinden atılmış Ufuk Uras'ın yaptığı gibi emperyalizmin kışkırttığı derebeyi eylemlerini ilerici hareket saydıramaz.
Musul konuşulurken Şeyh Sait ayaklandırılacak... 2. Dünya Savaşı ufukta belirip Türkiye Hatay sorununu çözmeye çalışırken Dersim'deki derebeyleri silah çekecek... Genç ve ilerici cumhuriyet rejimi de bu isyanlara, 'Aman ne iyi ettiniz de ayaklandınız!' diyecek. Amerika 10 bin kilometre öteden gelip Irak'ta savaş çıkaracak; bugün 71 yıl öncesini sorgulayanlar; ABD karşısında sus pus olacak... Böyle ikiyüzlülük olur mu?

ATATÜRK BARIŞI SEÇMİŞTİ
Mustafa Kemal; Dersim bölgesindeki derebeylerinin sorun yaratacağını biliyordu ama bölgenin temsilcileri ile barış ortamında sorunu çözmeye çalışmıştı.
Lakin; oradaki insanları sömürmeye alışmış derebeyleri; düzenleri bozulsun istemediler. Belirtelim ki 1938 yılında isyanın bastırılması sürecinde Atatürk ağır hasta idi. İsyanın bastırılma işini; Başbakan Celal Bayar; Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak ile birlikte planlamıştır ve iş de General Abdullah Alpdoğan'a verilmiştir. General Alpdoğan isyanın bastırılma sürecinde; sadece isyancıları da değil yandaşlarını da öldürtereke bir kırım yapmıştır. Bu tutumu elbette eleştiriyoruz, kınıyoruz. Lakin; Seyit Rıza ve öbür derebeyleri Alevilik için ayaklanmış özgürlük savaşçıları değildi. Dönemin gazetelerinde bu ayaklanmanın Alevilerle ilgili olduğunu gösteren bir belge yoktur. Ayrıca isyan etmeyen diğer Alevi aşiretlere dokunulmamıştır.

TARİH YALAN SÖYLEMEZ
Alevileri kışkırtmak peşindeki Tunceli kökenli DTP'lilere diyeceğim var: Kendinizi Alevilerin kumandanı gibi görmekten hemen vazgeçin. Cumhuriyet öncesi Anadolu Türk tarihi gösteriyor ki; bu coğrafyadaki Alevileri katledenlerin en birinci yardımcısı Kürtler olmuştur. İşte size bazı tarihler:
*1240 yılında Babalılar Ayaklanması diye bilinen Alevi Türkmen ayaklanmasında Selçuklu devleti; baş kaldıran Alevileri ezmek için Kürtlerden ve Gürcülerden topladığı askerleri kullanmıştır. (Kaynak: Elvan Çelebi'nin 1350'de yazdığı Menakıbü'l Ünsiyye fi Menasıbü'l Ünsiyye; 617. Beyt)
*1514'te Çaldıran Savaşı'nda ve sonrasında Bitlisli Molla İdris'in topladığı K& ...


Gönderen YOLCU, Perşembe, 19 Kasım 2009 06:09 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
RIZA ZELYUT YAZIYOR...

  TUNCELİ İSYANI SAPTIRILIYOR... 

Kaç gündür izliyorsunuz... Atatürk düşmanları, gerici takımı, bölücü Kürtçüler ve AKP yandaşları Dersim (Tunceli) isyanını bahane ederek; CHP'yi ve Kemal Kılıçdaroğlu'nu zayıf düşürmek için yaman bir kampanya başlattılar. Bu kampanyada, gerçekler alabildiğince çarpıtılıyor, halk, özellikle de Aleviler kandırılmak isteniyor. Dün CHP Grup Toplantısı'nda ortaya çıkan bir prosettocunun, işi Alevilikle ilişkilendirmeye çalışması da sorunun siyasi bir ranta çevrilmek istendiğini açıkça gösteriyor.
Geçen gün yazdığım gibi 1938'de bastırılan Dersim (Tunceli) isyanı, Alevilerin değil, bölgedeki gerici güçlerin çıkarttığı bir ayaklanmadır. Bunu, bugün ben şahsi görüşüm olarak söylemiyorum. 1937 yılında Dersim'de başlayan ayaklanma Avrupa'da da çok yankı buldu. O dönemdeki komünistlerin üst fikir örgütü Komünist Enternasyonal, Dersim ayaklanmasını değerlendirdi ve bu görüş de Komüntern belgelerinde yer aldı. İşte 29 Temmuz 1937 tarihli Komüntern'in yayın organı Rundschau'da şunlar yazılıyor:
'İki ayı aşkın bir zamandan beri Ankara hükümeti, Dersim bölgesindeki Kürt aşiretlerinin yeni bir gerici ayaklanmasını bastırmakla uğraşıyor. Feodal unsurlar; Kemalist parti tarafından gerçekleştirilen reformlara rağmen, bugüne kadar ülkenin bu sapa bölgesinde barınmayı başarmışlardır. Bu bölgeye geçtiğimiz yıl Tunceli adı verilmiştir. Dersim'in egemen katmanları, yürürlükteki yasalara rağmen, kendi yasadışı ayrıcalıklarını koruyabilmişlerdir. Dersim'de devlet otoritesi sadece kağıt üzerinde kalıyordu. Feodal aşiret reisleri her fırsatta devleti hiçe sayarlardı. Bugün Kemalist hükümetin enerjik reformları yüzünden, kendi iktidarlarını tehdit altında hisseden feodal unsurların ümitsiz bir direnişi ile karşı karşıya bulunuyoruz.'
(Kaynak: Komüntern Belgelerinde Kürt Sorunu; s. 185, aktaran Erdal Yeşil)
Görüldüğü gibi dönemin devrimcileri; Tunceli ayaklanmasını gerici bir ayaklanma olarak görmekte ve Türkiye Cumhuriyeti'nin yanında durmaktadırlar.
Şimdi şu acı gerçeği Tunceli halkı kabul etmelidir: Başta Seyit Rıza olmak üzere, 1937'de ayaklanan aşiret reisleri; devletin getirdiği yeniliklere karşı direnen derebeyleridir. Bunlar; dönemin komünistlerinin de tespit ettiği gibi; genel yasalarla getirilen eşit yurttaşlık hakkını kabul etmeyen, kendi ayrıcalıklarını terk etmek istemeyen sömürücü gruplardır. Devletin; bölgeyi bunlara bırakması elbette söz konusu olamazdı.

Peki haksızlık nerededir?
Sorun; geçen gün de yazdığım gibi; o zamanki güvenlik güçlerinin isyanı bastırırken yaptığı katliamdır. Operasyon uzayınca; isyan eden aşiretlerin yok edilmesini amaçlayan bir kırım uygulanmıştır. İşte bunu kabul etmek, onaylamak mümkün değildir ...


Gönderen YOLCU, Çarşamba, 18 Kasım 2009 08:37 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
YILMAZ ÖZDİL YAZIYOR...

MUSTAFA KEMAL DE İSTİFA ETSİN


Kemal Kılıçdaroğlu diyor ki:  “Onur Öymen istifa etsin.”

Onur Öymen yetmez.

Mustafa Kemal istifa etsin.

İsmet İnönü istifa etsin.

Celal Bayar istifa etsin.

Şükrü Saracoğlu istifa etsin.

Refik Saydam istifa etsin.

Sabiha Gökçen istifa etsin.

Adnan Menderes istifa etsin.

İSYANCILARI ASAN BAŞBAKAN KİM
Çünkü... İsyancıyla müzakere yerine mücadele eden Cumhurbaşkanı, Mustafa Kemal... İsyanı bastıran Başbakan, İsmet İnönü. İsyanı bastırmak için düzenlenen harekâtın parasını veren, Ekonomiden Sorumlu Bakan, Celal Bayar. İsyancıları asan Başbakan kim? Milli mücadelenin efsane “Galip Hoca”sı, Celal Bayar. Babası müftüdür. İsyancıları asan Adalet Bakanı, Şükrü Saracoğlu. İsyancıların vurduğu gazileri tedavi eden, Sağlık Bakanı, Refik Saydam. Sabiha Gökçen, Türkiye’nin ilk kadın pilotudur ama, “dünyanın ilk kadın savaş pilotu”dur... Kore’de mi savaştı Sabiha Gökçen? İsyancıları bastırırken savaştığı için aldı, o “dünyanın ilk” unvanını... Adnan Menderes desen, “İsyanı bastıralım” diyen CHP milletvekili o sırada.

Onur Öymen? Henüz doğmamış.

SOYKIRIMSA O GEREĞİNİ YAPSANA
DTP ve PKK, o gün oralarda yaşananlar için “soykırım” diyor. Bunun için Brüksel’de, Avrupa Parlamentosu’nda konferans düzenlediler. Eğer, Onur Öymen’in söylediklerinden ötürü istifa etmesi gerekiyorsa... Türkiye Cumhuriyeti “Dersim soykırımı”nı niye tanımıyor? Soykırımsa o... Yapsana gereğini.

ONUR ÖYMEN SOYKIRIM AVUKATIYSA..
Onur Öymen, büyükelçilik görevlerinin yanı sıra, Dışişleri Müsteşarlığı yaptı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ve tezlerini temsil etti... Onur Öymen, soykırım avukatıysa eğer, Türkiye Cumhuriyeti bundan böyle, Ermeni meselesinde hangi
yüzle savunma yapacak?

Onur Öymen’in istifa etmesi gerekiyorsa, neden seçim meydanlarına Adnan Menderes’le fotomontajlı fotoğraflarını yerleştirip, “Biz O’nun devamıyız” diye oy istiyor, dini bütün siyasetçilerimiz?

İSTERLERSE TARİHİ YENİDEN KALEME ALSINLAR
Onur Öymen’i yerden yere vuran, tarih otoritesi kılıklı gazeteci arkadaşlar, isterlerse tarihi baştan kaleme alsınlar...
O kalemi kıran kişinin, Celal Bayar olduğu gerçeği değişir mi?

Onur Öymen’in istifa etmesi gerekiyorsa, neden, isyancıları asan Adalet Bakanı Şükrü Saracoğlu’nun adını taşıyan statta maç izlemeye gidiyor devlet büyüklerimiz?  Neden
Gönderen
YOLCU, Çarşamba, 18 Kasım 2009 08:04 Yorumlar(0), Hepsini Oku

Haberler
SIRRI YÜKSEL CEBECİ...

 

     ASİMİLASYON... 

İKİYÜZ yıldan beri Türkler’i yok etme politikası izleyen emperyalistler, Anadolu’da Türkler’den sonra en yoğun nüfusa sahip olan Kürtler’i, Türkler’i asimile ve Türk dilini yok etmek amacıyla kullandılar, kullanmaya devam ediyorlar.
Kürtler’e Türkler’i asimile ettirme ve Türk dilini unutturarak yerine Kürtçeyi ikame etme çalışmaları Cumhuriyet döneminde de bütün hızıyla devam etti.
Gazeteci-yazar Rıza Zelyurt, Türkler’in yüzlerce yıldır nasıl Kürtleştirildiğini “Türk Kimliği” adlı kitabında ayrıntılı şekilde anlatıyor.
Bu konudaki en değerli kaynak eserlerden biri de Macit Gürbüz’ün “Kürtleşen Türkler” adlı kitabıdır. Osmanlı-Safavi çekişmesinin Anadolu birçok Türk boyunun Kürtleşmesine neden olduğu anlatılan kitapta, Orta Çağın Türklere bıraktığı başlıca mirasın Kürtleşen milyonlarca Türk olduğu vurgulanıyor. Güney Doğu’da bulunan Zazalar’ın kendilerini Sümerler’in devamı saydıkları, 120 aşiretten oluşturuldukları, Zazalar’ın çoğunun Beyler, Kubatlı, Pınarlı, Hörmekli, Karaballı gibi Türkçe adlar taşıdığına dikkat çekiliyor.
Yüzlerce aşirete sahip Karakeçili aşiretinin Anadolu’nun birçok yöresinde yaşadığı, batıdakilerin kendilerini Türk, doğudakilerin ise Kürt saydıkları ifade edilen kitapta, aşiretin tarihi kaynaklarda “Ekrad-ı Aşiret-i Karakeçeli” olarak isimlendirildiği ve “Bozuluş Türkmenlerindendir” diye yer aldığı vurgulanıyor.
Atatürk döneminde alınan bazı tedbirler, emperyalistlerin Türkler’i Kürtleştirme, yani asimile etme çalışmalarının hızını bir ölçüde kesmeyi başardı. Dolayısıyla Sayın Başbakan’ın “Geçmişte hiçbir tedbir alınmadı” iddiası gerçeği yansıtmıyor.
*
Türkiye’de ilk nüfus sayımı Cumhuriyet’in ilanından dört yıl sonra 1927’de yapıldı. 11 milyon nüfusun 1 milyonu, yani yaklaşık yüzde 10’u Kürt’tü. Bunların yarısı Güneydoğu’da yaşıyordu, diğer yarısı ise ülkenin çeşitli yerlerine dağılmış durumdaydı.
Devleti çok uğraştıran Ağrı isyanından sonra, Başbakan İsmet İnönü 1932 yılında doğu gezisine çıktı ve dönüşünde Atatürk’e rapor sundu.
Raporda, bölgedeki Kürtler’in hızla çoğaldığı, Türk bölgelerinin içine girip Türkler’i zorla Kürtleştirdiği anlatılıyordu.
Doğruydu.
1927 yılından 1935’e gelindiğinde güneydoğu’da 206 bin olan Türk nüfus, 228 bine çıkmış, buna karşılık 543 bin olan Kürt nüfus 765 bine çıkmıştı. Bu, doğum oranları arasındaki farkla açıklanamayacak bir olguydu. Kürtler Türkler’in 10 katı artmıştı. Türkçe konuşanlar dillerini yitirmekte, Kürtçe konuşmaya başlamakta ve yavaş yavaş Kürtleşmekteydiler.
Bunda Kürt vatandaş ...


Gönderen YOLCU, Çarşamba, 11 Kasım 2009 15:35 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
YÜCE ATATÜRK'Ü ANIYORUZ...

 

TÜRKLÜĞÜN BÜYÜK ÖNDERİ YÜCE ATATÜRK'Ü SAYGI VE ÖZLEMLE ANIYORUZ...

RUHU ŞAD OLSUN....

ÜZERİNE YILDIZLAR YAĞSIN...

IŞIĞI UFKUMUZU AYDINLATMAYA DEVAM EDİYOR...

...

Gönderen YOLCU, Pazartesi, 09 Kasım 2009 20:03 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
ATATÜRK...

 

TÜRK ULUSUNUN ÜZERİNE BİR GÜNEŞ GİBİ DOĞAN ATATÜRK'ÜN YAKTIĞI IŞIK SÖNMEYECEKTİR!

Cumhuriyet'in kurucusu, büyük komutan, eşsiz devlet adamı, devrimlerin önderi  Atatürk'ü aramızdan ayrılışının 71. yıldönümünde sevgi, saygı ve özlemle anıyoruz.
Kurtuluş Savaşı'yla yurdumuzu parçalanmaktan, kurduğu Cumhuriyet'le ve yaptığı devrimlerle Türk Ulusu’nu geri kalmışlıktan kurtaran büyük önder Atatürk, insanımızı çağdaş dünya ile buluşturmuştur.
O, yıkılmış bir imparatorluğun enkazından, parçalanmak istenen bir topraktan, yok edilmek istenen bir toplumdan, bağımsız, çağdaş bir devlet, bir vatan ve bir ulus meydana getirdi.
O, Batı emperyalizmine ilk yenilgisini tattırdı.
O, cumhuriyeti kurarak ulusumuzun tarihindeki en büyük atılıma önderlik etti.
O, emperyalizme karşı yürüttüğü savaşımla mazlum uluslara cesaret ve umut verdi.
O, yakın tarihin en büyük devrimlerini gerçekleştirdi.
O, kurduğu devleti ve eserini, bir önder olarak başlattığı devrimci hareketi gençliğe emanet edecek kadar gençliğine güvendi.   
Demokratik, laik, çağdaş, sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu, aydınlık Türkiye'nin simgesi, büyük devrimci ve düşünce insanı Yüce Atatürk, gerçekleştirdiği Türk Devrimi'yle bizlere aydınlık yarınların kapılarını açmıştır. O'nun yaktığı ve Türk Ulusu'na tuttuğu ışık, bu günlerde yaşadığımız, tanık olduğumuz karanlık çabalara karşın hiçbir zaman sönmeyecektir. Atatürk gençliği atasından aldığı emanete mutlaka sahip çıkacaktır. Bu ulusun atasına olan sevgisini yüreğinden silmeye kimsenin gücü yetmeyecektir. İşbirlikçiler ve teslimiyetçiler arkalarını hangi emperyalist güce dayarlarsa dayasınlar ihanetlerinde asla başarılı olamayacaklardır.
Mustafa Kemal Atatürk'ün gösterdiği çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkma hedefine  ancak O'nun izinden yürüyerek, ilke ve devrimlerini yaşatarak ulaşabiliriz.  Bugün bizlere düşen görev, yüce önderin düşüncelerini, ilke ve devrimlerini gelecek kuşaklara öğretmektir.İçinden geçtiğimiz süreçte halkımızı uyandırmaktır.
Eğitim-İş olarak inanıyoruz ki, Türk Ulusu, çağdaş, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olan Cumhuriyetimizi sonsuza değin korumaya ve yaşatmaya kararlıdır. Bütün eğitim işgörenleri, cumhuriyetin öğretmenleri, aynı kararlılıkla Atatürk ve cumhuriyet devrimlerinin düşmanlarına karşı yılmadan  mücadele edeceklerdir.

Aramızdan ayrılışının 71. yılında, yüce önderimiz Atatürk'ü bir kez daha saygı, sevgi ve şükranla anıyoruz. Ruhu şad olsun.

EĞİTİM-İŞ GENEL MERKEZ YÖNETİM KURULU

 

MUSTAFA KEMAL'İ DÜŞÜNÜYORUM
Mustafa Kemal'i düşünüyorum;
Yeleleri alevden al bir at ...


Gönderen YOLCU, Pazartesi, 09 Kasım 2009 16:10 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
KURULTAY SONUCU...

 

  MUSTAFA CEMİL KILIÇ YENİDEN SEÇİLDİ...

EĞİTİM İŞ İSTANBUL 1 NOLU ŞUBE OLAĞANÜSTÜ KURULTAYI 07.11.2009 TARİHİNDE SU TİYATROSU SALONUNDA YAPILDI. SEÇİMLER SONUCUNDA; MUSTAFA CEMİL KILIÇ, GÜRTAN CANTEKİN, COŞKUN İNCE, SANLI TAŞKIN, MAKSUT BALMUK, ERKAN AKSOY, BEYHAN AKSOP YÖNETİM KURULU ÜYELİĞİNE SEÇİLDİLER.

YENİ YÖNETİMİN GÖREV DAĞILIMI ÖNÜMÜZDEKİ BİR KAÇ GÜN İÇİNDE BELİRLENECEKTİR.

 

...

Gönderen YOLCU, Pazar, 08 Kasım 2009 14:53 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
Hüseyin Özbek Yazıyor...

İkinci Balkan bozgununa doğru

Osmanlıya karşı Sırbistan, Yunanistan, Bulgaristan ve Karadağ bağlaşıklığının 8 Ekim 1912’de saldırıya geçmesiyle I. Balkan Savaşı başlamış oldu. Bağlaşıkların amacı Osmanlıyı Balkan coğrafyasının dışına atmaktı.

Savaşa hazırlıksız yakalanan, politik çekişmelerin, alaylı mektepli sürtüşmelerinin emir komuta hiyerarşisini alt üst ettiği Türk Ordusu tarihinin en yüz kızartıcı yenilgilerinden birine uğradı. Her zamanki gibi büyük devletlerin araya girmesiyle 30 Mayıs 1913’ te imzalanan Londra Antlaşması Balkanların neredeyse tamamını Türklerin elinden alıvermişti!

Galiplerin acımasız Türk katliamında kıyılan yüz binlerin arasından canını kurtarabilen, evini barkını, ahırdaki hayvanlarını, ekili tarlalarını, ocaktaki aşını öylece arkada bırakmış yığınların, yenik ordudan geriye kalanların, Edirne-İstanbul arasını birleştiren göç zinciri toplumsal psikolojide silinmez izler bıraktı.

Yenik ordudan geriye kalanların görünürdeki yaraları gün gelir elbet kapanırdı. Kapanmayacak, geçen zamanla artacak olan içteki yaraydı. Utanç verici yenilginin, 500 yıllık vatanın elden çıkmasının Türklerin derin bilinçaltına işleyen acısı, aşağılanmışlık duygusu. Cami avlularından, medreselerden, çatı altlarından sokağa taşan, aç açık yüz binler İstanbul halkına Balkan Faciasını söze hacet bırakmadan gösteriyordu.

Yenilgiyle kaybedilen yalnız toprak değildi. Türk halkının kolektif gurur simgesi ordu ve subayları itibarlarını, şereflerini kaybetmişti. Yenilginin yarattığı travmanın, psikososyal bozgunun telafisi çok zordu.

Sokağa çıkan zabite herkesin saygıyla yol vermesi, evlat gibi, baba gibi aileden sayması üniformalarında Malazgirt’ in, Mohaç’ ın, Kosova’ nın, Varna’ nın, Plevne’ nin terini, tozunu görmesindendi. Bozgundan sonra asker urbası artık Balkan hezimetinin simgesiydi. Üniforma halka unutmak istediği derin bir utancı hatırlatıyordu. Bu nedenle subaylar uzun süre sokağa resmi kıyafetle çıkamadılar. O yenilginin acısı kalplerini sıkıştırdı, bir burgu gibi beyinlerini oydu durdu.

Türk ordusu, Türk zabiti Balkan utancını 1915’ te Çanakkale’ de aştı. Karşılarındaki hasım kendilerini dünyanın efendileri sayan kibirli emperyalistlerdi. Silahını, erzakını, ağırlıklarını terk eden yenik ordunun yedi düvele meydan okuyan, onlara Çanakkale Boğazını dar eden muzaffer orduya dönüşmesi için üç yıl yetmişti. Ordu, Balkan’ dan gerekli dersleri çıkarmıştı. Türk milletine ödemesi gereken borcunun bilincindeydi. Mehmetler Çanakkale’de millete olan borçlarını seve seve verdikleri canlarıyla, cömertçe akıttıkları kanlarıyla ödediler.

Mehmet Çanakkale’de dilinden anlayan komutanını bulmuştu. Önlerinde onlara ölmeyi emreden kaderin adamı vardı. Çanakkale’den sonra Kemal’in askerlerinin üniformalarına yeni hatıralar eklenecekti. Çanakkale’ nin, Filistin’ in, Sakarya’ nın, Dumlupınar’ ın, Kıbrıs’ ın, Güneydoğu’ nun, Kuzey Irak’ ın anda&cced ...

Gönderen YOLCU, Pazar, 08 Kasım 2009 14:47 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ...

Eğitim İş Sendikası, Din Dersleri ve Alevilik…
    

CEMİL KILIÇ...

Türkiye’de eğitim alanında örgütlü birkaç sendika mevcut. Bunların arasında laik, ulusalcı, demokratik, bilimsel ve parasız eğitimi savunan tek sendika EĞİTİM İŞ sendikasıdır. Açılımı, “Eğitim ve Bilim İş görenleri Sendikası” olan Eğitim İş, TÖS ve TÖBDER geleneğinin devamıdır. Türk eğitim camiasında sendikal mücadele anlamında Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesini sözde değil özde savunan Eğitim İş sendikası, temel anlayışını, “Irkçılığa, Gericiliğe ve Bölücülüğe Karşıyız.” sloganıyla dile getirmektedir. Eğitim İş, Irkçı değil, ulusalcı, gerici değil ilerici, bölücü değil, Türkiye’nin birlik ve bütünlüğünden yana bir eğitim sendikasıdır. Bu özellikleriyle eğitim kolundaki sendikalar arasında özel ve seçkin bir yere sahip olan Eğitim İş sendikası, Kemalist eğitimcilerin her geçen gün büyüyen ve güçlenen umut ve direnç kaynağıdır.



17 Ekim 2005 tarihinde yeniden kurulan Eğitim İş, kısa bir süre içinde yurdun dört bir yanında hızla örgütlenmiştir. Mayıs 2009 itibariyle 24 bin üye sayısına ulaşan Eğitim İş sendikası, Türk Eğitim sistemindeki sorunlara bilimsel ve makul çözümler öneren, eğitimdeki gelişmelere yön veren, laik eğitimin yılmaz ve yenilmez savunucusu öğretmen ve akademisyenlerin buluştuğu kutsal bir çatıdır. Kemalist Türk öğretmenleri hızla Eğitim İş’e üye olmaktadır. Hem Türkiye hem de dünya tarihinde bu denli kısa sürede bu denli hızla büyüyen bir başka sendikal yapı mevcut değildir.



Eğitim İş sendikasına üye bir eğitimci olarak sendikanın örgütlenme sürecinde etkin görev almış biriyim. Özellikle İstanbul ayağındaki örgütlenme ve büyüme çalışmalarını diğer yönetim kurulu arkadaşlarımla birlikte halen sürdürmekteyim.



Örgütlenme ve büyüme çalışmaları dışında eğitim sitemindeki sorunlarla ilgili olarak da çeşitli çalışmalara imza atan sendikamız, özellikle din dersleri konusunda çok önemli girişimlerin failidir. Türkiye’de ilk kez Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ders kitapları hakkında inceleme raporları yayınlayan kuruluş, Eğitim İş sendikasıdır. Bu konuda sendikal görevim icabı ve Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni olarak ders kitaplarını ilk defa 2006 yılında inceleyip basına sundum. 2007 – 2008 ve 2009’da da çalışmamızı güncelleyerek tekrar basına ulaştırdık. Başta Cumhuriyet ve Radikal gazeteleri olmak üzere pek çok gazete ve dergi raporumuzu haberleştirdi. Pek çok köşe yazarı da raporumuzu yazılarına taşıdı.



İlgili raporumuzda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ders kitaplarının bilimsel olmadığını, mezhepçi, ayrımcı ve gerici unsurlar içe ...


Gönderen YOLCU, Pazartesi, 02 Kasım 2009 20:44 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
EĞİTİM İŞ DİRENİYOR...

  TERÖRİSTE DEVLET ŞEFKATİ, EĞİTİM İŞ'E DEVLET TERÖRÜ 

Bu yıl ki 29 Ekim kutlama süreci, Eğitim-İş başta olmak üzere, Atatürkçü güçlere uygulanan devlet terörü ile hafızalara kazındı. Denizli, Samsun, Konya gibi illerde örgütümüz kutlama sürecinden uydurma gerekçelerle dışlandı. Bunlar arasında Denizli’de yaşananlar kamu vicdanını derinden yaralaması açısından diğerlerinden daha farklı sonuçlar doğurdu. Denizli Valiliği’nin Atatürkçü demokratik kitle örgütlerini kutlama törenlerinden “gerekçesiz olarak” dışlama yaklaşımına demokratik tepki ortaya koyan Eğitim-İş ve ADD’nin başını çektiği kitleye devlet terörü uygulandı. Polis kadın, erkek, sendikacı, siyasetçi demeden, tek isteği Cumhuriyet coşkusuna dahil olmak olan yurttaşı darp etti, sürükleyerek göz altına aldı.


Denizli’ye atandıktan kısa bir süre sonra, AKP’li bakan ve yöneticilerle Atatürk ve Cumhuriyet karşıtı Nur tarikatına bağlı bir cemaatin yemeğinde boy gösteren, sınavlara türbanlı öğrencilerin alınmasına hoşgörü gösteren Denizli Valisi, polis müdahalesini “provokasyon duyumu” gerekçesine dayandırmış. Bu gerekçesini inandırıcı kılabilmek için Denizli Barosu’nun düzenlediği bir toplantıya atıf yapsa da, açıklaması Denizli Barosu tarafından yalanlanmış.


Kutlamalara düşürdüğü gölge nedeniyle hedef adam haline gelen Valinin, yaşadığı paniğin etkisiyle Eğitim-İş’e ve diğer Atatürkçü yapılara iftira atması son derece yakışıksız bir tutumdur. Vali Yavuz Erkmen’e sınırlarını hatırlatıyoruz. Eğitim-İş ile provokasyon kavramlarını yan yana koymaya -Vali-Bakan-Başbakan vs- kimse cüret edemez. Gerçek Atatürkçüler, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlarının alçakça tenezzül ettikleri provokasyon ve pusu kültürüne uzaktırlar.


Ulusun Cumhuriyet Coşkusuna Gölge Düşüren Denizli Valisi, Zaman Geçirmeksizin İstifa Etmelidir.


29 Ekim coşkusuna gölge düşürerek Büyük Önderimizin kemiklerini sızlatan Denizli Valisi derhal istifa etmelidir. Hem kendisi, hem Denizli, hem de Türkiye için en uygun çözüm budur. Vali, açılım safsatası nedeniyle ağır bir travma yaşayan ulusun kalbini kırmış, devleti binlerce insana yuhalatmıştır. Denizli’deki gerginliğin bir an önce sona ermesi için istifa zorunludur. Denizli bu ayıba layık değil.


Eğitim-İş Copla, Panzerle İnandığı Değerlerden Vazgeçirilemez.



Gönderen YOLCU, Pazar, 01 Kasım 2009 11:00 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
CHP YÜKSELİYOR...

 

   CHP YÜKSELİYOR... 

SONAR’ın ekim ayı araştırmasına göre AKP, kurulduğu ve yüzde 34 oy oranıyla iktidara geldiği 3 Kasım 2002’den sonra ilk kez yüzde 31’e geriledi. Habur’da yaşanan görüntüler ve PKK’lilere yönelik özel hukuki işlemler AKP’nin gerilemesinde en önemli etken oldu.

CHP yaklaştı CHP’nin yüzde 28 oyla AKP’ye yaklaştığını ortaya koyan araştırmayı değerlendiren SONAR Yönetim Kurulu Başkanı Bayrakçı, “Krizin pençesinde önünü göremeyen Türk toplumu, bu kez PKK’nin istekleri doğrultusunda gelişmeler gözleyince net tavır ortaya koydu” dedi.

ANAP’a benziyor Bayrakçı, AKP’nin de sürecin zorluğunu anlayarak açılıma mola verdiğini savundu. 1989’da ANAP’ın yaşadıklarının benzerinin AKP’nin başına geldiğini belirten Bayrakçı, “AKP’nin bir daha iktidara tek başına gelmesi zor” değerlendirmesinde bulundu.

AKP’nin oyları eriyor

Parti, yüzde 34 oy oranıyla iktidara geldiği 3 Kasım 2002’den sonra ilk kez bir anket sonucuna göre yüzde 31’e geriledi. Sonar, ‘AKP, ANAP?gibi eriyor’ yorumunu yaptı

İstanbul Haber Servisi - Sonar’ınyaptığı araştırma, “Demokratik açılım” projesinin AKP’ye önemli oranda oy kaybettirdiğini, bugün genel seçim yapılsa AKP’nin oylarının yüzde 31’e gerileyeceğini, CHP’nin ise yüzde 28’e yükseleceğini ortaya koydu. Kurulduğu ve yüzde 34 oy oranıyla iktidara geldiği 3 Kasım 2002’den bugüne dek AKP’nin ilk kez yüzde 31’e gerilediğine dikkat çekildi.

Sonar Araştırma Şirketi tarafından yapılan “Türkiye Siyasi Eğilimler ve Beklentiler Araştırması -Ekim 2009” araştırması AKP’nin, ANAP gibi eridiğini gösterdi. “Yüz yüze anket” yöntemiyle yapılan araştırma, 15 il, 20 ilçe ve 20 köyde gerçekleştirildi. Yüzde 30’u kır özelliği taşıyan ilçe ve köy merkezlerinde yapılan araştırmada 3 bin kişi ile yüz yüze görüşüldü.

Araştırmaya göre bugün seçim olsa “AKP” yüzde 27.45, “CHP” yüzde 24.45, “MHP” yüzde 16.98, “DTP” yüzde 5.74, “SP” yüzde 5.30, “BBP” yüzde 1,90, “DSP” yüzde 1.73, “DP” yüzde 1.63 ve “Diğer” yüzde 1.47 oy alıyor. Araştırmada “Kararsızlar”ın oranı ise yüzde 13.35’i buluyor. Kararsızların dağıtılmasıyla ise partilerin oy dağılımları şöyle gerçekleşiyor:


Gönderen YOLCU, Cumartesi, 31 Ekim 2009 17:01 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ, CEMAL ŞENER...

 

    SUYUN KAYNAĞINDAN İZLENCESİ DEVAM EDİYOR...

SU TV'DE YAYINLANAN " SUYUN KAYNAĞINDAN" ADLI İZLENCEDE BU HAFTA " ATATÜRK, CUMHURİYET VE ALEVİLER " KONUSU ELE ALINACAKTIR...

SUYUN KAYNAĞINDAN İZLENCESİ SAAT 20:00'DE...

İZLENCEYİ; CEMAL ŞENER VE MUSTAFA CEMİL KILIÇ HAZIRLAYIP SUNUYOR...

İLGİLENENLERE DUYURULUR...

...

Gönderen YOLCU, Cuma, 30 Ekim 2009 10:56 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
CUMHURİYET BAYRAMI....

SAYIN GENELKURMAY BAŞKANI ORGENERAL İLKER BAŞBUĞ'UN
CUMHURİYET BAYRAMI MESAJI


( 29 Ekim 2009 )

      Türk Silahlı Kuvvetlerinin Değerli Mensupları,

      Varolduğu günden beri bağımsızlığına kasteden düşmanları karşısında tek yürek ve tek bilek olmuş yüce ulusumuzun Ebedi Başkomutanımız Atatürk önderliğinde giriştiği bağımsızlık mücadelesinden zaferle çıkmasının ardından kurulan Cumhuriyetimizin bugün 86’ncı yıl dönümünü kutlamanın gururunu ve coşkusunu yaşıyoruz.

      Atatürk, halk egemenliğine dayalı bir devlet şekli olan Cumhuriyetin, Türk milletinin karakterine en uygun yönetim şekli olduğuna inanmıştır. Bu inançla kurduğu Cumhuriyet, laik, demokratik, sosyal devlet ve hukuk devleti temelleri üzerinde bugünlere ulaşmıştır. Ulusu oluşturan tüm unsurları son derece çağdaş ve ileri bir çizgide birleştiren Atatürk, ulusal amaçların gerçekleştirilmesi yolunda gayretlerin en uyumlu ve en verimli şekilde bütünleştirilmesini sağlamıştır.

      Ulusumuzun çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkmasında itici güç olmasının yanında Cumhuriyet, ulus-devlet, üniter-devlet ve laik-devlet nitelikleriyle ulusal birlik içinde huzurun ve mutluluğun da güvencesidir. Bu nedenle, cumhuriyetin anlamını kavrayanlar onu yaşatmak için çalışmayı, en kutsal görev sayarlar.

      Ulusal birlik ve beraberliğin sağlanmasının en büyük güvencesi olan Cumhuriyet, vatandaşlık esasına dayalı Atatürk’ün belirlediği milliyetçilik anlayışıyla ulus-devlet yapısını sonsuza dek yaşatırken üniter-devlet yapısıyla da Türk milletinin ve yurdunun bölünmez bütünlüğünün teminatı olmaya devam edecektir.

      Değerlerini tarihten, gücünü milletinden alan Türk Silahlı Kuvvetleri, Edirne’den Hakkari’ye kadar vatanın her köşesinden gelen vatan evlatlarının oluşturduğu güçlü bir kadroya sahiptir. Ulusumuzun tüm katmanlarının aynı ortamda buluştuğu ve ortak değerleri paylaştığı yer olan Türk Silahlı Kuvvetleri, Türk milletinin özüdür.

      Ordu-millet özelliğiyle Türk kudret ve kabiliyetinin, Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir ifadesi olan Türk Silahlı Kuvvetleri, gelişen harp silah ve araçlarıyla donanmış nitelikli personeli Atatürkçü Düşünce Sistemi ışığında çalışmal ...


Gönderen YOLCU, Çarşamba, 28 Ekim 2009 13:16 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
AKP'YE İSYAN...

 

AKP'NİN KÜRT AÇILIMINA İSYAN BÜYÜYOR... 

Terör örgütü PKK üyelerinin teslim olması sırasında yaşananlar, yurdun çeşitli yerlerinde protesto edildi.

Niğde İmam-Hatip Meydanı'nda toplanan vatandaşlar, ellerinde taşıdıkları Türk bayraklarıyla slogan atarak Hükümet Meydanı'na kadar yürüdü.

Burada, terör örgütü elebaşının resmi bulunan temsili maket ateşe verildi. Bu sırada bazı vatandaşlar, ellerindeki sopalarla makete saldırdı.

Ülkü Ocakları Niğde İl Başkanı Olcay Kılavuz, yaptığı açıklamada, Habur Sınır Kapısı'ndan Türkiye'ye giriş yapan teröristlerin adeta kahraman gibi karşılandıklarını söyledi.

''Kimse kusura bakmasın, bunlarla kardeşliği kabul etmiyoruz'' diyen Kılavuz, ''Binlerce kınalı kuzumuzun kanlarını akıtan, binlerce eli kınalı gelinimizi kocasız, binlerce masum çocuğumuzu babasız bırakanlarla kardeş olamayız'' dedi.

Açıklamanın ardından vatandaşlar, Derbent Şehitliği'ne sloganlar atarak yürüdü. Burada Kuran ve dua okunmasının ardından vatandaşlar dağıldı.

Bingöl'ün Genç ilçesinde 16 Temmuz 2006'da şehit olan Uzman Çavuş Özkan Öztürk'ün annesi Remziye Öztürk ise ''Özkanım, yavrum, oğlum, dağdan kurtları indirdiler. Her gün içimiz kan ağlıyor onların gelişini gördükçe'' diye konuştu.

-GİRESUN-

Giresun Atapark'taki Atatürk Anıtı önünde toplanan şehit aileleri, gazi ve yakınları adına konuşan İbrahim Çolakoğlu, 1986'da Güneydoğu'da bir operasyon sırasında gazi olduğunu söyledi.

Açılımı kesinlikle kabul etmediklerini belirten Çolakoğlu, ''Burada hep 'şakşakçılık' yapılıyor. Biz şakşakçılık istemiyoruz. Bu ülkenin bayrağını sallandırmak istiyoruz'' diye konuştu.

Daha sona vatandaşlardan Hüseyin Bayraktar, ''demokratik açılımı'' eleştiren şiirini okudu.

Terör örgütü aleyhine sloganlar atan vatandaşlar, daha sonra dağıldı.

-UŞAK-

Uşak'ta Şehit Aileleri Derneği Uşak Şubesi önünde toplanan şehit aileleri, gazi ve yakınları, ellerindeki Türk bayrakları ve şehit yakınlarının fotoğraflarıyla Cumhuriyet Meydanı'na yürüyüşe geçti.

Sloganlar eşliğinde yürüyen grubu, çevredeki vatandaşlar alkışlarla destekledi. Cumhuriyet Meydanı'nda bazı sivil toplum örgütü temsilcileriyle birleşen grup, Atatürk Heykeli önünde saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı'nın okunmasının ardından Tiritoğlu Parkı'na geçti.

Şehit Aileleri Derneği Uşak Şube Başkanı Şakir Çakır, yaptığı açıklamada, yaşanan olayların şehit ailelerinin, gazilerin ve yakınlarının kanayan yaralarına tuz bastığını söyledi.

Şakir Çakır, ''Bu ihaneti hazırlayanlar, bedelini kısa zamanda Türk milleti önünde ödeyecektir. Yaşanan gösterilere ...


Gönderen YOLCU, Cumartesi, 24 Ekim 2009 19:18 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
HOŞGELDİNİZ...

 BÜYÜK TÜRKÇÜ KAZAK DEVLET BAŞKANI NAZARBAYEV TÜRKİYE'DE...

 HOŞGELDİNİZ SAYIN NAZARBAYEV !!! 

Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev, TBMM Genel Kuruluna hitap etti.

Genel Kurula gelişinde milletvekillerinin ayakta alkışladığı Nazarbayev,
TBMM'ye hitap etmekten onur duyduğunu söyledi. Nazarbayev, şöyle devam etti:
''Çünkü, Mustafa Kemal Atatürk 1920'li yıllarda, yeni Türkiye'nin
bağımsızlığı için yürüttüğü milli mücadeleyi ülkenin yeni başkenti Ankara'daki bu
Büyük Meclis'ten yönetmiş ve onu 'benim en büyük eserim' olarak ifade etmişti.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu, dahi şahsiyet Atatürk daha o zamanlarda
bile, diğer Türk devletlerinin günün birinde bağımsızlıklarına kavuşacağını büyük
bir öngörüyle ifade etmişti. Tarihimiz bugün bu sözlerin doğruluğunu ispatlamıyor mu?''
Türkiye'nin, ülkesinin bağımsızlığını ilk tanıyan ülke olduğunu anımsatan
Nazarbayev, ''Bunu hafızamızda sonsuza dek saklayacağız'' dedi.

-''MÜTEŞEKKİRİZ''-

Nazarbayev, şunları söyledi:
''Kazak halkı olarak, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Çarlık
Rusyası ve daha sonra Sovyet yönetimi altında olduk. O zamanlar Kazak isminde bir
halk ve Kazakistan isminde bir devlet dünya haritasında yer almadı. Son yüz elli
yıl içinde dinimizi, dilimizi, kültürümüzü az kalsın tamamen kaybediyorduk.
Fakat, bizler atalarımızın ve analarımızın büyük tarihini, kahraman ecdatlarımızı
hiç unutmadık.
199O'lı yılların başında Sovyetler Birliği dağıldı ve bizler
bağımsızlığımızı ilan ettik. Yeni bir devlet kurmak, onun ekonomisini geliştirmek
ve halkımızın psikolojisini değiştirmek kolay olmamıştır. Yine de bizler o
dönemdeki 'dar yol ve kaygan geçitleri' başarıyla aştık.
Bugünkü Kazaklar, sizlerin kardeşleriniz olarak eski yüce Türk
atalarımızın ilk yurtlarında yaşamaktadırlar.
Bugünkü Kazakistan, temeli sağlam, ekonomisi gelişmiş, dünyada kendine
saygın bir yer edinmiş bir devlet haline geldi. Böylece Kazak topraklarını, büyük
bozkırları muhafaza eden ecdatlarımızın rüyası gerçekleşmiş oldu. Geçen yüzyılın
son on yılında bizler de sizler gibi özgür olduk. Türkiye Cumhuriyeti, tüm Türk
halkıyla bizi destekledi. Biz bundan dolayı müteşekkiriz.''
Türkiye'ye ziyaretinden önce Başkent Astana'nın en güzide mekanlarının
birinde Mustafa Kemal Atatürk'ün büyük bir heykelini açtıklarını kaydeden
Nazarbayev, ''Bu heykeli Kazak halkının sizlere olan kardeşlik duygularının bir
te ...


Gönderen YOLCU, Perşembe, 22 Ekim 2009 20:03 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
DENİZ BAYKAL: " AKP BEDEL ÖDEYECEK..."

 

    BAYKAL : " AKP BEDEL ÖDEYECEK..."

CHP Merkez Yönetim Kurulu (MYK) Genel Başkan Deniz Baykal, başkanlığında toplandı.
     Alınan bilgiye göre toplantıda, gündemdeki konuların yanı sıra, terör örgütü PKK üyelerinin teslim olması konusu değerlendirildi.
     CHP lideri Baykal, terör örgütünün çözülmesini ve silah bırakmasını memnuniyetle karşılayacaklarını, ancak bunun hukuk düzenini tahrip edecek şekilde yapılmaması gerektiğini belirtti.
     ’’İktidarın terör örgütüne taviz verdiği’’ değerlendirmesini yapan Baykal, terör örgütü PKK’nın, Kürt vatandaşların temsilcisi olamayacağı görüşünü dile getirdi.
     İzlenen yanlış politikalar sonucunda ’’terör örgütü üyeleri törenle karşılanır hale gelindiğini’’ ileri süren Baykal, bu kişiler hakkında hiçbir yasal işlemin yapılmamasını da eleştirdi. Baykal, bu durumun kamu vicdanını yaraladığını belirtti.
     Türkiye’deki hassasiyetleri gözetmeden, şehit yakınlarının duyarlılıklarını dikkate almadan büyük mitingler yapmanın, sloganlar atarak karşılama gerçekleştirmenin de kamu vicdanını yaralayan bir diğer durum olduğunu ifade eden Baykal, ’’Silah bırakılmasını memnuniyetle karşılarız ama bu bir pazarlık sonucu olmamalı, hukuk düzenini bozmamalı, insanları rencide etmemelidir’’ dedi.
     Teslim olan teröristlerin örgüt üyesi olduklarını, pişmanlığa ilişkin yasal düzenlemelerden de faydalanmak istemediklerini beyan ettiklerinin bilindiğini kaydeden Baykal, bütün bunlara karşın serbest kalmalarının açıklanamaz olduğunu belirtti.
     Baykal, ’’Halkın duyarlılıklarını dikkate almayan tavırlar, tutarsızlıklar AKP’ye büyük bir bedel ödetecektir’’ dedi.
     Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ’’Demokratik Açılım’’ kapsamında kendisiyle kameralı bir ortamda görüşme yapmak istemediğini de belirten Baykal, ’’Kapalı kapılar ardından bir görüşme yapsaydık ’CHP de bu olayları tasvip’ ediyor diye bir propagandanın önüne geçemezdik’’ değerlendirmesini yaptı.

...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 21 Ekim 2009 16:51 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
AZERBAYCAN...

  AZERİLERDEN DENİZ BAYKAL'A TEŞEKKÜR.... 

ANKARA- Azerbaycan Parlementosu'nun yanında bulunan Azeri ve Türk şehitliği'ndeki Türk bayrağı bugün yeniden göndere çekildi. Azeriler , CHP lideri Deniz Baykal'a mesaj göndererek, "Bu bayrak senin hatrına çekildi" dediler.

Ermenistan ile imzalanan protokolün ardından Türk şehitliğindeki bayrak indirilmişti. Ancak bugün şehitlikte Türk bayrağı tekrar çekildi. CHP Lideri Deniz Baykal'ın grup konuşmasında Azerbaycan'ın lehinde, Ermeni protokolünen aleyhinde söylediği sözlerin; bayrağın yeniden çekilmesine yol açtığı belirtildi.

Akşam saatlerinde; CHP Lideri Baykal'a ulaşmaya çalışan ancak Baykal'a ulaşamayınca kurmaylarına ve CHP'li vekillerle konuşan Azerbaycan Türk Kadınlar Birliği Başkanı Tenzile Rüstem Hanlı ve eşi ünlü edebiyatçı Sadr Rüstem Hanlı, "Bayrak yeniden çekildi. Baykal'a teşekkür etmek için bu Bayrağı yeniden göndere çektik. Kendisene çok teşekkür ederiz. Konuşması ile duygularımıza tercüman oldu. Hükümet ve AKP için değil, Baykal'ın hatırı için bu bayrağın çekildiğinin bilinmesini istiyoruz" dediler.

Hanlı'nın Türkiye'ye gelip, bir özel TV kanalında; protokol ve Türk-Azeri ilişkileri hakkında ayrıntılı açıklamalar yapacağı ve bayrağın baykal'ın hatırına yeniden göndere çekildiğini bu kanalda canlı yayında açıklayacağı da kaydedildi.

...

Gönderen YOLCU, Salı, 20 Ekim 2009 17:07 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
KAZAKİSTAN DEVLET BAŞKANI

    BÜYÜK TÜRKÇÜ KAZAK LİDER NAZARBAYEV TÜRKİYE'YE GELİYOR... 

Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev somut proje ve anlaşmaların ele alınacağı resmî bir ziyaret için Türkiye'ye geliyor. 21-23 Ekim tarihleri arasındaki ziyarete Kazakistan'dan çok geniş bir katılım olacak. 146 bakanın yanı sıra ülkenin önemli kurumlarından milli refah fonu Samruk Kazına ve milli petrol şirketinin genel müdürleri de Nazarbayev'e eşlik edecek.  
 
 
Ziyarete 400'den fazla işadamı ve 40 kadar basın mensubunun da katılacağını bildiren kaynaklar bu geniş heyeti yaklaşık 10 uçağın Türkiye'ye getireceğini bildirdi. Kazak lider 22 Ekim'de Ankara'da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, CHP lideri Deniz Baykal ve MHP lideri Devlet Bahçeli ile ayrı ayrı bir araya gelecek. TBMM'ye hitap edecek olan Nazarbayev, Türk dünyasında entegrasyonun güçlendirilmesi çağrısında bulunacak. Nursultan Nazarbayev, Türk Dili Konuşan Devletler İşbirliği Konseyi; Parlamenterler Asamblesi ve Aksakallılar (Akil Adamlar) Konseyi teşkilatlarının daha etkin çalışmasına vurgu yapacak.

Zaman'a bilgi veren Kazak kaynaklar ziyaret esnasında iki ülke arasında stratejik ortaklık anlaşmasının imzalanacağını bildirdi. Anlaşma siyasî, ekonomik, askerî ve kültürel alanlarda işbirliğinin derinleşmesini öngörüyor. Öğrenci ve akademisyen değişimini hedefleyen protokol ve teknoloji transferini sağlayacak TÜBİTAK'la anlaşma ziyaret esnasında imzalanacak. Nazarbayev Sincan'da organize sanayi bölgesini ziyaret ederek incelemelerde bulunacak.

1.000 işadamıyla iş forumu

Kazak liderin bu temasa büyük önem verdiği ve ülkesinde benzer organize sanayi bölgelerinin kurulmasını istediği öğrenildi. Türkiye TOBB vasıtasıyla bu alandaki tecrübesini Kazakistan'a aktaracak.

Kazakistan Devlet Başkanı, 23 Ekim'de İstanbul'da arasında Mustafa Koç, Ahmet Çalık, Nafiz Zorlu ve Mustafa Boydak'ın da bulunduğu yaklaşık 15 Türk işadamı ile bir araya gelecek. İşadamlarını ülkesine yatırıma çağıracak olan Kazak lider bu kişilerin projelerini dinleyecek. Geçtiğimiz sene 3,2 milyar dolar olan iki ülke arasındaki ticaret hacminin 2010 sonunda 5 milyar dolara çıkarılması hedefleniyor. İstanbul'da aynı gün Cumhurbaşkanı Gül ve Nursultan Nazarbayev'in katılımıyla iş forumu toplanacak. TUSKON'un organize ettiği foruma yaklaşık 600 Türk ve 400 Kazak işadamının katılacağı öğrenildi. Kaynaklar, son beş yılda siyasî istikrar, ekonominin gelişmesi, demokratikleşme ve insan hakları alanında iki ülke de köklü değişimler yaşandığına vurgu yaparak, "Bu ziyaret büyük bir ihtiyaçtı." değerlendirmes ...


Gönderen YOLCU, Pazar, 18 Ekim 2009 20:40 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
Nursultan Nazarbayev

<!-- yazi content -->
Nazarbayev, Atatürk ve Türk Konseyi

Liderler, genellikle kişisel özellikleri, davranışları ve duruma göre değişen yaklaşımları ile farklı yansımalar meydana getirebilir. Uygulamada bu üç temel faktörün tek bir kişide görülmesi ise sıklıkla rastlanan bir durum değildir. Zamana ve tarihe yenik düşmeyen bütün liderler böyledir. Ne kadar ileriye bakılsa ve ne kadar da geçmişte kalınsa mutlaka ondan izler bulunur. Yaydığı enerji ve meydana getirdiği sonuçlar, hayallerin gerçekleşmesi ile kendisini gösterir. Şüphesiz böyle bir lider kendisini Türk hisseden insanlara da nasip olmuştur. M.Kemal Atatürk...
Ne diyor Kazakistan Devlet Başkanı: Atatürk Türk Milletinin yetiştirdiği en büyük liderdir. Peki oradaki Türk kelimesi kimi kastediyor? Zaten işin güzel yanı da burada. Nazarbayev 300 milyon nüfusu tarif ederken Türk kavramını kullanmaktan çekinmiyor... Korkmuyor. Üstelik nerede söylüyor bunu? Başkent Astana’da Atatürk anıtının açılışında... Yani bizzat kendisi açılışta bulunuyor ve Türk birliğine inandığını bir kez daha ifade ediyor. Bize gelince... Biz ise çok rahatız. O kadar rahatız ki açılışta bakanlık müsteşarı seviyesinde temsil ediliyoruz. Tabii sıradan bir şey bu. Her gün bu coğrafyada böylesi açılışlar yapılıyor ve hepsine devlet başkanları geliyor. Ya! bu bölgenin bazı yerlerinde hâlâ Lenin, Stalin heykelleri var. Dolayısıyla bir yerlerden birileri güzel ve tarihi bir şeyler yapmaya çalışıyor. Çerçevesini çizdiğiniz liderlik örneğini sergiliyor.



Türk Konseyi teklifi
Nazarbayev’den
2-3 Ekim tarihlerinde Nahçıvan’da Türk Dili Konuşan Devlet Başkanları zirvesi gerçekleştirildi. Bu toplantıdan Türk Konseyi kurulması kararı çıktı. Zaten biz bunu köşemizde daha önce yazmıştık. Ama yazdığımız doğru tespitlerden birisi basında fazla yer bulmadı. O da konseyin kurulma teklifini Astana’da Atatürk heykelinin açılışına gelen Nazarbayev ve Kazakistan’ın vermiş olması. Muhakkak ki olgunlaşma safhasında Türkiye’nin de katkısı olmuştur. Üstelik Sayın Abdullah Gül de bu projeyi sahiplenmiştir. Nitekim konseyin ilk Genel Sekreteri, Türkiye’den birisi olacak. Konsey bünyesindeki Aksakal Kurulu’na da Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Mustafa İsen aday gösterildi. Ancak Nazarbayev’in önerileri bununla da sınırlı değil. Türk Dünyası Bilim Akademisi kurulması teklifi de hâlâ güncelliğini koruyor.



Nazarbayev’n
Meclis konuşması
Kazakistan Devlet Başkanı Nazarbayev önümüzdeki hafta resmi ziyaret kapsamında T&u ...


Gönderen YOLCU, Cumartesi, 17 Ekim 2009 06:47 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
AZERBAYCAN...

BAYKAL: " AZERBAYCAN'IN YANINDAYIZ." 

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Türkiye’nin daima Azerbaycan halkının yanında olduğunu, Azerbaycan’a zarar verilmesine göz yumulamayacağını söyledi.

Baykal, CHP Genel Merkezi’nde Azerbaycan Meclisi’nden milletvekillerini kabul etti. Görüşme yaklaşık 1 saat sürdü. Baykal görüşmeni ardından yaptığı açıklamada, Türkiye’nin daima Azerbaycan halkının yanında olduğunu belirtti.

Baykal, Kafkasya’daki en büyük sorunun Ermenistan’ın Azeri topraklarının bir bölümünü işgal altında tutması olduğunu ifade ederek, öncelikle düzeltilmesi gereken durumun bu olduğunu kaydetti. Baykal, işgal bitmeden sınırı açmanın çözüme katkı yapmayacağını dile getirerek “O sorunun çözümü ve sınırın açılması eşgüdüm içerisinde düşünülmelidir. Bu konuda Ermenistan Devlet Başkanı’nın kısa bir süre önce ‘Biz işgale son vermeyi hiçbir zaman konuşmadık’ demiş olması bir hayal kırıklığı yaratmıştır” diye konuştu.

Baykal, Azerbaycan halkına, “Merak etmeyin, sizin duyarlılıklarınızı biliyoruz. Bu bölgede dostluğumuzun büyük önem taşıdığının farkındayız. Bunu koruyacağız, hiç merak etmeyin. Azerbaycan halkına herhangi bir zarar verilmesine göz yumulmaz” mesajını gönderdi.

(ANKA)

...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 14 Ekim 2009 17:15 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MİLLİ MARŞIMIZ...

KARDEŞİMİZ AZERBAYACAN'IN MİLLİ MARŞI

  

Azerbaycan! Azerbaycan!
Ey kahraman evladın şanlı vatanı!
Senin için can vermeye hepimiz hazırız!
Senin için kan dökmeye hepimiz kâdiriz!
Üç renkli bayrağınla mutlu yaşa!
Üç renkli bayrağınla mutlu yaşa!

Binlerce can kurban oldu,
Sinen (göğsün) savaşa meydan oldu!
Hukukundan geçen asker!
Hara bir kahraman oldu!
Sen ol gülistan,
Sana her an can kurban!
Sana bin bir muhabbet
Sinemde tutmuş mekan!
Namusunu korumaya,
Bayrağını yükseltmeye,
Namusunu korumaya,
Bütün gençler muştaktır!
Şanlı Vatan! Şanlı Vatan!
Azerbaycan! Azerbaycan!
Azerbaycan! Azerbaycan!


...

Gönderen YOLCU, Salı, 13 Ekim 2009 19:26 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
SU TV'DE YENİ İZLENCE...

SU TV’DE YENİ İZLENCE

Cemal ŞENER ve Mustafa Cemil KILIÇ tarafından her Cuma saat 20:00 – 21:00 arası SU TV’de SUYUN KAYNAĞINDAN adlı bir izlence hazırlanıp sunulacaktır.

İzlencede Aleviliğin; tarihsel, sosyolojik, kültürel ve teolojik özellikleri ele alınacaktır.

İlk bölümün yayın tarihi 16.10.2009 Cuma günüdür…

İlgilenenlere duyurulur.
<!-- / message --><!-- sig --> ...

Gönderen YOLCU, Perşembe, 08 Ekim 2009 20:00 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
TÜRK BİRLİĞİ YOLUNDA...

Türk Devletleri Konseyi kuruldu!

2-3 Ekim 2009 tarihleri arasında Nahcivan’da “Türk Dili Konuşan Devlet Başkanları” toplantısı yapıldı. Türk dili konuşan ülkelerin devlet başkanları toplantısının ilki 1992 yılında Ankara’da gerçekleştirilmişti. 8. Toplantı 2006’da yapılmıştı. Nahcivan’da yapılan toplantı 9’uncusu olmuştur. Nahcivan’da yapılan toplantıya Türkiye, Kazakistan, Azerbaycan, Kırgızistan Cumhurbaşkanlığı seviyesinde katıldı. Türkmenistan ise Başbakan Yardımcılığı düzeyinde katıldı. Toplantıda Türk Dili Konuşan Devletler İşbirliği Konseyi (Türk Konsey) kurulması hususunda devletler arası mutabakata varıldı.
Yeni kurulan ve kurumsal kimliği olan Türk Konseyi şu organlardan meydana gelecek: Türk Dili Konuşan Devlet Başkanları Konseyi, Dışişleri Bakanları Konseyi, Aksakallılar Konseyi, Dışişleri Bakanları Kıdemli Memurlar Konseyi ve Daimi Sekreterya. Bu toplantıyla Türk Dünyasındaki devletler arasındaki ilişkiler nihayet kurumsal bir yapıya kavuşmuştur. Bugüne kadar düzensiz olarak yapılan zirve toplantıları bundan böyle iki yılda bir ve düzenli olarak yapılacak.




“Bir rüya gerçekleşti”
Cumhurbaşkanı Gül, bu toplantının çok değerli ve tarihi bir adım olduğundan söz ederek “Aslında bir rüyayı gerçekleştiriyoruz ve buna en çok kendisini Türk hisseden insanlar sevinecektir” demiş. Ayrıca Türkiye Cumhurbaşkanı, “Bu beraberlik ve dayanışma hiçbir şeyin alternatifi de değildir, herhangi bir yere karşı da değildir. Bundan herhangi bir olumsuz anlam da çıkarmaya gerek yoktur. Bu kendisini Türk hisseden insanların dayanışması, işbirliği geliştirmesi gibi iyi niyetli, hayırlı bir teşebbüstür” demiş. Cumhurbaşkanı’nın toplantıyla ilgili olarak ihtiyatlı ve dikkatli bir dil kullanması dikkat çekicidir. Abdullah Gül’ün “Türkiye’nin izlediği dış politikanın ilham kaynağı Türklüğün geleneksel anlayışına ve değerlerine dayanmaktadır” söylemi de ilgili çevrelerce dikkatlice not edilmiştir.
Toplantıda Kazakistan Cumhurbaşkanı Nur Sultan Nazarbayev’in, Kazakistan’da bir “Türk Dünyası Akademisi” kurulmasını teklif etmesi ve bu teklifin kabul edilmesini Cumhurbaşkanı Gül, “vizyonel” bulduğunu söylemiştir. Toplantıda Kazakistan Cumhurbaşkanı Nazarbayev’in: “Türklüğümüzü çocuklarımıza ve bütün dünyaya öğretelim” demesi de üzerinde ciddi biçimde durulması gereken bir husustur.




“Türklüğünü dünyaya göstermek”
Bu arada Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in TÜRKSOY ile ilgili bazı teklifleri olmuş ve bu tekliflerin gereğinin yapılacağı açıklanmıştır. Bilindiği gibi bugüne kadar Türk Dünyasındaki devletler arasında işbirliğini sağlamak üzere TÜRKSOY kurulmuştu. Bu kuruluştaki bazı aksaklıklar yüzünden istenilen sonuç alınamamıştı. Yine adı geçen dört Türk Cumhuriyeti aras ...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 07 Ekim 2009 21:52 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
DEVLET BAHÇELİ....

   "BOZKURTLARIN NEFESİ ENSENDE OLACAK..." 

Partisinin Ankara 9. Olağan İl Kongresinde yaptığı konuşmada, 2009 yılının MHP için çok anlamlı bir yıl olduğuna işaret eden Bahçeli, Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi'nin Olağanüstü Kongresi sonrasında MHP'ye dönüştürülmesinin 40. yıldönümünün kutlandığı 2009'un 2. önemli gelişmesinin MHP'nin 29 Mart yerel seçimlerindeki başarısı olduğunu anlattı. Bahçeli, 2009 yılının partisi için üçüncü önemli olayının ise 8 Kasımda Ankara'da yapılacak büyük kurultay olduğunu ifade etti.

Gündeme ilişkin konulara da değinen Devlet Bahçeli, Türkiye'nin çok kritik bir dönemden geçtiğine işaretle şunları söyledi:

"Türkiye çok ağır sonuçları olacak bir etnik farklılaşma, ayrışma, çatışma ve bölünmeyle karşı karşıyla bırakılmıştır. Özellikle 1991 yılında, İstanbul il başkanı iken Kürt sorunu içerisinde bölünmeye doğru Türkiye'yi sürükleyebilecek bir araştırmayı yapar veya yaptıran sayın Başbakan 7 yıl sonra Türkiye'yi 1991 yılındaki anlayış doğrultusunda bir bölüştürmeye çaba göstermektedir. 7 yıl içerisinde hep bu günlerin hazırlığı yapmış ama medya gücü yandaşları ve parasal destekler, milleti aldatmaya ve kandırmaya çalışmıştır. Bu sebepten dolayı bugünkü AKP'nin açılımını artık milletimizin doğru okuması gerekir. Bu açılım ile Adalet ve Kalkınma Partisi, 'Aldatma ve Kandırma Partisi' haline dönüşmüştür. Bunu hissettikleri gün, kendi teşkilatına ve medya aracılığıyla da bütün siyasi kurumlara ve yandaş köşe yazarlarına verilen talimatlarla AKP yerine AK Parti denilmesini ve böylelikle aldatma ve kandırmanın üstünü örtme gayreti içerisine girmiştir.

Sayın Başbakan siz AK değilsiniz. Sizin, Adalet ve kalkınmayla da alakanız kalmamıştır. Siz artık aldatan, kandıran, yalan saldırılarla rakiplerinizi yok etmeye çalışan haksız rekabet içerisinde yaşayan bir siyasetçisiniz.

AK olmanız için aklanmanız lazım, aklanmanız için Mecliste bulunan ve gelecekte gelecek olan dosyalarla, sizin, parti arkadaşlarınızın, akrabalarınızın ve yandaşlarınızın hepsi de yargı önünde hesap sorulabilmesi için dokunulmazlığının kaldırılması sözünü yerine getirmeniz lazımdır."

...

Gönderen YOLCU, Pazar, 04 Ekim 2009 16:23 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR..

Eğitim İş Sendikası, Din Dersleri ve Alevilik…



Türkiye’de eğitim alanında örgütlü birkaç sendika mevcut. Bunların arasında laik, ulusalcı, demokratik, bilimsel ve parasız eğitimi savunan tek sendika EĞİTİM İŞ sendikasıdır. Açılımı, “Eğitim ve Bilim İş görenleri Sendikası” olan Eğitim İş, TÖS ve TÖBDER geleneğinin devamıdır. Türk eğitim camiasında sendikal mücadele anlamında Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesini sözde değil özde savunan Eğitim İş sendikası, temel anlayışını, “Irkçılığa, Gericiliğe ve Bölücülüğe Karşıyız.” sloganıyla dile getirmektedir. Eğitim İş, Irkçı değil, ulusalcı, gerici değil ilerici, bölücü değil, Türkiye’nin birlik ve bütünlüğünden yana bir eğitim sendikasıdır. Bu özellikleriyle eğitim kolundaki sendikalar arasında özel ve seçkin bir yere sahip olan Eğitim İş sendikası, Kemalist eğitimcilerin her geçen gün büyüyen ve güçlenen umut ve direnç kaynağıdır.



17 Ekim 2005 tarihinde yeniden kurulan Eğitim İş, kısa bir süre içinde yurdun dört bir yanında hızla örgütlenmiştir. Mayıs 2009 itibariyle 24 bin üye sayısına ulaşan Eğitim İş sendikası, Türk Eğitim sistemindeki sorunlara bilimsel ve makul çözümler öneren, eğitimdeki gelişmelere yön veren, laik eğitimin yılmaz ve yenilmez savunucusu öğretmen ve akademisyenlerin buluştuğu kutsal bir çatıdır. Kemalist Türk öğretmenleri hızla Eğitim İş’e üye olmaktadır. Hem Türkiye hem de dünya tarihinde bu denli kısa sürede bu denli hızla büyüyen bir başka sendikal yapı mevcut değildir.



Eğitim İş sendikasına üye bir eğitimci olarak sendikanın örgütlenme sürecinde etkin görev almış biriyim. Özellikle İstanbul ayağındaki örgütlenme ve büyüme çalışmalarını diğer yönetim kurulu arkadaşlarımla birlikte halen sürdürmekteyim.



Örgütlenme ve büyüme çalışmaları dışında eğitim sitemindeki sorunlarla ilgili olarak da çeşitli çalışmalara imza atan sendikamız, özellikle din dersleri konusunda çok önemli girişimlerin failidir. Türkiye’de ilk kez Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ders kitapları hakkında inceleme raporları yayınlayan kuruluş, Eğitim İş sendikasıdır. Bu konuda sendikal görevim icabı ve Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni olarak ders kitaplarını ilk defa 2006 yılında inceleyip basına sundum. 2007 – 2008 ve 2009’da da çalışmamızı güncelleyerek tekrar basına ulaştırdık. Başta Cumhuriyet ve Radikal gazeteleri olmak üzere pek çok gazete ve dergi raporumuzu haberleştirdi. Pek çok köşe yazarı da raporumuzu yazılarına taşıdı.



İlgili raporumuzda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ders kitaplarının bilimsel olmadığını, mezhepçi, ayrımcı ve gerici unsurlar içerdiğini örneklerle ortaya koyduk. Bu konuda pek çok televizyon programında konuk olarak yer aldım.

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 03 Ekim 2009 22:51 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ

DİN KÜLTÜRÜ DERS KİTAPLARI MI YOKSA
ZORUNLU SÜNNİLİK VE SÜNNİLEŞTİRİLMİŞ SÖZDE ALEVİLİK DERS KİTAPLARI MI ?


Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ders kitaplarının bu yılki içeriğinde önemli bir değişiklik bulunmuyor. Buna karşın yine de en dikkat çekici değişiklik, 12. Sınıf ders kitabındaki “ Alevilik – Bektaşilik Düşüncesi “ başlıklı bölümde yer alıyor.

12. Sınıf ders kitapları dışında diğer kitaplarda hiçbir değişiklik mevcut değil. 9 – 10 ve 11. sınıf ders kitaplarında önceki yıllarda olduğu gibi tümüyle Sünni – Hanefi inanç doğrultusunda yoğun bir telkin ve yönlendirme yer alıyor.

Bu noktada birkaç hususu not edelim;

9. sınıf ders kitabında; reenkarnasyon, İslam dışı ve sapkın bir inanç olarak niteleniyor. ( s. 18. ) Oysa ülkemizde milyonlarca mensubu bulunan Nusayrilik ve Alevilikte reenkarnasyon / tenasüh inancı yer almaktadır. Böylece Alevilik de zımnen aşağılanmış ve sapkın bir inanış olarak nitelenmiş bulunuyor.

Reenkarnasyonun, İslam dininin ilkelerine ters olduğu ileri sürülen ilgili bölümde İslam dini ile Sünnilik özdeş hale getiriliyor. Oysa İslam’ın, Sünnilik dışındaki kimi yorumlarında ( Nusayrilik, Alevilik…) reenkarnasyon inancı önemli bir inanç ilkesi olarak yer almaktadır.

Yine 9. sınıf ders kitabında gnostik ve ateist düşünce sahiplerinin kendilerini boşlukta hissettikleri ve YANLIŞ İNANIŞLARA yöneldikleri iddia ediliyor. ( s.18 ) Laik devletin ders kitabındaki bu ifadeler gerçekten şaşırtıcı değil midir ?

10. sınıf ders kitabında, Sir John Eccles’ten yapılan bir alıntıyla yaratılış inancını kabul etmemek “APTALCA BİR ŞEY” şeklinde niteleniyor. (s.13)

11. sınıf ders kitabında; “ Atatürk ve Cumhuriyet Dönemi Din Hizmetleri” başlık ünitede Türkçe tefsir, meal ve Türkçe hadis kitabı ile Türkçe hutbe çalışmalarına yer verilirken, Türkçe ezan ve Türkçe namaz uygulamalarına değinilmiyor. Bir nevi, Atatürk sansüre uğruyor.

12. Sınıf ders kitabında; Atatürk’ün din öğretiminin okullarda verilmesini istediği yönündeki sözlerine atıfta bulunulurken (s.89 ) nedense 1933’ten itibaren bizzat Atatürk’ün isteğiyle bütün okullardan din derslerinin kaldırılmış olduğu gizleniyor.

Yine 12. sınıf ders kitabında, her din mensubunun kendi dinini yaymaya çalışmasının doğal bir hak olduğu vurgulanmakla birlikte özellikle Hıristiyanların dinlerini yayma çalışmaları sırasında, insanların zaaflarını ve bilgisizliklerini kullandıkları, onları baskı altına alarak kandırdıkları ve istismarcılık yaptıkları ileri sürülmektedir. ( s.121. )

Hıristiyanlığı yayma çalışmalarının, ülkemizin birlik ve beraberliğini bozmayı amaçladığı iddia edilmektedir. ( s.121 ) Türkiye’nin Hıristiyan yurttaşlarının milli birlik ve beraberliği tehdit unsuru oluşturdukları şeklinde bir yoruma yol aça ...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 26 Eylül 2009 13:46 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
TÜRK AÇILIMI...

İşte Türk Açılımı Önerimiz

1. Türk kökenli olmayanların yada kendini Türk kabul etmeyenlerin Cumhurbaşkanı, başbakan, bakan, general ve genelmüdür olması yasaklansın...

2. Türk kökenli olmayanlara yada kendini Türk kabul etmeyenlere azınlık statüsü verilsin. Mecliste temsil edilmeleri için kota uygulansın.Okulları ayrılsın, kendi dillerinde eğitim görsünler, Türkçe öğrenmek onlara da zorunlu olsun.

3. Okullara Tatar Türkçesi, Kazak Türkçesi, Özbek Türkçesi, Türkmen Türkçesi, Kırgız Türkçesi, Azerbaycan Türkçesi dersleri konulsun ve bu dersler zorunlu olsun...

4. Bütün okullara ve devlet kurumlarına TÜRK DEVLETLERİNİN tümünün bayrakları asılsın...

5. Türklerin milli sembolü olan BOZKURT'un heykelleri yapılarak, Ulu önder Atatürk'ümüzün heykelleri ile birlikte okul önlerine ve meydanlara konulsun...

6. Yabancı dil öğrenimi dışında yabancı dilde eğitim yasaklansın. Türkçe dışında eğitime izin verilmesin...

7. Yeni doğan çocuklara Türkçe isim zorunluluğu getirilsin...

8. Yabancı dildeki tabelalar,yabancı Tv ve radyo isimleri yasaklansın...

9. Gök Türk alfabesi okullara zorunlu ders olarak konulsun...

İşte benim önerim olan Türk Açılımı !

Türklerin desteğine sunuyorum...

MUSTAFA CEMİL KILIÇ...

...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 16 Eylül 2009 10:54 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
CEMAL ŞENER YAZIYOR...

HACI BEKTAŞ-AL HORASANİ’NİN

 ALEVİLİKTEKİ YERİ


                                                                        Cemal ŞENER
 
 
 
  Hacı Bektaş Veli ya da Hacı Bektaş-Al Horasani’nin Türk tarihinde olduğu gibi, İslam tarihinde de yadsınmaz bir yeri vardır. Türk tarihinden söz edilip Hacı Bektaş Veli’den söz etmemek nasıl mümkün değilse İslam tarihinden de söz edip Hacı Bektaş Veli’den söz etmemek de eksiklik sayılır.
Hacı Bektaş Veli, literatürde  değişik isimlerle anılmıştır. Bunlardan birisi; Hacı Bektaş Veli’dir. Diğerleri; Hace Bektaş Veli, Hünkar Hacı Bektaş Veli, Bektaş Veli ve dikkat çekici bir ifade de; “Hacı Bektaş-Al Horasani”dir. Bu ifade de geçen “Horasan” ifadesi Alevi tarihi açısından büyüleyici öneme sahip bir ifadedir. Tıpkı; Eba Müslim Horasani, Süleyman Horasani Oğlu Karacaahmet Sultan gibi. Çünkü birçok Alevi büyüğünün isminin sonuna “Horasan” kelimesi konması adeta bir şifredir.
Anadolu, Ortadoğu ve Balkanlar’da rastlanılan Aleviye, Bektaşiye nereli olduğu sorulduğunda bir iki tümceden sonra “Horasan” kökenli olduğunu söylemesi bu tanımı daha anlamlı kılmaktadır. Horasan kelimesi bu toplumsal kesim için adeta ortak kartvizittir. Birbirini yüzyıllardır tanımayan, birbirlerinin varlığından bile haberi olmayan yaklaşık 700-800 yıldır ayrı coğrafyalarda yaşayan Alevi-Bektaşi toplumundaki fertlerin soy-sop  tarihi geçmiş belirlemede  adres olarak “Horasan”ı ortak adres olarak göstermeleri anlamlı bir durumdur.
Peki Horasan neresidir? Horasan elbette sadece Erzurum’un ilçesi “Horasan” değildir. Horasan coğrafi olarak; Kuzey İran’ın bir kısmı, Kuzey Afganistan’ın bir kısmı, Türkistan coğrafyası olarak bilinen, Ö ...

Gönderen YOLCU, Salı, 15 Eylül 2009 18:12 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
DEVLET BEY'DEN AÇIKLAMA...

 MHP GENELBAŞKANI DEVLET BAHÇELİ: KAPALI OTURUMU TÜRK MİLLETİNE AÇIKLARIZ... 

Başbakan Erdoğan’ın büyük bir heyecanla sahip çıktığı Kürt açılımı konusundaki dünkü sözleri, suçluların telaşını yansıtan inkar, yalan ve hezeyanlardır.

AKP Genel Başkanı Türkiye’nin milli kimliğinden rahatsızlık duyan, Türk milletini etnik temelde ayrıştırma hastalığı ile malul olan ve Türkiye’yi bölmek için model arayışını gören ilk Başbakan olarak tarihe geçmiştir.

Kürt açılımı adı altında Türkiye’nin milli birliğine ve varlığına kastetmeyi amaçlayan yıkım projesinin taşeronu olan Başbakan Anayasa suçu işlemeye teşebbüs halindedir.

AKP 2002 yılında iktidara geldiği dönemde terörün neredeyse sıfıra indiği bir Türkiye devralmıştır.

Aradan geçen yedi yılda terör karşısında acz ve teslimiyet içine girmiş, terörle mücadeleyi bilinçli olarak zaafa uğratmış ve bölücülerin ümit ve cesaret kaynağı olmuştur.

Kanlı terör örgütüne ve maşalarına silah zoru ile bölücü emellerine siyasi yollardan ulaşma ümidi aşılamıştır.

Bölücülere bu cesareti veren Başbakan için şimdi tahsilat dönemine girilmiştir.

    Kapı kapı gezerek tanıtımını yapmaya çalıştığı yıkım projesinin amacı budur.

    Başbakan’ın ortak akıl arayışı adı altında yapmaya çalıştığı ihanete ortaklık arayışıdır.

    Bu yıkım projesini “demokratik açılım”, “kardeşlik, milli birlik ve bütünlük projesi” gibi ambalajlarla pazarlamaya çalışması gerçek niyetlerini beyhude gizleme çabasıdır.

    Kan akması son bulsun, şehit anneleri ağlamasın diyerek bu yıkım projesine toplumsal destek araması ve şehit ailelerini buna alet etme hayasızlığını göstermesi, aziz şehitlerimizi sinsi amaçları için asıl istismar edenin kendi olduğunu ortaya koymaktadır.

    Buna karşı çıkanları terörle beslenenler olarak karalamaya çalışan Başbakan ve arkadaşları için bölücülük yeni siyasi istismar zemini ve rant kapısı haline gelmiştir.

    Siyasi dürüstlük ve siyasi ahlak konusunda bir türlü aşamadığı kronik sorunları olduğu anlaşılan Başbakan’a cesareti varsa şu soruların cevabını Türk milletine vermeye çağırıyorum:

    - Kan akmasını Türkiye’de etnik ayrışma, çatışma ve bölünme süreci başlatarak mı durduracaksınız?

   ...


Gönderen YOLCU, Pazartesi, 14 Eylül 2009 18:34 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

Türk Milleti’nin Deniz Baykal’ı Var

  CHP, Cumhuriyetin ve halkın partisidir. Temeli Sivas Kongresinde atılmıştır. Türkiye’nin temel harcı CHP’dir. CHP, Atatürk’ün partisidir. Atatürk’ün iki büyük eseri vardır: Türkiye Cumhuriyeti ve CHP… CHP, zaman zaman kimilerince Cumhuriyet karşıtı politikaların aleti olmaya sürüklenmek istense de bu, hiçbir zaman başarılamamıştır. Etnikçi tayfanın bir dönem CHP’de yuvalandığı malumdur. Buna karşın CHP’deki milli damar daima galip gelmeyi başarmıştır. Atatürk, İnönü, Ecevit zincirinin büyük ve en önemli halklarından birini de Deniz Baykal oluşturmaktadır. Baykal’ın genel başkanlığındaki CHP, altı okundaki milliyetçilik ilkesini olması gerektiği şekilde yükseltmeye başlamıştır. Bu anlayış modern milliyetçilik anlayışıdır. Irkçı, etnikçi, bölücü anlayışlara karşı “ Atatürk’ün milliyetçilik görüşünü” temel alan bir anlayıştır. Bu bakımdan tüm sapmalara karşın CHP, Kemalist bir partidir. Sol ve Sosyal Demokrat siyasi düşüncenin ülke gerçekleri ve ulusal değerler temelinde Kemalist bir kalıba dökülmesinden doğan bir politik fazda siyaset üreten CHP’yi zaman zaman sol bir parti olmamakla eleştiren çevreler hem iyi niyetten hem de reelpolitikten uzak bir görünüm sergiliyorlar. Kemalizm denilen siyasi düşüncenin bilinen ilkeleri yanında önemle üzerinde durulması gereken başkaca politik tutumları da vardır.  Bunlar; Türkiye Cumhuriyeti’nin “ Tek Vatan, Tek Bayrak, Tek Devlet, Tek Dil “ felsefesini savunma ve Türk uluslaşmasını sürdürme kararlılığıdır.  Türk uluslaşmasının temel gücü laikleşmedir. Laikleşme ve uluslaşma birbirine koşut iki süreçtir. Biri olmadan diğerinin olması da mümkün değildir. Deniz Baykal, CHP’yi bu çizgide tutmak için büyük bir irade göstermektedir. 

Gönderen YOLCU, Pazartesi, 14 Eylül 2009 06:56 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
"KÜRT AÇILIMI"NA TEPKİ...

TÜRK DAYANIŞMA KONSEYİ’NDEN

YÜCE TÜRK MİLLETİNE

 

Saygıdeğer Basın Mensupları

Bilindiği gibi Türk Dayanışma Konseyi; Anayasamızın başlangıcında yer alan değiştirilemez maddelerine, Atatürk ilke ve inkılâplarına, demokrasiye ve evrensel insan haklarına bağlı, Türk Milletinin devletiyle ve vatanıyla hür ve bağımsız olarak, sonsuza kadar yaşatılması gayesini ülkü edinmiş Derneklerin, Vakıfların, Odaların ve Sendikaların oluşturduğu bir Sivil Toplum Platformudur.

Bizler bugün burada;

İşbaşındaki iktidarın, küresel emperyalizmin baskı ve dayatmaları doğrultusunda “Sözde Kürt Sorunu”nu çözmek adına içimizdeki işbirlikçi “Sözde Aydınlarla” başlattığı, bölücü terörün yasal görünümlü temsilcileriyle kol kola girerek yürütmeye çalıştığı adına önce “Kürt Açılımı”, sonra “Demokratik Açılım”, “Barış ve Kardeşlik Projesi”, en sonunda da “Milli Birlik ve Bütünlük Projesi” dediği süreç hakkında görüşlerimizi siz değerli basın mensupları aracılığıyla Yüce Türk Milleti ile paylaşmak için, bu toplantıyı düzenlemiş bulunmaktayız.

Saygıdeğer Basın Mensupları;

 

Bilindiği gibi bu topraklarda yaşayan ve bu ülkenin asli sahibi olan milletin adı “Türk Milleti”dir ve bu ad bizim milli kimliğimizdir. Bu Milli Kimliğin bir çınar gibi binlerce yıllık tarihi, kültürel ve sosyolojik kökleri, günümüzde birleştirici kaynaştırıcı bir gövdesi, yarınlarda da var olmayı amaçlayan, geleceğe uzanan dalları vardır.

Maalesef bugün binlerce yıllık bu çınar AB’nin “Yeni Sevr”, ABD’nin BOP projeleri doğrultusunda, hak ve hakikatler karşısında kalpleri mühürlü, akılları tutulmuş, kulakları sağır, dilleri çatallı, davranışları tutarsız, sapı bizden olan baltalarla önce budanmak sonra da yıkılmak istenmektedir.

Ne yazık ki, bu yıkım projesi doğrultusunda Türk Milletinin oylarıyla milleti temsil etmek gibi kutsal bir görev ile meclise taşınmış bazı siyasetçiler, kahredici bir aymazlıkla milli kimliğimizi etnik bir grup kimliğine indirgeyerek etnik bölücülüğe soyunmakta, Yüce Meclis’te namusları ve şerefleri üzerine ettikleri yeminlerini ayaklar altına alarak ihanet kokan koyu bir gaflet örneği sergilemektedirler.

Bu gaflet ve ihanet gayretlerinin sonucu olarak bazı etnik kimlikleri milli kimlik haline getirerek ayrı bir millet, dolayısıyla ayrı bir ülke oluşturmanın yollarını açmaya yönelik çalışmalar konusunda özellikle iktidar milletvekillerini bir kez daha ...


Gönderen YOLCU, Çarşamba, 09 Eylül 2009 18:41 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
DEVLET BAHÇELİ...

 " BAŞBAKANI NAMUSLU OLMAYA DAVET EDİYORUZ..." 

Başbakan Erdoğan’ın ısrar ve inatla sürdürdüğü bölünme modelleri arayışları Türkiye’yi çok ciddi risk ve tehlikelerle dolu puslu ve karanlık bir dönemin arifesine getirmiştir.

Bu yoldan dönüş yok sloganıyla etnik bölücülüğün emellerine hizmet yarışına giren Başbakan ve arkadaşları, şimdi PKK, İmralı ve Kandil’in kılavuzluğunda ve ABD ile AB’nin himayesinde bu ihanet yolculuğunun yol haritasını topluma maletmek için bir seferberlik başlatmıştır.

Bu amaçla kamuoyunu baskı ve abluka altına almak ve bu yıkım projesine şartlandırmak için psikolojik hareket boyutlarına ulaşan bir kampanya yürütülmektedir.

Sözde demokratik açılım adı altında yapılmak istenen, terörü siyaset sahnesine taşımak ve etnik bölücülüğe siyasi ve hukuki meşruiyet zemini ve statü kazandırmaktır.

Silahların gölgesinde, terör tehdidi ve şantajı altında yürütülen bu süreçte “terör örgütü asla muhatap alınmaz” diyenlerin PKK’nın değişmeyen emellerini rehber edinmeleri ve siyasi pusula olarak sahiplenmeleri ibretle izlenmektedir.

Kanlı terörün yirmibeş yıldır yapamadığını şimdi AKP eliyle hayata geçirmek için başlatılan bu bölünme süreci, Türkiye’deki yıkıcı ve bölücü dinamikleri harekete geçirmiş, büyük bir aile olan Türk milleti arasında etnik husumet ve ayrışma tohumları ekilmeye başlanmıştır.

  • Başbakan ve yol arkadaşlarının Türk milleti önünde günah çıkarmak için sürdürdüğü tevil, inkar ve saptırma çabaları bu gerçekleri artık saklayamamaktadır.

Cemaat karşısında hizaya gelenlerin, bölücü dayatmalar karşısında hazırola geçenlerin, Kürtçe ezber sözlerle hangi mihraklara şirinlik yapmaya çalıştıkları çok iyi bilinenlerin sadakat ve ihanet üzerinde fikir yürütmeleri milli vicdanda aklanmalarına yetmeyecektir.

AKP sözcülerinin Mübarek Ramazan ayını bölünme modellerini pazarlamak için kullanmaları, iftar yemeklerinde bu yıkım projesinin tanıtımını ve reklamını yapmaları ibret ve esef verici bir durumdur.

Başbakan’ın devletin terörle mücadele etmekle görevli kurumlarında tertiplenen iftar yemeklerini parti kongresine çevirmesi ve başlattığı bölünme süreci hakkında ulu orta siyasi kon ...


Gönderen YOLCU, Salı, 08 Eylül 2009 12:22 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
HAKAN AYGÜN YAZIYOR...

Ya Kürt olsaydım!
"Açılım" meselesi ortaya çıktığından beri entelektüel anlatımlardan özellikle sakınarak, "herkesin anlayacağı dilden" anlatmaya çalışıyorum.
Çünkü iyi niyetli olsalar da "entelektüeller cehenneme giden yolu iyi niyet taşlarıyla döşemeye çalışıyorlar" düşüncesindeyim.

1- Öncelikle, Türkiye'nin sorunu "Kürtler için demokratikleşme" değildir, tüm Türkiye için demokratikleşmeye ihtiyaç vardır. Kürt vatandaşlarımız da ülke genelindeki demokratikleşmeden payına düşeni alır, o kadar! Fazlası "haram"dır!

2- Sınırımızda (K. Irak'ta) bir Kürt devleti fiilen kuruldu. Bırakın Türkiye Cumhuriyeti de son Türk devleti olarak kalsın. Bakın sınırımızda Ermenistan kurulmuştu, artık Ermeni terörü diye bir şey kalmadı. Aynı durum, PKK terörü için de geçerli olacaktır.

3- Nasıl ABD'deki herhangi ırktan bir ABD vatandaşı, Almanya'daki Türk asıllı Alman vatandaşı, Yunanistan'daki-Bulgaristan'daki Türkler resmi dil olarak İngilizce, Almanca, Yunanca, Bulgarcayı kabul etmek zorundaysa, Türkiye'deki Kürtler de eğitim dahil resmi dil olarak Türkçe'yi kabullenmek zorundadırlar. Kimse kimseyi kovmuyor ama nasıl ülkesini beğenmeyen Türkler vaktinde Türkiye'ye geldiyse, ülkesini beğenmeyen TC vatandaşı da dilediği ülkeye gider yaşar.

4- Bu satırların yazarı ABD'de yaşasa ABD çıkarları ve ulusal değerlerine sahip çıkar, boyun eğer, K. Irak'ta yaşarsa Kürt devletinin bayrağına, diline, kültürüne uyar. Hiç de gocunmaz. Çünkü insanın karnının doyduğu yer vatanıdır. Bizim ülkemizdeki bazı Kürtler'in sorunu ya da anlayamadığı budur.

5- Bu ülkenin zengin Batı'sı fakir Güneydoğu'su tarafından yıllardır sömürülmektedir. Oysa Kürt siyasetçiler yıllardır tam tersini iddia ederek, yalan propaganda yapmaktadırlar. Türkiye Cumhuriyeti, Batı'nın yarattığı gelirden pay bekleyen Yozgat'ın, Giresun'un hakkından çalıp, sırf Kürt kompleksi yüzünden Güneydoğu'ya aktarmaktadır. Asıl adaletsizlik budur. Akıllı Güneydoğulu vatandaş, Türkiye'den kopmayı düşüneceğine Allah'ın ipine sarılır gibi Türkiye'ye sarılmalıdır. Ayrıca ben bunların yükünü niye çekiyorum diye Güneydoğu'dan ayrılmayı düşünen "akıllı faşist" olmadığı için de dua etmelidir.


Gönderen YOLCU, Pazartesi, 07 Eylül 2009 18:36 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
AÇIK OTURUM....

 

     ASİMİLASYON KONULU  AÇIK OTURUM DUYURUSU

ADALAR CEM VAKFI TARAFINDAN BİR PANEL DÜZENLENMEKTEDİR.

TARİH: 06.09.2009 / PAZAR

SAAT: 16:00

KONUŞMACILAR: CEMAL ŞENER, ALİ KAYA, MUSTAFA CEMİL KILIÇ

İLGİLENENLERE DUYURULUR...

...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 05 Eylül 2009 10:58 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
AZERBAYCAN KARDEŞİMİZDİR...

  TÜRKİYE BASININDA AZERBAYCAN DÜŞMANLIĞI YAPILIYOR... 

Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı Uluslararası İlişkiler Daire Başkanı Nevruz Memmedov, son zamanlarda Türk basınında Azerbaycan ile ilgili yanlış haberlerin yer aldığını ve bunları okurken şoke olduklarını belirterek, Azeri ve Türk toplumunu bu tür haberlere inanmamaya çağırdı.

APA Ajansı'na açıklama yapan Nevruz Memmedov, Türkiye ile Ermenistan arasında ilişkilerin normalleştirilmesine dair imzalanan protokollerin ardından Türk basınında Azerbaycan ile ilgili yanlış haberlerin yer aldığını ifade ederek, ''Bu tür haberler hem Türk toplumunu, hem Azeri toplumunu olumsuz etkiliyor. Her iki toplum bu tür haberleri dikkate almasın ve inanmasın'' diye konuştu.

Memmedov, bu haberlerin, Azerbaycan-Türkiye ilişkilerine zarar getirmek amacıyla yazıldığını söyledi.

Memmedov, Türkiye ile Ermenistan arasında parafe edilen protokollerin ardından Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in Gürcistan ziyaretini yarım bırakarak Azerbaycan Milli Meclisi'ni olağanüstü toplantıya çağırdığı, Azerbaycan'ın, Türkiye'yi ihanetle suçladığı ve Azerbaycan ile Ermenistan arasında bir protokol imzalandığı yönünde Türk basınında çıkan haberleri hatırlatarak, bu haberlerin gerçeği yansıtmadığının altını çizdi.

Söz konusu haberlerle ilgili Türkiye'nin Bakü Büyükelçisi Hulusi Kılıç ile de görüştüklerini belirten Memmedov, Kılıç'ın da tüm bunların dikkate alınmaması gerektiğini söylediğini kaydetti.


...

Gönderen YOLCU, Perşembe, 03 Eylül 2009 20:28 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
CHP...

  CHP'DEN AZERBAYCAN'A DESTEK 

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Türkiye ve Ermenistan arasında imzalanan protokole ilişkin olarak ''Ermenistan'ın Azerbaycan'daki işgali sona ermedikçe Meclis'te onay vermeyiz'' dedi.

Baykal, ''Demokratik açılımla'' ilgili olarak, ''Gelinen noktada bu sürecin, açılımın netice vermeyeceği ortaya çıkmıştır'' değerlendirmesinde bulundu.

CHP Merkez Yönetim Kurulu, Genel Başkan Deniz Baykal başkanlığında toplandı.

Alınan bilgiye göre gündemdeki konuların ele alındığı toplantıda Türkiye ve Ermenistan arasında imzalanan protokol de değerlendirildi.

BAYKAL'DAN HÜKÜMETE UYARI

Genel Başkan Deniz Baykal, protokolle Türkiye'nin yapacaklarının yazılı taahhüt altına alındığını, ancak Ermenistan'ın Azerbaycan'da işgal ettiği topraklardan çekilmesine ilişkin bir güvence vermediğini savundu.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın konuya ilişkin Azerbaycan'a verdiği güvenceleri hatırlatan Baykal, gelinen noktanın bu güvence ile çeliştiğini ileri sürdü.

BAYKAL'DAN VİZE ÇIKMADI

Protokolün TBMM'ye gelmesinin bir lütuf değil, uluslararası anlaşmalar için Anayasal bir zorunluluk olduğunu ifade eden Baykal, ''Ermenistan'ın Azerbaycan'daki işgali sona ermedikçe Meclis'te onay vermeyiz'' diye konuştu.

Baykal, ''Ermenistan'ın verdiği taviz gibi gösterilen hususların pratikte hiçbir anlamı yok. Önemli olan bizim verdiğimiz tavizlerdir. Bunların neye karşılık verildiği belli değil'' değerlendirmesini yaptı.

Toplantıda ''Demokratik Açılım'' çalışmaları ve DTP'nin dün Diyarbakır'da düzenlediği mitingi de ele alındı.

DTP'nin mitinginde sürecin farklı bir noktaya geldiğinin ortaya çıktığını ifade eden Baykal, açıkça ''taleplerin kabul edilmemesi durumunda ayrışmadan'' söz edildiğini kaydetti.

Gelinen noktada Hükümet'in yanlış politikalarının payının büyük olduğunu iddia eden Baykal, ''Ön hazırlık yapılmadan ortaya atılan Kürt açılımı söylemi etrafında toplum bölünmeye başlamıştır'' dedi.

Baykal, ''Gelinen noktada bu sürecin, açılımın netice vermeyeceği ortaya çıkmıştır. AKP dışında herkes bu sürecin tıkandığını açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Açılım hikayeleri, iddiaları sona gelmiştir, ama bugün Türkiye düne göre daha çok ayrışmanın konuşulduğu, insanların ayrışmadan korktuğu bir ülke haline gelmiştir'' değerlendirmesinde bulundu.

...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 02 Eylül 2009 20:16 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR..

ALEVİ İSLAM İNANCI VE İNANÇ ÖNDERLERİ

 

Alevilik, Muhammedi İslam’ın, bir diğer ifadeyle Ehlibeyt İslam’ının Türkmen kavimleri tarafından yaşanma biçimidir.

 

Ali taraftarlığı olarak da ifade edilen Alevilik, Hazreti Ali’nin şahsında ve manevi önderliğinde vücut bulmuştur. Hazreti Ali, İslam tarihinde, daima ezilenlerin, yoksulların ve dışlananların temsilcisi, sözcüsü ve savunucusu olmuştur. Bu nedenle Ali taraftarlığı, aslında bir nevi “ öteki İslam “ demektir. Egemen İslam’a karşı öteki İslam’ı temsil eden çevrelerin öncüleri tarihsel süreç içerisinde yerine getirmeye çalıştıkları inanç önderliği göreviyle öne çıkmışlardır. Bu öncü rol, ağır bedelleri de beraberinde getirmiştir.

 

Alevi İslam inancının temel ilkeleri ve bu ilkelerin somut yansımaları olan çeşitli ritüelleri yaşama ve yaşatma yolunda verilen mücadelelerde “ dede” yada “ baba” unvanlı inanç önderleri egemen çevrelerin hışmına uğrayarak sürgünlerle, idamlarla susturulmak, ezilmek ve yok edilmek istenmiştir. Fakat kendisi de bir dede olan büyük Alevi önderi Pir Sultan Abdal’ın destansı ifadesiyle “Ben yolumdan dönmezem “ sözündeki bilinç, Alevi inanç önderlerine her çağda rehber olmayı sürdürmüştür.

 

Kadılar, müftüler fetva yazarsa,

İşte hançer işte kellem keserse,

İşte kement, işte boynum asarsa,

Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan

 

Bu direnişçi ruhla, inançlarından asla ödün vermeyeceğini ilan eden Alevi inanç önderleri, yine Pir Sultanca haykırarak;

 

Alınmış abdestim aldırırlarsa,

Kılınmış namazım kıldırırlarsa,

Sizde hak diyeni öldürürlerse,


Gönderen YOLCU, Cuma, 28 Ağustos 2009 21:47 Yorumlar(0), Hepsini Oku

Haberler
KIZILBAŞIZ....

Kızılbaş Olmaktan Onur Duyuyoruz

Kızılbaş diyormuş bize imansız
Kızılbaş ne demek bilir misin sen?
Aliden geliyor soyumuz bizim
Kızılbaş ne demek bilir misin sen

Kızılbaşım aleviyim
Hem aliyim hem deliyim
Horasandan bir veliyim
Varsın desinler kızılbaş

Kızılbaşa boş ifita edenler
Helal degil haram lokma yiyenler
Ömür boyu çirkeflere girenler
Oniki imamdan gelir soyumuz bizim

Alevilik hak yemez gercektir yolu
Hünkar hacı bektas-ı veli pirimiz ulu
Seni gidi yezid mervanın soyu
Kızılbaş ne demek bilirmisin sen

Alinin askeri kızıl giyerdi
Hiç korkmadan düşman üzerine giderdi
Yezidler bunlara kızılbaş derdi
Kızılbaştan geliri adımız bizim

Kerbela da şehit düşen veliler
Bunu bilmez cahil ile deliler
Horasandan müslimler yeseviler
Ehlibeytten gelir soyumuz bizim

Yaratmıştı insan ile hayvanı
Kafir kaldır şu gönlünden gümanı
Kimden ezber ettin sen bu yalanı
Kızılbaş ne demek bilirmisin sen?

Bir adım kızılbaş bir adım ali
Bütün kularına bizleriz veli
Yetiş imdadıma hünkarı veli
Hacılarla gecer ömrmüz bizim
Izdırapla gecer günümüz bizim

Muhammed mustafa kıblegahımız
Mazlumlarız yerde kalmaz ahımız
Dogruluktan gecer dergahımız
Harama uzanmaz dilimiz bizim
Harama çözülmez belimiz bizim

GÜLABİ yem ne diyem cahile
Sohbet etme sakın münkir kör ile
Alevi sahiptir ELE DİLE BELE
Kızılbaş ne demek bilirmisin sen?

...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 26 Ağustos 2009 21:20 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
KINIYORUZ...

  " DEST - İ İZDİVAÇ"TA ALEVİLERE AĞIR HAKARET !

Star TV’de yayınlanan İzdivaç programı yeni sezona canlı yayın kazası ile başladı…

Programı sunmaya yeni başlayan oyuncu Zuhal Topal, 82 yaşındaki damat adayıyla ilginç bir diyaloğa girince olanlar oldu.

Zuhal Topal'ın 42 yaşındaki talibini kabul etmeyen 82 yaşındaki Rahmi Bey’e ‘Sen erkek olarak 42 yaşındaki bir bayana nasıl hayır diyorsun?’ diye sorunca olan oldu. Rahmi Bey, ağzından ne çıktığını bilmeyen bir konumda, ‘Kızım ben Kızılbaş mıyım?’ şeklinde cevap verince stüdyo bir anda buz kesti.

Sözlerinin ardından damat adayının mikrofonunun sesi kesildi ve reji hemen reklam arası verdi.

Reklam arasından sonra Zuhal Topal, ‘Canlı yayın bu, istemeden insanlar ağzından bazı yanlış şeyler kaçırabiliyor. Onun yaşlılığına ve heyecanına verelim. Onun adına özür diliyorum. Kendisi de özür diliyor. Böyle bir hata oldu. Rahmi Bey de çok üzüldü. Haklarınızı helal edin diyorum ve özür diliyoruz’ açıklamasını yaptı.

Star TV ise olayın ardından hemen şu şekilde alt yazı geçmeye başladı: Konuğumuzun ağzından çıkan yanlış sözden dolayı seyircilerimizden özür diliyoruz!..

Küçük bir olay gibi görünse de bu canlı yayın, toplumdaki öteki algısının bir örneği oldu…



ALEVİ VAKIFLARI FEDERASYONU

Basın Açıklaması,



26.Ağustos.2009 günü ticari bir televizyon kanalında İZDİVAÇ adlı programa katılan çok yaşlı bir zat kendisine çok genç bir kadın teklif edilince, malum kafa yapısını ekranlara yansıtarak “ BEN KLIZILBAŞMIYIM, O KADAR GENÇ KADIN ALAYIM” diye talihsiz bir beyanda bulunmuş.
Sünni kardeşlerimizin benliklerini terbiye etmeye, her türlü aşırılık ve azgınlık duygularını kontrol altına almaya her zamandan daha fazla uğraştıkları bir özel ay olan Ramazan ayında dahi, bir yandan insanların gösteriş merakını kışkırtan şaşaalı ve debdebeli iftar törenleri, diğer yandan insanların cinsel tutkuları kışkırtarak izleyici toplamak amacını güdenlerin arasında sıkışmış zavallı insanlarımızdan birisinin bu sözleri eminiz ki, bizler kadar inançlı Sünni kardeşlerimizi de rahatsız etmektedir.
Bu toplum Alevisi, Sünnisi, Şafisi, Hristiyanı ve inanmayanları ile iyi bilir ki, Alevi – Kızılbaş yaşamında kadın – erkek eşittir, çokeşlilik kabul edilmez, kadınların ailede erkekler kadar söz hakkı vardır, kadınlar erkekleri ile birlikte ibadet eder.
Bu özgürlükler ve kadın – erkek eşitliği, tarihmiz boyunca kadını ...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 26 Ağustos 2009 17:58 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
DEVLET BAHÇELİ KONUŞACAK...

   

MHP'DEN "ÇÖZÜLEN ÜLKE, TÜRKİYE VE ÜLKÜ " KONULU KONFERANS 

 

ANKARA (ANKA) -Siyasette Kürt açılımına ilişkin tartışmalar devam ederken, bugüne kadar yaptığı sert açıklamalarla gündeme gelen MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 29 Ağustos Cumartesi günü yapılacak "Çözülen ülke, Türkiye ve ülkü" konulu konferansta konuşacak.
Hükümetin bir süredir yürüttüğü "Kürt açılımı"na en sert tepkiyi gösteren ve Başbakan Erdoğan’a "ihanet çukuruna düşmekle" suçlayan MHP, hafta sonu yapılacak olan ve Kürt açılımını konu alan konferansa hazırlanıyor. Hükümete sert suçlamalarda bulunan ve Milli Güvenlik Kurulu bildirisinin ardından suçlamalarını daha da sertleştiren MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Kürt açılımıyla ilgili görüşlerini "Çözülen ülke, Türkiye ve ülkü" konulu konferansta dile getirecek. Bahçeli, Kürt açılımına ilişkin tepkilerini bugüne kadar katıldığı il kongrelerinde ve yazılı açıklamalarla dile getirirken, konferansta eleştirilerinin dozunu daha da artırması bekleniyor. MHP’nin "Çözülen ülke, Türkiye ve ülkü" konferansı 29 Ağustos Cumartesi günü Anatolia Gösteri Merkezi’nde yapılacak. (ANKA)
(EG/BÜN)

...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 26 Ağustos 2009 11:35 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
HERKES TÜRK BAYRAĞI ALTINDA TOPLANSIN !

MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ GENEL BAŞKANI DEVLET BAHÇELİ’NİN
TÜRK MİLLETİNİN BEKASINA YÖNELİK TEHDİTLER KONUSUNDA DEĞERLENDİRMELERİ

25 Ağustos 2009

 

Aziz Türk Milleti,

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Bugün ecdadımızın, anayurdumuz Orta Asya’dan başlayarak asırlarca süregelen yurt edinme ülküsünün tarihi bir dönüm noktası olan Malazgirt Zaferinin 938. yılını gururla kutluyoruz.

Yine bugün, Anadolumuzu işgale yeltenen düşmanın yurdumuzdan atıldığı Büyük Taarruzun başladığı günün 87. yıl dönümündeyiz.

Ne tesadüftür ki, Anadolu’yu Türklere açan ve bu toprakları vatanlaştıran savaş ile bu tarihten tam 851 yıl sonra aynı gün başlatılan ve zaferle sonuçlanan savaş ebedi yurdumuzu Cihana tescil ettiren tarihi dönüm noktalarıdır.

Bu bin yıllık süre, sahip olunan toprakların stratejik önemine uygun olarak kendi jeopolitiğini ve beşeri zenginliğini geliştirmiş, Selçukludan Osmanlıya ve oradan da Cumhuriyetimize köklü bir maddi ve manevi veraset olarak intikal etmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti, bu bin yıllık stratejik var olma mücadelesinin tarihi mirasını devralmış, çoğunluğu Anadolu'da, bir bölümü Trakya'da bulunan bugünkü sınırlarımızı esas alarak Türk milletine dayalı milli ve üniter bir devlet yapılanmasını vazgeçilmez öncelik kabul etmiştir.

Değerli Dava Arkadaşlarım,

1923 yılında, bedeli bitmez tükenmez göçlerle, meşakkat ve kahramanlıklarla ve şehit kanlarıyla ödenerek kazanılmış Cumhuriyetimizin ve aziz milletimizin varlığı, bütünlüğü ve geleceği bugün büyük tehdit altındadır.

Bu, ecdadımız Osmanlı’yı parçalayan tarihi Şark Meselesi’nin günümüzdeki uzantısı, Lozan’da hevesleri yarım kalmış devletlerin milli varlığımızı ve var olma azmimizi kırmaya yönelik oyunun bir parçasıdır.

Türkiye’de öteden beri sinsice uygulanan küresel operasyonun son aşamalarına, işbirlikçi AKP iktidarının tam teslimiyete dayanan zihniyeti sonucu gelinmiştir.

Hükümetin taşeronluğu ile yürütülen sistematik ve yıpratıcı yıkım projesiyle;

  • Türkiye Cumhuriyeti devletinin temel değerlerinin direnci ve dayanakları birer birer çeki ...

Gönderen YOLCU, Salı, 25 Ağustos 2009 17:02 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
TSK ZAFER HAFTASI İLETİSİ...

TSK: TÜRKİYE CUMHURİYETİ ÜLKESİ VE MİLLETİYLE BÖLÜNMEZ BİR BÜTÜNDÜR, DİLİ TÜRKÇEDİR !

"Ebedi Başkomutanımız Mustafa Kemal ATATÜRK önderliğinde gerçekleştirilen bağımsızlık mücadelesinin son halkası olan Büyük Zafer'in 87'nci yıl dönümünü kutlamanın coşkusunu yaşıyoruz.

      Zafer Haftası, 26 Ağustos 1922 günü sabahı KOCATEPE'den yapılan topçu ateşleriyle başlar ve 9 Eylül günü Türk Ordularının İzmir'e girişi ve İzmir'in kurtuluşu ile sona erer.

      ATATÜRK, Büyük Taarruz'u ve Büyük Zafer'i şu şekilde anlatır:

      "Türk milletinin burada kazandığı zafer kadar kesin neticeli ve bütün tarihe, yalnız bizim tarihimize değil, dünya tarihine yön vermekte kesin tesirli böyle bir meydan muharebesi hatırlamıyorum. Hiç şüphe etmemelidir ki yeni Türk devletinin, genç Türk Cumhuriyeti'nin temeli burada sağlamlaştırıldı. Ebedi hayatı burada taçlandırıldı."

      Büyük Taarruz ve Büyük Zafer, Türkiye Cumhuriyeti'nin doğuşu ve gelişimine yol açan devrimin başlangıcıdır. Mustafa Kemal ATATÜRK'ün yoksul bir halktan hem bir ordu hem de bir millet yaratarak gerçekleştirdiği bu inanılmaz devrim, Türkiye Cumhuriyeti'ne laik, sosyal, demokratik ve hukuk devleti niteliklerini kazandıran bir devrimdir.

      Bu eşsiz zaferi kazandıran ve devrimi geçekleştiren başta Başkomutanımız Mustafa Kemal ATATÜRK ve kahraman silah arkadaşları olmak üzere bu mücadelede hayatlarını kaybeden ve bugün o eşsiz zaferin kazanımlarını yurdumuzun her karış toprağında canlarını vererek koruyan aziz şehitlerimizin ve kahraman gazilerimizin önünde saygıyla eğiliyoruz.

      Anayasa'nın değiştirilmesi teklif bile edilemez olan 3'üncü maddesinde ifade edildiği gibi "Türkiye devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe'dir." Türk Silahlı Kuvvetleri, ATATÜRK tarafından bizlere emanet edilen ve Anayasa'nın 3'üncü maddesinde de belirtildiği şekilde; Türkiye Cumhuriyeti'nin ulus-devlet ve üniter-devlet yapısının korunmasında taraftır ve taraf olmaya da devam edecektir.

      Ülkelerin ve milletlerin bütünlüğünün korunmasının bir bedeli vardır. Türk Silahlı Kuvvetleri; bu bedelde kendisine düşen tarihi görev ve sorumlulukların bilin ...


Gönderen YOLCU, Salı, 25 Ağustos 2009 09:20 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
CHP'DEN " KÜRT AÇILIMI" KONUSUNDA UYARI...

 

      DENİZ BAYKAL: " BU BİR BÖLÜNME PROJESİDİR." 

NTVMSNBC-Baykal partisinin genel merkezinde yaptığı basın toplantısında şunları söyledi: "Bu açılım çalışması başlayalı daha bir ay olmadı. Çok derin tartışmaların çıkmasına, ulusal birlik ve beraberliğin sarsılmasına neden oldu.  Bunların hepsi Türkiye’de gerilimin tarafı olmaya başladı. Sanatçılar bölünmeye başladı. Toplumun her kesimine mensup insanlar süreçten olumsuz etkilenmeye başladı. Suçlamaların hedefi olmaya başladı.

Bu gelişmelerin ardında hükümetin sanki düğmeye basılmış gibi başlattığı süreç yatıyor. Bu süreç takvim telaşı ile ele alınıyor. Her iddianın gündeme getirileceği bir süreç... Bu süreç sonunda büyük barış ortamının ortaya çıkacağı iddia edilmektedir. Ve bunun nasıl olacağı konusunda  hiçbir ipucu verilmemiştir.

TOPLUMDA BÖLÜNME KAYGISI BAŞLADI
Gözyaşı dinsin sözleri altında çok farklı noktaya mı gidiliyor endişesi yaygınlaşmaktadır. Toplumda bir bölünme kaygısı başlamıştır.

Başbakan’ın küfür noktasındaki söylemleri insanlar arasında çatışmaya neden olabilir. Nereye vardığı belli olmayan bu süreç olumsuz sonuçlara dönebilir.

SÜRECİN HEDEFİ BELLİ DEĞİL
Hükümet bir şey yapmak istiyor ama ne yapması gedrektiğinin adını koyamıyor. Yapmak istediğini söyleyemiyor. Bunları başkalarının ağzından topluma yansıtıyor. Sürecin hedefi belli değil amacı belli değil. Ortada ayrıntı yok. Bu tabloyu toplum görünce rahatsızlık duyuyor

CHP bu sürecin içine girmeyi reddetmiştir. Biz CHP olarak hangi limana demirleyeceğini bilmediğimiz, rotasını bilmediğimiz gemiye binmeyiz. Süreç netleşmeden işbirliği mümkün değildir.

Ortaya çıkan birinci gerçek hükümetin herkesle görüşüyorum adı altında bir müzakere yürüttüğüdür. Bir müzakere süreci içerisindedir.

Biz bu konuda DTP, İmralı ve Kandil’in birbirinden farklı talep ortaya koyamayacaklarını hepsinin aynı olduğunu başta söylemiştik. Ama gelinen noktada DTP’liler ısrarla İmralıyı işaret ediyor.
İmralı, DTP ve Kandil arasında bir anlayış birliği vardır.

PKK’NIN PROJESİ AÇISINDAN DEĞİŞEN BİR ŞEY YOK
PKK’nın projesi açısından değişen bir şey yok. İmralı’dan yapılan açıklamalar milleti ayrıştırmak olduğunu, örgütlemek olduğunu,  her alanda kendi kararlarını alarak yönetme anlayışı içerisinde olduğunu ortaya koymuştur. Yaratılmak istenen atmosferin gerçekçi olmadığı açıkça görülü ...


Gönderen YOLCU, Pazartesi, 24 Ağustos 2009 16:50 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MHP UYARMAYA DEVAM EDİYOR...

  MHP UYARMAYA DEVAM EDİYOR ! 

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türkiye'nin ''hayati bir kavşak noktasına geldiği'' görüşünü savunarak, ''Herkes ve her kurum şimdi tarih ve millet önünde sorumluluklarıyla baş başadır'' ifadesini kullandı.

Bahçeli, yaptığı basın açıklamasında şunları kaydetti:

''Başbakan Erdoğan'ın, Milliyetçi Hareket'i hedef alan seviyesiz beyanları ve ahlak dışı saldırıları, hezeyan bataklığında çırpınan bir ruh halinin yansımalarıdır. Etnik bölücülük konusundaki siyasi sicili ve eğilimleri çok iyi bilinen Başbakan ve hükümeti Türkiye'yi ayrıştırma ve bölme projelerini İmralı, Kandil ve Barzani'nin desteğiyle hayata geçirmek için çıktığı gaflet ve ihanet yolculuğunda suçüstü yakalanmış, gerçek niyetler açığa çıkmaya başlamıştır.

Başbakan'ın siyasi proje olarak sahip çıktığı ve topluma maletmeye çalıştığı bu sürecin etnik bölücülerin taleplerini taksit taksit karşılama amacına yönelik olduğu gün gibi ortadadır.

Barış ve kardeşlik projesi gibi sahte etiketler bu gerçeği saklayamamaktadır. Bu projenin ABD'nin stratejik hesaplarının bir gereği olduğu ABD yetkilileri ile Barzani ve Talabani'nin beyanlarıyla sabittir.''

Bahçeli, ''Bu gerçekler karşısında milli vicdanın meşru endişe ve hassasiyetlerini dile getiren MHP'ye çok ağır sözlerle saldırıda bulunan Başbakan aslında siyasi meşrebinin gereğini yapmaktadır'' ifadesini kullandığı açıklamasında, şu görüşlere yer verdi:

''Namus ve şeref gibi ulvi kavramlar yakışmayan ağızlarda değerini kaybeder. Haddini aşarak altından kalkamayacağı sözler söyleyen ve çukurda siyaset yapan Başbakan Erdoğan'a bu gerçeği hatırlatırız.

İmralı canisi ile kuryeler aracılığıyla görüşme ve pazarlık sürecini başlatmaya çalışan Başbakan, MHP'ye yalan ve iftiralarla saldırarak bunun tarihi vebalinden kurtulamayacağını ve vicdanını temizleyemeyeceğini çok iyi bilmelidir.

2002 yılında MHP'nin tek başına karşı çıkmasına rağmen idam cezasının hangi siyasi partilerin ittifakıyla kaldırıldığı Meclis tutanaklarında kayıtlıdır. AKP Genel Başkanı olarak kendisinin de terörist başını kurtarmak için idam cezasının kaldırılması seferberliğine öncülük ettiği de hafızalarda tazeliğini korumaktadır. Başbakan'a tavsiyemiz bugün partisine mensup milletvekillerinin Meclis'te hangi yönde oy kullandığını ve kendisinin bu konuda neler söylediğini hatırlamak için tutanaklara ve gazete arşivlerine bakmasıdır.''

-MGK TOPLANTISI-

Milli Güvenlik Kurulu'nun (MGK) son toplantısında yapılan açıklama hakkındaki görüşlerinin bütün açıklığıyla milletle paylaşıldığını ifade eden Bahçeli, MHP'nin bu görüşlerin bütünüyle arkasında durduğunu ifade etti.

Bah&c ...


Gönderen YOLCU, Cumartesi, 22 Ağustos 2009 10:48 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ

 

 

    MHP: GEREKİRSE DAĞA ÇIKARIZ ! 

 

Meclis Grup Başkanvekili Mehmet Şandır da hükümetin Kürt açılımını engellemek için 'gerekirse dağa çıkabileceklerini' söyledi. 

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin geçen hafta sonu yapılan Bursa İl Kongresi’nde “25 yıl dağda gezenlere Türkiye’yi böldürmek istiyorsanız, 50 yıl dağda gezmeye hazır olup, Türkiye’yi böldürmeyen milliyetçi harekete de isteğini vereceksin” demişti.

 

Dün Şehit Aileleri Federasyonu Başkanı Hamit Köse ve beraberindeki heyeti kabul eden Şandır, hükümetin ‘Kürt açılımı’nı ‘çıkmaz sokak’ olarak nitelerken şunları söyledi:

 “Çıkmaz sokağın sonunda PKK, İmralı canisi vardır. Hükümet ya teslim olacaktır ya da geri döndüğünde bu ihanetinin bedelini Yüce Divan’da verecektir. Bu ülke sahipsiz değildir. Bu vatanın bedelini kanlarımızla ödedik. Bu yoldan dönsünler, bu ihanet çukurundan çıksınlar. MHP olarak asla bu yolda kendilerine yardımcı olmayacağımızı, katkı vermeyeceğimizi, bütün gücümüzle karşı çakacağımızı, gerekiyorsa dağa da çıkacağımızı ifade ediyoruz. Bu projeyi milletimizle birlikte engelleyeceğiz.” 

Şandır, Radikal muhabirinin “Yani dağda MHP’li gerillalar mı olacak?” sorusu üzerineyse “Bu ülkeyi bölmek için dağ mücadelesini yeterli görenlere MHP olarak ülkenin birliğini sağlamak için gerekirse 50 yıl mücadele eder, dağa çıkarız. Biz birliği sağlayabilmek için gerekirse dağa çıkarız, ülkemizi savunuruz. Söylediğimiz gayet açık” dedi.

...

Gönderen YOLCU, Cuma, 21 Ağustos 2009 13:47 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR..

“Anadolu Türkistan Devleti” (?) 

“ Kürt Açılımı” adı verilen sözde demokratik açılım süreci hızla ilerlerken Türkler hala sessizliğini koruyor. Büyük bir vakarla beklemekte olan sessiz çoğunluğun sesi bir gün çok şiddetli şekilde yükselecektir. Zaman daralıyor. Atatürk’ün kurduğu Türk ulus devletini dönüştürme ve tasfiye etme çalışmaları ümmet devleti hedefine matuf bir biçimde yürütülürken bir yandan da müthiş bir psikolojik saldırı gerçekleştiriliyor. Türkiye’nin adının değiştirilmesini teklif edenler bile çıkıyor. Üstelik bir zamanlar Genel kurmay başkanlığı makamına değin yükselmiş biri de bu teklifin faili olabiliyor.Biz, bir önceki yazımızda biraz da mizahi bir dille, bu açılım denilen şeyin ülkemizin adının bile değiştirilmesi noktasına varabileceğini yazmıştık. Ne üzücü ki öngörümüzün işaretleri kendini çok çabuk gösterdi.

 

Yine bu ortamda birileri, tüm tarihsel, sosyolojik, kültürel ve hatta biyolojik verilere karşın Türkiye’de Türklerin bulunmadığı, bulunsa da sanıldığından çok az sayıda olduğu hatta Türkiye’deki Türk nüfusun yüzde otuzlar seviyesinde bulunduğu iddiasını hayasızca yazabiliyor. Bu düpedüz Mehmet Akif Ersoy'un deyimiyle  bir “hayasızca akın” dır. Ve bu, düpedüz sefil bir yalandır. Bu yalanı deşifre etmek adına daha evvel yayınladığım bir makalemi yeniden sunmak istiyorum.

  

“Türkiye sözü, semantik açıdan Türklerin yaşadığı ülke anlamına geliyor. Türkistan sözü de aynı anlama gelmektedir. Anadolu ve Trakya topraklarına bu ismi verenler sanıldığının aksine Türkler değildir. Türkler, yüzyıllardır bu ülkeyi “Diyar – ı Rum “ yani “Rum ülkesi “ olarak adlandırmışlardır. “ Rum “ sözü de Romalı yani Roma İmparatorluğu ahalisi manasını muhtevi bir sözdür. 

 

Türkiye’ye Türkiye adını verenler Batılılardır. Önceden “ Turkia “ olan bu sözcük, Türkiye’ye dönüşm&u ...


Gönderen YOLCU, Perşembe, 20 Ağustos 2009 16:34 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR..

“Kürt Açılımı”na Katkı:
Türkiye’nin Adı Değiştirilmeli



Türkiye sözü “ Türklerin ülkesi” anlamına geliyor. Oysa Türkiye’de sadece Türkler mi yaşıyor ? Ne ayıp, ne faşistçe bir isim bu böyle !!!

Gerçek bir demokratik açılım için önce bu ülkenin adı değişmeli değil mi efendim ?!!!

Türkiye Cumhuriyeti adı, bu topraklarda yaşayan Kürtleri, Çerkezleri, Arapları, Gürcüleri, Türkmenleri, Azerileri, Arnavutları vb. dışlayan bir isimlendirmedir.

Ne kadar faşistçe bir isimlendirme bu, oh My God !!!

Vay be yüzyıllardır ne büyük bir zulmün altında ezilip durmuşuz !

Zira bu toprakların adı yüzyıllardır “ Türkiye “dir.

Aslında Türkiye adının değişmesi de yetmez.

Değişmesi gereken (!) o kadar çok şey var ki !!!

Türk Silahlı Kuvvetleri….

Türk Bayrağı…

Türk lirası…

Türkiye Büyük Millet Meclisi…

Bu listeyi uzatmak mümkün. Gerçek şu ki, süreç ilerledikçe Türk adı git gide daha da çok alerji oluşturacak.

En büyük alerjinin adresi ise, tabi ki bu ülkeye Türk mührünü vuran ve taşıdığı soy adıyla dahi Türk kimliğinin yenilmez kalesi olan Mustafa Kemal ATATÜRK olacaktır.

Acaba bu açılımcılar, Atatürk’ün adını da değiştirirler mi ?

E tabi tutarlı olmak lazımsa değiştirilmesi icap ediyor.

Atatürk’ün adındaki “ Türk “ sözünün birileri için bir alerji kaynağı olmadığını kim iddia edebilir ?

“Türk kimliği”, “Türk milleti” gibi tabirler yerine önerilen öyle bir tabir var ki açılım sarhoşlarının başını döndürüyor. “Türkiyelilik…” Yahut “Türkiye Milleti !”

Ama nasıl olur ?

Bu önerilerin içinde de “ Türk “ sözü geçiyor.

Hayır, olmaz, olamaz…

Türk sözünün adı kazınmalı. Yoksa faşizm devam eder. “Türk zulmü” bitmez. Etnik ayrımcılık kokan bu ifadeler de çözüm olamaz. Diğer etnik kimlikler gibi bir etnik kimlik olan “ Türk” kimliği ne hakla bütün ülkeye kendi adını verebilir ?

“ Türklerin yaşadığı ülke” demek olan Türkiye sözünden hareketle “ Türkiyelilik “ yada “Türkiye Milleti“ ne hakla bu halkın adı olabilir ?

Yerleşim birimi isimlerinin değiştirilmesiyle yakalayacağımız “Demokratik Açılım”ımızın gerçekten sonuç verebilmesi için önce en büyük yer isminin değiştirilmesi gerekmez mi ?

Güroymak’ın adını değiştirip yeniden “Nurşin” yapsanız ne olur, yapmasanız ne olur ?

Kürtçe konuşan yurttaşlarımıza yönelik Say ...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 12 Ağustos 2009 11:51 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR..

BAYKAL DESTANI


Bu nasıl bir iradedir? Nasıl bir kararlılıktır ? Nasıl bir inançtır ?

Bütün güç odaklarına karşın doğrularından ödün vermeyen destansı bir liderlikle karşı karşıyayız.

Her yönden saldırıya uğradığı halde kale gibi dimdik durabilmek, eğilmemek, bükülmemek, kanmamak, aldanmamak ve Atatürk Cumhuriyeti’ni şerefle savunmak…

İşte Baykal’ın çizdiği bir siyasi liderlik karakteri !

ABD ona karşı…

AB ona karşı…

Cemaat ve tarikatlar ona karşı…

Basın ona karşı…

Sağ ona karşı…

Liberaller ona karşı…

Muhafazakarlar ona karşı…

Gericiler ona karşı..

Sözde ilericiler de ona karşı…

Hatta kendini solcu görenler bile ona karşı…

Bu kadar geniş bir muhalif cepheye rağmen Baykal’daki Türk Milli devletini savunma gücü nerden geliyor ?

Türk kimliğine olan ihtişamlı bağlılığının kaynağı nedir ?

Baba soyu Kafkas göçmeni, anne soyu Girit göçmeni…

Büyük olasılıkla Çerkez ve Müslüman Giritli karşımı bir soydan geliyor.

Kafkas göçmeni denildiğinde akla Çerkezlerin gelmesi doğaldır. Ancak Türk / Türkmen kökenli Kafkas göçmenleri de var. Tatar / Nogay Türkleri de var.

Görülüyor ki, Baykal bu türden etnik kimlikleri aşıp milli kimlik noktasına ulaşmış derin bir siyasal, kültürel ve entelektüel bilince sahip.


Sesinin en yüksek tonuyla gür bir biçimde “ Hepimiz Türk Milletinin parçasıyız..” diye haykırması bu bilincin bir göstergesidir.

Kayseri’de Avşar Türkmenlerine yaptığı çağrı da bu çerçevede düşünüldüğünde anlaşılıyor ki CHP’nin 6 okundan biri olan Milliyetçilik oku Baykal ile birlikte yeniden kendini çok açık bir şekilde hissettiriyor.

Görüyor ve biliyorum ki, Baykal, “ Türk Milleti “ dedikçe Anadolu Türkmenleri heyecanlanıyor. Bu heyecan büyük bir siyasi desteğe dönüşmek üzere.

Şayet Baykal kararlılığından ödün vermezse Anadolu Türkmenleri Baykal Destanını şerefle sahipleneceklerdir.

Atatürk’ün koltuğunda oturan Baykal’ın o koltuğa gitgide daha çok yakıştığını görmekten kıvanç duyduğumuzu belirtmek isterim.

MUSTAFA CEMİL KILIÇ
11.08.2009

...

Gönderen YOLCU, Salı, 11 Ağustos 2009 12:32 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
YENİ ÇAĞ GAZETESİ HABERİ...

  BAYKAL'DAN TÜRK KİMLİĞİ VURGUSU 

CHP lideri Deniz Baykal, Kayseri’de katıldığı şenlikte Türk kimliğine vurgu yaptı: Bizim etnik kimliğimiz Türk milli kimliği içinde herkesin yer almasına yönelik bir davettir, bir çağrıdır, bir el uzatmadır.


Baykal’dan Türk
milli kimliği vurgusu

CHP Genel Başkanı Baykal: Bizim etnik kimliğimiz Türk milli kimliği içinde herkesin yer almasına yönelik bir davettir, bir çağrıdır, bir el uzatmadır. Böyle bir anlayış için hep beraber olacağız


Kayseri’nin Dadaloğlu beldesinde düzenlenen 21. Ulusal 11. Uluslararası Kültür ve Sanat Şenlikleri’ne katılan Deniz Baykal’a, Dadaloğlu Belediye Başkanı Hüseyin Eker,
el dokuması kilim ve çanta ile resminin işlendiği el dokuması halı hediye etti.


Haber: Önsel ÖNAL
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, “Bizim etnik kimliğimiz Türk milli kimliği içinde herkesin yer almasına yönelik bir davettir, bir çağrıdır, bir el uzatmadır” dedi. Genel Başkan Baykal, Kayseri’nin Dadaloğlu beldesinde düzenlenen 21. Ulusal 11. Uluslararası Kültür ve Sanat Şenlikleri’nde, Avşarların Anadolu toplumunun mayasını karan, Anadolu kültürünün temelini oluşturan insanlar olduğunu söyledi. Baykal, şöyle devam etti: “Burada kendisini gösteren Avşar  kardeşlerimin kültür ve sanat şenliği olarak ortaya çıkan bu buluşma, hiç kuşkusu yok, bir kimliğin varlığını ortaya koyma iddiasıdır. “Avşarların milli kimliğinin, ulusal bütünlüğün, huzurun, barışın, kardeşliğin, bayrakların bu topraklarda özgürce dalgalanmaya devam etmesinin en büyük güvencesi olduğunu ifade eden Baykal, “Buraya kimlik iddiasıyla geliyorsunuz ama herkesin bilmesi gereken bir şey var. Bu Avşar kimliği bizim Türk milletinin temeli olan sahip olduğumuz milli kimliğin hasmı ve düşmanı olan bir kimlik değildir. O, milli kimliğin gücü olan, temeli olan, ona sahip çıkan bir kimliktir. Bizim şimdi Türkiye’ye anlatmak istediğimiz budur” diye konuştu.

Hepimiz Türk Milletinin
bir parçasıyız
Herkesin kendine göre bir kimliği, boyu, soyu, sopu, aşireti olabileceğine dikkati çeken Baykal, şunları kaydetti: “Herkes geldiği yerle, soyuyla, sopuyla, boyuyla, aşiretiyle, şerefiyle etnik kimliğiyle elbette iftihar edecektir. Herkesin etnik kimliği şerefidir, şanıdır, gururudur, buna kuşku yok. Hepimiz kendi etnik kimliğimize sahip çıkacağız ama aynı zamanda bileceğiz ki bizim etnik kimliğimiz başka etnik kimliklere husumet, düşmanlık anlamına gelmez. Bizim etnik kimliğimiz Türk milli kimliği içinde herkesin yer almasına yönelik bir davettir, bir çağrıdır, bir el uzatmadır. Böyle bir anlayış için hep beraber olacağız. Hepimi ...


Gönderen YOLCU, Pazar, 09 Ağustos 2009 21:43 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR..

Türk ( Türkmen ) Sorunu

Anatolia’nın “ Anadolu “ ve sonradan da “Turkia” haline geliş sürecinin tekrar geriye doğru işletilmesi çabalarının yeni bir evreye girdiği günleri yaşıyoruz. Kürt Sorununu çözme iddiasındaki “ Kürt Açılımı “ projesi, bunun en net göstergelerinden biri olmaya aday görünmektedir.

Türklerin Anatolia’ya gelişi ve bu toprakları “Türkiye / Türk ülkesi” haline getirişi, aradan geçen yüz yıllara karşın hazmedilebilmiş değil. Hiçbir zaman da hazmedilecek gibi görünmüyor. Türk karşıtı cephe, Türkleri yeniden Orta Asya’ya gönderme yada imha etme hedefinden hiçbir zaman vazgeçmedi. Bu konuda kendileri için zafere en çok yaklaştıkları dönem, Sevr Antlaşmasını dayattıkları dönemdi. Ancak büyük Türk başbuğu Mustafa Kemal’in öncülüğünde Alevisi Sünnisiyle gerçekleşen destansı Türk direnişi, Türk karşıtlarının hevesini kursaklarında bırakmayı başardı.

Sevr Antlaşmasıyla kurulması planlanan Ermenistan, Kürdistan, Lazistan ve Pontus Rum Devleti projelerinden sadece Ermenistan bölümü – o da kısmen – başarıya ulaştı. Ancak aradan geçen yüz yıla yakın bir zaman sonra bu projelerin gerçekleştirilme imkanının yeniden zorlandığını görüyoruz. Kürdistan’ın kurulmasına az kaldı. Kuzey Irak’ta fiilen inşa sürecini yaşayan Kürdistan Devleti’nin mevcut sınırlarının, müstakbel devletin yaşamasına imkan vermeyeceği öngörüsünden hareketle yeni bir stratejinin geliştirilmiş olduğunu anlıyoruz. Bu strateji, açıkça söylüyorum ki, bütün Anadolu’nun Kürdistanlaştırılması stratejisidir. Bu da Türkiye’nin Türksüzleştirilmesinin yolunu açacaktır.

Bu noktada açıkça soralım ki, Türklere, “ Go home “ denilerek onları Orta Asya’ya sürme planı birilerinin iddia ettiği gibi gerçekten çok mu saçma bir öngörüdür ? Yada bu bir paranoya mıdır ?

Hislerim ve tarihten edindiğim bilgilerim, beni bu konuda hiç de iyi niyetli olmaya sevketmiyor.

Bize göre, Kürt Açılımı, Kürdistanlaştırma stratejisi için kullanılan bir taktiktir. Zira, Kürt Uluslaşmasının kendi doğal sınırlarının dışına taşırılması ve Türk karşıtı bir eksene oturtulması için sözde Demokratik Açılım Süreci ile Kürtlere verilmesi ön görülen kimi “hak”lar, Kürtlerin doğal hakları olma sınırını aşacak bir içeriğe büründürülmek isteniyor.

İşte bu istek, aslında Türkiye’nin Kürdistanlaştırılması hedefine matuftur. Peki, Türkiye nasıl Kürdistanlaşır ?

Resmi dili Türkçe olan bir devletin resmi TV kanalından resmi dil dışında bir dille yayın yapılması, resmi dilin fiilen değiştirilmesi yada resmi dil sayısının çoğaltılması sonucunu doğurur ki, bu ...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 05 Ağustos 2009 17:07 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ

SİNOP ALEVİLERİ

Bu makalemi, yaptığım çalışmalar ve yazdığım yazılar nedeniyle kendilerine yönelen tüm baskı ve dışlanmalara bir onur abidesi olarak direnen ve benimle aynı inancı paylaşmasalar bile bana olan destek ve sevgilerini eksik etmeyen; başta sevgili babam ve annem olmak üzere, kardeşlerime, özellikle de kız kardeşime, yakınlarıma ve tüm Sinoplu hemşehrilerimin birbirlerine olan birlik, sevgi ve kardeşlik duygularına ithaf ediyorum.

Yerleşim yeri olmak itibariyle tarihi, M.Ö. 7. Yüzyıla kadar varan Sinop, nüfusunun yaklaşık yüzde 97’si Türkmen olan bir ilimizdir. Türkmenlerin dışında az sayıda Tatar Türkleri de mevcuttur. Türk orijinli Türkmen ve Tatarların dışında diğer etnik topluluklar olarak Çerkez, Gürcü, Abhaz ve Çeçenler de vardır.(1) Sinop nüfusu bugün için inançsal olarak da yaklaşık yüzde 98 itibariyle Sünni inanca mensuptur.

Burada, yeri gelmişken, belirtmekte büyük yarar gördüğümüz bir konuya açıklık getirelim. Öteden beri Türkiye’de Karadenizli olmakla Laz olmak birbirine karıştırılmaktadır. Belki bu daha ziyade avamın düştüğü bir yanlıştır ama yine de zaman zaman pek çok tahsilli kişinin de aynı hatayı yaptıklarına tanık olmaktayız. Sinop, bir Karadeniz ilidir ama Sinop’ta Laz kökenli yurttaşlarımız neredeyse yok denecek kadar azdır. Ne var ki, Karadenizlilik argümanıyla son dönemde pek çok Sinop ve bağlı ilçe ve köylerin etkinliğinde Doğu Karadeniz ve Laz kültür unsurlarına, özellikle de müzikal unsurlara yer verilmektedir. Oysa Sinop bir Türkmen / Türk coğrafyasıdır. Sinop ve bağlı ilçe ve köylerde konuşulan ağız Türkmen ağzıdır. Türkmen kültürü, Türkmen müziği, Türkmen çalgıları, Türkmen oyun ve gelenekleri, Sinop derneklerinin duyarlılık göstermeleri gereken yaşamsal konular arasında yer almalıdır. Lazlar Doğu Karadeniz’de bile sayıca Türkmenlerden azdır. Trabzon ve Rize’nin bile çoğunluğu Türkmen’dir.Elbette ki Laz yurttaşlarımızı seviyoruz ama Sinop’un Laz gösterilmesi ve belki de farkında olmadan Lazlaştırılmasını kesinlikle kabul edemeyiz. Tıpkı Laz kardeşlerimizin kendilerinin Türkmenleştirilmesini kabul etmeyecekleri gibi…

Bir Türkmen diyarı olan Sinop, aynı zamanda tarihsel bir Alevi coğrafyasıdır. Çünkü Alevi ve Türkmen kimliği Anadolu coğrafyasında ayrılmaz iki kimliktir. İstisnalar olmakla birlikte nerde Türkmen varsa orda Alevi vardır. Nerde Alevi varsa orda Türkmen vardır. Lakin Anadolu Türkmenleri, yüzyıllar içinde egemen güçler tarafından baskı, katliam, sürgün vb. yollarla Sünnileştirilmişlerdir. Özellikle Yavuz’la birlikte Anadolu’da Alevi Türkmen avına çıkılmıştır. Pek çok Alevi Türkmen köyü canını kurtarabilmek için Sünnileşmek zorunda kalmıştır. Bu Sünnileşme öyle bir noktaya ulaşmıştır ki, sonraki nesiller atalarının Alevi kimliğini ...

Gönderen YOLCU, Salı, 04 Ağustos 2009 12:31 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
AMENTÜ

AMENTÜ


Kahrımın mukaddes küfrüne,

Bir yol bulup yürüyüverdim...

Yeşile mahkum gök ülkemi

Turkuaz turkuaz bürüyüverdim...


Elinden bir seyyid - i saadetin

Suvarıldım yıllar yılı,

Başkaldırıp sahte amentüye

Oluverdim bir Tanrı kulu...


Yesevi ocağında yanan köz

Yaktı da kavruk yüreğimi,

İman diyarının şahına

Turnalar götürdü dileğimi...


Bu dilek bir kutlu dilek

Kut almış Oğuz neslinden..

Mübelliğimdir Ebulkasım

Bir yüce iman faslından...


Ol dem dedi lisan- ı fakirim;

La ilahe illallah…

İmanım aliy, ben hakirim

Ali mürşid güzel şah !



MUSTAFA CEMİL KILIÇ

02.02.2008 / İSTANBUL

...

Gönderen YOLCU, Pazar, 02 Ağustos 2009 10:44 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
ZİNHAR EY CAN

ZİNHAR EY CAN !


Bırak namazı, cem tutup yalvarışa dön…
Terk eyle hain baharı, dost bir kışa dön…
Fi şehri ramazan, savmeyleme sen sakın,
Kerbela için düşen, bir mazlum yaşa dön…

Kıblesi didar olana, ne hacet hicaz…
Secde kılma duvara, edep eyle biraz…
Meyletme sakın esatir - i Emevi'ye,
Her dem deyiş söyle, her dem düvaz…

Salat – ı riyadan, çevir yüzün semaha…
Zahiri geceden, bir batıni sabaha…
Tutsak düşme beş vakte, zinhar ey can,
Sen ki her dem bir, niyaz eyle Allah’a…

Ne kadar sırretsem, açık söyledim sözü…
Bil ki abdest ile, yunmaz zahidin özü…
İblis yoluna uymayız, biz hiçbir zaman,
İsterse kafir diye, reddeyleyin bizi…


MUSTAFA CEMİL KILIÇ
01.08.2009
<!-- / message --><!-- Gizli mesaj bitti --><!-- sig --> ...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 01 Ağustos 2009 18:17 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
okşayarak asimilasyon

SÜNNİ İLAHİYATÇILARIN YENİ YÖNTEMİ:
DÖVEREK DEĞİL GÖNÜL OKŞAYARAK ASİMİLASYON

Sonunda yine Sünni ilahiyatçıların kapısına vardılar. Alevi Çalıştayları serisinin yeni halkası, yoksa, son sözün kim tarafından söyleneceğinin ilanı mıdır ? Hükümet Alevilikle ilgili olarak Sünni inancın temsilcilerine sahi neyi soracak ?

Neyi sorarsa sorsun onların verecekleri yanıt bellidir:

Aleviler kardeşimizdir…
Alevilik İslami bir tarikattır…
Alevilik, ehlibeyt sevgisidir…
Alevilik, Hz. Ali’yi sevmektir…
Alevilik, tıpkı Hz. Ali gibi İslam’ın kök değerlerine ve temel ibadet biçimlerine bağlılıktır…

Evet böyle diyecekler ama sonra da ilave edecekler;

“Aleviler kardeşimizdir ama Sünniler “ en “ kardeşimizdir…
Alevilik, İslami bir tarikattır; ama asla Sünnilikle eşit düzeyde bir İslam mezhebi değildir.
Alevilik, ehlibeyt sevgisidir; ama ehlibeyt “ pençe – i ali aba”dan ibaret değildir. Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ayşe vd.leri de ehlibeyte dahildir. Muaviye peygamberin vahiy katibidir ve sahabedendir. Ona saygısızlık edilemez.
Alevilik, Hz. Ali’yi sevmektir ama onu sevmek onun gibi beş vakit namaz kılmakla, ramazanda bir ay oruç tutmakla, camiye gitmekle olur. Hz. Ali’nin de iştirak ettiği ileri sürülen Kırklar cemi bir uydurma ve efsaneden ibarettir. Alevi kardeşlerimiz bu hurafelerden arındırılmalıdır.
Alevilik, tıpkı Hz. Ali gibi İslam’ın kök değerlerine ve temel ibadet biçimlerine bağlılıktır; ama Aleviler zamanla ve dini eğitimden yoksun kalmaları nedeniyle İslam’ın kök değerlerini kısmen unutmuşlardır, namaz ve ramazan orucu Sünniliğin değil İslam’ın temel ibadetlerindendir, cami bütün Müslümanların ibadethanesidir.
Cem ibadet olsa da namazın yerini tutamaz. Muharrem orucu, Ramazan orucu tutulmadığı sürece ibadet olarak bir anlam ifade etmez.
Semah bir ibadet olsa da İslam’a göre kadın ve erkek bir arada yan yana ibadet edemeyeceği için semahın durumu muallaktır…”


Evet, Sünni ilahiyatçılar böyle diyecekler. Başka bir şey demeleri de pek mümkün görünmemektedir.

Öyleyse Aleviler, “Allah’ımız bir, dinimiz bir, peygamberimiz bir, kitabımız bir..” söyleminin ardına gizlenmiş sinsi bir inkara dayandırılan gönül okşayıcı asimilasyon yöntemini, deyim yerindeyse “yutacaklar mı ?”

“Döverek, söverek, öldürerek ve sürerek yok edemedik, bir de okşayarak deneyelim,” diyenlerin Alevilik ve Aleviler hakkındaki kanıları içtenlikli bir değişime uğramış mıdır ki şimdi onların kapısına varılıyor ?

Sünni ilahiyatçılar, Alevilerin “ Hak” dedikleri ilahına, “Ahmed – i Muhtar” dedikleri Hz. Muhammed’ine, “Allah’ın hulül etmiş hali” dedikleri Hz. Ali’sine, Kur’an – ı samit yerine “Telli Kur’an”ına, beş vakitle avunmayarak döndükleri semahına ve ayin - i cem eyleyerek ...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 29 Temmuz 2009 11:08 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR: SİNOP ALEVİLERİ

SİNOP ALEVİLERİ

Bu makalemi, yaptığım çalışmalar ve yazdığım yazılar nedeniyle kendilerine yönelen tüm baskı ve dışlanmalara bir onur abidesi olarak direnen ve benimle aynı inancı paylaşmasalar bile bana olan destek ve sevgilerini eksik etmeyen; başta sevgili babam ve annem olmak üzere, kardeşlerime, özellikle de kız kardeşime, yakınlarıma ve tüm Sinoplu hemşehrilerimin birbirlerine olan birlik, sevgi ve kardeşlik duygularına ithaf ediyorum.

Yerleşim yeri olmak itibariyle tarihi, M.Ö. 7. Yüzyıla kadar varan Sinop, nüfusunun yaklaşık yüzde 97’si Türkmen olan bir ilimizdir. Türkmenlerin dışında az sayıda Tatar Türkleri de mevcuttur. Türk orijinli Türkmen ve Tatarların dışında diğer etnik topluluklar olarak Çerkez, Gürcü, Abhaz ve Çeçenler de vardır.(1) Sinop nüfusu bugün için inançsal olarak da yaklaşık yüzde 98 itibariyle Sünni inanca mensuptur.

Burada, yeri gelmişken, belirtmekte büyük yarar gördüğümüz bir konuya açıklık getirelim. Öteden beri Türkiye’de Karadenizli olmakla Laz olmak birbirine karıştırılmaktadır. Belki bu daha ziyade avamın düştüğü bir yanlıştır ama yine de zaman zaman pek çok tahsilli kişinin de aynı hatayı yaptıklarına tanık olmaktayız. Sinop, bir Karadeniz ilidir ama Sinop’ta Laz kökenli yurttaşlarımız neredeyse yok denecek kadar azdır. Ne var ki, Karadenizlilik argümanıyla son dönemde pek çok Sinop ve bağlı ilçe ve köylerin etkinliğinde Doğu Karadeniz ve Laz kültür unsurlarına, özellikle de müzikal unsurlara yer verilmektedir. Oysa Sinop bir Türkmen / Türk coğrafyasıdır. Sinop ve bağlı ilçe ve köylerde konuşulan ağız Türkmen ağzıdır. Türkmen kültürü, Türkmen müziği, Türkmen çalgıları, Türkmen oyun ve gelenekleri, Sinop derneklerinin duyarlılık göstermeleri gereken yaşamsal konular arasında yer almalıdır. Lazlar Doğu Karadeniz’de bile sayıca Türkmenlerden azdır. Trabzon ve Rize’nin bile çoğunluğu Türkmen’dir.Elbette ki Laz yurttaşlarımızı seviyoruz ama Sinop’un Laz gösterilmesi ve belki de farkında olmadan Lazlaştırılmasını kesinlikle kabul edemeyiz. Tıpkı Laz kardeşlerimizin kendilerinin Türkmenleştirilmesini kabul etmeyecekleri gibi…

Bir Türkmen diyarı olan Sinop, aynı zamanda tarihsel bir Alevi coğrafyasıdır. Çünkü Alevi ve Türkmen kimliği Anadolu coğrafyasında ayrılmaz iki kimliktir. İstisnalar olmakla birlikte nerde Türkmen varsa orda Alevi vardır. Nerde Alevi varsa orda Türkmen vardır. Lakin Anadolu Türkmenleri, yüzyıllar içinde egemen güçler tarafından baskı, katliam, sürgün vb. yollarla Sünnileştirilmişlerdir. Özellikle Yavuz’la birlikte Anadolu’da Alevi Türkmen avına çıkılmıştır. Pek çok Alevi Türkmen köyü canını kurtarabilmek için Sünnileşmek zorunda kalmıştır. Bu Sünnileşme öyle bir noktaya ulaşmıştır ki, sonraki nesiller atalarının Alevi kimliğini ...

Gönderen YOLCU, Cuma, 24 Temmuz 2009 10:27 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
RIZA ZELYUT YAZIYOR...

Sabah'taki Alevi düşmanı

Rıza Zelyut / GÜNEŞ

(...) Sivas'ta insan yakanlar da Emre Aköz gibi düşünüyordu. Madımak'ta insan yakanlarla Emre Aköz'ün fikirleri arasında ne fark var?

Alevi -Sünni düşmanlığı yaratmaya çalışan Emre Aköz! Bu görevin karşılığı sana takılacak madalya törenine Demokrat dostlarını da çağırmayı unutma....

Birinci Dünya Savaşı sonrasındayız: Ülkemiz Batılı emperyalist devletler tarafından işgal edilmiş. Türk ordusu (Kuva-yı Milliye) ülkemizi işgal etmiş olan düşmanla savaşıyor.

O sıralarda İstanbul'da padişah olan Vahdettin, Hilafet ordusu adlı ordu kurup Türk ordusuna saldırıyor. Padişah subayı Ahmet Anzavur da isyan edip askerimizi arkadan vuruyor. İstanbul'da mahkeme kurduran Vahdettin, Nemrut Mustafa (Kürt Mustafa) adlı haine de askeri mahkemede Atatürk ve arkadaşlarını idama mahkum ettiriyor.

Padişaha bağlı bazı din adamları, 'Yunan ordusu, dostumuzdur!' diye hutbe veriyorlar.

Siz sanıyor musunuz ki bu tipler o gün vardılar da bugün yoklar?

Onların torunları aramızdalar... Hem de her yerdeler.

Basındaki bunların uzantılarından birisi de Sabah'ta yazan Emre Aköz. Bu adam, dünkü yazısında da Aleviler'e saldırdı.

Bunu Sabah gibi bir gazetede boşuna yazdırmıyorlar.

Bunların tümü, Fethullahcı çizgidedir. Örgüt başı ne derse bunlar onu yazarlar. Samanyolu Haber denilen Fethullah'ın emrindeki kanal da bu işlerde yol göstericilik yapar. Emre Aköz de orada ortaya atılan iftiraları alır, kullanır.

Samanyolu, Fethullah Gülen'in işaretiyle yayın yapar. Bu açıdan; Emre Aköz'ün yazdıkları; Fethullah Gülen'in mesajlarıdır.

ALEVİLER CUMHURİYETE İSYAN ETMEDİ

Bu kişi, Sabah'taki köşesinde Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun üyelerini kötülemek isterken; onların yarıya yakının Alevi olduğunu ima ediyor. Yine Alevilerin darbecileri desteklediklerini, Ergenekon davasına inanmadıklarını ileri sürüyor.

Bunun gibi müfterilere şunu hatırlatayım: Bu ülkede darbeler ve komplolar en başta Alevileri ezmek için yapıldı. Gerek 12 Mart gerek 12 Eylül, Emre Aköz gibi tiplere hiç dokunmadı ama Alevi gençlerinin canını aldı, onları işkenceden geçirdi. Yarın öbür gün bir darbe olsa, ilk postal yalayacak isim de bu Emre Aköz gibiler olacaktır.

Darbelerin tarihi ortadadır. Darbeleri destekleyenler Aleviler değil Emre Aköz'ün öncülleri olmuştur.

Lakin; Aleviler devletlerine isyan etmediler; onu yıkmak için gizli ...


Gönderen YOLCU, Cuma, 24 Temmuz 2009 01:26 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR: SİNOP ALEVİLERİ

SİNOP ALEVİLERİ

Bu makalemi, yaptığım çalışmalar ve yazdığım yazılar nedeniyle kendilerine yönelen tüm baskı ve dışlanmalara bir onur abidesi olarak direnen ve benimle aynı inancı paylaşmasalar bile bana olan destek ve sevgilerini eksik etmeyen; başta sevgili babam ve annem olmak üzere, kardeşlerime, özellikle de kız kardeşime, yakınlarıma ve tüm Sinoplu hemşehrilerimin birbirlerine olan birlik, sevgi ve kardeşlik duygularına ithaf ediyorum.

Yerleşim yeri olmak itibariyle tarihi, M.Ö. 7. Yüzyıla kadar varan Sinop, nüfusunun yaklaşık yüzde 97’si Türkmen olan bir ilimizdir. Türkmenlerin dışında az sayıda Tatar Türkleri de mevcuttur. Türk orijinli Türkmen ve Tatarların dışında diğer etnik topluluklar olarak Çerkez, Gürcü, Abhaz ve Çeçenler de vardır.(1) Sinop nüfusu bugün için inançsal olarak da yaklaşık yüzde 98 itibariyle Sünni inanca mensuptur.

Burada, yeri gelmişken, belirtmekte büyük yarar gördüğümüz bir konuya açıklık getirelim. Öteden beri Türkiye’de Karadenizli olmakla Laz olmak birbirine karıştırılmaktadır. Belki bu daha ziyade avamın düştüğü bir yanlıştır ama yine de zaman zaman pek çok tahsilli kişinin de aynı hatayı yaptıklarına tanık olmaktayız. Sinop, bir Karadeniz ilidir ama Sinop’ta Laz kökenli yurttaşlarımız neredeyse yok denecek kadar azdır. Ne var ki, Karadenizlilik argümanıyla son dönemde pek çok Sinop ve bağlı ilçe ve köylerin etkinliğinde Doğu Karadeniz ve Laz kültür unsurlarına, özellikle de müzikal unsurlara yer verilmektedir. Oysa Sinop bir Türkmen / Türk coğrafyasıdır. Sinop ve bağlı ilçe ve köylerde konuşulan ağız Türkmen ağzıdır. Türkmen kültürü, Türkmen müziği, Türkmen çalgıları, Türkmen oyun ve gelenekleri, Sinop derneklerinin duyarlılık göstermeleri gereken yaşamsal konular arasında yer almalıdır. Lazlar Doğu Karadeniz’de bile sayıca Türkmenlerden azdır. Trabzon ve Rize’nin bile çoğunluğu Türkmen’dir.Elbette ki Laz yurttaşlarımızı seviyoruz ama Sinop’un Laz gösterilmesi ve belki de farkında olmadan Lazlaştırılmasını kesinlikle kabul edemeyiz. Tıpkı Laz kardeşlerimizin kendilerinin Türkmenleştirilmesini kabul etmeyecekleri gibi…

Bir Türkmen diyarı olan Sinop, aynı zamanda tarihsel bir Alevi coğrafyasıdır. Çünkü Alevi ve Türkmen kimliği Anadolu coğrafyasında ayrılmaz iki kimliktir. İstisnalar olmakla birlikte nerde Türkmen varsa orda Alevi vardır. Nerde Alevi varsa orda Türkmen vardır. Lakin Anadolu Türkmenleri, yüzyıllar içinde egemen güçler tarafından baskı, katliam, sürgün vb. yollarla Sünnileştirilmişlerdir. Özellikle Yavuz’la birlikte Anadolu’da Alevi Türkmen avına çıkılmıştır. Pek çok Alevi Türkmen köyü canını kurtarabilmek için Sünnileşmek zorunda kalmıştır. Bu Sünnileşme öyle bir noktaya ulaşmıştır ki, sonraki nesiller atalarının Alevi kimliğini ...

Gönderen YOLCU, Perşembe, 23 Temmuz 2009 13:02 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
Hikmet Bila Yazıyor... Vatan Gazatesi

Alevilere “Muaviye” bakışı

Zaman Gazetesi yazarı Mümtaz’er Türköne’nin Alevilerle ilgili sözleri, zaten kaynayan gündem kazanının ateşini biraz daha körükledi.

Türköne, Alevilerle ilgili bir toplantıda demiş ki: Aleviler sayısal olarak azınlıktadır. Bu nedenle seçimle iktidara gelemeyeceklerini düşündükleri için darbecileri destekleme eğilimi içine giriyorlar.

Gösterilen tepkiler üzerine Türköne’nin, “Yanlış anlaşıldım” diyerek geri adım atması, tartışmanın ateşlenen fitilini söndürmeye yetmiyor.

Bir yazarın, bir düşünürün, bir bilim adamının, hatta sıradan bir yurttaşın Aleviler üzerine konuşurken, ağzından çıkanı kulağının duyması gerekiyor. Bu 1400 yıldır böyleydi, bugün daha çok böyle. Üstelik, inanılmaz bir genelleme yaparak tüm Alevi kesimi darbe destekçiliğiyle suçlamak, haksız, yanlış ve sakat bir yaklaşımdır.

***

Bütün yerli ve yabancı kaynakların birleştiği nokta, Alevilerin darbeci değil, aksine darbe mağduru olduğunu gösterir. Hatta Alevilerin tarihi, uğradıkları Emevi darbesiyle başlar. Seçimle aldıkları iktidarı Alevilerin elinden zorla alan Emevi darbesiyle...

Sonrası da tarih kitaplarında yazılıdır. O gün bugündür Aleviler, uğradıkları haksızlıklara, zulümlere, katliamlara, sürgünlere, her türlü ayrımcılığa karşı barışçı, demokratik yollarla direnirler. Yok edilme ve yok sayılma çabalarına, inanç ve kültürlerini korumaya çalışarak karşı koyarlar.

Aleviler, tarih boyunca korkutulmuşlardır ama korkutmamışlardır. Çünkü Alevi inancında “korku” değil “sevgi” esastır.

Aleviler’in kılıcı “tahta kılıç”tır.

İlk günden beri inandıkları eşitlik, kardeşlik, adalet, insan hakları ilkelerini egemen kılmak için bir an bile silaha başvurmamış, silahlı güçlerden medet ummamışlardır. Aksine, bugün insanlığın ulaştığı çağdaş değerleri, yüzyıllardan süzülüp gelen bir sabır ve metanetle savunmuşlardır. Atatürk’ün aydınlanma devrimlerine sıkı sıkıya sarılmaları da bundandır.

Aleviler’in tarihinde darbe ile iktidara geçme niyeti de girişimi de yoktur.

Arkadan hançerleme yoktur.

Zehirleme yoktur.

Susuz bırakıp öldürme yoktur.

Entrika yoktur.

Dini, inancı siyasete alet etme yoktur.

İkilik çıkarma yoktur.

Bütün bunlar kimlerin tarihinde vardır, bilen bilir.

***

21’inci yüzyılın ilk on yılı biterken, bugün, insan gibi yaşamak isteyen, insanlığına, inancına, değerlerine saygı gösterilmesini talep eden, eşitliği savunup ayrımcılığı reddeden, sayısal olarak azınlıkta da olsa, nüfusun önemli bir bölümünü oluşturan, ...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 22 Temmuz 2009 12:23 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
DOĞU TÜRKİSTAN...

    KAZAK TÜRKLERİNDEN UYGUR TÜRKLERİNE DESTEK... 
Doğu Türkistan Bölgesi'nde yaşanan olaylar Kazakistan'da yaşayan Uygur Türkleri tarafından protesto edildi. Kazakistan'ın eski başkenti ve finans merkezi Almatı'da dün yapılan mitinge yaklaşık 10 bin kişi katıldı. Almatı'da bulunan Cumhuriyet Sarayı'nı dolduran Uygur Türkleri, Urumçi'de yaşanan olayların durdurulması için tek ses oldular. Yapılan mitinge Kazak vatandaşları da destek verirken, Kazak konuşmacılar akan kanın durdurulması için uluslararası güçlerin devreye girmesini istediler. Salona sığmayan göstericiler caddeleri doldururken, Kazak polisi sokaktaki Uygur göstericilerin bayrak açmasına izin vermedi.
Yapılan konuşmalarda başta Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev olmak üzere Kazak halkına gösterdikleri duyarlılıktan dolayı teşekkür eden Uygur konuşmacılar, Çin tarafından Uygur Türklerinin bütün dünyaya terörist olarak gösterilmeye çalışıldığının altı çizdi. “Barış istiyoruz” ve “Akan kan durdurulsun” şeklinde pankart açan göstericiler yapılan konuşmalara zaman zaman tezahüratlarla destek verdiler.
Amerika'nın ve Avrupa'nın Çin'de yaşanan Uygur soykırımına uzak olduğu belirtilen konuşmalarda Çin resmi makamları tarafından verilen rakamların aldatıcı olduğu ve gerçeği yansıtmadığının altı çizildi. Dünyanın birçok ülkesinden Uygur Türklerine destek geldiği belirtilen konuşmalarda özellikle Türkiye'nin gösterdiği üstün gayret ve çabalarından dolayı Türk halkına ve Türk resmi makamlarına özel teşekkür edildi.

...

Gönderen YOLCU, Pazartesi, 20 Temmuz 2009 10:39 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
KATLİAM SÜRÜYOR...

196 UYGUR TÜRKÜ İDAM EDİLDİ... 

Çin Yönetimi dünyaya adeta meydan okuyor... Çin'den bir katliam haberi daha geldi. Çin Yönetimi olaylardan sorumlu tuttuğu 196 Uygur Türk'ünü kurşuna dizdi

Uygur türklerinin gösterisi ölümle sonuçlandı. Çin polisi sert müdahale etti.. Bin 500 kişi gözaltına alındı. Olayların sorumlusu olanlar da kurşuna dizildi.

Kanal D'nin özel haberine göre, geçen ay bir fabrikada çinlilere uygur türkleri arasında çıkan kavganın ateşlediği olaylar sokağa taştı. Uygur Türkleri kavgada ölenlerle ilgi soruşturma açılmasını talep etti. Ama Çin hükümeti olayı örtbas etmek isteyince, Urumçi karıştı.
Günler süren olaylar sonrasında Çin yönetimi Urumçi'ye asker takviye etti.. Urumçi'de ev ev baskınlar yapıldı, Uygur Türkleri gözaltına alındı. Çin hükümeti oluyların sorumlularının idam edileceğini açıkladı.

ve o kararını önceki gün uyguladı..Tam 196 Uygur Türk'ü kurşuna dizildi.

Uygur Türkleri'nin nerede idam edildiği bilinmiyor. Cenazelerinin ailelerine verilip verilmediği de belli değil. Bilinmeyen sadece o değil. 600'den fazla kişiden de haber alınamıyor.
Çin yönetimi olayları kanlı şekilde bastırdı,, tam 196 uygur Türkünü de idam etti.. Adeta dünyaya meydan okudu

...

Gönderen YOLCU, Pazar, 19 Temmuz 2009 09:33 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
AŞİNA'NIN ÇOCUKLARI

Aşina’nın Çocukları


Gör gözümdeki öcü,
Yüreğimdeki hıncı hisset…
Kalır mı yerde akan kanımız ?
Aşinanın çocukları
Alır öcümüzü elbet !
Diner bu yeşil fırtına,
Doludizgin bir atla,
Börteçine döner yurduna…
Eğilir başımız mertler merdine…

Unutma,
Nasıl kıydılar balalarımıza ?
Arap’ın mızrağı,
Sırtımızda saplı durur hala…
Pişman ol, dövün ve ağla !
Umay’ın gözyaşları sularken Gök ülkeyi,
Sakın tapınma ve tapma
Celladının nutkuna…

Sen okurken o nutku,
Anla ki, dilin yitiriyor rengini…
Ve ağlıyor Aşinanın çocukları
Teslimiyet yok;
Bin yıl daha sürse de,
Sürdür cengini…

Anımsa;
Boynuna geçirilen
o yağlı urganı…
Binlerce Türk’ün
Bileğine bağlı urganı…
Bir Hülagu ol,
Çök kabus gibi,
Ümeyyeoğullarının üzerine…
Sapla Oğuz’un yakıcı okunu,
Kuteybelerin ciğerine…
Bir zafer narası gönder
Türk illerine…
Sevinelim alındı öcümüz diye…
Sen varken tükenmez gücümüz diye…

Sen ki, Aşinanın çocuğusun
Mazlum halkımın umudusun
Dileğimdir Tengriden;
Sana uzanan yağıların
Elleri kurusun…

MUSTAFA CEMİL KILIÇ

...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 18 Temmuz 2009 23:00 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
FERHAT SARIKAYA YAZIYOR...

 

                               RABİA KADİR 

Rabia Kadir, çileli bir yaşamın, mücadelenin ve özgürlüğün timsali büyük bir Türk kadınıdır. Oysaki bugün hakkında konuşulanlar oldukça üzücü ve gerçeği yansıtmamaktadır.

 

Rabia Ana, Forbes dergisi tarafından Çin’de en zengin 10 kişi arasında gösterilmişti 1994 yılında. 1993 – 19997 yılları arasında Çin Politik Kongresi’nde Uygur Türklerinin temsilcisi olarak görev yaptı. Fakat ne olduysa 1999 yılında “gizli devlet belgelerini yabancılara vermek ve bölücü faaliyetlerde bulunma” sebebi ile hakkında 8 yıl mahkûmiyet kararı çıkarıldı. Peki, suç unsuru oluşturan dayanaklar neydi?

 

1.       Doğu Türkistan’ın Feyzabad şehrinde meydana gelen deprem sonrası bölgeye 10 kamyon yardım malzemesi göndererek, devleti küçük düşürmek ve halkı devlete karşı kışkırtmak,

 

2.       4 Şubat Gulca direnişi sonrası çıkan çatışmalarda çocukları ölen, yaralanan ailelere para ve erzak yardımı yaparak, ayrılıkçı güçlere destek vermek,

 

3.       ABD'de ticari şirket kuran Eşi Prof. Sıdık Hacı Rozi’nin yedi aydır ABD'den Çin'e dönmeyerek, siyasi faaliyetlerde bulunması nedenleriyle... Rabia Kadir’e yurt dışına çıkma yasağı getirildiği belirtildi.

 

Görüyorsunuz değil mi? Ne kadar da büyük suçlar işlemiş! Çin, Sovyetlerden miras aldığı yayılımcı ve sömürgeci politikası ile Doğu Türkistan’da önce işgal ederek, ardından da önce asimilasyon yapmaya çalışmış, bunda başarılı olamayınca belirli aralıklar ile sürekli soykırım yapmaya başlamıştır ki benim ulaştığım soykırım rakamı 35 milyon Türk’tür!

 

Evet, bakınca çok yüksek bir rakam ve dünyanın gözleri önünde hem de birçoğunuzun daha ...


Gönderen YOLCU, Salı, 14 Temmuz 2009 11:42 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
RABİYA KADİR ANNE...

  TÜRK OLDUĞUMUZ İÇİN ÖLDÜRÜLÜYORUZ... 
Uygur Kurultayı lideri Rabia Kadir, Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde yaşanan olayları değerlendirdi.

ABD'de sürgünde yaşayan, Uygur Türklerinin "Ana"sı 62 yaşındaki Rabia Kadir, Uygur Türklerinin geçmişten bugüne yaşadığı olayları, çözüm yollarını, kendisinin cezaevinde yaşadıklarını ve lider konumuna nasıl geldiğini anlattı.

Bütün Uygur Türklerinin ve kendisinin yaşamının trajedilerle dolu olduğunu söyleyen Kadir, kendisinden önce de Mesut Sabir, Mehmet Emin Buğra ve İsa Yusuf Alptekin gibi kişilerin Uygur Türklerinin geleceği için mücadele ederek hayatını kaybettiğini ifade etti.

Kadir, daha önceden dünya basınına seslerini yeteri kadar duyuramadıklarını belirterek, "Bizim mücadelemiz, şimdi dünya basınına taşınmıştır. Bu sefer geleceğimize ümitle bakıyoruz. Bütün Türk halkı, ataları aynı olan Doğu Türkistanlı kardeşlerini bağrına bastı. Bunun için çok minnettarım ve ben bu trajedinin zaferle biteceğine inanıyorum. İnşallah bu sefer bütün dünyanın ve Türk halkının desteğiyle biz bu işin sonuna çıkacağız" diye konuştu.

Kadir, "Doğu Türkistan Cumhuriyeti'nin kurulduğu zamanki Ahmet Can Kasım ve İlhan Töre gibi liderlerin büyük bir suikasta uğrayarak öldürüldüğü için 40 yıldır lidersiz kaldıklarından" bahsettiklerini bir röportajda söylediğini belirterek, şöyle konuştu:
"Liderlerimiz sürekli öldürüldüğü için oradaki insanları ve dışarıdaki Türkleri bir araya toplayıp sesimizi bütün dünyaya duyuran bir kişi çıkamamıştır. Liderlerimiz çıkmışsa da Türkiye ile sınırlı kalmıştır. Bütün dünyanın desteğine ulaşamadık. Maalesef bütün dünya, Uygur Türklerinin Doğu Türkistan'da dökülen kanlarıyla bizi tanımaya başladı. Bütün dünya halkı şimdi 'Uygur Türklerinin liderleri kimdir' diye sormaya başladı. İsa Yusuf Alptekin gibi liderlerimiz döneminde bu soru sorulmamıştı. Liderlerimiz, Türkiye'deki Türklerin desteğini almışsa da maalesef bütün dünyanın desteğine erişemedi. Şimdi bu dökülen kanlarla ben kendimi bu pozisyonda bulmuş bulunmaktayım. Ben, tarihimize cevap vermek için değil, şu anda vatanımızda dökülen kanlara cevap vermek için çıktım. Gerek İsa Yusuf Alptekin gerekse Mehmet Emin Buğra... Hepimiz Uygur Türklerinin hürriyeti için hizmet verdik, vermekteyiz. Şimdi her gün vatanımızdan gelen haberlerle ağlıyoruz. Bütün Türk kardeşlerimizin, İsa Yusuf Alptekin gibi beni de aynı Uygur Tüklerinin sesi olarak kabul etmesini istiyorum."


"Türk kardeşlerimiz bize sahip çıktı, gönlüm rahat"

Geçmişte de bu tür olaylarla karşılaştığını söyleyen Kadir, şöyle devam etti:
"Hayatımda bu tür katliamlarla en az 10 ...

Gönderen YOLCU, Pazartesi, 13 Temmuz 2009 13:20 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
Saadet Partisi....

Saadet Partisi Türkçe Haykırışı Dinlemeye Çağırıyor…

Saadet partisi, Doğu Türkistan’da yaşanan katliamı kınamak ve Uygur Türklerine destek olmak için 12 Temmuz Pazar günü İstanbul Çağlayan meydanında büyük bir miting düzenliyor.

Genel Başkan Prof. Dr. Numan Kurtulmuş’un mitinge çağrısı son derece dikkat çekiyor. Çin askerlerinin karşısına engelli bacağına dayadığı bastonuyla dikilen Uygur Ana’nın resmi altına büyükçe yazıyla yazılan “ DİNLEYİN UYGUR ANA TÜRKÇE HAYKIRIYOR !” Haydi Türkiye’m Mitinge ! ibareleri Saadet partisindeki yeni bir duruşun ip uçlarını veriyor. Parti, Sayın Kurtulmuş’un liderliğinde daha bir milli duruş sergiliyor. Artık, Türk demekten, Türkçe demekten çekinmiyor. Sayın Kurtulmuş daha önce de T.C. hükümetinin Ermenilere sınır açma girişimine karşı Azerbaycan’ın yanında yer almış ve Azerileri IRKDAŞLARIMIZ şeklinde nitelemişti.

Pazar günü yapılacak mitinge davet bildirisinde de Doğu Türkistan’ın Türk dilinin büyük bilginlerinin yetiştiği yer olarak tanımlanması ve Kaşgarlı Mahmut’a vurgu yapılması gerçekten çok önemli bir açılım özelliğini taşıyor.

Sayın Kurtulmuş, Madımak ve Başbağlar katliamı ile ilgili olarak da yine son derece dikkat çekici bir açıklama yapmıştı: “Madımak Katliamı da Başbağlar Katliamı de YEZİTLERİN işidir.”

İslami kesimden ilk kez bu denli net bir açıklama yapılıyor. Madımak, bir katliam olarak niteleniyor. Yapanlar da Yezit diye niteleniyor.

Sayın Kurtulmuş’a ve partisine bu yöndeki çalışmalarında içtenlikle başarılar dilemek hem insani bir görev hem de ülkemizin birlik ve barışı noktasında gösterilmesi gereken bir kadirbilirliktir.

Tebrikler Saadet Partisi !

Tebrikler Sayın Kurtulmuş !
<!-- / message --><!-- sig --> ...

Gönderen YOLCU, Cuma, 10 Temmuz 2009 17:28 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
Doğu Türkistan ve Uygurların Annesi

Doğu Türkistan ve Uygurların Annesi


Türklerin ve Türkçe’nin ata yurdu olan Doğu Türkistan topraklarında büyük bir katliam yaşanıyor. Bu katliam aslında 60 yıldır süren bir katliam. 1949 yılından beri Çin işgali altında olan Doğu Türkistan’da milyonlarca Uygur Türkü en vahşice yöntemlerle katledildi. Yaşanan son olaylar bu sürecin bir devamıdır.

Ne acı ki Türkiye’de ve dünyada konuya dair yeterli duyarlılık hala oluşabilmiş değil. Öncelikle birkaç noktaya temas etmek yerinde olacaktır. 1933 yılında Doğu Türkistan Cumhuriyeti bağımsız bir devlet olarak ilan edildi. Bu devleti dünyada ilk olarak tanıyan ülke Atatürk’ümüzün liderliğindeki Türkiye Cumhuriyeti olmuştu. Büyük Atatürk, hemen Doğu Türkistan’ın bağımsızlığını tanıdı. Türkiye’ye binlerce öğrenci getirildi. Özellikle askeri okullara Uygur öğrenciler alındı. Doğu Türkistan maalesef beş yıl sonra Çin ordusu tarafından işgal edildi.

Uygur Türkleri üzerinde korkunç bir ezme politikası uygulandı. Zorunlu kürtajlar ve kısırlaştırma politikalarıyla Türk nüfus azaltılmaya çalışıldı. Bölgeye kendilerine han diyen Çinliler yerleştirildi. Çinli nüfus Doğu Türkistan’da çoğunluğa geçti. Uygur Türkleri öz yurtlarında azınlığa düştüler. Tüm bu zulümler yaşanırken binlerce, on binlerce Uygur Türkü de Türkiye’ye göç etti. Bunlardan biri de Doğu Türkistan Cumhuriyeti lideri merhum İsa Yusuf Alptekin’dir. Alptekin, 1995’te İstanbul’da hakka yürüdü. Cenaze törenine büyük bir hüzünle iştirak etmiştim. Sağlığında elini öpme şerefine de nail olmuştum. Elini öperken, sanki Kaşgarlı Mahmut’un elini öpmüştüm. Malum Kaşgarlı Mahmut, Türkçe’nin ilk sözlüğünü yazan büyük Türkçe bilginidir. Türkçe’nin Arapça’dan üstün olduğunu ileri süren büyük bir Türk düşünürüdür. Aynı toprakların insanı oldukları için merhum Alptekin’de Kaşgarlı Mahmut’u hatırlamıştım. O zamanlar, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi 1. sınıf öğrencisiydim. Genç ve heyecanlı bir Türkçü – Turancıydım.

Çin devleti, Doğu Türkistan’ı hiçbir zaman tam olarak zaptedemedi. Uygur Türkleri, sürekli isyan ettiler, ayaklandılar. Doğu Türkistan’da yaşayan Kazak, Kırgız, Tatar ve Özbek Türkleri de bu ayaklanmalara destek verdiler. Fakat Batı Türkistan devletleri ( Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan ) Doğu Türkistan davasına destek vermediler. İçinde bulundukları koşullar nedeniyle Çin’in gücünden korktular. Aynı korkuyu Türkiye de yaşadı ve yaşıyor… Türkiye’de Mesut Yılmaz’ın başbakanlığı döneminde Doğu Türkistan bayrağı yasaklandı. Çin Devlet başkanına maalesef MHP Genel baş ...

Gönderen YOLCU, Perşembe, 09 Temmuz 2009 08:20 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
UYGUR TÜRKLERİ AYAKTA...

DOĞU TÜRKİSTAN’DA UYGUR TÜRKLERİ KATLEDİLİYOR…

Çin işgali altında bulunan Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi’de Çin polisi ve ordusu Türlere karşı katliam uyguluyor.

Uygur Türklerine yönelik baskıları protesto için gösteri yapan Doğu Türkistanlı soydaşlarımıza polis ve ordu rast gele ateş açtı. 500’den fazla Türk şehit oldu…

Çatışmalarda yaşamını yitiren Türk kardeşlerimize Allah’tan rahmet diliyoruz.

Baskı ve zulüm Türkçü yürüyüşü engelleyemeyecektir.

Yaşasın Bağımsız Doğu Türkistan Davası

Yaşasın Büyük Turan Ülküsü…

TÜRKÇÜ TOPLUMCU YOL

...

Gönderen YOLCU, Salı, 07 Temmuz 2009 08:09 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

  BAŞBAĞLAR KATLİAMINA DAİR  

5 Temmuz 1993’te Erzincan’ın Kemaliye ilçesine bağlı Başbağlar köyünde insanın kanını donduran bir katliam gerçekleştirildi. Akşam ezanı okunurken köye saldıran teröristler camide namaza durmak üzere olan köyün erkeklerini alıp P.k.k propagandası yaparak kurşuna dizdiler. Ardından camiyi ateşe verdiler. Köydeki bazı evleri de ateşe verdiler. Ateşe verilen evlerdeki 4 kişi de yanarak can verdi. Başbağlar bir Sünni Türkmen köyü idi.

Bazı kesimler bu olayın 2 Temmuz’daki Madımak katliamının misillemesi olduğunu düşündü. Madımak’ta 12 si Sünni olmak üzere 35 kişinin yakılarak öldürülmesi üzerine intikam duygularıyla gerçekleştirildiği düşünülen Başbağlar katliamı Türk Ulusunun bir mezhep savaşına sürüklenmesi provası mıydı ? Eğer böyleyse bu olay gerçekten çok ama çok acı verici bir durumdur.

Başbağlar katliamının Madımak katliamıyla gerçekteki ilgisi nedir ?

Aslında Başbağlar olayı, p.k.k.’nın sözde durumdan vazife çıkararak Alevilerin öcünü almaya soyunması hainliğidir. Ama bu nasıl olur ?! P.k.k.’nın tabanı yüzde doksan itibariyle Sünniliğin Şafilik koluna mensup insanlardan oluşmuyor muydu ? Evet, gerçek şu ki, maalesef p.k.k. üyeleri ve destekçileri büyük çoğunluk olarak Sünni Kürtlerden meydana geliyor. O halde ideolojik açıdan Marksist, sosyolojik olarak da bir Sünni tabanlı örgüt olan p.k.k. nasıl olur da Alevilerin sözde öcünü almaya soyunur. Kuşkusuz ki gerçeği her akıl sahibi görüyor. p.k.k., gün bugündür, deyip Türkiye’de yürüttüğü etnik bölücülüğe hizmet etsin diye bir de mezhepsel bölücülüğü devreye sokmak istedi. Alevi Sünni çatısması çıkararak Türk ulusunu birbirine düşürmek istedi. Bu nedenle her akıl sahibi görmelidir ki, Başbağlar katliamının Alevilerle asla ilgisi yoktur. Olay Madımak’ın intikamı yahut misillemesi de değildir.

Madımak’ta da, Başbağlar’da da yakılanlar bizim canlarımızdır. Her iki olayda da verilen şehitler, ulusumuzun şehitleridir.

Bir ulusun içinde farklı kökenlerden, farklı dinlerden ve farklı mezheplerden insanların olması sosyolojik açıdan kaçınılmaz bir durumdur. Dolayısıyla hiçbir dinsel ve mezhepsel kimlik her hangi bir ulusal kimlikle özdeşleştirilemez. Ulusal kimlik bir üst kimliktir. Uluslaşma denilen olgu da her türden alt kimlik unsurlarının üzerine çıkarak ulusal kimlik etrafında ve yurttaşlık bilincini esas alarak bütünleşmeyi ifade eden bir sosyal süreçtir. Bu noktada Türk ulusu yaşanan acılardan ders ve ibret alarak etnik, dinsel ve mezhepsel kimliklerin değil ulusal kimliğin ve yurttaşlık bilincinin etrafında birleşme ve bütünleşme iradesini göstermelidir.

Alevi, Sünni, Şii, Hrıstiyan, Musevi, Budist, Şamanist, Ateist, Deist, Agnostik unsurları ...

Gönderen YOLCU, Cuma, 03 Temmuz 2009 08:24 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

 Sivas Feryadı

Yaktılar, Sivas’ta bir ateş yaktılar
Yaktılar da seyrine baktılar.
Onlar ki emsalsiz hain
Onlar ki alçaktılar…

Bedenler tutuştu kül oldu gitti
Sazlarım ateşten gül oldu gitti
Kara bir lekedir alnına yazılan
Zalime bu iş zül oldu gitti

Zaman baba sustu dur eyledi
Kalleşler pusuda vur eyledi
Şahımız nerdedir ey canlar
Zalim sinemi har eyledi.

Gitme turnam gitme ıraktır yolun
Irmaklar su vermez kuraktır yolun
Vuslat ki bir garip rivayet oldu
Açılmaz kapılar firaktır yolun

Arzuhalimiz böyle bir şaha yazıldı
Bir sitem eyledik Allah’a yazıldı
Türküler çığırdık barışa dair
Ağıtlarımız canlar, eyvaha yazıldı.

Hala yanıyor o ateş Sivas’ta
Ruhumuz melul, kalbimiz yasta
Bu dava kalır mı ulu divana
Sual eyleriz en yüce dosta…

Yaktılar, Sivas’ta bir ateş yaktılar
Yaktılar da seyrine baktılar
Onlar ki emsalsiz hain
Onlar ki alçaktılar…


01.07.2009
MUSTAFA CEMİL KILIÇ
<!-- / message --><!-- sig --> ...

Gönderen YOLCU, Salı, 30 Haziran 2009 23:39 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
2 TEMMUZA İLİŞKİN...

2 TEMMUZ KATLİAMININ YIL DÖNÜMÜNDE
ALEVİLİĞİN MEŞRUİYET MÜCADELESİNİN GÜNCEL YÜZÜ



İslam’daki ekolleşmelerin doğurduğu en özgün akım hiç kuşku yok ki Aleviliktir. Alevilik sözüyle elbette ki Bektaşilik, Ehlihak, Bedreddinilik vb akımları da kastediyoruz. Alevilik akımı, İslam inancının temellerine dair getirdiği özgün yorumlarla bağımsız bir teolojik yapı hüviyetini kazanarak yüzyıllar boyunca var olabilme kavgasının çevrelediği şiddetli bir meşruiyet mücadelesi veregelen destansı bir harekettir. Bu destansı mücadele günümüzde de tüm şiddetiyle sürmektedir. Ne var ki meşruiyet mücadelesi bugün için farklı bir zemine kaymış durumdadır.

Bu zemini irdelediğimizde idrakimize sunulan sosyolojik, siyasal ve dinsel atmosferi doğru tahlil etmek zorundayız.

Bu cümleden olarak Aleviliğin sosyolojik zemini noktasında şimdilik demografik verilerle iktifa edelim. Zira yazımızın asli konusu bu değildir. Alevilerin nüfusu hususunda ortaya konan veriler tahmini sayılar olmakla birlikte yine de birbirinden çok farklı miktarları içermektedir. 5 milyondan başlayıp 25 – 30 milyona kadar varan tahmini sayılar biraz da siyasi kaygıları yansıtmaktadır. Fakat tarafsız araştırmacılar ve kurumlarca belirtilen tahmini Alevi nüfusu 10 milyon civarındadır. Aslında bu çok ciddi bir sayıdır. Bu denli baskıya ve asimilasyona karşın 10 milyon gibi bir sayı, direnişin de ne denli güçlü olduğunu göstermektedir. Türkiye dışındaki Alevi orijinli topluluklar da katıldığında yaklaşık 12 – 13 milyon gibi bir Alevi nüfusundan bahsetmek mümkündür. Ancak hemen belirtelim ki bu sayılar erimemiş Alevi kitleyi yansıtmaktadır. Oysa Alevi olduğu halde eriyen toplulukları da dahil ettiğimizde Alevi nüfusunun bugün 30 milyon civarında olması muhtemeldir.

Alevilik, egemen din anlayışının temsilcileri tarafından yüzyıllar boyunca din dışı ve sapkın bir akım olarak damgalanmıştır. Günümüzde dahi bu anlayışın izleri nispeten silik de olsa sürmektedir. Ancak artık bu yaklaşım yerini başka bir tavra bırakmış görünmektedir. Günümüze değin din dışı sayılan bu akım, İslami bir akım olarak nitelenir hale gelmiştir. Ne var ki egemen din anlayışının temsilcileri Aleviliği her ne kadar artık İslami bir akım olarak tarif etseler de bu “İslamilik” aslında Alevilerin kabul edebileceği bir “İslamilik” değildir. Zira egemenlerin İslamilikten kastettikleri ile Alevilerin İslam’dan anladıkları epeyce farklıdır. Bu farklılıktır ki Alevileri meşruiyet savaşını sürdürmeye yöneltmektedir.

Alevilerin, Aleviliği meşrulaştırma mücadelelerinin günümüzdeki boyutlarını doğru idrak edebilmek için öncelikle egemen din anlayışının Aleviliği sokmak istediği kalıbı görmek lazımdır.

Egemen din anlayışının yani Sünni İslam’ın temsilcilerine göre Alevilik; tasavvufi bir oluşumdur. İslam’ın tasavvufi bir yorumudur. Geçmişteki Sünni egemenler ise Aleviliği doğrudan doğruya din dışı ve sapkın bir akım olarak görüyorlardı. Bug&u ...

Gönderen YOLCU, Pazartesi, 29 Haziran 2009 17:41 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

MEÇHUL BİR ESKİ ZAMAN İLAHI YAHUT KUĞULAR


Beni bir eski zaman ilahı yaratmış
Gözlerim bu yüzden çok yaşlıdır
Ellerim buruşuk
Beynimde karıncalar gezinse de
Fikrim hayli uyuşuk
Üstelik vatanımsa bir büyük boşluk…

Beni bir eski zaman ilahı yaratmış
Bu yüzden cüzzamlıdır kalbim
Parça parça dökülür tenim
Ve anlaşılmaz sözler söyler dilim…

Beni bir eski zaman ilahı yaratmış
Bir masal kahramanı gibiyim
Yüzyıllar öncesinde kalan
Ve yarına dair umutları solan

Bir eski zaman ilahının eseriyim ben
Denizler dibinde kırık bir taş
Yosun tutmuş değersiz kaya parçası
Güzeller görülsün diye sarmaş dolaş
Yüklenmiş üstüme çirkinliğin oncası

Beni bir eski zaman ilahı yaratmış
Hamurum yoğrulurken yarım kalmış
Melekler yorgun düşüp
Uykuya dalmış
Ondandır böyle savruluşum
Ondandır ateşsiz kavruluşum

Beni bir eski zaman ilahı yaratmış
Adını bilmediğim
Belki Hubel’dir belki Lat
Belki Uzza’dır belki Menat…
Hiçbir zaman hiçbirine
Kul olmadım heyhat !

Nice bilgeler
Nice nebiler gelip geçse de
Eskimeyen bir Tanrı’yadır kulluğum
Zira heykel değildir benim Kuğu’m…

Yaratıcısına başkaldıran bir asiyim ben aslında
Kimi Şeytan bilir beni kimi İblis
Bakmayın öyle varsıl duruşuma
Kimi zengin görür beni kimi müflis...
Velakin hakikat şu ki
Bir eski zaman ilahının eseriyim ben
Adını bilmediğim…

Belki Ayzıt’tır, belki Umay
Belki Ülgen’dir, belki Kara Kağan
Belki Jesus’tur; göklere ağan…
Hasılı beni bir eski zaman ilahı yaratmış
Burası kesin mi kesin…
Bu sırrı sakla ey insanlık
Taze ilahlar bilmesin…
<!-- / message --><!-- sig --> ...

Gönderen YOLCU, Cuma, 26 Haziran 2009 17:44 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

Sultan Ahmet Camii ve Hacı Bektaş Dergahı

Hükümetçe tertip edilen 1. Alevi Çalıştayında Alevi kurum temsilcileri ve inanç önderlerinin talepleri arasında, başta Hacı Bektaş Dergahı olmak üzere Alevi dergahlarının iadesi talebi de vardı. Bu talebe Kültür bakanımız, “ Saçmalıyorlar !” diyerek hayli sert ve mantıksız bir yanıt verdi. Hacı Bektaş Dergahı’nın tıpkı Mevlana Müzesi ve Sümela Manastırı gibi tarihi eser olduğunu, dolayısıyla bu mekanların müze olarak kalması gerektiğini ve ibadete açılmayacağını söyledi.


Oysa yaptığı kıyas on derece yanlıştı. Zira, bu kıyasta hala Alevi ibadethanelerinin camilerden daha alt düzeyde mekanlar olarak görülmesi hatası yer almaktaydı.. Sayın bakan bilmeli ki, Alevi dergahları her ne kadar adına “dergah” dense de işlev itibariyle asli yani birincil ibadethane olmak bakımından kesinlikle camilerin yahut kiliselerin düzeyce aşağısında değildirler. Açıkça ifa edelim ki, Sünniler için Sultan Ahmet Camii, Süleymaniye Camii ne ise Aleviler için de Alevi dergahları odur. Alevi dergahlarının tarihi eser ve müze olmaları nedeniyle ibadete açılmayacağını ve Alevilere verilemeyeceğini söyleyen bakana sormak isteriz:

Allah aşkına Sayın bakan, Sultanahmet ve Süleymaniye Camileri tarihi eser değil midir ? Neden onlar müze statüsünde değiller. Neden o camiler Sünnilere ait olabiliyor ve Sünni Diyanet İşleri tarafından yönetilebiliyor da Hacı Bektaş Dergahı Alevilere iade edilemiyor ? Neden Hacı Bektaş Dergahı ibadete açılamıyor ?

Tarihi eser olan Sultanahmet ve Süleymaniye camilerinde ibadet etmek haşa saçmalık olmuyor da Aleviler, Hacı Bektaş Dergahı’nı istediklerinde neden saçmalamış oluyorlar ?

Asıl saçmalık, fiilen pek çok Alevi dergahının ( Karaca Ahmet Dergahı, Şah kulu Dergahı ) şu anda Alevilerce yönetiliyor ve ibadet hizmeti verebiliyor olduğu bilindiği halde buna rıza gösteren devletin sıra Hacı Bektaş Dergahı’na gelince birden feveran etmesi değil midir ?


( Bu arada Alevilerin Şah Kulu Dergahı için devlete kira ödediklerini de anımsatalım. Camiler için de Sünnilerden devlet kira istese de neler olur acaba ? )

Asıl saçmalık, 2. Mahmut döneminde Hacı Bektaş Dergahı’na zorla yapılan camiinin ve o camiye ait minarenin mevcudiyetini sürdürüyor oluşu değil midir ?

Öğrendiğim kadarıyla Alevi Çalıştayında kimi Alevi katılımcılar, Hacı Bektaş Dergahı’ndaki minarenin yıkılmasını talep etmişler. Bence bu, son derece doğru ve yerinde bir istektir.

Bu gibi talepler cami karşıtlığı, minare karşıtlığı ve haşa Sünni karşıtlığı değildir. Kimse böyle anlamamalıdır. Zira Sünniler ve Aleviler büyük Türk ulusunun iki büyük ve kardeş unsurudurlar. Camiler Türk kültürünün en önemli eserlerinden biridir. Bir bütünün tamamlayıcısı olan iki parça gibi Aleviler ve Sünniler de birbirlerinin ayrılmaz parçasıdırlar.

Ancak şu artık görülmelidir ki, bir ...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 17 Haziran 2009 08:08 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
ABDAL MUSA SULTAN TÖRENLERİ...

 AÇIK OTURUM DUYURUSU... 
Abdal Musa Sultan Anma törenlerinde " Kaygusuz Abdal ve Abdal Musa'nın Günümüzdeki Anlamı " konulu bir açık oturum düzenlenmektedir.

Konuşmacılar:

Prof. Dr. Hüseyin Bal

Av. Şakir Keçeli

Yazar Cemal Şener

İlahiyatçı M. Cemil KILIÇ

YER: Tekke Köyü Abdal Musa Kültür Merkezi Konferans Salonu ( Elmalı / Antalya )

Tarih: 20. 06. 2009

Saat: 15:00

İlgilenenlere duyurulur...
<!-- / message --><!-- sig --> ...

Gönderen YOLCU, Pazar, 14 Haziran 2009 15:13 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

Eğitim İş Sendikası, Din Dersleri ve Alevilik…


Türkiye’de eğitim alanında örgütlü birkaç sendika mevcut. Bunların arasında laik, ulusalcı, demokratik, bilimsel ve parasız eğitimi savunan tek sendika EĞİTİM İŞ sendikasıdır. Açılımı, “Eğitim ve Bilim İş görenleri Sendikası” olan Eğitim İş, TÖS ve TÖBDER geleneğinin devamıdır. Türk eğitim camiasında sendikal mücadele anlamında Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesini sözde değil özde savunan Eğitim İş sendikası, temel anlayışını, “Irkçılığa, Gericiliğe ve Bölücülüğe Karşıyız.” sloganıyla dile getirmektedir. Eğitim İş, Irkçı değil, ulusalcı, gerici değil ilerici, bölücü değil, Türkiye’nin birlik ve bütünlüğünden yana bir eğitim sendikasıdır. Bu özellikleriyle eğitim kolundaki sendikalar arasında özel ve seçkin bir yere sahip olan Eğitim İş sendikası, Kemalist eğitimcilerin her geçen gün büyüyen ve güçlenen umut ve direnç kaynağıdır.



17 Ekim 2005 tarihinde yeniden kurulan Eğitim İş, kısa bir süre içinde yurdun dört bir yanında hızla örgütlenmiştir. Mayıs 2009 itibariyle 24 bin üye sayısına ulaşan Eğitim İş sendikası, Türk Eğitim sistemindeki sorunlara bilimsel ve makul çözümler öneren, eğitimdeki gelişmelere yön veren, laik eğitimin yılmaz ve yenilmez savunucusu öğretmen ve akademisyenlerin buluştuğu kutsal bir çatıdır. Kemalist Türk öğretmenleri hızla Eğitim İş’e üye olmaktadır. Hem Türkiye hem de dünya tarihinde bu denli kısa sürede bu denli hızla büyüyen bir başka sendikal yapı mevcut değildir.



Eğitim İş sendikasına üye bir eğitimci olarak sendikanın örgütlenme sürecinde etkin görev almış biriyim. Özellikle İstanbul ayağındaki örgütlenme ve büyüme çalışmalarını diğer yönetim kurulu arkadaşlarımla birlikte halen sürdürmekteyim.



Örgütlenme ve büyüme çalışmaları dışında eğitim sitemindeki sorunlarla ilgili olarak da çeşitli çalışmalara imza atan sendikamız, özellikle din dersleri konusunda çok önemli girişimlerin failidir. Türkiye’de ilk kez Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ders kitapları hakkında inceleme raporları yayınlayan kuruluş, Eğitim İş sendikasıdır. Bu konuda sendikal görevim icabı ve Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni olarak ders kitaplarını ilk defa 2006 yılında inceleyip basına sundum. 2007 – 2008 ve 2009’da da çalışmamızı güncelleyerek tekrar basına ulaştırdık. Başta Cumhuriyet ve Radikal gazeteleri olmak üzere pek çok gazete ve dergi raporumuzu haberleştirdi. Pek çok köşe yazarı da raporumuzu yazılarına taşıdı.



İlgili raporumuzda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ders kitaplarının bilimsel olmadığını, mezhepçi, ayrımcı ve gerici unsurlar içerdiğini örneklerle ortaya koyduk. Bu konuda pek çok televizyon programında konuk olarak yer aldım.



Yayınladığımız raporumuz ve ...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 06 Haziran 2009 11:32 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
AÇIK OTURUM ÇAĞRISI

MUSTAFA CEMİL KILIÇ OKMEYDANI CEM EVİNDE PANELE KATILIYOR

Mustafa Cemil Kılıç, 07.06.2009 Pazar günü saat 16:00’da Okmeydanı cem evinde düzenlenecek olan panele katılıyor.

Konu: Hacı Bektaş Veli ve Felsefesi

Yer: Okmeydanı Cem evi…

Tarih: 07.06.2009 Pazar…

Saat: 16:00
<!-- / message --><!-- sig --> ...

Gönderen YOLCU, Pazartesi, 01 Haziran 2009 18:22 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
SEYYİD HACI ALİ TURABİ DEDE

 

   M. CEMİL KILIÇ, S. HACI ALİ TURABİ'Yİ ANMA TÖRENLERİ İÇİN ÇANKIRI'DA...

Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Merkezinin katkılarıyla düzenlenen Seyyid Hacı Ali Turabi Dede'nin 12. anma törenleri 31 Mayıs'ta Çankırı ili Şabanözü İLÇESİ Mart KÖYÜNDE YAPILACAKTIR.

ETKİNLİK KAPSAMINDA gerçekleşecek olan panele Mustafa Cemil Kılıç da konuşmacı olarak katılacaktır.

 

...

Gönderen YOLCU, Perşembe, 28 May 2009 20:51 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR..

Alevi Çalıştayı: Entegrasyon Mu, Asimilasyon Mu ?

Hükümetin Alevi açılımı, moderatörlüğünü Prof. Dr. Necdet Subaşı’nın yapacağı Alevi Çalıştayı ile yeni bir aşamaya gelmiş bulunuyor. Bu çalıştaya davet edilen tüm Alevi kurumlarının daveti kabul ettikleri bildiriliyor. Hiçbir ayrım yapmadan tüm Alevi kurumlarının davet edilmesi isabetli bir tavırdır. Böylece, Alevi camiasındaki tüm görüşler, çalıştayda ifade edilme olanağını bulmuş olacaktır. Açıkçası bu çalıştay, Alevi meselesinin halli noktasında çok önemli bir adım olacağa benziyor. Hükümetin bu kararlı tavrını olumlu bulmamak isabetli bir tutum olmaz. Nitekim davetli tüm kurumların davete icabet edecek olmaları da çalıştay fikrinin önemsendiğini ve olumlu karşılandığını gösteriyor.

Anlaşıldığı kadarıyla, Aleviliği bir tarikat olarak görenler de orda olacak, mezhep olarak görenler de…İslam’dan ayrı bir din olarak kabul edenler de orda olacak, “İslam’ın özü “ diye tarif edenler de…

Çalıştayın bir sonraki aşamasında ise Alevilik üzerine yazan kimi akademisyen ve yazarlar davet edilecek.

İnanç önderleri, politikacılar, sanatçılar, diyanetçiler, ilahiyatçılar da katılımcılar arasında yer alacak.

Peki ne konuşulacak ?

Bu çalıştay bir teoloji çalıştayı mı olacak yoksa bir haklar çalıştayı mı ?

Katılımcılar, Alevilik konusunda teolojik bir uzlaşı mı arayacaklar ?

Yahut herkes sadece kendi görüş ve talebini mi dile getirecek ?

Yoksa bu çalıştayla birlikte Alevilik resmen farklı ekollere mi bölünecek ?

Alevilik tarikatı…

Alevilik mezhebi…

Alevilik dini…

Bu üç görüşün de artık yollarının resmen ayrılacağı bir süreç mi başlayacak ?

Hükümet hangi görüşü temel alarak bir takım açılımlar yapacak ?

Yoksa her görüşün talepleri ayrı ayrı mı karşılanacak ?

Aslında Aleviler arasında en yaygın görüş, Aleviliği bir mezhep olarak gören görüştür. Her ne kadar mezhep sözcüğü kullanılmasa da içerik itibariyle mezheple örtüşen tanımlamaları paylaşan Aleviler, çoğunluğu oluşturmaktadır.

Kendini İslam’ın özü ve tasavvufi yorumu olarak gören Alevilik mezhebi, Alevi camiasının kahir ekseriyetinin kimliğini ifade eden bir tanımlamadır.

Bu mezhep, Sünnilik ( Amelde Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli, itikatta Eş’ari ve Maturidi ) ve Şiilik ( Caferilik, Zeydilik, İsmaililik, Nusayrilik )’ten bağımsız, pek çok Şamani ve kadim Anadolu kültür özelliklerini de barındıran bir İslam mezhebidir.

Alevilik mezhebinin teolojik koordinatları bellidir:

Vahdet – i vucud düşüncesi çerçevesinde bir uluhiyet inancı…
Kırklar cemi itikadı çerçevesinde bir nübüvvet inancı…
Hazreti Ali’nin Allah’ ...

Gönderen YOLCU, Salı, 26 May 2009 22:18 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
ALEVİLERİN TÜKENİŞİ VE ALEVİ DERS KİTABI

ALEVİLERİN TÜKENİŞİ VE ALEVİ DERS KİTABI 
Alevilerin tükenişi sürüyor. Bu söze kimi Alevilerin büyük bir öfke göstereceğini bile bile yazıyorum. Evet Alevilerin tükenişi sürüyor. Aleviler için çok acıklı bir süreç yaşanıyor. Yıllar geçtikçe egemen din anlayışı daha da egemen hale geliyor. Alevi köyleri devşiriliyor. Alevi köylerine yapılan kimi camilerde Alevi kökenli Sünnileşmiş imamlar görev yapıyor. Bunların içinde dede kökenli olanlar bile var.

Buna paralel bir şekilde pek çok Alevi kökenli şahıs Alevilikten kurtuluşun yolunu arıyor. Ya Şiileşiyor yada Sünnileşiyor. Bir kısmı da dinsizliği seçiyor.

Bir de Aleviliği kendine uyduranlar var. Aslında Sünni yada Şii inancı benimsediği halde hala Aleviyim demeyi sürdürüp gerçek Aleviliğin kendi anladığı şekilde olduğunu söyleyerek sinsi bir misyonerliğe yönelmiş hayli fazla sayıda Alevi kökenli Sünni de mevcut.


Devam etmekte olan süreçten Diyanet İşleri Başkanlığı ve tüm Sünni misyonerler gayet memnunlar. Bakmayın şikayet ediyormuş gibi yaptıklarına… Cami yapılan Alevi köy sayısı hızla artıyorsa, Camiye gitmeye ve Ramazan orucu tutmaya başlayan Alevilerin sayısı çoğalıyorsa, Din Kültürü derslerinde misyoner Din Kültürü öğretmenleri ve onlara gönüllü destek veren cemaatçi öğrencilerin de katkılarıyla her gün onlarca, yüzlerce Alevi öğrencinin kafası karıştırılıyor ve Sünni ibadetlerini yapmaya teşvik ediliyorsa MEB, Diyanet İşleri ve diğer Sünni misyoner çevreler neden rahatsız olsunlar ki !

Sünni misyonerliği en büyük desteği trajik bir biçimde Alevi kökenli mühre kuşlarından görüyor. Sünni misyonerliğine katkı için kurulmuş Alevi dernek sayısı azımsanmayacak miktardadır. Sanıyorum bu konuda en hazin görüntü altı cem evi üstü cami şeklinde yapılan tuhaf yapılardır.

Eğer 2. Mahmut’tan bu yana Aleviler asimile olmasalardı Anadolu’nun en az yüzde kırkı Alevilerden oluşuyor olacaktı. Oysa günümüzde Türkiye nüfusunun sadece yüzde 10- 15 kadarı Alevi. 10 milyon civarındaki Alevi nüfus da hızla asimile olma süreci yaşıyor.

İşte böylesi bir noktada tam anlamıyla bir imdat çığlığı şeklinde nitelenebilecek bir girişime başvuruldu: Alevi ders kitabı…

Aslında Alevi ders kitabı diye anılan çalışmanın sadece Aleviliği anlatan bir çalışma olmadığı, Türkiye’deki tüm inançları birlikte anlatan fakat Aleviliğe ise mevcut ders kitabından daha fazla yer veren bir çalışma olduğu biliniyor. Hatta bu kitaplarda ( İlköğretim 4. sınıftan 12. sınıfa kadar toplam 9 kitap ) tüm din ve inançları sorgulayan, yer yer eleştirel bakış getiren, ateist düşünceyi de kısmen de olsa içeren bölümler, okuma parçaları ve düşünme egzersizleri mevcut. Kimi Alevi kurumlarının feryat ...

Gönderen YOLCU, Perşembe, 21 May 2009 20:31 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
KIZILBAŞ MÜSLÜMANLIK

"İSLAMSIZ ALEVİLİK İDDİASI VE KIZILBAŞ MÜSLÜMANLIK" KİTABI ÇIKTI.

NOKTA KİTAP YAYINLARI... MUSTAFA CEMİL KILIÇ 

KİTABIN ARKA KAPAK YAZISI...

"Kızılbaş Müslümanlar, Allah’a inanırlar. Ama onların Allah’ı bildiğiniz Allah’a benzemez… Onların peygamberi Hz. Muhammed’dir fakat Muhammed ayin – i cem eyleyip semah dönen bir Muhammed’dir Beş vakit namaz kılan değil…

Onlar Hz. Ali’yi çok severler ama sevdikleri Ali 7. yüzyılda yaşayıp giden Ebu Talip’in oğlu Ali değildir. Onların Ali’si hem Ali Bin Ebi Talip’tir hem de “ Kün” deyince on sekiz bin alemi yaratan, yarattıklarının rızıklarını veren, Arslan kılığında Muhammed’in yolunu kesen, kılıcı yetmiş arşın uzayan, hayber kalesinin kapısını şehadet parmağıyla asumana atan, hasılı bin bir donda görünen, Tanrı’nın zatına yapışıp o olan… bir Ali’dir.

Onların kitabı Kur’an’dır ama bu Kur’an “ sessiz Kur’an “ değil “ Konuşan Kur’an” dır. Ve onların bir mukaddes çalgısı vardır ki ona dahi “ Telli Kur’an” derler.

Onlar Müslüman’dırlar ama
Kızılbaş Müslüman’dırlar. Kızılbaş Müslümanlar, bildiğiniz Müslümanlara benzemez. Onların namazı, bildiğiniz namaza benzemez. Onların orucu, bildiğiniz oruca benzemez. Onların haccı, bildiğiniz hacca benzemez.

Onlar
Kızılbaş olmaktan kıvanç duyarlar. Çünkü Kızılbaş olmak onlar için bir şeref ve övünç ifadesidir.

Onlar kıblesi insan, Ali’si rahman, nutku Kur’an olanlardır…

Ve onlar, Ebussuud fetvalarıyla öldüre öldüre tüketemediğimiz kafirlerdir.

Duyulsun, görülsün ve bilinsin ki ben de onlardanım…


...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 20 May 2009 10:50 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
KIRIM TÜRKLERİ'NİN MATEM GÜNÜ (18 Mayıs 1944-2009 65.yıl)

 KIRIM TÜRKLERİ'NİN MATEM GÜNÜ (18 mayıs 1944-2009 65.yıl)
İkinci Dünya Savaşının sürdüğü dönemlerde Kırım Türklerinin acıları katlanarak çoğaldı. Savaş sonunda Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği (SSCB) Devlet Başkanı Stalin Rus olmayan milletlerin sürgün kararını müzakere edilerek karara bağlanmıştır. Stalin Kırım Türkleri’nin savaş sırasında Almanlarla işbirliği yaptığını iddia ederek top yekûn sürgüne gönderilmesini emreder. 18 Mayıs 1944 gecesi gelen emir’ in ardından 100 binin üzerinde soydaşımız katledilmiştir.

Stalin’in emri Kırım Türkleri’ne iletilir. 15 dakikada içerisinde, evlerinden hiçbir eşyayı almaksızın, bulundukları şehrin meydanında toplanmaları istenir. Evini terk etmek istemeyenler zorla götürülür. Direnenler, dipçik darbeleriyle hemen oracıkta öldürülür. Sağ kalan Kırım Türkleri hayvan taşınmasında kullanılan tren vagonlarına, âdeta istif eder gibi yerleştirildiler. İki ay süren bu zor yolculukta çok sayıda insan öldü. Ölüm sebebi susuzluk, hastalık, açlık, havasızlık, ve pislikti. İlk göç ettirilenler eşler, çocuklar ve yaşlı insanlardı; erkekler savaşa devam ettikleri için onlar daha sonra göce tabi tutulacaklardı. Dayanamayıp yolda can verenlerin gömülmesine bile izin yoktu , cesetlerini dışarı çıkartamazlar yaşayanların arasında çürürdü, ancak kısa molalarda demiryolu hattı üzerine bırakırlardı. İnsanlar havasızlıktan boğuluyor, bir çokları da akıllarını kaybediyordu.

Kırım Türkleri Ural, Sibirya, Kazakistan, Özbekistan, Orta Asya’nın binlerce kilometre içlerine naklediliyorlardı. Sürgün işlemleri tamamlanınca hayatta kalmayı başarabilenler ulaştıkları yerlerdeki kötü şartlar altındaki hayata dayanamadılar. Açlık, sıtma, verem ve diğer hastalıklar sebebiyle ilk altı ay içerisinde de yarısı ölür, kalanların ise bulundukları yerleşim alanının dışına çıkmaları yasaktır. İzinsiz çıkanların cezası yirmi beş yıl mahkumiyetti. Eğitim görmeleri engelleniyor, kültürlerini korumalarına izin verilmiyordu. Kırım şivesiyle konuşanlar, şarkı-türkü söyleyenler cezalandırılıyordu. Adeta açık hava hapishanesi şartlarında yaşamaya mahkûm edilmişlerdi.

Bütün Türkleri ayrı ayrı yerlere sürerek aralarındaki iletişimi koparıp direnişi kırıp parçalamaktı amaçları. 1956 yılına kadar bu zor koşullar altında yaşamlarını sürdürerek, ülkenin ahalisi içinde erimeyerek milli benliklerini korumayı bilmişlerdir.

Sürgünün ardından Kırım’ın Arabat bölgesinde bir köyde, 150 civarında Türk’ün unutulduğu anlaşıldığında Stalin’den gelen emir şöyleydi “Bunların işini 24 saat içerisinde bitirin !” Emir yerine getirildi: Bebek, ihtiyar ve genç... köy halkı, küçücük bir tekneye dolduruldu. Tekne, kıyıdan bir-kaç mil a&c ...

Gönderen KOÇAK, Pazartesi, 18 May 2009 18:06 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
KIZILBAŞ MÜSLÜMANLIK / MUSTAFA CEMİL KILIÇ

Alevilik ve devlet ilişkileri üzerine bugüne kadar     yazılmış en iddialı kitap!

MUSTAFA CEMİL KILIÇ'ın son kitabı basında geniş yankı uyandırıyor. Sanal dünyada çok takip edilen internet haber siteleri " İslamsız Alevilik İddiası ve kızılbaş Müslümanlık " adlı kitapla ilgili peşpeşe haberler yapıyorlar. İlgili haberlerin bir kısmını sunuyoruz:


Alevilik ve devlet ilişkileri üzerine bugüne kadar yazılmış en iddialı kitap!


Kızılbaş Müslümanlar Allah'a inanırlar. Ama onların Allah'ı bildiğiniz Allah'a benzemez… Onların peygamberi Hz. Muhammed'dir fakat Muhammed ayin-i cem eyleyip semah dönen bir Muhammed'dir; Beş vakit namaz kılan değil…

Onlar Hz. Ali'yi çok severler ama sevdikleri Ali 7. yüzyılda yaşayıp giden Ebu Talip'in oğlu Ali değildir. Onların Ali'si hem Ali Bin Ebi Talip'tir hem de 'Kün' deyince on sekiz bin alemi yaratan, yarattıklarının rızıklarını veren, Arslan kılığında Muhammed'in yolunu kesen, kılıcı yetmiş arşın uzayan, Hayber Kalesi'nin kapısını şahadet parmağıyla asumana atan, hasılı bin bir donda görünen, Tanrı'nın zatına yapışıp o olan… bir Ali'dir.

Onların kitabı Kur'an'dır ama bu Kur'an 'sessiz Kur'an' değil 'Konuşan Kur'an'dır. Ve onların bir mukaddes çalgısı vardır ki ona dahi 'Telli Kur'an' derler.

Onlar Müslüman'dırlar ama Kızılbaş Müslüman'dırlar. Kızılbaş Müslümanlar, bildiğiniz Müslümanlara benzemez. Onların namazı, bildiğiniz namaza benzemez. Onların orucu, bildiğiniz oruca benzemez. Onların haccı, bildiğiniz hacca benzemez.

Onlar Kızılbaş olmaktan kıvanç duyarlar. Çünkü Kızılbaş olmak onlar için bir şeref ve övünç ifadesidir.

Onlar; kıblesi insan, Ali'si rahman, nutku Kur'an olanlardır…

Ve onlar, Ebussuud fetvalarıyla öldüre öldüre tüketemediğimiz kafirlerdir.

Duyulsun, görülsün ve bilinsin ki ben de onlardanım…


Alevi Araştırmacı Yazar Cemal Şener'in kitaba yazdığı sunuş yazısı

Alevilik ve Asimilasyon
Aleviler, son yirmi yıldır kullanabildikleri tüm iletişim araçlarını kullanarak kendilerini yüksek sesle ifade etmeye çalıştılar. Bu ifade biçimi aynı zamanda yüzyıllardır devam eden asimilasyoncu politikalara karşı da bir duruştu.
Alevilerin kendilerini asimile eden yaklaşımlara karşı bu süreçte yanlarında olanlar da, karşılarında yer alanlar da oldu. Bu ayrım her alanda olduğu gibi Sünni kökenli olup Alevilik ve Alevilerle ilgili yazan-çizen kalem erbabı arasında da oluştu.

Türkiye’de din-devlet-toplum ilişkilerini düzenleyen kurum Diyanet İşleri Başkanlığı’dır. Alevilerden de kesilen vergilerle bütçesi oluşturulan Diyanet İşleri ...


Gönderen YOLCU, Perşembe, 14 May 2009 17:58 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
TC. BAŞBAKANINA İÇTEN TEŞEKKÜRLER...

TEŞEKKÜRLER SAYIN BAŞBAKAN... 
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a Azerbaycan Milli Meclisinde yaptığı muhteşem konuşmadan dolayı BİR TÜRK YURTTAŞI olarak içten TEŞEKKÜRLER EDİYORUM !

İzlerken inanılmaz derecede mutlu oldum. Gözlerim doldu. Azerbaycan Milletvekilleri gibi ben de ayakta alkışladım.

Namusunu hıfzetmeye
Bayrağını yükseltmeye
Cümle gençler müştaktır
Şanlı vatan, Şanlı vatan
Azerbaycan, Azerbaycan...

diyerek konuşmasını bitiren Sayın Erdoğan yüreğimize su serpti.

Umarım sayın Başbakan yabancı devletlerin baskısına boyun eğip yaptığı bu konuşmadan dönmez.

Başbakana güvenmek istiyorum.
MUSTAFA CEMİL KILIÇ
<!-- / message --><!-- sig --> ...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 13 May 2009 20:37 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
AZERBAYCAN...

 

BAŞBAKAN'IN AZERBAYCAN MECLİSİNDE YAPTIĞI KONUŞMADAN BİR BÖLÜM 

«Özümü öz evimdə, öz məclisimdə çıxış edirəmmiş kimi hiss edirəm. Bakıda mənə və heyətimə göstərdiyiniz isti münasibət bunun sübutudur. Bütün Azərbaycan xalqına təkəşşür edirəm. Biz də sizlərə Türkiyədən 71, 5 milyon qardaşlarınızın salamlarını gətirmişik. Ankaradan Bakıya, İstanbuldan Laçına, Bursadan Şirvana, İzmirdən Ağdaşa salam olsun. Türk və Azərbaycan xalqları arasında qardaşlıq gerçəkdir. Aramızda bir-birinə dəstək olmaq ruhu yaxşı gündə olduğu kimi, savaşda da davam edib. Xalqlarımız birlikdə bir yerdə savaşıb. Azərbaycanın hüriyyəti, rifahı bizim özümüzünkü qədər önəmlidir. Bizim aramızda sarsılmaz bağlar var. İnananclarımız, mədəniyyətimiz birdir. Tarix boyu eyni nağıllar, eyni musiqi, eyni oyunlar ilə böyümüşük. 1920-ci ildə Azərbaycan bolşeviklərin əlinə düşəndə Atatürkün dediyi kimi, Azərbaycanın qəmi bizi kədərimiz, xoşbəxtliyi bizim xoşbətliyimizdir. Azərbaycan respublikasının banisi Məmməd Əmin Rəsulzadənin qəbri Türkiyədədir. 

«Türkiyə Azərbaycanın istiqlaliyyətini tanıyan ilk dövlətdir. Türkiyə Azərbaycan münasibətləri o tarixdən bu günə kimi tarixi mədəni köklər üzərində daim inkişaf edib. Bu münasibətlər başqa ölkələrlə müqayisə edilməyəcək dərəcədə dərin və yaxındır. Bunu yalnız biz deyil, hamı bilir. Bu yaxınlığı heç kimin müzakirə mövzusu etməyinə icazə vermərik.  Beynəlxalq aləmdə bir-birimizin hüququnu qorumaq ölkələrimizin vəzifəsidir. Bizim aramızda fitnə-fəsada əsla yer olmamalıdır. Əgər kimsə  bizim aramızı vurmağa çalışırsa, ona biz belə deyərik: «Türkiyədə bizim əleyhimizə bir hərəkət, söz ola bilməz. Çünki biz bir-birimizə son dərəcə bağlıyıq və güvənirik».
Sadəcə 2008-ci ildə iki ölkə arasında prezident və baş nazirlər səviyyəsində 10, müxtəlif nazirlər səviyyəsində 30-a qədər qarşılıqlı səfərlər edilib. Bu da iki ölkə arasında olan münasibətlərin göstəricisidir. Özəlliklə son bir neçə ildə iqtisadi münasibətlərimiz, siyasi münasibətlərlə paralel inkişaf edir. Qarşılıqlı ticarət həcmimiz son 4 ildə  40 faiz artaraq, 2008-ci ilin sentyabr ayına kimi 2 milyard dolları keçib. Azərbaycanın qeyri-neft sektoruna ...


Gönderen YOLCU, Çarşamba, 13 May 2009 20:33 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
KIZILBAŞ MÜSLÜMANLIK

"Kızılbaş Müslümanlar, Allah’a inanırlar. Ama onların Allah’ı bildiğiniz Allah’a benzemez… Onların peygamberi Hz. Muhammed’dir fakat Muhammed ayin – i cem eyleyip semah dönen bir Muhammed’dir Beş vakit namaz kılan değil…

Onlar Hz. Ali’yi çok severler ama sevdikleri Ali 7. yüzyılda yaşayıp giden Ebu Talip’in oğlu Ali değildir. Onların Ali’si hem Ali Bin Ebi Talip’tir hem de “ Kün” deyince on sekiz bin alemi yaratan, yarattıklarının rızıklarını veren, Arslan kılığında Muhammed’in yolunu kesen, kılıcı yetmiş arşın uzayan, hayber kalesinin kapısını şehadet parmağıyla asumana atan, hasılı bin bir donda görünen, Tanrı’nın zatına yapışıp o olan… bir Ali’dir.

Onların kitabı Kur’an’dır ama bu Kur’an “ sessiz Kur’an “ değil “ Konuşan Kur’an” dır. Ve onların bir mukaddes çalgısı vardır ki ona dahi “ Telli Kur’an” derler.

Onlar Müslüman’dırlar ama
Kızılbaş Müslüman’dırlar. Kızılbaş Müslümanlar, bildiğiniz Müslümanlara benzemez. Onların namazı, bildiğiniz namaza benzemez. Onların orucu, bildiğiniz oruca benzemez. Onların haccı, bildiğiniz hacca benzemez.

Onlar
Kızılbaş olmaktan kıvanç duyarlar. Çünkü Kızılbaş olmak onlar için bir şeref ve övünç ifadesidir.

Onlar kıblesi insan, Ali’si rahman, nutku Kur’an olanlardır…

Ve onlar, Ebussuud fetvalarıyla öldüre öldüre tüketemediğimiz kafirlerdir.

Duyulsun, görülsün ve bilinsin ki ben de onlardanım…


...

Gönderen YOLCU, Salı, 12 May 2009 17:08 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR..

KIZILBAŞ

Ta küntü kenzde vakidir bidayet
Bezm- i elesti eyledim ziyaret
İşbu macerada yoktur nihayet
Levhi mahfuzda arşa yazıldım

Kün dedim de öyle oldu kainat
Zemin ve hem külli semavat
Uluhiyetten eylemem feragat
Esma – i alihede başa yazıldım


Enel hak nidası oldu da sadır
Kanım hak yolunda bibahadır
Lutfeyle de şu perdeyi kaldır
Cesedin taşıyan naşa yazıldım


Eyledim dertlere hep derman
Benden gelir bana bu ferman
Kudret lokmasın yedi lokman
Geçtim taamdan aşa yazıldım


Lafeta sırrında oldum celali
Kabe kavseynde ol cemali
Gördüm de okudum hilali
Lailahe illallah kaşa yazıldım


Ol sual – i eleste beli dedim
Cümleler hak, ben ali dedim
Çeşmim yaşın aşkın seli dedim
Geçti mevsimler kışa yazıldım

Münzü kerbela kanar bu yara
Kimi akbaş yazılmış kimi kara
Sıbga vurulmuş tüm başlara
Ben ki bir kızılbaşa yazıldım


MUSTAFA CEMİL KILIÇ
<!-- / message --><!-- sig --> ...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 09 May 2009 10:24 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ'TAN YENİ KİTAP

 

M. CEMİL KILIÇ'TAN YENİ KİTAP: " KIZILBAŞ MÜSLÜMANLIK" 

 

NOKTA KİTAP YAYINLARI: 0212 343 10 23 

KİTABIN ARKA KAPAK YAZISI ŞÖYLE:


"Kızılbaş Müslümanlar, Allah’a inanırlar. Ama onların Allah’ı bildiğiniz Allah’a benzemez… Onların peygamberi Hz. Muhammed’dir fakat Muhammed ayin – i cem eyleyip semah dönen bir Muhammed’dir Beş vakit namaz kılan değil…

Onlar Hz. Ali’yi çok severler ama sevdikleri Ali 7. yüzyılda yaşayıp giden Ebu Talip’in oğlu Ali değildir. Onların Ali’si hem Ali Bin Ebi Talip’tir hem de “ Kün” deyince on sekiz bin alemi yaratan, yarattıklarının rızıklarını veren, Arslan kılığında Muhammed’in yolunu kesen, kılıcı yetmiş arşın uzayan, hayber kalesinin kapısını şehadet parmağıyla asumana atan, hasılı bin bir donda görünen, Tanrı’nın zatına yapışıp o olan… bir Ali’dir.

Onların kitabı Kur’an’dır ama bu Kur’an “ sessiz Kur’an “ değil “ Konuşan Kur’an” dır. Ve onların bir mukaddes çalgısı vardır ki ona dahi “ Telli Kur’an” derler.

Onlar Müslüman’dırlar ama
Kızılbaş Müslüman’dırlar. Kızılbaş Müslümanlar, bildiğiniz Müslümanlara benzemez. Onların namazı, bildiğiniz namaza benzemez. Onların orucu, bildiğiniz oruca benzemez. Onların haccı, bildiğiniz hacca benzemez.

Onlar
Kızılbaş olmaktan kıvanç duyarlar. Çünkü Kızılbaş olmak onlar için bir şeref ve övünç ifadesidir.

Onlar kıblesi insan, Ali’si rahman, nutku Kur’an olanlardır…

Ve onlar, Ebussuud fetvalarıyla öldüre öldüre tüketemediğimiz kafirlerdir.

Duyulsun, görülsün ve bilinsin ki ben de onlardanım…


MUSTAFA CEMİL KILIÇ

...

Gönderen YOLCU, Cuma, 08 May 2009 06:51 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
KIZILBAŞ MÜSLÜMANLIK KİTABINA SUNUŞ YAZISI

M. CEMİL KILIÇ'IN YAKINDA ÇIKACAK OLAN " KIZILBAŞ MÜSLÜMANLIK " ADLI KİTABINA SAYIN CEMAL ŞENER'İN YAZDIĞI SUNUŞ YAZISIDIR....


Alevilik ve Asimilasyon


Aleviler, son yirmi yıldır kullanabildikleri tüm iletişim araçlarını kullanarak kendilerini yüksek sesle ifade etmeye çalıştılar. Bu ifade biçimi aynı zamanda yüzyıllardır devam eden asimilasyoncu politikalara karşı da bir duruştu.
Alevilerin kendilerini asimile eden yaklaşımlara karşı bu süreçte yanlarında olanlar da, karşılarında yer alanlar da oldu. Bu ayrım her alanda olduğu gibi Sünni kökenli olup Alevilik ve Alevilerle ilgili yazan-çizen kalem erbabı arasında da oluştu.

Türkiye’de din-devlet-toplum ilişkilerini düzenleyen kurum Diyanet İşleri Başkanlığı’dır. Alevilerden de kesilen vergilerle bütçesi oluşturulan Diyanet İşleri Başkanlığı, Alevileri asimile eden kuruluşların başında gelmektedir. Bu kurum yaklaşık 117.000 personeli, yaklaşık 100.000 camisi ve 4 katrilyonluk bütçesiyle Türkiye’de kendi anlayışı dışındaki inançlara karşı en tahammülsüz ve asimilasyoncu organizasyondur.

Elbette bu zihniyete ülkemizdeki çeşitli kişi ve kurumlarda da rastlanmaktadır. Ama bu zihniyetin ana ekseni Diyanet İşleri Başkanlığı’dır. Alevileri ve diğer inanç sahiplerinin inanç özgürlüklerine karşı olup asimilasyonculuk yapan çeşitli kişi ve gruplar da bu konudaki gıdalarını Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan almaktadırlar.
Türkiye’de Alevilerin, Şiilerin, Hristiyanların, Yahudilerin, Süryanilerin, Bahailerin inanç özgürlüklerini savunmanın yolu; Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ayrımcı, tekçi, tahakkümcü, dayatmacı ve asimilasyoncu politikalarına karşı olmaktan geçmektedir.

Son yirmi yıldır Alevilerin dışında bu konuyla ilgili yazanlar, sıra Diyanet’in asimilasyoncu politikalarını eleştirmeye gelince nedense susmaktadırlar. Halbuki bu konu da “sükut ikrardır.”

Alevilik üstüne Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde Alevilikle ilgilenen çeşitli kişiler ve son yıllarda basılan bazı kitaplar, sanki Alevilik ve Alevilere hizmet ediyormuş gibi görünüp, bazen dolaylı olarak, bazen de direkt olarak Alevileri asimilasyona devam etmektedirler. Bu asimilasyoncu tavra karşı olan Alevilere ve Alevilik üzerine yazı, kitap, v.s. yazanlaraKarşı tepki duyulmaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde verilen “Din ve Ahlak Bilgisi Dersleri” adeta Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Alevileri yok sayan ve asimile eden derslere dönmüş durumdadır. Türkiye’de okullarda din ile ilgili verilen derslerden Milli Eğitim Bakanlığı ve YÖK değil, adeta Diyanet İşleri Başkanlığı sorumlu gözükmektedir. Bu durum verilen eğitim ve öğretimde sıkıntılar yaratmaktadır.


Türkiye’de YÖK bünyesindeki üniversitelere bağlı İlahiyat Fakülteleri de bilimsel bağımsızlık anlayışı doğrultusunda birer a ...

Gönderen YOLCU, Salı, 05 May 2009 21:37 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
HÜSEYİN ADIGÜZEL YAZIYOR...

Nerimanov ve Azerbaycan’da Milli Komünizm

Rus Çarlığı 19. yy başlarından itibaren Türk halklarının yoğun olarak yaşadığı bölgeleri ele geçirdi. Doğu ve Batı Türklüğüne karşı başlatılan acımasızca saldırıların sonucunda, Doğu Türklüğü bütünüyle Rus emperyalizminin kontrolü altına girdi.

1905 yılından itibaren, bu bölgelerde yaşayan Türk halklarının aydınları, Rus emperyalizminden kurtulabilmenin çarelerini aramaya başladılar. Bu yıllarda ortaya çıkan sosyalist-komünist akımların etkisi altında ülkesinin bağımsızlığı için çalışan Türk aydınları da vardı. Molla Nur Vahidov, Mir Sultan Galiyev, Neriman Nerimanov, Turar Rızkılov gibi...

Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna doğru, Ekim 1917 Devrimi ile Çarlığı yıkan komünistlerin saflarında birçok Türk aydını yer alıyordu. Bunlar, komünistlerle işbirliği yaparak ülkelerinin bağımsız olabileceğini düşünüyorlardı. En azından, komünist felsefenin gereği olarak Rus zulmünden kurtulacaklarını ümit ediyorlardı. Çünkü, ihtilalin başı olan Lenin, “Halklar hapishanesinin kapılarını sonuna kadar açacağız. Her halk kendi kaderini kendisi tayin edecektir.” diyordu. Bu gibi sözlere inanan Türk aydınlarından birisi de Neriman Nerimanov’du.



Devrimci Azeri aydın:Nerimanov

Azerbaycan’ın büyük devlet adamlarından, yazarlarından, politikacılarından biri olan Neriman Nerimanov, 14 Nisan 1870 yılında yoksul bir ailenin çocuğu olarak Tiflis’te doğmuştur.

1879 yılında başladığı Müslüman Ruhani Okulu’nu 1885 yılında bitirmiş, temel İslami bilgileri bu okuldan almıştır. Aynı yıl Gori şehrindeki Zakafkasya öğretmen lisesine girmiş ve 1890 yılında bu okulu bitirerek Borçalı ilçesinin Kızılhacılı köyüne öğretmen olarak atanmıştır. Bu köydeki yaşam şartları Nerimanov’u derinden etkilemiş, köylüler üzerindeki ağa-molla baskısının dayanılmaz ağırlığını hissederek köylülerin yanında yer almıştır. İlk edebi eseri olan “Nadanlık” kitabını yazdığı bu köyden, ağa-molla işbirliği sonucucunda işine son verildiği için ayrılmak zorunda kalmıştır.

1891 yılında Bakü’ye gelen Nerimanov, özel bir erkek lisesinde edebiyat ve dil öğretmeni olarak çalışmaya başlamıştır. Azerbaycan’ın önde gelen aydınlarının yardımlarıyla, 1894 yılında tüm Doğu aleminde ilk defa bir halk kütüphanesi (okuma salonu) açtı. Bu salon kısa zamanda Bakü’nün ve tüm Kafkasya’nın kültür merkezi haline geldi. Burada ülkenin önde gelen ilim ve fikir adamlarının katılımıyla sosyal, siyasi ve kültürel amaçlı toplantılar yapılmış, yoksul öğrencilere yardım için tiyatro oyunları sahnelenmişti.

1895-1901 yılları arasında Neriman Nerimanov, öğretmenliğin yanısıra geniş olarak edebi, sosyal ve siyasi faaliyetler de yürütmüştür. O, bu dönemde “Dilin Belâsı” (Şamdan Bey) ...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 02 May 2009 21:14 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
YAŞASIN 1 MAYIS

YAŞASIN 1 MAYIS

   1 Mayıs Emek, Dayanışma ve Mücadele Günü, tüm emekçilere ve tüm mazlumlara kutlu olsun. Türk emekçileri, 1 Mayıs'ta alanları ulusal bayrakları ile dolduracak. Ulusal kimliğimizi yadsıyanlara, emekçi vasfımıza kör olanlara, emperyalist, kapitalist, faşist saldırılara karşı Türk Dünyasındaki tüm Türk halklarının ve tüm mazlum halkların birlik ve mücadele bayrağı yükselsin...

YAŞASIN 1 MAYIS...

YAŞASIN EMEKÇİLERİN, İŞÇİLERİN BİRLİĞİ...

YAŞASIN SOSYALİST TURAN ÜLKÜMÜZ...

 Türkçü Toplumcu Yol 

...

Gönderen YOLCU, Perşembe, 30 Nisan 2009 14:58 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
10 CAN DAHA DÜŞTÜ...

 

    10 CANIMIZ DAHA ŞEHİT DÜŞTÜ...

DÜN GÜNEYDOĞUDA 10 TÜRK ÇOCUĞU DAHA HAYATLARININ BAHARINDA TOPRAĞA DÜŞTÜ... HİÇBİR ŞEY İNSAN YAŞAMINDAN DAHA ÖNEMLİ DEĞİLDİR. TÜRK ÇOCUKLARININ KATLEDİLMESİNE SON VERMEKLE GÖREVLİ OLANLAR GÖREVLERİNİ YAPMAK ZORUNDADIRLAR.

TERÖR ÖRGÜTÜNÜN SALDIRILARI SONUCU YAŞAMLARINI YİTİREN TÜRK ÇOCUKLARINA, TANRIDAN RAHMET YÜCE TÜRK HALKINA METANET VE BAŞSAĞLIĞI DİLİYORUZ...

TÜRKÇÜ TOPLUMCU YOL

...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 29 Nisan 2009 21:40 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
YAŞASIN 1 MAYIS

 

       YAŞASIN 1 MAYIS

   1 Mayıs Emek, Dayanışma ve Mücadele Günü, tüm emekçilere ve tüm mazlumlara kutlu olsun. Türk emekçileri, 1 Mayıs'ta alanları ulusal bayrakları ile dolduracak. Ulusal kimliğimizi yadsıyanlara, emekçi vasfımıza kör olanlara, emperyalist, kapitalist, faşist saldırılara karşı Türk Dünyasındaki tüm Türk halklarının ve tüm mazlum halkların birlik ve mücadele bayrağı yükselsin...

YAŞASIN 1 MAYIS...

YAŞASIN EMEKÇİLERİN, İŞÇİLERİN BİRLİĞİ...

YAŞASIN SOSYALİST TURAN ÜLKÜMÜZ...

 Türkçü Toplumcu Yol 

 

...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 29 Nisan 2009 18:26 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
M. CEMİL KILIÇ yazıyor...

Kızıl Ülkü

Yıldırım düşüyor sessizliğin orta yerine
Çığlık çığlığa dil yanıyor
Cehennem narına değse dudakların
Ateşte yeşeren gül yanıyor

Göz bebeklerinde bir serhildan
Proleter cephede bayrak yanıyor
Sulanmış olsa da kızıl kanlarla
Müstevli elinde toprak yanıyor

Ay yıldız, orak ve çekiçle kardeş
Örs üzerinde demirden kül yanıyor
Börteçine, asinanın izinde
Gerçeğe örtülen tül yanıyor

Hazarın suyunda çimsin balalar
Odlar yurdunda gün yanıyor
Bir yula var mollanın elinde
Ahlak, iman ve din yanıyor

Tutsak düşmüş kızıl ülkümüz
Mirseyit Galioğlu Sultan yanıyor
Mazlum milletler prangalı hala
Bir kızıl sosyalist Turan yanıyor…



MUSTAFA CEMİL KILIÇ
27.04.2009
<!-- / message --><!-- sig --> ...

Gönderen YOLCU, Pazartesi, 27 Nisan 2009 21:43 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
M. CEMİL KILIÇ yazıyor...

Ah Benim Kardeşim,
SEVGİLİ AZERBAYCAN’IM…


Ah benim kardeşim… Canım, can Azerbaycan’ım ! Her karış toprağına bin selam olsun. Bakü’ye, Gence’ye, Karabağ’a, Hocalı’ya ve çırpınan Hazar’ına milyon kez kurban olmaya hazır bir yüreğim var…

Yüreğim o güzel milli marşındaki gibi “Azerbaycan! Azerbaycan!
Ey kahraman evladın şanlı vatanı!” diyerek çarpıyor…

Öyle bir yanıyor ki yüreğimiz, Ermeni katliamcılarının kurşunu bile belki bu kadar yakamazdı onu…

Sana nasıl kıydılar sevgili yurdum !

Büyük Türk dünyasının kahraman ülkesi!

Mehmet Emin Resulzadelerin, Neriman Nerimanovların, Ali Bey Hüseyinzadelerin, Ebulfeyz Elçibeylerin şanlı yurdu !

Ah benim kalbim Azerbaycan’ım!

Anadolu Türklerine değil öfken biliyorum. Öfken T.C.’yi teslim alan AKP’yedir. Zira Anadolu Türkleri seni canı gibi seviyor. Sen bizim yüreğimizin diğer yarısısın…

Ermeni ile dost olmak adına sana sırt çevirenlerden elbet bu halk bir gün hesap soracak!

Elbet, “gün gelecek, devran dönecek, AKP halka hesap verecek!”

Ve bu hesap çok ağır olacak…

Bir buçuk milyon kaçkın kardeşimin gözyaşları, işgal altındaki öz yurdum Karbağ’ın kanla sulanan toprakları, şehit düşen on binlerce Türk kardeşimin acısı asla unutulacak değil…

Gel gör ki, AKP hükümeti hem suçlu hem güçlü misali neredeyse Azerbaycan’ı suçlu ilan edecek.

Neymiş, Azerbaycan KKTC’yi neden tanımamış !

El insaf… Sen tanıdın mı ki KKTC’yi ?

Sen değil misin KKTC’yi yıkıp Rum’a teslim etmek isteyen Mehmet Ali TALAT’ı iktidara taşıyan !?

Sen değil misin “ sakın KKTC’yi tanımayın “ diye Pakistan’a, Bangladeş’e ve Azerbaycan’a baskı yapan !

Türkiye’de konferanslar veren Rauf Denktaş’a, hayasızca “ git kendi ülkende konuş “ diyen sen değil misin ?!

Şimdi hangi pişkinlikle Azerbaycan’ı suçlarsın ?!

Türkiye’de halk sana oy verince “ milli irade” diyen ama KKTC halkı UBP’ye oy verince milli iradeyi yok sayan ve UBP’yi tehdit eden sen değil misin ?

Bir de hiç hicap duymadan Azerbaycan gaz fiyatını yükselteceğini açıklayınca bunu eleştiriyorsun…

Hiç mi vicdan yok sende, hiç mi ?

Azerbaycan yıllardır bize üçte biri fiyatına veriyor o gazı !

Bize değil başka ülkelere satsa üç kat daha fazla para kazanacakken kardeşlik adına bize ucuza satıyor…

Ama sen açıkça Azerbaycan’ı sömürmek istercesine nerdeyse gazı bedava almak istiyorsun…

Çok yazık, gerçekten çok yazık.

Ey AKP, senin dostluğunu kazanmak için illa GAZZE olmak mı gerekiyor ?

İlla Arap olmak mı gerekiyor ?

Tü ...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 25 Nisan 2009 20:00 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
AZERBAYCAN DEVLET BAŞKANI

TOPRAKLARIMIZI GERİ ALACAĞIZ... 

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Bakü’de düzenlenen İslam Konferansı Teşkilatı (İKT) Zirvesi’nde “Azerbaycan, ne pahasına olursa olsun topraklarını geri alacaktır” dedi.


Ermeniye bırakmayız
Azerbaycan’ı haklı davasında destekleyen İKT’ye teşekkür eden Aliyev, barışçıl çözüm istediklerini ancak Karabağ’ın bağımsız olmasına asla izin vermeyeceklerini vurguladı.  



Karabağ’ı geri alacağız
Ermenilere meydan okuyan İlham Aliyev, “Karabağ’ın bağımsız olmasına hiçbir zaman izin vermeyeceğiz. Ne pahasına olursa olsun topraklarımızı alacağız” dedi


* Selda Öztürk KAY- Önsel ÜNAL- Bakü’den bildiriyor
Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınır pazarlığı ddevam ederken Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’den Erivan’a sert bir ültimatom verdi. Aliyev, Bakü’de düzenlenen İslam Konferansı Teşkilatı’na (İKT) üye ülkelerin güvenlik kurumları yöneticileri toplantısına katılanları kabul etti. Kabulde, Ermeni işgali altındaki Yukarı Karabağ’ın bağımsız olmasına hiçbir zaman izin vermeyeceklerini belirten Aliyev, “Azerbaycan ne pahasına olursa olsun, kendi topraklarını geri alacaktır” dedi.

Bölge için tehlike
Karabağ sorununun barışçıl yollarla çözülmesinden yana olduklarını ifade eden Aliyev, “sorunun çözümünde Ermenistan’ın yapıcı tutum sergilemesinin, müzakereler masasında uzlaşma sağlanması için iyi bir başlangıç olabileceğini” kaydetti. Karabağ sorununun sadece kendileri için değil, bölge için de tehlike oluşturduğunu belirten Aliyev, bölgenin her açıdan gelişmesi için istikrarın sağlanmasının şart olduğunu, istikrarın sağlanmasının ise doğrudan Karabağ sorununun çözümüne bağlı olduğunun altını çizdi.

Bakü’nün yanındayız
İlham Aliyev, İKT’nin Karabağ konusunda Azerbaycan’ın haklı tutumunu her zaman desteklediğini hatırlatarak, 2008 yılında BM Genel Kurulunda Azerbaycan’ın işgal altındaki topraklarındaki son durumla ilgili görüşmelerde, Azerbaycan’ın haklı tepkisinin en çok İslam ülkeleri tarafından desteklendiğini de belirtti. İKT Genel Sekreter Yardımcısı İzzet Kemal Mufti de, İKT’nin Yukarı Karabağ konusunda Bakü’nün tutumunu bundan sonra da desteklemeye devam edeceğini söyledi.

 

...

Gönderen YOLCU, Perşembe, 23 Nisan 2009 11:53 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
TTY

 

    KKTC'DE TÜRK ULUSÇULARININ ZAFERİ KUTLU OLSUN !

KKTC'DE YAPILAN SEÇİMLERDE BAĞIMSIZLIKÇI, ULUSÇU UBP VE LİDERİ SAYIN DERVİŞ EROĞLU BÜYÜK BİR ZAFER KAZANDI. TÜRKÇÜ TOPLUMCU YOL BAŞTA KKTC HALKI OLMAK ÜZERE TÜM KIBRISLI TÜRK ULUSÇULARINI KUTLUYOR.

SAYIN DERVİŞ EROĞLU'NUN ÖNDERLİĞİNDE KKTC'NİN BAYRAĞINI YÜKSELTMEYE AND İÇENLERE SELAM OLSUN!

YAŞASIN KKTC !

YAŞASIN TÜRK DÜNYASI !

...

Gönderen YOLCU, Pazartesi, 20 Nisan 2009 21:20 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

TARİHTEN GÜNÜMÜZE ALEVİ İBADETLERİ*

Alevilik, İslam orijinli inançsal bir akım olarak diğer İslami akımlardan ayrışıp özgün bir hüviyet kazanmış müstakil dinsel bir kimliktir.

Aleviliğin özgünlüğünü yada başka bir deyişle kendine özgü oluşunu temin eden en mühim nokta inançsal ritüelleridir. Dinsel terminolojide ibadet adı verilen bu ritüeller, kaynağını kimi itikadi ilkelerden almaktadır. Alevi ritüellerini dayandığı itikadi temellerden bağımsız bir biçimde ele almak, Aleviliği tanımak ve tanımlamak hususunda isabetli bir sonuç doğurmayacaktır.

Bu nedenle ibadetlerdeki itikadi arka zemin daima hatırda tutulması icap eden yaşamsal değerde unsurlar arasında yer almaktadır. Şimdi bu temel ilke çerçevesinde türlerine girmeden genel olarak “ayin – i cem”, “semah”, “matem – i muharrem” ve “hızır orucu” adı verilen uygulanma sıklığı yüksek kimi Alevi ibadetlerinin geçmişten günümüze takip ettiği seyri ele almaya çalışalım.

Katılımcıların bir kısmı tarafından her ne kadar bir “bahs - i diğer” olarak değerlendirilme olasılığı bulunsa da Sünni ve Şii zahir ehlinin diğer bir deyişle şeriat ehlinin ibadetlerine yönelik Alevi muhalefetinin Nizari İsmaililiğiyle ilgisi, üzerinde durulmaya değer bir konudur. Zira Aleviler, tıpkı Nizari İsmailileri gibi, İmamiyye Şiiliğince kabul edilen namaz, Ramazan orucu ve Mekke’ye yapılan haccı kabul etmezler. Fakat bunları yine tıpkı Nizari İsmailileri gibi batıni anlamlar yükleyerek tevil ederler.(1)

Bu benzer tutuma karşın şer’i - zahiri ibadet biçim ve anlayışına yönelik Alevi muhalefetinin kendine özgü itikadi, sosyal ve kültürel nedenleri olduğu kanısındayız.

Söz konusu muhalefetin bir nevi alternatif ibadet şekillerini savunup uyguladığını görmekteyiz. Alevi muhalefetine göre mezkur ibadet şekillerinin kaynağı İslam’dır. Hiçbir zaman İslam dışı bir kaynak savunulmuş değildir.

Bu cümleden olarak Aleviliğin en önemli ritüelleri arasında yer alan ayin – i Cem yada cem ibadetinin de kaynağı İslam’dır. Çeşitli araştırmacıların cem ibadetinin kaynağını eski İran, Sümer (2) ve kadim Anadolu kültürlerine bağlamaya çalıştıklarına tanık oluyoruz. Bir kısım araştırmacılar ise bu konuda kadim Türk kültürünü öne çıkarmaya çalışmaktadırlar. Kuşkusuz her inançsal yapıda olduğu gibi Alevilikte de kadim uygarlıkların kimi izleri bulunmaktadır. Ancak özde ve temelde Arap – Sami ve kadim Türk kültürünün izleri daha belirgin bir haldedir. Bu noktada İrani unsurları da dikkate almak gerekmektedir. Benzer bir durum Sünni ibadet biçimi olan namaz için de geçerlidir. Namazda da kadim kültürlerin güçlü izleri mevcuttur. İbrahim peygamberden beri bilinen ve uygulanan namaz ibadetinin Muhammed peygamberin vahiy kaynaklı bir icadı olmadığı noktasında Ortodoks İslam teologlarının ittifakı me ...

Gönderen YOLCU, Pazar, 19 Nisan 2009 19:17 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
BİLGİ ŞÖLENİ

 

    MUSTAFA CEMİL KILIÇ ANKARA'DA BİLGİ ŞÖLENİNE KATILIYOR

CEM VAKFI ANKARA ŞUBESİ TARAFINDAN DÜZENLENEN " TARİHTEN GÜNÜMÜZE ALEVİLİK " KONULU BİLGİ ŞÖLENİ 18 - 19 NİSAN GÜNLERİ ANKARA limak ambassador otel'  DE YAPILACAKTIR.

MUSTAFA CEMİL KILIÇ, 19 NİSAN SAAT 15:00'DA " TARİHTEN GÜNÜMÜZE ALEVİ İBADETLERİ " KONULU TEBLİĞ SUNACAKTIR.

DUYURULUR...

...

Gönderen YOLCU, Perşembe, 16 Nisan 2009 17:17 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
AZERBAYACAN MİLLİ MARŞI

 KARDEŞİMİZ AZERBAYACAN'IN MİLLİ MARŞI

  

Azerbaycan! Azerbaycan!
Ey kahraman evladın şanlı vatanı!
Senin için can vermeye hepimiz hazırız!
Senin için kan dökmeye hepimiz kâdiriz!
Üç renkli bayrağınla mutlu yaşa!
Üç renkli bayrağınla mutlu yaşa!

Binlerce can kurban oldu,
Sinen (göğsün) savaşa meydan oldu!
Hukukundan geçen asker!
Hara bir kahraman oldu!
Sen ol gülistan,
Sana her an can kurban!
Sana bin bir muhabbet
Sinemde tutmuş mekan!
Namusunu korumaya,
Bayrağını yükseltmeye,
Namusunu korumaya,
Bütün gençler muştaktır!
Şanlı Vatan! Şanlı Vatan!
Azerbaycan! Azerbaycan!
Azerbaycan! Azerbaycan!

...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 15 Nisan 2009 19:41 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR..

MÜLHİD

 

Doludizgin bir başkaldırı doğuruyor

Böyle esrik tapınmaların

Sen kimin yurdundasın ki

Duyulsun yakınmaların

 

Gözlerine egemen değil

Bakışlarındaki fer

Daha sövülecek putlar var

Bu senin ibadetinmiş meğer

 

Vur göğsüne kutsallığın

Yıkılsın bütün mabetler

Beyazın günahını

Taşıyamaz melekler

 

Bir şehevi serüvene

Sıkıştırılmış yaşamlar sürüsü

Kolay teslim olmaz aklımdaki terörist

Bu bir bilgelik öngörüsü

 

Lafzına gizlenmiş ayetler

Mülhid hafızlarınla hıfzedilir

Bir yığın mukaddes kelam


Gönderen YOLCU, Salı, 14 Nisan 2009 21:33 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ

MUSTAFA CEMİL KILIÇ TARAFINDAN TESPİT EDİLEN SKANDAL: 
MEB’e Göre Semah Bir “Oyun”muş ! 

Milli Eğitim Bakanlığı Alevileri dışlayıcı ve aşağılayıcı uygulamalarına devam ediyor. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ders kitaplarına Alevilik ile ilgili konular da konulduğunu savunan MEB’in bu hususta bir skandala dönüşen uygulamaları her geçen gün daha da net bir biçimde görülüyor.

12. Sınıf ders kitabında Alevileri beş vakit namaza, ramazan orucuna, cihada ve Kabe’ye hacca çağıran yani Sünnileşmeye davet eden MEB, Alevilerin en temel ibadetleri arasında yer alan Semahı da aşağılayıcı bir şekilde tanımladı.

Ders kitabının sözlük kısmında semah şöyle tarif edildi:

“ Alevi ve Bektaşi topluluklarında yaygın olan ve müzik eşliğinde uygulanan tören nitelikli oyun.” ( s. 121)

Semahı “oyun “ şeklinde tanımlayan MEB, bu yolla bir skandala daha imza atmış oldu.

Peki oyun nedir ?

Oyunun ne olduğunu elbetteki herkes biliyor ama biz yine de Türk Dil Kurumu sözlüğünde sözcüğün nasıl tanımlandığını sunarak bu nitelemenin ne denli aşağılayıcı olduğunu daha da netleştirmiş olalım:

1 .     Yetenek ve zekâ geliştirici, belli kuralları olan, iyi vakit geçirmeye yarayan eğlence:
       "Tenis, tavla, dama, çelik çomak, bale oyundur."- .
2 . ...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 11 Nisan 2009 16:24 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
M. CEMİL KILIÇ yazıyor...

AZERBAYCAN’A İHANET


Ülkesinin yüzde 25’i Ermeni işgali altında bulunan ve yaklaşık 1 buçuk milyon vatandaşı yaklaşık on beş yıldır kaçkın ( göçmen ) olarak yaşayan Azerbaycanlı kardeşlerimize, adı Türkiye olan fakat her geçen yıl Türklükten uzaklaşan devletimiz, kelimenin tam anlamıyla ihanet ediyor.

Dili, dini, soyu, kanı bir kardeşlerimiz olan Azeri Türkleri, Türkiye’ye karşı büyük bir hüzün duygusu içindeler. Zira; Türkiye, Ermenistan ile olan sınırını açmaya ve diplomatik ilişki kurmaya karar verdi. Oysa Ermenistan hem Azerbaycan Türklerine karşı hem de Türkiye Türklerine karşı son derece düşmanca davranıyor. Hem Türkiye’nin hem de Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü tanımıyor. Anayasasında zımnen de olsa Türkiye’den toprak talep eden bir ülke olan Ermenistan’a karşı Türkiye’nin bu teslimiyetçi siyaseti hangi saiklerden doğan bir acziyettir. Bu nasıl bir komplekstir ?

Ermeni soykırım savlarına karşı mücadelede beceriksiz ve yetersiz politikaların ülkemizi götürdüğü sonuç son derece hazindir. İşlemediğimiz bir suçtan dolayı utandırılmak ve cezalandırılmak isteniyoruz.

Arkasına batı desteğini alan Ermeni devleti, Türklüğü dünya nezdinde mahkum ettirmek istiyor. Kuşkusuz Türklerin de geçmişinde yüz kızartıcı hadiseler var. Fakat Ermeni meselesinde yaşanan trajedinin tek sorumlusunun Türkler olmadığı tarihsel bir gerçektir. 1915 olaylarında yaşanan acıların en büyük müsebbiplerinin başında o dönemdeki Ermeni örgütleri gelmektedir. Bağımsızlık sevdasıyla vatandaşı oldukları devlete isyan eden Ermeniler, tehcirle yüz yüze gelmişlerdir. Ama hiçbir zaman Ermeniler için bir yok etme planı söz konusu olmamıştır. Üstelik Ermeniler, on binlerce Türkü de hunharca katletmişlerdir. Ermenilerin işlediği son cinayetin coğrafyası da halen kanayan bir yara olan KARABAĞ’dır. 17 yıl önce (1992’de ) Karabağ’da Hocalı katliamıyla yüzlerce Azeri Türk’ü canice öldürülmüştür.

Buna karşın Ermeni soykırım savları karşısında tek suçlu olarak Türkiye’yi görme ve gösterme çabası karşısında ulusumuzu savunmak her Türk için doğal ve haklı bir reflekstir.

En önemli vasfı bize göre Türk devleti olma özelliği olan Türkiye Cumhuriyeti’nin yöneticilerinin Ermenilerle olan münasebetlerde Türklüğün çıkarlarını korumak noktasında acziyete düştükleri görülmektedir. Yaşanan son olay da göstermektedir ki, hükümet Azerbaycanlı kardeşlerimizi üzmek, kırmak, incitmek pahasına Ermeni şantajına boyun eğecektir.

Bu noktada Azerbaycan’da büyük bir teessürün oluştuğu aşikardır. Azerbaycan devleti, sivil toplum örgütleri, muhalif partileri ve Azerbaycan basını ayaktadır. Tepkileri T.C. hükümetinedir. Azerbaycan’dan yükselen sesi duyuyorum ...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 08 Nisan 2009 19:50 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
TÜRK BİRLİĞİNE DARBE

 KARDEŞİMİZ AZERBAYCAN'DAN SON UYARI 

AKP’nin Ermeniye sınır harekatı, Azerbaycan’ı hem kırdı hem kızdırdı. Cumhurbaşkanı Aliyev Bakü’de üst düzey yetkililerle bir araya gelerek durum değerlendirmesi yaptı.


Emrivaki kabul etmeyiz!
Ankara’ya sert bir mesaj gönderen Aliyev, emrivakiye boyun eğmeyeceklerinin altını çizdi: Bağımsız siyaset yürütürüz. Bu siyaset de milli çıkarlarımızın korunmasını esas alır.  



“AKP’ye direnin!”
* Ermeni sınırını açmanın Türk dünyasını tehlikeye atacağını yazan Azerbaycan basını, AKP’ye karşı direniş çağrısı yaptı.


Sınır için ne değişti?
* Azeri Türk Kadınlar Birliği Başkanı Tenzile Rüstemhanlı, Azerbaycan’ın yok sayılmasını, bu soruyla eleştirdi.  



Aliyev resti çekti
Bakü’de üst düzey yetkililerle bir araya gelen İlham Aliyev, üstü kapalı olarak Ankara’ya mesaj
gönderdi: Milli çıkarlarımız doğrultusunda bağımsız siyaset izliyoruz. Değişen politikalara karşı
biz de değişeceğiz


Haber: Selda Öztürk KAY
Türkiye-Ermenistan sınırının açılacağı iddialarına kızıp, İstanbul’daki Medeniyetler İttifakı toplantısına katılmayan Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Ankara’ya çok sert mesajlar gönderdi. Bakanlar ve üst düzey yetkililerin katılımıyla yapılan danışma toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Karabağ sorununa vurgu yaptı.

Milli çıkarlarımız esas
“Azerbaycan halkı ve devleti bu işgali (Ermenistan’ın) etnik temizlik siyasetini ve geçici toprak kaybını hiçbir zaman kabul etmeyecektir” diyen Aliyev, barışçı çözümü amaçlayan müzakere sürecinde her zaman yapıcı tutum sergilediklerini, Ermenistan’ın da yapıcı olması gerektiğini vurguladı. Ülkesinin bağımsız siyaset yürüttüğünü, bu siyasetin milli çıkarlar üzerine kurulduğunu kaydeden İlham  Aliyev, “Milli çıkarlarımızın korunması, bizim için önceliktir. Bu siyaset bundan sonra da devam ettirilecektir” şeklinde konuştu.

Türkiye’ye karışmayız
Obama’nın TBMM’deki sözleri ve İstanbul’da Türk ve Ermenistan Dışişleri Bakanları ile görüşmesine de değinen Aliyev,  “Hiçbir devletin içişlerine karışmıyoruz. Bölgede değişen politikaya göre biz de değişeceğiz” dedi. Aliyev şöyle devam etti: “Başka ülkeler arasındaki karşılıklı ilişkilere Azerbaycan müdahale etmedi ve etmeyecektir. Ancak bununla birlikte kendi politikasını bölgede oluşan ya da oluşabilecek yeni durumlara uygun şekilde yürütmek bizim doğal hakkımız ve biz bu hakkımızdan istenilen şekilde istifade edeceğiz.”


Gönderen YOLCU, Çarşamba, 08 Nisan 2009 07:29 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
CHP'Yİ PARÇALAMA OPERASYONU

CHP’yi ‘parçalama’ operasyonu

29 Mart yerel seçimlerinin resmi sonuçları henüz netleşmiş değil. Birçok il ve ilçede itirazlar var. İl ve İlçe Seçim Kurulları bu itirazları değerlendiriyor, oyları sayıyor. Gerek görülen yerlerde ise “yeniden seçim yapılması” kararı alınıyor.

Bu süreç, ne yazık ki; AKP’nin baskı ve zorlamaları yüzünden sağlıklı yürümüyor. İl ve İlçe Seçim Kurulları’na baskı yapan AKP’liler, ‘’millet iradesi’’nin tecelli etmesine izin vermek istemiyor. Bakanlar, milletvekilleri, parti yöneticileri, seçim kurulları üzerinde baskı kuruyor.

Tüm bunlar ‘’doğal sürecinde’’ devam ederken, bir baskı da CHP üzerinde kurulmak isteniyor. Başını Ciner Grubu’nun çektiği medya organları, CHP’nin sandıktan oylarını yükselterek çıkmasından memnun olmadığını belli ediyor. Ciner Grubu’nun tüm yayın organları, ‘’CHP deniz partisi oldu” diyor. Bu başlıklarla, CHP’nin aldığı oylar küçümseniyor. CHP’nin sadece “sahil kesimleri”nde oy alabildiğine vurgu yapılıyor. Böylece AKP ağzıyla konuşuluyor ve “İktidarın alternatifi yok” mesajı verilmeye çalışılıyor. Oysa ki; seçimi doğru okumak isteyen bir yayın organı, bu tespit yerine, “AKP erimeye başladı, AKP İç Anadolu’ya sıkıştı” demeliydi.

Ciner Grubu’nun CHP’ye ilişkin yayınları bunlarla sınırlı değil. Ciner Grubu, seçim öncesi de Türkiye’de adı sanı duyulmamış bir anket şirketinin nerede yapıldığı belli olmayan anketlerini günlerce yayımladı. ABD’de sadece “gıda firmaları” için anket yapan bir kuruluş olan İPSOS’un Türkiye Temsilciliği’ni alan kişileri ekrana çıkartarak “CHP 20 puan geride” tezini işleyen Habertürk TV, bununla da yetinmedi. Buna benzer yayınlar sık sık tekrarlandı. CHP, İstanbul’da önce 11 puan, ardından ise 20 puan geride gösterildi. Benzer uygulamalar Ankara için de yapıldı. CHP’ye yakın tek bir kişinin bile konuşturulmadığı programlarda, “AKP’nin patlama yapacağı”nın altı çizildi. Böylece seçmene ‘’ayar’’ verilmeye çalışıldı.

Habertürk’ün ‘’faaliyetleri’’ bununla da bitmedi. “Yandaş medya” olma yolunda hızla ilerleyen Habertürk TV, seçim gecesi de CHP’yi sürekli olarak 20 puan geride gösterdi. Bu yayınlar öyle bir hal aldı ki; CHP İstanbul eski İl Başkanı Gürsel Tekin canlı yayına çıkmak ve “Arkadaşlar sandıkları sakın terk etmeyin” demek zorunda kaldı. Çünkü; Habertürk’ten yayılan bilgi, sandık başında duran CHP’lileri demoralize etti. Birçok görevli, “Bu iş bitti, yenildik” psikolojisine kapıldı ve sandıkları bırakarak gitmek istedi. Tekin’in canlı yayına çıkıp örgütü yeniden motive etmesiyle, Habertürk’ün yayınlarının etkisi azaltıldı. Görevliler, sandıklara daha çok sahip çıktı.

Hab ...


Gönderen YOLCU, Salı, 07 Nisan 2009 20:55 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR..

  KAFİRE DOKUNMAZ TANRI'NIN ATEŞİ... 

Sessiz bir çıldırmışlıkla
Ve devingen çaresizlikler boyunca
Gırtlağına çarpan bir yumruktur
Cebrail'in fısıldadığı masumiyet...

Ve sen;
Tanrı'dan olma
Şeytan'dan doğma özürlü bir çocuk gibisin
Çirkin bir zifafın ardından
Fışkırdın asli günahınla
Kanla karılmış bir çamurdan


Öyleyse,
Çekip git sevgili yüreğim, aşkın ateşine yana yana
Sakın boyun eğme kangren vedalara
Sen, sevgisi rehin düşmüş bir mecnunsun
Gözlerin bir sürgün diyarının mahpushanesidir

Demir parmaklığın arkasında bekleşir
Yelesi süzgün kısrak bir tay…
Sen uzanıp boynuna
Kokla dağ kokulu yaralı tutsağının perişan saçlarını
Kokla zira;
Bu senin kelepçede bulduğun hürriyetindir
Kutsanmış günahların
Necip zürriyetindir…

Kim çözebilir ki bu girift bilmeceyi
Kim sevebilir seni kim
Keskin bir bıçağın bileğilenmiş ağzından başka
Kim öper kurumuş dudaklarını
Kenarı kırık jilet gibidir zehirli dişleri
Dişi şehvetin fesadına boyun eğer cennet
Ve cehennem ejderhanın soğuk nefesidir
Unutma, kafire dokunmaz Tanrı’nın ateşi…

...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 04 Nisan 2009 22:15 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR..

   İnadına Değil, Bilinçle Baykal ! 

 

29 Mart seçimleri, CHP ve onun genel başkanı Sayın Deniz Baykal’ın büyük bir başarısıyla sonuçlanmıştır. CHP 22 Temmuz 2007’de DSP ile birlikte aldığı yüzde 20.8 oy oranını bu sefer tek başına 23. 2’ye taşımıştır. DSP’nin yaklaşık yüzde 3 civarında olduğu sanılan oy oranı çıkarıldığında gerçekte CHP’deki yükseliş yüzde 5.5 civarındadır. Bu başarı CHP’nin tüm kadrolarına aittir. Ama kanımca bu başarıdaki en büyük pay Sayın Deniz Baykal’ındır.

 

Sayın Baykal, büyük bir liderlikle İstanbul’da Kılıçdaroğlu’nu, Ankara’da Karayalçın’ı aday göstererek partisine inanılmaz bir devinim kazandırmıştır.  Sadece İstanbul ve Ankara’da değil, hemen hemen tüm Türkiye’de isabetli aday tercihleriyle kendisine ve partisine yönelik ağır ve haksız eleştirilere de gereken yanıtı vermiştir.

 

Buna karşın hala Sayın Baykal’ı eleştirenler kanımca vahim bir hatanın failidirler. Politik atmosfer açısından bakıldığında CHP ve Sayın Baykal’ın aslında olağanüstü bir başarıya imza attığı görülecektir.

 

CHP’deki 5.5 puanlık yükseliş çok anlamlıdır. Zira bu yükseliş, ABD ve AB’ye rağmen bir yükseliştir. Bu yükseliş, yüzlerce tarikat ve cemaate karşı bir yükseliştir. Bu yükseliş, medyanın yüzde 40’ını ele geçiren “ yandaş medya”ya rağmen bir yükseliştir.

 

Bu yükseliş, kendini liberal olarak tanımlayan aydıncıkların Kemalizm düşmanlığıyla körelerek ümmetçi gidişe kol kanat vermelerine rağmen gerçekleşen bir yükseliştir.

 

Hatta bu yükseliş, işbirlikçi sözde solculara, iflah olmaz Baykal karşıtlarına ve siyasi mevcudiyetini Baykal’ın başarısızlığına endeksleyenlere rağmen bir yükseliştir.

 


Gönderen YOLCU, Perşembe, 02 Nisan 2009 23:22 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
M. CEMİL KILIÇ

HOŞGELDİN KAFİRLER YURDUNA

Senin aklın ermez bu sırra dedi bir bilge kurt
Senin yüreğine sığmaz dedi bu metruk yurt
Senin düşlerin düşse de bir gayya kuyusuna
Yeşerir yeniden dedi cehennem narında…
Senin ülkülerin levh - i mahfuz diyarında !
Ve çıktığın bu sefer
Bir sefer – i miraç ayarında !

Fecre değin uyuyan karanlığın içinde
Bir yıldızın gözleri kamaşıyor
Acep çoğalır mı ışığımız seherle birlikte
Yoksa bu kamaşma bir deli serap mıdır ?

Sinesi kanlı,
Ah dedi, yüreği kurşunlanmış bir çocuk
Eyvah dedi ve büyüdü gözleri boncuk boncuk
Dermeyecek ellerim bir daha
Ne bir çiçek ne bir tomurcuk

Lakin bu nasıl bir tenakuz ki,
Siyahta sırrolmuş beyazın günahkarlığı
Ufuklar kadar geniş bir nefes darlığı
Acep Azrail’e gönderilen bir ferman mıdır?
Acep içinde duran maraz bir güman mıdır ?
Acep dert sandığın hakiki derman mıdır ?

Bir Tanrı gizlenmiş bu kadim öykümüze
Ne umay tanır onu, ne ayzıt, ne ülgen…
Çıldırmış bir şaman olmalı ki göstersin
İnan ki sen de kul olmak istersin!

Hoş geldin kafirler yurduna, küfre mümin olan serseri
Düşe kalka sürünür, kan revan içinde her yeri
Ellerinde mavzer izi
Siner koyak koyak çeteleşerek
Ve hatta halkın mahremine yerleşerek
Yıkar gerçeğin saltanatını
Bir şizofren hayale bağlanır gider

Acep ölmüş olabilir mi Mesihimiz ?
Acep kutsanmayacak mı isyanlarımız ?

Hüsrana gizlenen utkulardan
Kalbimiz bir sevinç devşirir mi acep ?
Acep yine atar mı nabzımız delice !
Acep güler mi dudaklarımız sinsice !
Acep…
Acep…

...

Gönderen YOLCU, Salı, 31 Mart 2009 21:32 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
M. CEMİL KILIÇ

Cehennemden Kalma Kül Kokusu

Metruk bir binanın loş ışığında
Uçuşan kelebekler gibidir içindeki endişe
Bilsen de öpecek alnından adresi belli bir kurşun
Manialar bulamazsın bu serseri gidişe

Hüznünden sevinçler devşirecek sımsıkı başlar
Alev alev tekbirlerle itileceksin uçurumdan
Hoşnut etmek için eski zaman ilahını
Mukaddes bir cinayet çıkaracaklar hamurundan

Ateşe doğru uzanıyor ellerin
Parmaklarında cehennemden kalma kül kokusu var
Sen haykırıp çınlatsan da dağları beyhude
Karşında bir meşum yobazlar ordusu var

Aslında tüm cinayetlerin sorumlusu sensin
Sensin Habil’i öldüren
Senin yüzünden atıldı Yusuf kuyuya
Senin yüzünden gerildi İsa çarmıha
Sensin isyan ettiren iblisi Allah’a

Taif’te son resule saldıran çocukların ellerine
Taşları tutuşturan da sensin
Masumiyetin katline ferman yazıp
Günahı günahkarla buluşturan da sensin

Bil ki hiç kimse hak etmedi senin kadar ölümü
Dar ağaçları, giyotinler, yağlı urganlar
Yetmez yok etmeye yaydığın zulumü
O zehir dolu beynin ancak kurşundan anlar

Mühletin dolduğunda soluğun kesilecek
Emin ol hamd edecek sahte müminler mevtine
Ve lakin fevc fevc taşınarak naş – ı azimin
Gireceksin hakiki muvahhidler beytine…

...

Gönderen YOLCU, Salı, 31 Mart 2009 21:27 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
chp zeferi !

 

    SEÇİM ZAFERİ CHP VE MHP'NİN !

CHP, belediye balkanlığı seçiminde yüzde 28, il genel meclisi seçiminde ise yüzde 23, 5 oranında oy alarak büyük bir yükseliş gerçekleştirdi.

22 temmuzda CHP oy oranı yüzde 20 idi.

MHP de bu seçimde yaklaşık 2 puanlık bir yükseliş gerçekleştirdi.

İKTİDAR PARTİSİ AKP İSE büyük bir yenilgi aldı. Yaklaşık yüzde 8 civarında oy kaybına uğradı.

AKP yüzde 47'den 39'a düştü...

Ve Türk ulusu " tek parti rejimine " güçlü bir şekilde HAYIR ! dedi.

Yaşasın Türk Ulusu !

 

 

 

...

Gönderen YOLCU, Pazar, 29 Mart 2009 22:40 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
OYUMUZ...

 

OYUMUZ, ESKİŞEHİR VE ORDU'DA DSP'YE, ADANA'DA MHP'YE DİĞER TÜM İLLERDE Cumhuriyet Halk Partisi'NEDİR.

 Cumhuriyet Halk Partili adayları destekliyoruz...

  Adana'da MHP adayını destekliyoruz...

 Eskişehir ve Ordu'da DSP adaylarını destekliyoruz...

  TÜRKÇÜ TOPLUMCU YOLCULAR

 

...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 28 Mart 2009 20:55 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

   ALEVİLİKTE AHİRET İNANCI 
İnsanın ölümsüzlük arzusu tüm din ve inançlara damgasını vurmuştur. Özellikle uzak doğu dinleri bu arzuya reenkarnasyon inancıyla yanıt verirken Sami dinleri yani Musevilik, Hristiyanlık ve İslamlıkta ise ahiret inancı öne çıkmıştır. Ahiret inancının Musevilikte net bir inanç olmadığına dair tartışmalar mevcutsa da son tahlilde Museviliğin de bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiği düşüncesindeyiz.

Musevilikteki ahiret inancına daha sonra değineceğiz. Önce uzak doğu dinlerindeki reenkarnasyon unsurunu ele almak istiyoruz.

Tenasüh veya Reenkarnasyon; yeniden bedenlenme veya ruh göçü, ruh sıçraması, ruhun bir cisimden ötekine, bazen de insandan hayvana ve hayvandan insana geçmesi inancıdır.

Hinduizm’de Ruh Göçü

Ruh göçü Hinduizm’in temel inançlarındandır. Hindistan’ın diğer geleneksel dini sayılan Jainizm’de de ruh göçü inancı vardır. Bu dinlerdeki ruh göçü kavramı Türkçe’de tenasüh olarak bilinir.

Reenkarnasyon ve tenasüh kavramları, aynı ilkeleri içerdikleri sanılarak birbirleriyle sık sık karıştırılmaktadır. Oysa bu iki kavram arasında kimi farklılıklar bulunmaktadır.

Bu temel farklar şöyle açıklanır:

Tenasüh inanışında ruhların sürekli olarak tekrar bedenlenmesi ilkesi bulunmakla birlikte, deneysel spiritüalizmin reenkarnasyon kavramındaki ruhsal tekamül ilkesi bulunmaz. Oysa reenkarnasyon kavramında ruhsal tekamül ilkesi vardır; yani ruhların dünyada bedenlenmeleri, tekamülleri içindir.

Tenasüh inanışı, ruhların dünyaya gelip gitmelerini ceza ve ödül ikilisine dayandırır. Deneysel ruhçuların reenkarnasyon kavramında ise varlığın cezalandırılması veya ödüllendirilmesi gibi şeyler söz konusu değildir. Reenkarnasyonculuğa göre; dünya yaşamı, yapılmış hataların intikamının alınması için oluşturulmuş olamaz. Kısaca, insan dünyaya bir önceki yaşamında neden başarılı olamadığının hesabını vermek için değil, gelişmek için gelir. Bir insan ruhunun bir sonraki yaşamında dünyaya geleceği beden, onun tekamül gereksinimlerine ve nedensellik kuralına göre belirlenir.

Tenasüh inanışına göre, bir insan ruhu, ceza aldığı takdirde bir sonraki bedenlenmesinde dünyaya bir hayvan bedeninde gelebilir. Reenkarnasyon kavramına göreyse tekamülde geri dönüş, yani gerileme yoktur; zaten bir hayvan bedeni bir insan ruhunun gelişim gereksinimleri için yeterli olamaz.

Aralarındaki kimi farklara karşın reenkarnasyon ve tenasüh yeniden bedenlenme ve yeniden doğuş ilkeleri çerçevesinde yine de birlikte değerlendirilebilir.

Felsefi bir akım olan ruhçulukla ilintilendirilmekte olan reenkarnasyonun deneysel ruhçuluk denilen cereyan ile de sistemleşmiş olduğu kabul edilmektedir. Deneysel ruhçuluk, Platon ve Pisagor gibi filozofl ...

Gönderen YOLCU, Cuma, 27 Mart 2009 20:40 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUHSİN YAZICIOĞLU VEFAT ETTİ...

 

MUHSİN YAZICIOĞLU YAŞAMINI YİTİRDİ

BBP GENELBAŞKANI MUHSİN YAZICIOĞLU HELİKOPTER KAZASI SONUCU YAŞAMINI YİTİRDİ. MERHUMA TANRI'DAN RAHMET, SEVENLERİNE VE KEDERLİ AİLESİNE BAŞSAĞLIĞI DİLERİZ..

...

Gönderen YOLCU, Cuma, 27 Mart 2009 15:37 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
GEÇMİŞ OLSUN...

  MUHSİN YAZICIOĞLU HALA BULUNAMADI... 

Türk Milliyetçiliği düşüncesine dini unsurları temel alarak başka türlü bir yaklaşım getirmeye çalışan ve bu fikrini BBP ile siyasi hayata taşıyan Sayın Muhsin YAZICIOĞLU’na uğradığı kaza nedeniyle geçmiş olsun diyor, sağ salim kurtulmasını temenni ediyoruz.


MUSTAFA CEMİL KILIÇ VE ARKADAŞLARI

...

Gönderen YOLCU, Cuma, 27 Mart 2009 10:33 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ

KAMAŞMA

Senin aklın ermez bu sırra dedi bir bilge kurt
Senin yüreğine sığmaz dedi bu metruk yurt
Senin düşlerin düşse de bir gayya kuyusuna
Yeşerir yeniden dedi cehennem narında…
Senin ülkülerin levh - i mahfuz diyarında !
Ve çıktığın bu sefer
Bir sefer – i miraç ayarında !

Fecre değin uyuyan karanlığın içinde
Bir yıldızın gözleri kamaşıyor
Acep çoğalır mı ışığımız seherle birlikte
Yoksa bu kamaşma bir deli serap mıdır ?

Sinesi kanlı,
Ah dedi, yüreği kurşunlanmış bir çocuk
Eyvah dedi ve büyüdü gözleri boncuk boncuk
Dermeyecek ellerim bir daha
Ne bir çiçek ne bir tomurcuk

Lakin bu nasıl bir tenakuz ki,
Siyahta sırrolmuş beyazın günahkarlığı
Ufuklar kadar geniş bir nefes darlığı
Acep Azrail’e gönderilen bir ferman mıdır?
Acep içinde duran maraz bir güman mıdır ?
Acep dert sandığın hakiki derman mıdır ?

Bir Tanrı gizlenmiş bu kadim öykümüze
Ne umay tanır onu, ne ayzıt, ne ülgen…
Çıldırmış bir şaman olmalı ki göstersin
İnan ki sen de kul olmak istersin!

Hoş geldin kafirler yurduna, küfre mümin olan serseri
Düşe kalka sürünür, kan revan içinde her yeri
Ellerinde mavzer izi
Siner koyak koyak çeteleşerek
Ve hatta halkın mahremine yerleşerek
Yıkar gerçeğin saltanatını
Bir şizofren hayale bağlanır gider

Acep ölmüş olabilir mi Mesihimiz ?
Acep kutsanmayacak mı isyanlarımız ?

Hüsrana gizlenen utkulardan
Kalbimiz bir sevinç devşirir mi acep ?
Acep yine atar mı nabzımız delice !
Acep güler mi dudaklarımız sinsice !
Acep…
Acep…


M. CEMİL KILIÇ
24.03.2009
<!-- / message --><!-- edit note --> ...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 25 Mart 2009 15:19 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

KEMAL KILIÇDAROĞLU

Kemal Kılıçdaroğlu, sol siyaset için yeni ve zinde bir umut haline geldi. Sol seçmenin yaşadığı sıra dışı heyecan bu umudun bir dışa vurumudur.

Dürüst, ilkeli, yurtsever ve sosyal adaletçi kimliğiyle Kılıçdaroğlu’nun daha uzun yıllar boyunca Türk siyasetine damga vuracağı anlaşılıyor.

Hangi siyasi çizgiye mensup olursa olsun bütün Türk halkı için önemli bir değere dönüşen Kılıçdaroğlu, hemen hemen her kesimden oy alabilen bir duruşa sahip…

Hem DTP seçmeninden hem de MHP’lilerden oy alacağı kesin olan Kılıçdaroğlu bunu nasıl başarıyor ?

Görebildiğimiz kadarıyla MHP’lilerin önemli bir kesimi AKP’ye duydukları antipati nedeniyle Kılıçdaroğlu’na yöneliyor. Bu noktada üzerinde durulması gereken önemli bir unsur var:

MHP’liler dahil hemen hiç kimse onun hakkında Kürtçülük, Zazacılık, Alevicilik gibi bir suçlamaya cüret bile edemiyor. Zira Kılıçdaroğlu’nun bu konudaki sicili tam bir Atatürkçü’ye yakışır şekilde tertemiz.

Özellikle Ankara seçimlerinde Melih Gökçek tarafından önemli bir argüman olarak kullanılmaya çalışılan “ Karayalçın’ın DTP üzerinden PKK işbirlikçisi “ olduğu iddiası düşünüldüğünde geçmişi didik didik edilen Kılıçdaroğlu’nun sicilinin temizliği, özellikle AKP olmak üzere rakiplerini çıldırtacak düzeyde net ve berrak…

Yeri gelmişken kimi yanlış anlaşılmalara mahal vermemek için belirtmekte fayda gördüğümüz bir inancımızı izhar edelim:


Sayın Murat Karayalçın için yapılan yakıştırma kesinlikle insafsız ve haksız bir yakıştırmadır. Sayın Karayalçın’ın yurtsever, Atatürkçü ve ulusal bütünlükçü kimliğinden kuşku duymak siyasi bir sapkınlıktır. Siyasal geçmişinde kimi hatalar yapsa da gelinen noktada Sayın Karayalçın, Ankaralı seçmen için olduğu kadar tüm Türk seçmeni için de önemli bir siyasal kişiliktir.

Tekrar Kılıçdaroğlu’na dönecek olursak gördüğümüz şudur ki, kendisi daha şimdiden 29 Mart seçimlerinden zaferle çıkmış bulunmaktadır. Zira o, artık bütün Türkiye’de CHP oylarını birkaç puan birden sıçratan bir siyasal yıldızdır.

CHP’nin bu seçimden oylarını yükselterek çıkacağı kesindir. Bunun ne kadar bir yükseliş olacağı konusunda farklı tahminler olsa 5 puandan az olmayacağı görülmektedir.

İşte bu yükselişte Kılıçdaroğlu payı son derece önemli bir paya sahiptir. Kılıçdaroğlu sadece İstanbul’da değil hemen hemen bütün Türkiye’de CHP’ye güç vermektedir. Kılıçdaroğlu’na duyulan sevgi ve sempatinin İstanbul seçmeniyle sınırlı olmadığı açıktır.

Özellikle Tunceli&r ...

Gönderen YOLCU, Pazar, 22 Mart 2009 11:01 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
KUTLU OLSUN !

Bütün Türk halklarının ERGENEKON BAYRAMI / Nevruz Bayramı kutlu olsun !

Aşina annemizden emdiğimiz süt ile büyüdük ERGENEKON'da ve Börteçine adlı BOZKURDUMUZLA çıktık yüz bin kişi olarak...

Kurt başlı Gök Tuğumuzla Türklüğün adını yücelttik...

Yaşasın ulusumuz...

Ve yaşasın ulusumuzun ve tüm inananların manevi önderi Şah - ı merdan İmam Ali sevgisi !

Selam sana ey fazl - ı yezdan Ali !

Selam sana ey şah - ı merdan ALİ !
...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 21 Mart 2009 08:13 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
H. BASRİ GÜRSES'İ UĞURLUYORUZ...

 

 SULTANGALİYEVCİ SOSYALİST H. BASRİ GÜRSES'İ UĞURLUYORUZ...

Türkiye'de Sultangaliyevci düşüncenin önemli temsilcilerinden olan Hasan Basri Gürses perşembe günü yaşamını yitirdi.  Gürses'in cenaze töreni yarın öğle namazından sonra EYÜP CAMİ'inde gerçekleştirilecektir.

 Gürses'in sosyalist yoldaşları kendisini yarın Sultangaliyev'in yanına uğurlayacaktır.

Kamuoyuna ve tüm yoldaşlarına duyurulur...

...

Gönderen YOLCU, Cuma, 20 Mart 2009 13:20 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
CEMAL ŞENER YAZIYOR...

‘’TÜRK ALEVİLİĞİ’’ ÜSTÜNE…

                                                                         CEMAL ŞENER


 


            ‘’ Türk Aleviliği ‘’ gazeteci-yazar Rıza Zelyut’un son kitabının adı. Zelyut’un bundan önceki kitabının adı ise; ‘’ Türk Kimliği ‘’ ismini taşıyordu. Kitap daha çok yabancı kaynaklara dayanarak Türk kimliğini,  Türk tarihini okuyucuya bilimsel bir anlatımla vermeye çalışıyordu.



            ‘’ Türk Aleviliği ‘’ adlı eseri daha dikkat çekici bir çalışma olmuş. Çünkü bizde artık nerede ise ‘’ Türk ‘’ kelimesini kullanmak adeta son yıllarda riskli bir durum arzetmektedir.



            İşin ilginç yanı bu kavrama karşı mesafeli olanlar sadece kendilerine  ‘’ liberal-demokrat’’ denilen kesimler değil, İslam referanslı kesimler ile kendilerine ‘’Sosyalist‘’, ‘’Komünist’’ denen siyasal kesimlerde ‘’Türk’’ sözcüğüne karşı mesafeli duruyorlar.



            İslam referanslı kesimler ulusçuluğu ,  ümmetçiliği savundukları için ulusçuluğu  ‘’kavmiyetçilik’’ olarak telakki ediyorlar. Böyle olunca da ümmeti  din, mezhep, tarikat temelinde örgütlenmenin önünde ulus kavramını riskli buluyorlar. Bu kesimler ümmet esasına dayalı devlet biçimlerini savunuyorlar. Bizim ülkemizde de siyasal İslamcı kesimler Türk adını kullanmada çok ekonomik davranıyorlar. Hatta Türk adını İslam adı ile örneğin ‘’Türk-İslam Sentezi’’ anlamına gelecek biçimde kullanıyorlar. Onların ‘’Türk-İslam’’ kavramının içinde ise,  Türk yoktur.  Burada ise Sünni İslam demek istiyorlar.



           


Gönderen YOLCU, Perşembe, 19 Mart 2009 06:59 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
HASAN BASRİ GÜRSES YAŞAMINI YİTİRDİ...

Sultangaliyevci düşüncenin Türkiye'deki önemli temsilcilerinden olan Hasan Basri Gürses yaşamını yitirmiştir.

Sosyalist Turan Ülküsünün yoldaşları kendisini Cumartesi günü Sultangaliyev'in yanına uğurlayacaktır.

Işıklar işinde yatmasını dileriz.
Turkçü Toplumcular
<!-- / message --> ...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 18 Mart 2009 17:38 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
Sırrı Yüksel Cebeci...

Çanakkale’yi unutturamazlar...

ÇANAKKALE Savaşı’nda tabur imamı olan Hafız Kemal, 18 Mart 1915 günü hücum emri gelince, dört arkadaşı ile birlikte, “Allah, Allah” diyerek mevziden fırladı.

Dört arkadaşından biri Yahudi idi ve o da “Allah, Allah” diye bağırıyordu.
Bir şarapnel düştü yanlarına ve Hafız Kemal ile Yahudi arkadaşı yaralandılar.

Yahudi Mehmetçiğin yarası ağırdı, bacağı kesildi fakat kurtarılamadı.
Soyadını Atatürk’ün verdiği Hafız Kemal Güzelses, vefat ettiği 1939’a kadar her 18 Mart’ta, başta İstanbullu Yahudi arkadaşı olmak üzere Çanakkale’de şehit düşenler için, Mehmet Çavuş abidesi önünde mevlit okudu.

Soner Yalçın’ın anlattığı bu ve benzeri binlerce dramatik öykü, Türk Milleti’nin Çanakkale destanını hangi ruhla yazdığını anlatır.
Çünkü, Hafız Kemal’in İstanbullu arkadaşı Yahudi Mehmetçikle birlikte binlerce, onbinlerce Kürt, Laz, Çerkez, Boşnak, Arnavut, Gürcü Türk genci de Çanakkale’de aynı ideal uğruna omuz omuza çarpışarak şehit oldu.

Ortak ideal, vatan, bayrak ve bağımsızlıktı.
Ve onlar, herhangi bir ülkenin veya herhangi bir komutanın değil, Türk Milleti’nin ve “Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum” diyen gözüpek bir kahramanın askerleriydi.
Bu nedenle, her şeyi unutturabilirler, fakat tarihin en görkemli destanı olan Çanakkale Zaferi’ni ve o zaferin kahraman komutanı Mustafa Kemal’i asla unutturamazlar.
*
EDİRNEKAPI Şehitliği’ne yolu düşenler, orada bir kitabe ile karşılaşırlar.
Şunlar yazılıdır kitabede:

“1971 yılında şehitlikteki tünel inşaatının yapımı esnasındaki kazılarda meçhul asker elbiseleriyle birlikte bütün olarak bozulmadan bulunmuştur ve buraya bulunduğu şekliyle defnedilmiştir. Ruhu şad olsun.”
O şehitlikte yatan meçhul askerin adı Mülazım Yusuf’tur.

Belki Kürt, belki Laz, belki Çerkez, belki Boşnak, belki Arnavut, belki Gürcü...
Bu toprakları “vatan” yapan kahramanlardan biri...
Aziz bedeni, elbiseleriyle birlikte bozulmadan bulunan Mülazım Yusuf, sonsuza kadar sürecek yüzündeki mübarek tebessümle, Edirnekapı Şehitliği’nden, uğruna can verdiği bu mübarek vatanın bekçiliğini sonsuza kadar sürdürecek...
Binlerce Çanakkale şehidiyle birlikte...
Her şeyi unutturabilirler, fakat tarihin en görkemli destanı olan Çanakkale Zaferi’ni ve o zaferin kahraman komutanı Mustafa Kemal’i asla...
*
“ANLAMIYOR MUSUNUZ? Biz Çanakkale’de Türkler’le değil, Allah ile savaştık... Tabii ki yenildik!”
General Mac Arthur’un sözüdür bu.
Dünyanın öbür ucundan gelip Anadolu’yu istila etmek isteyenler, karşılarında Allah’ın askerlerini buldular.
Vatanları için şahadet şerbeti içmeye hazır Allah’ın askerlerini...

Çanakkale, bir gül bahçesine girercesine şu kara topr ...


Gönderen YOLCU, Çarşamba, 18 Mart 2009 08:22 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
CHP ADAYI...

KILIÇDAROĞLU'NDAN ÇAĞDAŞ YÖNETİM SÖZÜ 

AA - CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Kemal Kılıçdaroğlu, Beşiktaş’taki Seçim Koordinasyon Merkezi’nde, CHP Genel Başkan Yardımcısı Bihlun Tamaylıgil ile İstanbul Barosu’na kayıtlı bazı avukatların ziyaretlerini kabul etti.

Kılıçdaroğlu, ziyarette yaptığı konuşmada, sandıklar açıldıktan sonra bazı sandık oyunlarının döneceğini öne sürerek, ’’Seçimleri kaybedeceklerini anlayanlar, normalde muhalefete ait oyların görülmemesini ve sandıklarda yer almamasının yollarını arıyor. Hukukçularımızın bu konuda daha duyarlı olmaları gerekiyor. Bu bizim için çok önemlidir. Bu desteği istiyoruz’’ dedi.

Seçimi kazanmanın önemli olduğunu, ancak ondan sonra işlerinin kolay olmayacağını bildiğini kaydeden Kılıçdaroğlu, şunları ifade etti:

’’Bizi engellemeye çalışacaklar. Bizim belediyecilik anlayışımızla AKP’nin belediyecilik anlayışı arasında fark var. Biz kenti kendimiz yönetmeyeceğiz. Barolarla, sendikalarla, üniversitelerle beraber yöneteceğiz. Akıl akıldan üstündür demişler. Herkese söz hakkı vereceğiz, her kuruluş konuşacak. O nedenle bu seçimler, Türk demokrasisi ve yerel yönetimleri açısından çok önemlidir.

Artık Türkiye’de çağdaş bir yerel yönetim nasıl olurmuş, yerel yönetimler sorunları nasıl çözermiş, yerel aktörlerle nasıl işbirliği içinde çalışırmış bunların hepsini göstereceğiz.

Sayın Topbaş, İstanbul’un rakamlarını bilmiyor. Kendi belediyesinin borcunu bilmeyen bir başkan, halkın karşısına nasıl çıkabilir, anlamak mümkün değil ve bunlar dünyanın en güzel kentini yönetmeye çalışıyorlar. İstanbul’un rantını birilerine yedirmeye çalışıyorlar. Bizim de zaten mücadelemiz, bu rantı onlara değil, İstanbullular’a hakça bölüştürmek. Temel hedefimiz bu. Tek bir desteğimiz ve gücümüz var, o da halkımız.’’

...

Gönderen YOLCU, Pazar, 15 Mart 2009 20:48 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
AÇIK OTURUM ÇAĞRISI

M. CEMİL KILIÇ VE CEMAL ŞENER, ŞAH KULU VE KARTAL CEM EVİNDE... 

Şah kulu Cem evi ve Kartal Cem evinde AÇIK OTURUM düzenlenmektedir.

Şah kulu cem evinde saat 10:00'da

Kartal Cem evinde 13:00 'da

Konu: Alevi İbadetlerinin İslam'daki Yeri

Konuşmacılar: Cemal ŞENER ve Mustafa Cemil KILIÇ

Tarih: 15. 03. 2009

...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 14 Mart 2009 18:10 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
HASAN BASRİ GÜRSES YOĞUN BAKIMDA...

SULTANGALİYEVCİ YAZAR HASAN BASRİ GÜRSES YOĞUN BAKIMDA

Türkiye’de Sultangaliyevci düşüncenin önemli temsilcilerinden olan, sosyalist yayınlarının sahibi yazar Hasan Basri Gürses hastanede yoğun bakıma alındı.

Hasan Basri Gürses’in yoldaşları teyakkuz halindeler…

Gelişmeleri duyurmaya devam edeceğiz…



www.turkcutoplumcu.com
<!-- / message --> ...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 14 Mart 2009 12:15 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
M. CEMİL KILIÇ yazıyor...

Çağdaş Türk Ulusçuluğu’nun Direnen Adamı: DENİZ BAYKAL !

Deniz Baykal karşıtlığı, Türk siyasi yaşamının maalesef en önemli unsurları arasında yer alıyor. Bir kısım çevreler bu karşıtlığı gayet bilinçli bir biçimde pompalarken, diğer bir çevre ise yönlendirmeyle bu kervana katılıyor. Pek çokları da neden Baykal karşıtı olduğuna mantıklı bir yanıt veremiyor.

CHP seçmeninin önemli bir kısmı ise, bir türlü iktidara gelemeyişlerini Baykal ile ilintilendirme yanlışına düşerek, Baykal karşıtlığına güç veriyor. Oysa açıkça söylemeliyiz ki, güncel siyasal koşullar açısından yapılacak bir değerlendirme, aslında Sayın Baykal’ın son derece başarılı olduğunu gösteriyor.

Zira, CHP, sol, Kemalist ve modern ulusal değerlerin temsilcisi bir partidir. Bu siyasal konseptin Türk toplumundaki sosyal zemini azami yüzde 30’lar civarındadır. Baykal liderliğindeki CHP, bu kitlenin ezici çoğunluğunu oya dönüştürebilmektedir. Oy oranı yüzde 25’lerde olan CHP’yi başarısız saymak, Tür toplumun siyasal kimlik analizi noktasında düşülen bir hatanın sonucu değilse eğer, doğrudan doğruya siyasal mücadele için kullanılan psikolojik bir unsur olsa gerektir.

Hiç kuşku yok ki, CHP, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluş ilkelerini savunan bir parti olarak çağdaş Türk ulusçuluğunun en güçlü kurumları arasında yer almaktadır.

Bu bağlamda Deniz Baykal, bize göre CHP gibi bir partinin genel başkanı olarak tam anlamıyla görevini yapmaya çalışıyor ve bu hususta son derece başarılı bir profil çiziyor.

Partisinin grup toplantılarında “…Milliyetçilik Türk toplumunun çimentosudur. Haritalar ellerde dolaşıyor. Milliyetçilik kimliğimizdir. Milliyetçilik onurumuzdur, iftihar ediyoruz” diyen Deniz Baykal, CHP’yi tarihsel kimliğine yabancılaştırıcı hedefler peşinde koşan kimi parti içi klikleri etkisizleştirip saf dışı bırakarak, kendisine yönelen karşıtlığın daha da yükselmesine sebep olsa da, bu yöndeki kararlı ve azimli tutumu, çağdaş Türk ulusçuluğuna ve Atatürk devrimlerine inanan herkesi inanılmaz derecede sevindiriyor.

Birilerinin 36 etnik gruba ayırmaya çalıştığı Türkiye halkını, hiçbir komplekse kapılmadan TÜRK MİLLETİ olarak niteleyen Baykal, bu konuda, “Türk Milliyetçisi “ olmak iddiasındaki MHP’den bile daha kararlı bir tavır sergiliyor.

MHP’nin, utana sıkıla ve “çiçek bahçesi” nitelemesine sığınarak telaffuz ettiği Türklük kimliğini Sayın Baykal, son derece yüksek tonda haykırabiliyor.

MHP’nin Türk Milliyetçiliği maskesine gizlenmiş ümmetçi ve Osmanlıcı kimliğine karşı Sayın Baykal’ın laiklik vurgusu, gerçek milliyetçiliğin ön şartının laiklik olduğundan bile habersiz sözde milliyetçilere hem siyasal hem de entelektüel anlamda bir ders olmaktadır.

Kuşkusuz, kendi ailes ...

Gönderen YOLCU, Cuma, 13 Mart 2009 21:47 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
DENİZ BAYKAL

CHP Lideri Deniz Baykal, durmak bilmiyor.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, yarın Muğla'da halka hitap edecek, Antalya'da tapu dağıtım törenine katılacak.

CHP İletişim Koordinatörlüğü'nden yapılan açıklamaya göre, CHP lideri Baykal 12-19 Mart tarihleri arasında Muğla, Antalya, Mardin, Kahramanmaraş, Hatay, Mersin, Kars, Niğde, Uşak, Bursa, Manisa, Kırklareli, Edirne, Tekirdağ ve Trabzon'da miting ve açılışlara katılacak.

...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 11 Mart 2009 15:04 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR..

     DİNSİZLİK DERSLERİ
  
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi adıyla okutulan derslerin içeriğinin Anayasamıza ve İnsan haklarına aykırı olduğu mahkeme kararlarıyla da tescillenmiş olmasına karşın bu derslerin hala sürmekte oluşu keyfilikten başka nedir?

İşin acı tarafı bu dersin içeriği, öğretildiği iddia edilen İslam dininin esaslarıyla da çelişmektedir. En başta zorunlu olması İslam’a aykırıdır. Zira İslam dini zorlamayı reddeden bir dindir. Bu noktada Bakara Suresinde yer alan “ Dinde zorlama yoktur…” anlamındaki ayeti temel alarak yapacağımız bir yorumla bile bu dersin dine aykırı olduğunu görebiliyoruz.

Dersin bir diğer özelliği de İNKARCI oluşudur. Bu ders, Türkiye’nin gerçeklerini inkar ediyor. Türkiye’deki dinsel çeşitlilik bu dersin müfredatına yansımıyor. Bu derste Alevilik yok, Caferilik yok, Nusayrilik yok, Yezidilik yok, Bahailik yok, Bu derste Din ve İnanç özgürlüğü yok. Bu derste aşağılama var. Bu derste iftira var. Bu derste ahlak dışılık var.

Bu derste olması gerektiği halde ve biçimde cem yok, cem evi yok, Muharrem orucu yok, semah yok…

Yani bu derste Alevilik yok !

Bu ders baskıcı ve zalim bir derstir. Bu ders Türk kimliğine karşıdır. Ümmetçi ve Arapçı bir derstir. Bu ders laikliğin içini boşaltıcı metinlerle doludur.

Bu derste, “ Bence bir defa her Müslüman İslami hükümleri bilmeye mecburdur. O halde okullarımızda zaten İslami HÜKÜMLERİ öğreteceğiz…”, ”…Hepimiz eşitiz ve dinimizin hükümlerini eşit olarak öğrenmeye mecburuz. Her kişi dinini, din işlerini, imanını öğrenmek için bir yere muhtaçtır. Orası da okuldur.” Denilerek Atatürk üzerinden dini / İslami hükümlerin propagandası yapılmaktadır. Gerçeğin hilafına Atatürk, dinci ve şeriatçı biriymiş gibi gösterilmektedir.

Bu derste, Atatürk’ün gerçekleştirdiği pek çok dinsel yenilik saklanmaktadır. Türkçe ezan, Türkçe namaz ve Türkçe Kur’an uygulamaları sansüre uğramaktadır. Atatürk’ün 1930’da şehir okullarından, 1933’te ise köy okullarından din derslerini kaldırdığı, gerici eğitim yapılan tüm kurumların yasaklandığı ve kapatıldığı gizlenmektedir. Bunları gizlemek ahlaki bir tavır olarak görülebilir mi ? Bilimsel dürüstlükle bağdaşır mı ? Bu nasıl ahlak bilgisi dersidir ki, tarihsel gerçekler ters yüz edilerek öğrenciye “inşa edilmiş ve sahte “ bir Atatürk portresi öğretilmeye çalışılmaktadır.

Bu nasıl bir DİN KÜLTÜRÜ dersidir ki, farklı dinsel kültürler aşağılanmaktadır ? “ Ruhsal bunalım, ahlaki çöküntü, toplumu bir arada tutan temel değerlerdeki yozlaşma, sosyal ve kültürel dokudaki zedelenme, milli ve manevi duygulara yabancılaşma gibi olu ...

Gönderen YOLCU, Salı, 10 Mart 2009 20:18 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
KILIÇDAROĞLU RÜZGARI

Kılıçdaroğlu'nun seçim gezileri miting gibi geçiyor.
CHP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Kemal Kılıçdaroğlu, seçim gezilerini sürkdürüyor. Önceki gece Ataşehir'e bağlı Mustafa Kemal Mahallesi’ne giden Kılıçdaroğlu'nu 10 bin kişi karşıladı.

Mustafa Kemal Mahallesi’nde, seçim otobüsünden CHP Ataşehir Belediye Başkan Adayı Battal İlgezdi ile birlikte Ataşehirlilerle kucaklaşan Kılıçdaroğlu, vatandaşlardan büyük ilgi gördü. CHP Ataşehir Seçim Koordinasyon Merkezi’ni de ziyaret eden Kılıçdaroğlu, Ataşehir’de ki seçim çalışmaları hakkında bilgi aldı.

Ootobüs üzerinden halka seslenen Kılıçdaroğlu, AKP'yi sert sözlerle eleştirdi. Kılıçdaroğlu'nun konuşması dakikalarca alkışlandı. CHP Ataşehir Belediye Başkan Adayı Battal İlgezdi ise yaptığı açıklamada "Burada sadece Mustafa Kemal Mahallesi'nde yaşayan yurttaşlarımız var. Başka hiçbir mahalleden seçmenimizi getirmedik. Coşku da ilgi de çok büyük" dedi.


CHP KURMAYLARINI SULTANGAZİ'DE 40 BİN KİŞİ KARŞILADI

CHP'li Kemal Kılıçdaroğlu pazar günü ise Gaziosmanpaşa'dan ayrılan Sultangazi Bölgesi'ne gitti. CHP İstanbul eski İl Başkanı Gürsel Tekin'le otobüsün üstüne çıkan Kılıçdaroğlu "Bu seçimi kazanacağız" ifadesini kullandı.

Gürsel Tekin'in konuşmasıyla başlayan seçim ofisi açılışı, programın sarkması yüzünden üç saat sürdü. 40 bini aşkın insanın katıldığı seçim ofisi açılışının mitinge dönmesi partililer tarafından sevinçle karşılandı. Seçi ...

Gönderen YOLCU, Pazartesi, 09 Mart 2009 11:48 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
M. CEMİL KILIÇ'A YAPILAN SALDIRI ALEVİ BEKTAŞİ TOPLUMUNA YAPILMIŞTIR.

CEMİL KILIÇ HOCA'YA YAPILAN SAYGISIZ SALDIRI; ALEVİ BEKTAŞİ TOPLUMUNA SALDIRIDIR....

CEMAL ŞENER

CEMİL HOCA'YA YAPILAN SAYGISIZ SALDIRI , ZORUNLU DİN DERSLERİ KONUSUNDA HÜKÜMETİN SAMİMİYETİNİN TESTİDİR.
BU ZİHNİYETİN ALEVİ ÖĞRENCİLERE VERDİĞİ DİN DERSLERİNİ DÜŞÜNEBİLİYORMUSUNUZ?
BU OLAY AKP 'NİN NE KADAR ''İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜNDEN YANA, NE KADAR DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜNDEN YANA, NE KADAR AVRUPA BİRLİĞİ TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİNDEN YANA OLDUĞUNUN ÖLÇÜSÜDÜR.

BU HÜKÜMET, BU ZİHNİYETLE Mİ? ALEVİ AÇILI MI YAPACAK?
GÖRMEYEN, GÖRMEK İSTEMEYEN GÖZLERE , DUYMAK İSTEMEYEN KULAKLARA DUYURULUR?
ÜLKEMİZDEKİ ALEVİLERİN-BEKTAŞİLERİN, BEN İSLAMIM, BEN LAİKİM,BEN DEMOKRATIM, BEN DÜŞÜNCE VE İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜNDEN YANAYIM DİYENLERİN YERİ BU DESPOT ASİMİLASYONCU TAVRA KARŞI CEMİL HOCANIN YANINDA OLMAKTIR.

CEMAL ŞENER


Sayin Mustafa Cemil Bey,
istifa etmek yok. Sizler Mustafa Kemal'in kurdugu Cumhuriyetin ögretmenisiniz. Teslim olup bir kaleyi daha Cumhuriyet karsitlarina kaptirmak size yakismaz. Mücadelenizde gönlümüz siznle. Her daim yaninizdayiz. Bir kisi bile olsaniz... Onlar sizin fikirlerinizden korktuklari icin saldirgan oluyorlar. Hz. Muhammed diyor ki: "Hainler korkak olur!" Siz davanizda haklisiniz. Peygamberimizin yaninda yer alin, cesur olun! Hepimiz Mustafa Kemal gibi "Dik duralim!"
Saygilarimla
Celal Aydemir
Almanya


Sevgili M. Cemil Kilic can,

Sizi istifaya zorlayanlarin dedigini sakin yapmayin. Bugün olmazsa
yarin, sizi istifaya zorlayanlarin hangi duruma düsecekleri ortaya
cikacak. O ülke bizim. 72 Milyonda biri benim, sizin ya da bir
ötekimizin. Sizi istifaya zorlayanlarinda payi en fazla bizimki kadar.
Kimbilir belki bizimki kadar da degil. Cünkü bu cumhuriyetin kurulusunda
tek bir Alevi isbirlikci olmadi...

Cumhuriyet idealini Fransiz ihtilalinden hemen sonra kendi iclerinde
tartismis olan, kabullenmis olan Alevi toplumunun bir ferdine karsi, bu
hitabeti kulanma hakkini kimse vermemektedir. Bugün birilerinin
yagdanligini yapanlar, Türkiye'yi kendi özel mülkiyetleri sananlar, ne
kadar yanildiklarini anlayacaklardir. Bu süre zarfinda da elimizdeki hic
bir görevi birileri istedi diye terk etmeyecegiz.

Onurlu davranisinizi kutluyor, onurlu diliniz ve kalemize ask ile

Ertürk MERAL

Viyana

Sayin Mustafa Cemil Kilic Hoca,
Size yapilan hakareti KINIYORUM, Lanet olsun diyorum...

Yürü Bre Hızır Paşa
Senin De Çarkın Kırılır
Güvendiğin Padişahın
Gün Gelir O Da Devrilir

Şahı Sevmek Suç Mu Bana
Kem Bildirdin Beni Hana
Can İçin Yalvarmam Sana
Şehin Şah Bana Darılır

Ben Musayım Sen Firavun
İkrarsız Şeytan-i Lain
Üçüncü Ölmem Bu ...


Gönderen YOLCU, Cumartesi, 07 Mart 2009 12:43 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
www.habercem.com

BİZ AVRUPA'LI OLAMAYIZ !

Aydın bir öğretmen, araştırmacı-yazar Mustafa Cemil Kılıç son yaşadığı olayı bana bildirdiğinden bu yana üç gün geçti. Onun yaşadıklarından ben sorumluymuşum gibi, memleketim adına, Türk olmak adına üzüldüm, utandım, sıkıldım ve kendisine şu ana kadar geçmiş olsun diyemedim. Adeta bu olanları Avrupalılar duydu, gördü sandım ve bana “İşte sizin ülkeniz bu ve böyle de kalacak” dediler...

Avrupa’ya gelmeden önce batı ile ilgili daha çok genel olarak bildiklerim, bu toplumu tanıdıkça derinleşmeye başladı doğal olarak. Bir yandan merakımdan öğrendiklerim, diğer yandan içinde yaşadığım için karşılaştığım olaylar, hala bugün bile beni hayrete düşürüyor, imrendiriyor...

En yakın zamandan bir örnek: Daha kısa bir süre önce yaşadığımız Noel’de Hz. İsa’nın doğumu nedeniyle hemen hemen bütün kanallarda olduğu gibi Almanya’nın en tutucu eyaleti olarak bilinen, koyu katolik Bayern Eyaletinin televizyonunda da dini-tarihi bir film gösteriliyor. Bu filmde Protestan mezhebinin kurucusu olarak kabul edilen Martin Luther’in Vatikan’daki Papa’ya ve onun politikasına karşı verdiği mücadele ve hiristiyanların önemli bir kısmının Roma’dan koparak yeni bir mezhep oluşturdukları konu ediliyor.

Bu filmi seyrederken benim de başta politikacıları olmak üzere çok tutucu bulduğum Bayernliler’in bu hoş görüsü karşısında ise Almanca deyimiyle “şapka çıkarmak” gerektiğini düşündüm.

Bunca yıl geçmesine, benim artık Avrupa’yı ve Avrupalı’nın düşünce biçimini ¬hemen hemen tanıyor olmama rağmen yaşadıklarım -bütün eleştirilerime rağmen- her defasında beni hayretler içerisinde bırakıyor.

Bazan neden hala hayret ediyorum diye düşünürüm ve bunu iki nedene bağlarım.

Birincisi Alevi biri olarak ülkemde yaşadıklarım ve tabii benden önce yaşananlar... Alevi bile olduğunu söyleyemeden büyümek, her söylediğinde de dışlanmak... Dünyada hiç bir topluma reva görülmeyecek iftiralara ve önyargılara mahkum edilmiş bir grubun mensubu olmak... Korkudan ramazan orucunu tutuyor gibi görünmek zorunda olduğunuz bir çocukluk geçirmek ve tutmadığınızı bile bile arkanızdan korkunuz nedeniyle alay edildiğimiz dönemler... Bütün bunlara rağmen, Muharrem Ayında pişirdiğiniz ve ayrım yapmamak için bütün komşulara dağıttığınız Aşure’nin “Alevilerin pişirdiği yenmez” denilerek çöpe döküldüğü anılar...

İkincisi Avrupa’da yaşamama rağmen Türkiye’de çocukluğuma ve gençliğime damgasını vuran diğer olaylar...Görünüşte değişiyor ve batı medeniyetini benimsiyor gibi görünmesine rağmen, dikkat ...

Gönderen YOLCU, Perşembe, 05 Mart 2009 20:49 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
www.habercem.com YAZIYOR...

 

www.habercem.com'dan AÇIKLAMA

KINIYORUZ 

Yazarımız Mustafa Cemil Kılıç, Din Kültürü dersinin müfredatını eleştirince, hakarete ve aşağılamalara maruz kaldı.

28 Şubat Cumartesi günü saat 16 sıralarında Beyoğlu Anadolu İmam Hatip Lisesi'nde Milli Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürlüğü tarafından Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin yeni müfredatının tanıtımı yapıldı. Bu tanıtımda bir soru sorarak, yeni müfredatı eleştiren yazarımız Mustafa Cemil Kılıç, orda bulunan kişiler tarafından çok sert tepkiye maruz bırakıldı. "Bu derse inanmıyorsan neden hala bu dersin öğretmenisin, otur yerine, kes sesini, çık git" gibi sözlerle yazarımıza çirkin bir saldırıda bulunuldu.

Milli Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürlüğü'nün yapmış olduğu toplantıda söz alan Genel Müdür Prof. Dr. İrfan Aycan, "Din Kültürü Dersleri bir cumhuriyet projesidir. Atatürk daha Cumhuriyeti ilan etmeden din öğretimi konusunda çalışmalar yapmıştır. Din derslerinin okullarda verilmesi gereklidir. Bugün okutulan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri, İmam Hatip Liseleri ve İlahiyat Fakülteleri “ Tevhid – i tedrisat “ yasasının bir gereğidir. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri 1980 öncesi yaşanan çatışmaların bir daha yaşanmaması için konulmuş ve bu yönde çok olumlu bir görev yapmıştır. Artık benzer çatışmaların yaşanmaması bir yönüyle bu derslerin sayesindedir. Ancak bugün bazı çevreler bu derse karşı çıkmaktadır. Ülkemiz 1980 öncesi çatışma ortamına götürülmek istenmektedir. Milli birliğimiz için bu dersler gereklidir." açıklamalarında bulunarak, üstü kapalı olarak Alevileri eleştirdi.

Bu açıklama üzerine söz alan yazarımız Mustafa Cemil Kılıç, "Sayın hocam, eğer Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri Atatürk’ün projesi ise neden Atatürk 1930’da şehir okullarından, 1933’te ise köy okullarından bu dersleri kaldırdı? Neden bu uygulamaya da deği ...

Gönderen YOLCU, Pazar, 01 Mart 2009 20:15 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
KENDİMİ GÜVENDE HİSSETMİYORUM

“KENDİNE SAYGIN VARSA İSTİFA ET”


Tarih 28.02.2009 Cumartesi… Yer, Beyoğlu Anadolu İmam Hatip Lisesi. Saat 16 suları… Milli Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürlüğü tarafından Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin yeni müfredatının tanıtımı yapılıyor.


Tanıtımın sonunda Genel Müdür Prof. Dr. İrfan AYCAN söz alıyor… Konuşmasından kimi satır başları şöyle:

Din Kültürü Dersleri bir cumhuriyet projesidir. Atatürk daha Cumhuriyeti ilan etmeden din öğretimi konusunda çalışmalar yapmıştır. Din derslerinin okullarda verilmesi konusunda sözler söylemiştir.

Bugün okutulan DKAB dersleri, İmam Hatip Liseleri ve İlahiyat Fakülteleri “ Tevhid – i tedrisat “ yasasının bir gereğidir.

DKAB dersleri 1980 öncesi yaşanan çatışmaların bir daha yaşanmaması için konulmuş ve bu yönde çok olumlu bir görev yapmıştır. Artık benzer çatışmaların yaşanmaması bir yönüyle bu derslerin sayesindedir. Ancak bugün bazı çevreler bu derse karşı çıkmaktadır. Ülkemiz 1980 öncesi çatışma ortamına götürülmek istenmektedir. Milli birliğimiz için bu dersler gereklidir.

Sonra, sorusu olan var mı, denildi. Bir öğretmen söz aldı ve konuştu. Ardından ben de soru için söz istedim.

Şunları sordum:

Sayın hocam,

Eğer DKAB dersleri Atatürk’ün projesi ise neden Atatürk 1930’da şehir okullarından, 1933’te ise köy okullarından bu dersleri kaldırdı ? Neden bu uygulamaya da değinmiyorsunuz ?

DKAB dersleri eğer sizin iddia ettiğiniz gibi çatışmaları önleyici ise 1980 öncesi zorunlu olmadığı halde öğrencilerin yüzde doksanı bu dersi alıyordu ama yine de çatışmalar yaşandı. 1980 öncesi çatışmalar dinsel çatışmalar değil ideolojik çatışmalardı ve DKAB dersleri ile ilgisi yoktu. Yanılıyor muyum ?

Bu dersler iddia edildiğinin aksine mezhepler üstü bir içeriğe sahip değildir. AİHM, Danıştay 8. dairesi ve en son Antalya 3. İdare mahkemesi bu derslerin insan haklarına aykırı içeriğe sahip olduğuna hükmetti. Bu konuda ne diyorsunuz ?

Bunun üzerine kimi öğretmenler bağrışmaya başladı. Bana bağırışlarla, homurtularla provokatör ve şöhret peşinde olduğum söylendi.

Bu derse inanmıyorsan neden hala bu dersin öğretmenisin, otur yerine, kes sesini, çık git vb. sözler söylendi.

Sabahki oturumda Prof Dr. Sönmez Kutlu’nun programı tanıtıcı konuşması sırasında da söz alıp kitaplarda yer alan Alevilik konularının gerçek Aleviliği yansıtmadığını, nitekim Alevi kurumlarının da bu konuları ve dersi reddettiklerini, bu nedenle davalar açıldığını anımsattım.

Sözlerim sayın Kutlu tarafından saygıyla yanıtlanmıştı.

Sonra, Prof Dr. Mustafa Köylü tarafından “ Etkili DKAB ve İHL Öğretmenliği “ başlıklı bir sunum yapıldı. Bu sunumda DKAB öğretmenlerinin birer mübelliğ yani İslam dinini tebliği eden / yayan kişiler olması ge ...

Gönderen YOLCU, Pazar, 01 Mart 2009 13:02 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
M. CEMİL KILIÇ yazıyor...

Türkçe’nin Gücü ve Savaşçılığı


Türkçe, dünya tarihinin en köklü dillerinden biridir. Bilinen en eski yazılı dil olan Sümerce ile de akrabadır. Binlerce yıldır konuşulan bir dil olarak Türkçe büyük mücadelelerin, büyük savaşların, acıların, gözyaşının, aşkın, coşkunun, tapmanın ve tapınmanın dilidir.

Türkçe, Türkün okunda, yayında, mızrağında, kılıcında, bıçağında sertleşen; kamların duası, dedelerin gülbankı, ozanların deyişinde yücelen ve kutsallaşan, pir nefesinde şavkıyan, turna avazlı, arslan yeleli, kurt sesli bir dildir.

Türkçe Türklerin ses bayrağıdır. Soluğumuzun can bulduğu, özgürlüğümüzün sancaklaştığı bir özge iklimdir Türkçe…

Türkçe var olduğu için vardık biz…

Türkçe var olduğu için varız…

Türkçe var oldukça var olacağız…

Oysa kaç kez yasaklandı dilimiz. Kaç kez aşağılandı. Kaç kez sürgün edildi !

Soyca bizden olduğu halde huyca bizi terk eden kimi beğlerimiz Çince’ye, kimileri Soğdça’ya, kimilerimiz ise Farsça’ya yöneldi. Yazarlarımız Türkçe yazmaz oldu. Ozanlarımız Türkçe söylemez oldu. Kaç kez kırıldı kopuzlarımız. Türkülerimiz sustu, susturuldu.

Sonra…
Bir zaman geldi ki terk edip Gök Tanrı’yı, Kuteybe’nin kulluğuna kapılanan beğlerimizle Türkçe’mizi Arap’ın diline kurban eylediler.

Türkçe’miz sokulmadı ibadethanelere…

Tanrı ile konuşurken yasaklandı öz dilimiz. Ayet ayet kırdılar dilimizi, hadis hadis boğdular.

Kafamıza vura vura bellettiler bize Arapça’nın cennet dili olduğunu…

Kafamıza vura vura öğrettiler Türkçe’nin yoksulluğunu…

Allah’ın diliydi Arapça ve biz Türkçe konuştuğumuz için utanmalıydık belki de !

Fakat biz Yunus olduk, Karacaoğlan olduk, Hatai olduk, Pir Sultan olduk; haykırdık dilimizi…
Öldük, öldürüldük, dar ağalarınca can verdik ama soldurmadık gülümüzü…

Bir gün Karamanoğlu Mehmet Beğ olduk; dedik ki Türk ülkesinde Türk dili konuşulacak !

Karaman’da en yüce burca diktik ses bayrağımızı…

Mankurtların dilinde “ dinsiz ve asi Türkmenler...’di adımız !

Biz iki telli sazımızla yaşattık dilimizi. Kah Baba İlyas olduk, Kah Nesimi !

Bozoklu Celal ile yürüdükçe devşirme Osmanlı’nın üzerine; Türkçe küfrettik satılmışlara !

Türkçe sövdük kuyucu Murat’a !

Bu dil, Celalilerin dilidir. Bu dil, Kaşgarlı Mahmut’un, Dede Korkut’un dilidir.

Bu dil, Deli Dumrul’un, Boğaç Han’ın dilidir.

Boyun eğmedi, eğmez Arap’ın yalellisine, Fars’ın zebanına !< ...

Gönderen YOLCU, Cuma, 27 Şubat 2009 21:53 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

KÜRTÇE'DEN YOLA ÇIKARAK 

19. yüzyılın sonu 20. yüzyılın başları ulus devletlerin inşa edildiği bir dönem olarak dünya tarihine geçmişken gecikmiş uluslaşmaların halen devam ettiği ve 21. yüzyıl içinde de yeni ulusların ve ulus devletlerin doğacağı görülmektedir.

Ulus devlet sisteminin tarihi özellikle batıda 16. yüzyıla değin götürülmekle birlikte gerçek ve güçlü uluslaşmaların 19. yüzyılda cereyan ettiği açıktır. Türk ulus devletinin de 20 yüzyılın başında doğduğu malumdur. Teşekkül süreci Osmanlı’nın dağılış döneminde başlayan Türk ulus devleti, büyük Türkçü Mustafa Kemal ve yol arkadaşlarının öncülüğünde henüz Türk ve Türkmen olduklarının bile farkında olmayan ve kendini dinsel kimliğiyle ifade eden “ etnik Türklerin “ pek de bilinçli denilemeyecek bir mücadeleleri sonucu hayata geçti.

Türk ulus devletinin inşası hareketinin öncüleri her ne kadar Türkçü bir fikirle hareket etseler de onların ardına düşen “ etnik Türkler “ halife ve padişahı kurtarma, İslam ümmetini “gavur “ işgalinden halas etme hedefiyle bu mücadeleye dahil oldular ve bu duygularla Kemalistlere destek oldular. Nitekim Mustafa Kemal de “ Milli Mücadelenin” başlarında halkı hilafet ve saltanatı düşman işgalinden kurtarmak için Kuvayı Milliye hareketine davet etmemiş miydi ? Politik koşulların zorunlu bir gereği olan bu durum, -bugün birileri tarafından istismar edilse de- gerçekte henüz “ millet “ ve “ Türklük “ denen şeyin ne olduğu konusunda fikir sahibi olmayan geniş halk yığınlarını mücadeleye katmak için kaçınılmaz bir zorunluluktu.

Türk ulus devletinin düşünsel ve siyasal destekçisi ve kararlı bir Kemalist olarak belirtmeliyim ki, Cumhuriyet ideolojisi Anadolu topraklarında “ etnik Türklerden “ sonra ikincil etnik unsur olan “ etnik Kürtleri “ asimile etmeyi başaramadı. Bu noktada üretilen hiçbir proje başarılı bir sonuç vermedi. Bugünden sonra asimile etme olanağı da artık mevcut değildir.

O halde bu gerçeği görerek meseleye yaklaşmak lazımdır. Kürtlerin top yekun Türkleşmesi yada Türklerin top yekun Kürtleşmesi mümkün olmadığına göre, “ Tek Millet “ iddia ve ilkesi üzerine kurulu Türkiye Cumhuriyeti bu iddia ve ilkesini yeniden gözden geçirmek mecburiyeti ile karşı karşıyadır.

Kürt uluslaşması gecikmiş bir uluslaşma hareketi olarak her geçen yıl daha da ivme kazanırken, bu süreci yavaşlatma yada du ...

Gönderen YOLCU, Perşembe, 26 Şubat 2009 14:38 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
DUYURU

 

    DUYURU

Mustafa Cemil KILIÇ, Karacaahmet Cem Evi gençlik kolu ile bir söyleşiye katılacaktır.

Konu: Alevilik ve Gençlik

Tarih: 01.03.2009 pazar

Saat: 11:00

Yer: Karacaahmet Cem Evi

Konuşmacı: Mustafa Cemil KILIÇ

İlgilenenlere duyurulur.

 

...

Gönderen YOLCU, Salı, 24 Şubat 2009 19:11 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
Bilgilendirme

BİLGİLENDİRME

Mustafa Cemil KILIÇ, 21 ve 22 Şubat tarihlerinde CEM AAF ve SPD Milletvekili sayın Dr. Lale AKGÜN’ün girişim ve çağrılarıyla Almanya’nın Köln kentinde CEM ALMANYA ALEVİ FEDERASYONU tarafından yapılan Avrupa İnanç Önderleri Toplantısına katılarak ALEVİ İSLAM İNANCI konulu bir konuşma yapmıştır.

MUSTAFA CEMİL KILIÇ, 21 Şubat Akşamı Köln’de Türk Show televizyonunda “ GLOBAL BAKIŞ “ adlı yayına ALMAN SPD MİLLETVEKİLİ sayın Dr. Lale AKGÜN ile birlikte katılmıştır. İzlence sunucusu Sayın Erdal Tekin Bey’in “ Din ve Siyaset “ konusundaki sorularını yanıtlamıştır.

22 Şubat tarihinde ise Köln’de gerçekleştirilen HIZIR CEMİ’ne katılmıştır.

Aynı günün akşamı THY’nin saat 16.55 uçağı ile yurda dönmüştür.

...

Gönderen YOLCU, Pazar, 22 Şubat 2009 23:09 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
M. CEMİL KILIÇ ALMANYA'DA...

  MUSTAFA CEMİL KILIÇ ALMANYA'DA...

Mustafa Cemil KILIÇ, CEM ALMANYA ALEVİ FEDERASYONU'nun çağrılısı olarak 21 Şubat'ta Almanya Köln kentine yapılacak olan " İnanç Önderleri Toplantısına " katılacaktır. 

Köln'de Alevi İslam İnancı üzerine yapılacak olan bir panele ve tv izlencesine iştirak edecektir. 

Toplantıya katılacak kurum ve kişilerin isimleri şöyle

Köln Başkonsolosu Kemal Demirciler,

SPD Milletvekili Dr. Lale Akgün,

Sol Parti Milletvekili Hakkı Keskin,

İlahiyatçı / Sosyolog Mustafa Cemil Kılıç,

Cem Vakfı Alevi Din Hizmetleri Başkanı Ali Rıza Uğurlu,

Diyanet Müşaviri Sadi Arslan,

H.B.V. Cemevi Dedeler K.B. Niyazi Bozdoğan,

Cem AAF Dedeler K.B. Yusuf Karip,

Avusturya Alevileri Cem Federasyonu,

Hollanda Alevi Federasyonu,

Alevi Akademisi.

...

Gönderen YOLCU, Cuma, 20 Şubat 2009 11:03 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
Toplantı

Avrupa İnanç Önderleri Toplantısı 21 Şubat'ta Almanya'nın Köln kentinde yapılacak.

Cem Vakfı ve CEM AAF (Cem Almanya Alevi Federasyonu) tarafından düzenlenen toplantı 21 Şubat Cumartesi günü saat 14'te "Leonardo Hotel Köln Waldecker Strasse, 11-15 51065, Köln-Almanya" adresinde yapılacak.

Toplantıyı takiben 22 Şubat saat 14'te ise " Saal 2000 Salonu, Schlodderischer Weg 48, 51465 Bergisch Gladbach-Almanya" adresinde Hızır Cem'i gerçekleştirilecektir.

Toplantıya katılacak kurum ve kişilerin isimleri şöyle

Köln Başkonsolosu Kemal Demirciler,

SPD Milletvekili Dr. Lale Akgün,

Sol Parti Milletvekili Hakkı Keskin,

Habercem Yazarı Mustafa Cemil Kılıç,

Cem Vakfı Alevi Din Hizmetleri Başkanı Ali Rıza Uğurlu,

Diyanet Müşaviri Sadi Arslan,

H.B.V. Cemevi Dedeler K.B. Niyazi Bozdoğan,

Cem AAF Dedeler K.B. Yusuf Karip,

Avusturya Alevileri Cem Federasyonu,

Hollanda Alevi Federasyonu,

Alevi Akademisi.

...

Gönderen YOLCU, Cuma, 20 Şubat 2009 10:59 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
Özel Gündem

MUSTAFA CEMİL KILIÇ VE CEMAL ŞENER ÖZEL GÜNDEM’DE

Cem tv’de yayınlanan ve İsmail Saçlı tarafından sunulan ÖZEL GÜNDEM adlı izlencenin konukları yazar Cemal Şener ve Mustafa Cemil Kılıç olacaktır.

Tarih: 18 / 02 / 2009 Çarşamba

Saat: 22:10

Konu: Aleviliğin Tarihsel ve Güncel Sorunları

Kanal: CEM TELEVİZYONU

...

Gönderen YOLCU, Pazar, 15 Şubat 2009 19:20 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
BİRGÜN gazetesi yazarı Burhan Sönmez'in yazısı...

 

Hz. Ali ve Sosyalizm 

Fakirlerin Dini : Ali'den Ali'ye Giden Yol

Hz Ali'yi anlatırken, "Yenilgi ve başarısızlık, insanın dikkatini yüzeysel başarılarından, içsel zaaflarına yöneltir" demişti İranlı bir sosyalist. "Hz Ali, eğer yirmi beş yıllık yenilgi olmasaydı, Ali olmazdı." Peygamber olan amcaoğlunun ölümünden sonra Ali, İslam cemaatinin yönetimine mesafeli durmuş, kendi köşesine çekilmişti. Bunun sosyolojisini tahlil edenler, cemaatin başına aristokrat sınıfın sözcülerinin geçtiğini, Ali'nin ise ezilenden, garibandan yana atan kendi kalbiyle baş başa kaldığını söyler.

Büyük düşünür İbni Haldun,
Hz Ali ile Muaviye arasındaki çatışmanın, basit bir din yorumundan veya taht üzerindeki hak iddiasından kaynaklanmadığını vurgular. Sorunun temeli, iki farklı toplumsal kesim arasındaki çatışma, yani "asabiyeler" arasındaki gerilimdir. -İbni Haldun'un sevdiği "asabiye" kelimesinin bir karşılığı da "uygarlık"tır. Ama bunun Huntington'ın sözünü ettiği "uygarlıklar çatışmasıyla" bir yakınlığı yoktur. Huntington için toplumsal ilişkilerin rengini belirleyen şey, kültür ve inanca indirgenmiş bir toplum yapısıdır. Oysa İbni Haldun, bundan altı asır önce, bu uygarlıkları, maddi yaşam biçimlerine göre tanımlıyor ve Hz Ali'nin çıkışını da, ekonomik ve sosyal farklı toplumsal kesimlerin varlığına bağlıyordu. (Altı asır önce yaşayan bir İslam düşünürü, günümüzün liberal-muhafazakâr bir düşünüründen daha makul olabiliyor.)

Bir de ruhsal, psikolojik yan vardı. Toplumsal çalkantıların yaşandığı o dönemde Ali, evinde oturuyor, bahçesini belliyor, bazen eşşeğini götürüp su veriyor, kaşağılıyor, sonra yine toprağı işliyordu. Yirmi beş yıl böyle yaşadı, 58 yaşına kadar. "Yani meydanlara inmesi gereken dönemde, sessiz kaldı" demişti bu konuda İranlı sosyalist düşünür. Ve artık yaşlandığı zaman, yani yaşı gereği evde oturması gerekirkense, meydanlara inmeye karar verdi.

Burada
Hz Ali hakkında iki farklı ihtimal tartışılır. Bir grup, onun zaten başından beri ezilenlerin ve dışlanmışların yanında yer aldığını, bu yüzden kenarda bırakıldığını söyler. İkinci bir grup ise, Ali'nın iktidar yapısından uzaklaştırıldığını, bu nedenle, sonradan toplumun yoksul kesimlerinde gelişen muhalefet eğilimini desteklediğini, o bayrağa sarıldığını iddia eder. Sonuçta ikisi de aynı sonucu kabul eder: İslami ...


Gönderen YOLCU, Perşembe, 12 Şubat 2009 15:41 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
CUMHURİYET HALK PARTİSİ

AVRUPALI SOSYALİSTLERDEN CHP'YE DESTEK... 

Wiersma: Türkiye-AB sürecinde laiklik çok önemli. Unutanlara hatırlatayım

Avrupa Parlamentosu (AP) Sosyalist Grubu Başkan Yardımcısı Jan Marinus Wiersma, Türkiye'nin AB sürecinde laikliğin “olmazsa olmaz” kural olduğunu söyledi.

Jan Marinus
Wiersman, AP' de İngiliz İşçi Partisi önderliğinde kurulan Türkiye'nin Dostları Grubu'nun açılışında yaptığı konuşmada Türkiye'nin AB sürecinde laikliğin korunmasının şart olduğunu vurguladı.

ABHabere göre, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın onur konuşmacı olarak katıldığı toplantıda söz alan Wiersma, şunları söyledi:

“CHP gibi bizde
Türkiye'nin modernleşmesini istiyoruz. Türkiye-AB sürecinde bilhassa Avrupa değerleri açısından laiklik çok önemlidir. Unutanlar varsa bunu bir kez daha hatırlatmalıyım. Bu süreçte laikliğin muhafaza edilmesi şarttır. Bu çerçevede CHP nerde duruyorsa bizde orada duruyoruz.”


Haber: ANKA
...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 11 Şubat 2009 17:26 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

      YAVUZ BÜLENT BAKİLER ADLI DENSİZ ADAMA YANIT 

Yavuz Bülent Bakiler adlı eski ülkücü yeni Fethullahçı ve sözde milliyetçi yazar, Türkiye Gazetesindeki köşesinden mazlumların, Alevilerin ve bütün Türk ulusunun kıvanç duyduğu bir büyük ozana cüretkar bir saldırıda bulundu.

Ne hazin ki bu şahıs mezhepçi, Osmanlıcı ve ümmetçi sözde fikirlerini Türk Milliyetçiliği adı altında milletin birliği ve kardeşliğini dinamitlercesine ilan etmeyi sürdürüyor.

Türkleri, Sünni Türklerden ibaret sayan bu adam, yıllarca Türk dünyasında Fethullahçı kadrolarla birlikte Budist, Hıristiyan, Musevi ve özellikle ŞAMANİST TÜRKLERİ Sünnileştirmek için bir mücahit edasıyla, çirkin bir misyonerliğin faili olarak çalışıp durdu. Bu çabaları karşılığında gerek Fethullahçı sermayeden gerekse Kabesi Waşington olan bilumum çevrelerden taltif, aferin ve yüklü nemalarla desteklendi.

Bir dönem STV’de Türk dili ile ilgili bir izlence hazırlayıp sundu. Ne var ki bu izlencenin her bölümünde Türkçe’ye kin kustu. Özellikle Öz Türkçe sözcüklere karşı Arapça ve Farsça kelimeleri savundu. Türk diline karşı beslediği düşmanca hislerini Türkçe’nin büyük ozanı Pir Sultan’a karşı da yönelterek ne denli ümmetçi ve Osmanlıcı olduğunu bir kez daha kanıtladı.

Arap dilini, Arap kültürünü, Arapça ibadeti ve Arap Müslümanlığını Türk Milliyetçiliği diye yutturmaya çalışan bu zat, Türk kültürüne ihaneti, millete hizmet maskesiyle perdeleyerek hem Arap milliyetçiliğini hem de Emevi Müslümanlığını Türk toplumu arasında yaymak için çalışan gizli bir Arap / Emevi misyoneridir.

Pir Sultan Abdal’ın şiirlerini kendince yorumlayıp maksatlı bir biçimde saptıran bu şahıs, güya zalim Alevilerin saldırısına uğrayan mazlum Sünnileri savunuyor.

Gerçekten trajikomik bir durum !

Pir Sultan’ı Sünni Türklere düşmanlık yapmakla suçluyor. Yazık ki yazık…

Pir Sultan döneminde Anadolu Türklerinin yani Türkmenlerin neredeyse tamamının Alevi olduğunu bilmiyor. O dönemde az sayıdaki Sünni Türklerin de aslında yüzeysel olarak Sünni, içerikte ise Alevi olduklarını, sırf Osmanlının zulmünden canlarını kurtarabilmek için Sünni gibi göründüklerini de bilmiyor. Yada bildiği halde gerçekleri çarpıtıyor. Ne için ? Yok olası mezhep taassubuna hizmet için !

Pir Sultan’ın “ Münkir “ dediğinin devşirme Osmanlı paşaları ve onların işbirlikçisi az sayıdaki döneklerin olduğunu o da pekala biliyor.

Evet o da biliyor, Pir Sultan’ın “ Yezit “ derken, Alevilere, “ ana bacı tanımaz, mum söndürü ...


Gönderen YOLCU, Salı, 10 Şubat 2009 20:15 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

SULTANGALİYEV, SOSYALİZM VE TÜRKÇÜLÜK

Dünya tarihinin en büyük düşün ve eylem adamlarından biri de hiç kuşku yok ki Mirseyit Sultangaliyev'dir. Sultangaliyev, Marksist kurama ve SSCB deneyimine yönelttiği eleştiriler zemininde yepyeni bir ideolojinin mimarı olarak dünya çapında sarsıcı etkileri olan gerçek bir sosyalist önderdir.

O, ideolojik özgünlüğünü oluşturan kavramları ve bu kavramlarda içkin olan savları ile dünya devrimi özleminin denenmemiş tek umut kaynağıdır. Proleter milletler ve Metropoller ayrışımı ile sosyalist tarih tezine ve topyekün ortodoks sosyalist kurama getirdiği yeni ufuk, gerçek devrimci mücadelenin oturması gereken zemini işaret etmektedir. Mazlum ulusların proleter kimliği, ulusallıktan arındırılmış enternasyonal proleterya kuramının karşısında yengisini / utkusunu ilan ederken aslında nihai başarıya giden yolda aşılması gereken en önemli merhalenin Marksist tarih tezi ve Marksist Enternasyonalizm olduğunu göz kamaştırıcı bir yalınlıkla öğretmektedir.

Nitekim Sultangaliyev, Marksist materyalizme alternatif olarak kendisinin enerjetik materyalizm adını verdiği bir düşün ortaya koymuştur. Bu düşün, materyalist diyalektik tez hususundaki Avrupa egemenliğini yok etmeyi hedeflemektedir. Sultangaliyev'e göre batıdaki diyalektik anlayış henüz bir kavram olarak ortaya konulmadan çok daha önceden beri doğu halklarında mevcut idi. Bundan dolayıdır ki materyalist düşünce Avrupa bilimine özgü bir unsur değildir.(1)

Kuşkusuz sosyalist dünya devrimi için birincil adım sosyolojik ve historik tecrübeyle yanlışlığı kanıtlanmış olan kimi tezlerin ve bu tezler üzerine bina edilmiş sözde sosyalist / komünist devinimlerin tarihin çöplüğüne gönderilmesidir. Sultangaliyev ve Sultangaliyevci düşünce bunu başarmıştır. Avrupa merkezci sosyalist devinimlerin yenilgisi aslında gerçek sosyalist mücadelenin zaferidir. Sultangaliyevcilik üzerine kurulan gerçek sosyalist mücadele Ortodoks Marksizm'in yenilgisini kendi zaferinin müjdecisi olarak kabul etmektedir. Çünkü Ortodoks Marksizm'in proleteryası batıda iktidara gelseydi bile mazlum ulusların kaderinin değişikliği noktasında hiçbir olumlu sonuç doğurmayacağı gibi belki de sözde sosyalizmin yol açtığı yanılsama ile mazlum ulusların sosyalist mücadele istencini de daha doğmadan öldürecekti.

Batı proleteryası zaten dünya burjuvazisinin bir uzvu değil midir ? Bu uzvun diğer uzuvları ortadan kaldırması mümkün değildi. Çünkü kendi varlığı da onların varlığına bağlıydı. Dünya burjuvazisinin proleter kanadı olan batı proleteryasının proleter kimliği göreli bir kimlik olup asli özelliği olan sömürüye ortak olma vasfına giydirilmiş saydam bir kıyafetten başka nedir ki ?

"Çağdaş insanlığı oluşturan halklar, sayı, toplumsal ve hukuksal açılardan eşit olmayan iki kampa bölünmüş durumdadır. Bu kamplardan birinde insanlığın ...

Gönderen YOLCU, Pazar, 08 Şubat 2009 20:10 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
KILIÇDAROĞLU'NA YENİ ÇAĞ GAZETESİNDEN DESTEK

  CHP ADAYI KILIÇDAROĞLU: TERCİH DÜRÜSTLÜK OLACAK ! 

Kılıçdaroğlu: Sosyal projelerle geliyoruz. Sipariş anketleri alt üst edeceğiz. Hedef yüzde 40
CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Kemal Kılıçdaroğlu, Yeniçağ’ı ziyaretinde iddialı açıklamalar yaptı: Millet yolsuzluktan bıktı, bu seçimde tercihini mutlaka dürüstlükten yana kullanacak. En az yüzde 40 oy bekliyoruz. Sosyal projelerimizle geliyoruz. Sipariş anketleri alt üst edeceğiz... 


Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul’u sokak sokak gezerek halka gerçekleri anlatacağını söyledi.



AKP’nin kaleleri düşecek
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Kılıçdaroğlu, kentte derin yolsuzlukların yaşandığını belirterek, “Sosyal demokrasinin gereklerini yerine getireceğiz” dedi



Haber: Salim YAVAŞOĞLU
CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Kemal Kılıçdaroğlu, dün CHP İl Başkanı Gürsel Tekin’le birlikte gazetemizi ziyaret etti. Kılıçdaroğlu ve Tekin, Yeniçağ Gazetecilik ve Matbacılık A.Ş. imtiyaz Sahibi Ahmet Çelik, İcra Kurulu Başkanı Ahmet Yabuloğlu, Genel Yayın Yönetmeni Hayri Köklü, köşe yazarları Behiç Kılıç, Aslan Bulut ve İsrafil Kumbasar tarafından ağırlandı. Gündeme ve seçimlere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kılıçdaroğlu, AKP hükümetine yüklendi.

10 milyar dolar bütçe
İstanbul’u kazanacağından emin olan Kılıçdaroğlu, şu ana kadar  yürüttüğü seçim çalışmalarında, daha önce başka partilere oy veren İstanbulluların da kendisini tercih ettiğini gözlemlediğini söyledi. İstanbul’un 10 milyar dolar gibi olağanüstü bir bütçeye sahip olduğunu dile getiren Kılıçdaroğlu, “Bu kaynak akıllı kullanılırsa çok şey yapılır. Ulaşım sorununun dünyada bililen ve ortaklaşa kabul edilen tek çözümü metrodur. Bizim hedefimiz ilk etapta 80 kilometre metro hattı inşa etmek. Zaten fizibiletesi yapılmış” dedi.

Sosyal uçurum var
Metrobüsü kaldırma gibi bir düşünce içinde olmadıklarını kaydeden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kılıçdaroğlu, “Ancak, metro hattı, metrobüsten daha ekenomik. Sayı olarakta aynı süre içinde üç kat daha fazla yolcu taşıyor. Metrobüs ve otobüsler bir süre sonra yüksek bedellerle bakım istiyor” ifadesini kullandı. İstanbul’un aynı zamanda derin bir yoksulluğun yaşandığı bir büyükşehir olduğuna dikkat çeken Kılıçdaroğlu, ”Öncelikle bu yoksulluğu yenmemiz lazım. İlçeler ve mahalleler arasındaki ekonomik ve sosyal uçurumları yok edeceğiz“  dedi.

Başbakan’ın büyük korkusu


Gönderen YOLCU, Cuma, 06 Şubat 2009 21:45 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

KIZILBAŞLIK: SİYASAL ALEVİLİK…

Kızılbaşlık Türk / Türkmen Aleviliğinin özel adıdır. Türkmenlik ise etnik bir kimlik olmanın yanı sıra aynı zaman da siyasal bir muhalefet hareketidir.Horasan, İran, Azerbaycan ve Anadolu topraklarında yüzyıllardır yaşanmakta olan Türkmen ayaklanmalarının politik karakteri Türkmen etnik kimliğini aynı zamanda siyasal bir kimlik noktasına taşımıştır. Gerek Selçuklu gerekse Osmanlı’ya karşı ayaklanan “kara libaslı KIZIL BÖRKLÜ” kitleler egemen yöneticiler tarafından daima “ Dinsiz ve asi Türkmenler “ olarak nitelenmişlerdir. Bu nitelemede dinsizlik unsuru ile Alevi inancı, asilik unsuru ile de siyasal muhalefet hareketi anlatılmaktadır. Bu nedenle Kızılbaşlığı, Türkmen Aleviliğinin özel adı olarak tanımlamakla onu Aleviliğin siyasal yönünü ifade etmek için kullanmak son derece örtüşük bir yaklaşımdır.

Ancak şu da var ki ne bir inanç olarak Alevilik ne de bu inancın siyasal hali olan Kızılbaşlık, sadece Türkmen etnik topluluğu ile ilintilendirilemez. Bu olguda Türkmenler başat, sürükleyici ve belirleyici unsur olmakla birlikte Anadolulu, Balkanlı, Kafkasyalı, Türkistanlı kimi küçük topluluklar da yer almıştır.

Yinelemek gerekirse Aleviliğin siyasal yönünü ifade etmek üzere tarihsel süreçte ortaya çıkan kavram Kızılbaşlıktır. Kızılbaşlık, Alevi inancının ve felsefesinin yön verdiği bir toplum düzeni inşa etme amacına yönelik olarak yürütülen her türlü çalışmanın ve bu çalışma sonunda ulaşılması hedeflenen siyasal düzenin adıdır. Kızılbaş olmak, önce Alevi olmayı gerekli kılmaktadır. Alevi olmak demek, Alevi bir anne babadan dünyaya gelip bir dede / babaya ikrar vermek, nasip almak biçiminde tanımlanamaz. Alevi olmak için Allah’a kul, Hazreti Muhammed’e ümmet, Hazreti Ali’ye talip olmak gerekir. Alevi bir anne babadan olup da Allah, peygamber ve Hazreti Ali ile hiçbir inançsal bağı olmayanlar, sırf anne ve babaları Alevidir diye Alevi olarak tanımlanamazlar. Çünkü Alevilik bir inançtır. Etnik köken veya kavmi bir yapılanma değildir. Anne ve babası Alevi olmadığı halde, Allah’a kul, Hazreti Muhammed’e ümmet, Hazreti Ali’ye talip olan ve bunların bir ifadesi olarak da bir dede / babanın şahsında yolun önderlerine sevgi ve saygı bağlarıyla bağlanan, Aleviliğin dinsel ritüellerine sahip çıkıp onları dinsel yaşamlarına egemen kılan herkes Alevidir.

Alevi inanç ve felsefesinin siyasal düzlemdeki izdüşümü, Kızılbaşlık siyasetinin ilkelerini oluşturmaktadır. Buna göre, Alevi inanç ve felsefesinin siyasal yönünü oluşturan temel öğeler şunlardır:

1.İnsancıllık / hümanizm: Alevilikte insan sevgisi en temel unsurlardandır. Tanrı - İnsan ve Tanrı - evren birliği Alevi insancıllığının özüdür. Bu cümleden olarak; her insan, Tanrı’dan bir parçadır. Hallac - ı Mansur’un “ ene’l - Hakk “ deyişindeki sır budur. İnsan ...

Gönderen YOLCU, Pazar, 01 Şubat 2009 07:20 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
AHMET NEDİM yazıyor...

MUSTAFA SUPHİ VE ONBEŞLER

Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının, 19 Mayıs 1919 da Bandırma vapuru ile Kurtuluş Savaşını başlatmak üzere Samsun’a çıktıkları gün, Akdeniz vapuru da Almanya’dan gelen yolcularını İstanbul Haydarpaşa limanına indirmişti. Bu yolcular arasındaki, Avrupa’dan gelen aydın bir çevre daha sonra içlerine Şefik Hüsnü beyin de katılmasıyla güçlenecek, işçi-çiftçi-sosyalist fırkasını kuracak, Aydınlık dergisini çıkaracak ve bu birikim sonraki yıllarda adı TKP ( Türkiye Komünist Partisi) olan örgütlenmenin çekirdeğini oluşturacaktır.

Aynı günlerde, İttihat ve Terakki’nin kurduğu Teşkilat-ı Mahsusa örgütü içinde bulunmuş, Osmanlı coğrafyasının dört bir tarafında gerilla savaşları içinde yetişmiş Çerkez Ethem Bey, Teşkilat-ı Mahsusa’nın eski başkanlarından Kuşçubaşı Eşref Beyin Bandırma’daki çiftliğinde Rauf Orbay Bey ile buluşacak, çiftlikteki silah ve cephaneleri kuşanarak Alaşehir’de pek namı olmayan bir kongre toplayıp işgalci Yunan kuvvetlerini durdurmak için, gerilla mücadelesi başlatmaya karar verecektir. Bu çekirdek gerilla gücü sonraki aylarda çoğalarak Kuvayı Seyyare ismini almıştır.

Demek ki “ordu gençliği” emperyalist işgal karşısında ülkenin iki noktasından silahlı direniş mücadelesini örgütleme eylemine yönelirken, Akdeniz vapurunun Avrupa’dan getirdiği “sivil gençlik” öncüleri de İstanbul’da bir dergi etrafında toparlanıp, bir düşünce akımı olma yoluna girmişlerdir. Bu zihniyet 1960 lı yıllara kadar da Türkiye Devrimci Hareketi içinde hakim çizgi olarak etkisini sürdürmüştür.

Aynı dönemde, Türkiye Devrimci Hareketinin başlangıç konağının başka bir kanalında öncülük yapan devrimci bir insan daha vardır. Adı Mustafa Suphi dir.

9 Temmuz 1882 de Trabzon vilayetine bağlı Giresun kazasında doğan Mustafa Suphi Galatasaray lisesini bitirdikten sonra hukuk mektebine girmiş ve 28 Nisan 1906 da bu okuldan mezun olmuştur. Mustafa Suphi, tahsiline devam ederken bir yandan da memuriyet hayatına girerek uzun bir süre “Şura-yi Devlet Mülkiye dairesi” de kalem memurluğu yapmıştır. İstanbul hukuk mektebini bitirdikten sonra, tahsiline devam etmek üzere Fransa’ya geçen Mustafa Suphi, Paris’te “Sosyal Bilgiler Mektebi” de okumuş ve 1910 yılında bu okuldan da mezun olmuştur. Mustafa Suphi, Paris’te siyasal bilgilerde okurken “ Türkiye’de itibari zirai teşkilatının hal ve istikbali” adlı bir bitirme tezi hazırlamıştır.

Mustafa Suphi Fransa’dan ülkeye döndükten sonra Tanin, Serveti Fünun ve Halk gazetelerinde makaleler yazmıştır. Bu makaleler genellikle ekonomi yazılarıdır. Trabzon eski mebusu Hafız Mehmet Efendi ile birlikte İstanbul’da yazıhane açarak iş ortaklığı yapan Mustafa Suphi, bu dönemde İttihat ve Terakki’ye ateşli bir tarzda muhalefet yapmaktadır. Mustafa Suphi’nin İttihatçılara karşı açtığı mücadele, sonuçta Fer ...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 31 Ocak 2009 09:06 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
TÜRKÇÜ TOPLUMCU YOL'DAN AÇIKLAMA

MUSTAFA SUPHİ VE ARKADAŞLARINI SAYGIYLA ANIYORUZ…

Tarih 28 Ocak 1921... Gece yarısı, Trabzon'dan Bakü'ye doğru yola çıkan Mustafa Suphi ve on dört yoldaşı, Trabzonlu Kahya Yahya'nın çetesi tarafından Karadeniz'de katledilir.

MİR SEYİT SULTANGALİYEV’in yoldaşı, Türkiye Komünist Partisi kurucusu, büyük Türk Komünisti Mustafa Suphi ve arkadaşlarını ölüm yıl dönümlerinde saygıyla anıyoruz.


www.turkcutoplumcu.com

MUSTAFA CEMİL KILIÇ VE ARKADAŞLARI
............
<!-- / message --><!-- sig --> ...

Gönderen YOLCU, Cuma, 30 Ocak 2009 12:58 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ GAZİ CEM EVİNDE...

GAZİ CEM EVİNDE KONFERANS... 
İstanbul Gazi Mahallesi Cem Evi tarafından 01.02.2009 pazar günü bir konferans düzenlenmektedir.

Konu: Alevi İslam İnancı

Tarih: 01.02.2009

Yer: Gazi Cem Evi

Saat: 15: 00

Konuşmacı: MUSTAFA CEMİL KILIÇ


İlgilenenlere duyurulur.
<!-- / message --><!-- sig --> ...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 28 Ocak 2009 14:24 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

KIZILBAŞ DEVLETİ,

KIZILBAŞ ÜLKESİ,

KIZILBAŞ ORDUSU…


Kızılbaşlığın devlet deneyimi olan Safevi Türkmen Devleti, 9 Eylül 1502 tarihinde Şah İsmail tarafından Anadolu ve Kafkasya’daki Türkmen aşiret ve boylarının desteği ile Tebriz’de kurulmuştur. Safevi Devleti, Türk / Türkmen Alevilerinin tarihteki biricik devletidir. Bu anlamda Aleviliği, Kızılbaşlık olarak ilk kez siyasal düzen haline getiren yani devletleştiren büyük kahraman, büyük Türkmen başbuğu, Türk tarihinin en yüce şahı Şah İsmail Hatai Hazretleridir. Bundan dolayıdır ki, onun adı Alevi toplumu arasında çok seçkin bir yere sahiptir. Dikkat çekici bir diğer nokta da Şah Hatai’nin devlet kurduğunda 15 yaşında olmasıdır. Şah İsmail, devleti ilan ettiğinde 12 imam adına hutbe okutmuş, bastırdığı paralara 12 imamların adını yazdırmıştır. İslam’a girmek için söylenen “ Kelime - i Şehadet “ in sonuna “ ve eşhedü enne Aliyyen veliyyullah “ ifadesini ilave etmiştir. Ebu bekir, Ömer, Osman, Muaviye ve Yezid gibi isimleri yasaklamıştır. Hazreti Muhammed ve onun ehlibeytine büyük bir sevgi ve saygı bağlarıyla bağlandığını tüm icraatlarında göstermiştir.

Şah İsmail Hatai, dedesi ( babasının dedesi ) Şeyh Safi’nin adına izafeten devlete Safevi adını vermiştir. Safevi Devleti, tam anlamıyla bir Türk Devletidir. Anadolu ve Kafkasya’daki Türkmen aşiretlerinin desteği ile kurulmuştur. Bu devlette Türkler, İslam sonrası hemen hemen hiçbir Türk devletinde olmadığı kadar devletin kaderine hakim kouma gelmiştiler.

Safevi Devleti’nin resmi adı “ KIZILBAŞLAR DEVLETİ / DEVLET – İ KIZILBAŞAN “dır. Devletin egemen olduğu toprakları ifade eden ülkenin adına ise “ KIZILBAŞLAR ÜLKESİ / ÜLKE – İ KIZILBAŞAN “ denilmiştir. (1)

Safevi Devleti’nin ordusu da “KIZILBAŞ ORDUSU” idi.

Safevi Kızılbaş Türkmen Devleti’nin sınırları Dicle ve Fırat ırmakları ile Orta Asya’daki Ceyhun Irmağına kadar olan coğrafi alanı kapsıyordu.

Devletin resmi dili Türkçe idi. Türkçe hem bir kültür ve edebiyat dili hem de resmi yazışma dili olarak kullanılmıştır. Türkçe’nin resmi dil olma özelliği Safevi sarayının İsfahan’a taşındığı zamanda bile devam etmiştir. (2 )

Kızılbaş Devleti’nde Türkçe’nin ve Türk kültürünün öne çıkması ve büyük bir gelişme sahası kazanması Türk tarihi için emsalsiz bir örnek oluşturmaktadır.

Bu devlette Türkçe şiirler yazan birçok şair yetişmiştir. Başta devletin kurucusu olan Şah İsmail, Türkçe’ye çok büyük değer vermiş ve Türkçe şiirler kaleme almıştır. Bu şiirlerin pek çoğu bug&uum ...


Gönderen YOLCU, Pazar, 25 Ocak 2009 15:41 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
M. CEMİL KILIÇ yazıyor...

İBLİSİN CİLVESİ

Levh – i mahfuzda gördü gözlerim adını
Bir damla kanla yazılmıştı,
Henüz yaratılmamış bir serçenin kalbinden sızan…

Verdiğin ızdırabın zerresi verilmedi Eyüp’e
Sidret’ül- münteha’nda bahar -ı ebedi
Bende hep hazan…

Sesinde çığlık çığlığa bir ayet okunur
Hıfzına memur bir mülhidin esrarlı telaffuzuyla

Bir ben sakınmam şerrinden, cümle ibad sakınır
Ben mesudum, sevkettiğin büyük isyanın hazzıyla

Nereye baksam hükümransın
Fermanın tecelli etmiş bir aslan yelesine
İblisin cilvesi abes değil amenna
Çarpıp parçalanır Cibril’in nefesine

Devrine müptela bir iman ki küfr içinde
Küfrünü inkar, tutuştursa da nar – ı cehennemi
Çözemez kulluğumdaki gizemi hiçbir vakit
Zira bilemem ben de bu sırrı müphemi…
<!-- / message --><!-- sig --> ...

Gönderen YOLCU, Pazar, 25 Ocak 2009 15:38 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ

Cehennemden Kalma Kül Kokusu

Metruk bir binanın loş ışığında
Uçuşan kelebekler gibidir içindeki endişe
Bilsen de öpecek alnından adresi belli bir kurşun
Manialar bulamazsın bu serseri gidişe

Hüznünden sevinçler devşirecek sımsıkı başlar
Alev alev tekbirlerle itileceksin uçurumdan
Hoşnut etmek için eski zaman ilahını
Mukaddes bir cinayet çıkaracaklar hamurundan

Ateşe doğru uzanıyor ellerin
Parmaklarında cehennemden kalma kül kokusu var
Sen haykırıp çınlatsan da dağları beyhude
Karşında bir meşum yobazlar ordusu var

Aslında tüm cinayetlerin sorumlusu sensin
Sensin Habil’i öldüren
Senin yüzünden atıldı Yusuf kuyuya
Senin yüzünden gerildi İsa çarmıha
Sensin isyan ettiren iblisi Allah’a

Taif’te son resule saldıran çocukların ellerine
Taşları tutuşturan da sensin
Masumiyetin katline ferman yazıp
Günahı günahkarla buluşturan da sensin

Bil ki hiç kimse hak etmedi senin kadar ölümü
Dar ağaçları, giyotinler, yağlı urganlar
Yetmez yok etmeye yaydığın zulumü
O zehir dolu beynin ancak kurşundan anlar

Mühletin dolduğunda soluğun kesilecek
Emin ol hamd edecek sahte müminler mevtine
Ve lakin fevc fevc taşınarak naş – ı azimin
Gireceksin hakiki muvahhidler beytine…

...

Gönderen YOLCU, Cuma, 23 Ocak 2009 20:53 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

 

    KIZILBAŞ OLMAK KİMSENİN HADDİNE DEĞİLDİR. 

Tarih boyunca Kızılbaş sözü, Alevileri aşağılamak için kullanılmıştır. Bu söz üzerinden Alevilere çeşitli iftiralar atılmıştır.

Hatta öyle ki, Kızılbaş sözü küfür / sövme sözü olarak dahi kullanılmıştır. Ahlaksız, edepsiz, asi gibi anlamlar yüklenilen bu söz, aslında Aleviliğin Şah İsmail Hatai ile birlikte başlayan siyasal devinimini ifade etmektedir. Başka bir deyişle Kızılbaşlık, Aleviliğin siyasal alandaki adıdır.(1)

Anadolu Türkmenlerinin başlarına kızıl börk giymeleri zamanla onlar için siyasal bir simge haline gelmiştir. Anadolu'da Baba İlyas ve Baba İshak 'tan beri bütün Türkmen ayaklanmalarını " kara libaslı, kızıl börklü " Türkmen önderleri gerçekleştirmişlerdir.

Bu ayaklanmalar, sadece dinsel değil, siyasal talepleri olan toplumsal başkaldırı devinimleri olarak, Anadolu Türkmenlerinin, zalim yöneticilere, haksız ve ağır vergilere ve Türkmenlerin yönetimden uzaklaştırılmalarına karşı Kızılbaşlık hareketini doğuran ve sonradan " KIZILBAŞ SAFEVİ TÜRKMEN DEVLETİ'nin" kurulmasına zemin hazırlayan destansı olaylardır.

Nitekim ŞAH İSMAİL HATAİ 'nin askerleri ve Anadolu'ya gönderdiği tebliğcileri / propagandacıları kırmızı renkli börk giymişlerdir.

Kızılbaş sözü sonradan siyasal anlamının yanı sıra dinsel anlam da kazanarak Alevilik / Bektaşilik ile özdeş hale gelmiştir. Süreç içerisinde bu söz Türkmen Aleviliğinin özel adı olmuştur. Yani Türk Aleviliği eşittir Kızılbaşlıktır.(2)

Kızılbaşları, Alevi / Bektaşilerden ayrı bir toplulukmuş gibi sunanlar da olmuştur. Ancak bu savların hiçbir bilimsel ve tarihsel geçerliliği yoktur. Kızılbaşlık, Aleviliktir, Bektaşiliktir.

Ayrıca Pir Sultan Abdal'ın bir nefesinde belirtildiğine göre Hz. Ali'nin başına kırmızı bir bez bağlaması nedeniyle onun izinden gidenlere Kızılbaş denmiştir.(3)

Kızılbaş sözünün öz Türkçe olması, sözün kaynağının Türk tarihi olduğunu ortaya koymaktadır.

Kızılbaş sözünü bir aşağılama olarak kullananlara karşı Derviş Mehmed' in şu dizeleri gerçekten ilgi çekicidir:

"Gidi Yezit bize Kızılbaş demiş,
Bahçede açılan gül de kırmızı.
İncinme ey gönül, ne derse desin,
Kur'an'ı derc eden dil de kırmızı…"


Büyük Kızılbaş ozanı Pir Sultan Abdal ise bir nefesinde şöyle demektedir:

"Gidi Yezit bize Kızılbaş demiş,
Meğer Şahı sevdi dese yeridir.
Yetmiş iki millet sevmedi Şah'ı,
Biz severiz Şah-ı Merdan Ali'dir."



Kızılbaşlık, Türkmen Aleviliğinin özel adı olmakla birlikte artık Alevi / Bektaşiler için bir şeref ifadesidir. "Ben Aleviyim", diyen herkes aynı zamanda büyük bir şerefle " Ben Kızılbaşım ! " demektedir, demelidir.

Anca ...


Gönderen YOLCU, Salı, 20 Ocak 2009 22:41 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
Nurettin Karsu yazıyor...

Tunceli Nasıl Bir Dersim'di?

Nurettin Karsu

Dersimli; Türkistan’ın Horasan vilayetinden gelerek, (Moğollarla sürekli savaşan büyük Türk Hükümdarı) Celaleddin Harzemşah’ın ordusunun 10 Ağustos 1230 tarihinde Erzincan yakınındaki Yassıçimen yaylasında Anadolu Selçuklu ordularına karşı yenilgiye uğramasından sonra, Dersim dağlık kırsalına çekilerek burayı yurt tutmuştu.

İşte şimdiki Dersimli, Harzemşah Ordularının Horasan Erlerinden oluşan (Alevi / Bektaşi /  Kızılbaş) Türkmenleridir.

Bu yerleşimde, aşiret düzeni içinde, Türkistan’dan birlikte getirdikleri töreleri ve özgün inançlarıyla yaşamlarını bir süre sancısız ve kavgasız devam ettirmişti Dersimli.

1514 Çaldıran savaşında Türkmen Şah İsmail’i yenen Yavuz, Şeyhülislam Ebu Suud Fetvalarıyla  Alevilerin katliamını devam ettirmiştir.

Kelle korkusundan Anadolu Türkmeni; Doğu/Güneydoğu’da Kürtlere, Güney’de Araplara, Orta/Batı Anadolu’da da ıssız dağ tepelerine, ormanlara sığınarak, kültürlerini (inanç, dil, töre) saklayarak ve özellikle Cem Ayinlerini de gizli yaparak, yaşamda kalabilmiştir.

Dersim nüfusunun artması, dağlık olan bölgede halkı besleyecek üretimin bulunmaması, Dersim linin çevreden yararlanmasını yaşamsal bir zorunluluk haline getirmişti.

Başlangıçtan beri Dersim yerleşkesini içine sindiremeyen çevre illeri de, Dersimlileri önce Osmanlı’ya, sonrada Cumhuriyet yönetimine sıkça şikâyet ediyorlardı.

Kapalı, dar bir çevrede yaşamını sürdüren Dersim, Devletten hiçbir yardım görmediği gibi, Devletin ve özellikle jandarmanın amansız baskısı altında ezik bir konumda yaşam savaşımı veriyordu. Köye gelen jandarma uzak gedikten görülünce köyün erkekleri gizlenir, gizlenemeyenlerin sakal ve bıyıklarının bir yanı makaslanır, biz çocuklar da saklanacak bir yer arardık.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında bir kısım Dersim linin etraftan hayvan kaçırmaları, yoksul hallerine bakılarak, bir ölçüde hoş görülmüşse de, Atatürk’ün hastalığı ile el değiştiren Yönetim, özellikle 1937–1939 dönemi Başbakanı Celal Bayar, Devletin tüm gücünü acımasızca kullanarak, bu mal-davar gasplarını silahlı isyan saymış ve Dersim’in üzerine yürünmüştür. Tarihi yanılgı Osmanlı’da olduğu gibi devam ediyordu, Türkmen’i anlayan ve derdini bilen gene yoktu. Felaket kapıya dayanmıştı.

Açlıkla savaşım veren, Cumhuriyetle hiçbir sorunu olmayan, onu bayram yaparak karşılayan, doğuştan şeriata karşı olan Dersim, şeriat isteyen Şeyh Sait isyanıyla özdeş sanılıyordu.

Cumhuriyet istemem, Şeriat elden gidiyor. Cumhuriyet’i yıkacağım.” diyen, silahlanmış Şeyh Sait İsyanını, açlı ...


Gönderen YOLCU, Pazartesi, 19 Ocak 2009 19:06 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
www.habercem.com / MUSTAFA CEMİL KILIÇ

OSMANLI ULEMASININ FETVASI:
     " ALEVİLERİN TÜMÜNÜ ÖLDÜRMEK MÜSLÜMANLAR İÇİN FARZDIR. " 
Osmanlı Şeyhülislamlarının Aleviler için kullandıkları tabirler adeta insanın kanını donduracak cinsten.

Yazarımız Mustafa Cemil Kılıç, Osmanlı Arşivlerinde Şeyhülislamların ve Sünni Ulemanın Aleviler için kullandıkları tabirleri kaleme aldı.

İŞTE O YAZI:

Osmanlı Şeyhülislamları ve Sünni Ulemaya Göre Alevi / Kızılbaşlar

Bir Türk devleti olan Osmanlı ile yine bir Türk devleti olan Kızılbaş Safevi Devleti arasındaki siyasal mücadelenin kurbanları olan Anadolu Türkmen Alevileri / Kızılbaşlarına dair Şeyhülislam ve ulemanın düşünceleri ve verdikleri fetvalar, deyim yerindeyse insanın kanını donduracak düzeyde zalimane hükümler içermektedir. (Aynı dönemde İran, Azerbaycan ve Doğu Anadolu'daki sünni Türkmenlerin de benzer bir akıbete maruz kaldıklarını üzüntüyle belirtelim. Safevi egemenliği altında kalan az sayıdaki Sünni Türkmenlerin de öldürüldüğünü dürüstçe dile getirmeliyiz.)

Şimdi o malum fetvalardaki içeriğe göz atalım.

Ar, namus tanımazlar, bilmezler.

Şeriata aykırı düşünce ve inanç içindedirler.

Şeriatı küçümserler, Kur'an'ı hafife alırlar.

İlk üç halifenin halifeliğini inkar ederler.

Ebu Bekir, Ömer ve Osman'a söverler.

Peygamberin eşi Ayşe'ye söverler.

Kafir ve ehl - i fesattırlar, dinden dönmüşlerdir.

Başlarına giydikleri, küfür ( kafirlik ) ve Kızılbaşlık işaretidir.

Hem dinsizdirler hem de sultana isyan ederler.

Kadınlarının ve erkeklerinin nikahları batıl ve geçersizdir. Bu nedenle çocuklarının her biri zina ( veled - i zina ) çocuğudur.

Ehl - i din olan akrabalarından dolayı miras hakları yoktur.

Kestikleri hayvanlar murdardır, etleri yenmez.

Okla, köpekle, doğanla avladıkları dahi murdardır.

Topluca öldürülmeleri gerekir.

Onları öldürmek için yapılan savaş, en büyük, en kutsal savaştır.

Bu uğurda ölmek şehitliğin en ulusudur.

Tamamını öldürüp yok etmek Müslümanlar için farzdır.

Onlara eğilim duyanlar, onlara katılmak isteyip de yakalananlar ve onlara yardımcı olanlar, onlar gibi kafirdirler, öldürülmeleri vaciptir.

Kızılbaşların malları, çocukları ve karıları müslümanlar için helaldir, ganimettir.

Kızılbaşların pişmanlıklarının, tövbelerinin, yalvarmalarının hiçbir değeri yoktur. Öldürülmeleri vaciptir.


Alevi / Kızılbaş Türkmenleri öldürmeleri konusunda askerleri teşvik etmek için " ...

Gönderen YOLCU, Cuma, 16 Ocak 2009 22:10 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
Düşlerin Düşüşü...

Düşlerin Düşüşü


Gözlerinden düşüyor acısı yaşamın
Gözlerinden düşüyor
Kimseler bilmese de
Yitik bir kavganın
Mazlum çocuğudur içindeki kaygı

Nasıl da kelepçelenmiş ellerin karanlığa
Rotasız bir geminin kaçak yolcusu
Ve sahipsiz
Ve umarsız
Ve kırılgan bir sevişmenin gizlenen anısıdır kalbin…


Kalbin bir yangın yeri
Kalbin sancıyla sürdürüyor bu seferi
Bırak rüzgarda salınsın sakladığın tayın vahşi yelesi
Bırak kırılsın öksüzün hevesi

Biliyorum düşmek üzeredir canın bedeninden
Biliyorum gökten inişi gibi çiğ tanesinin
Biliyorum kopmak üzeredir damarların yüreğinden
Biliyorum kopuşu gibi insanın hayattan

Bekle o anı ki,
Hiç gelmeyecek…
Çırpınıp dursan da
Gücün sana yetmeyecek
Vakit teslimiyet vaktidir
Bu yazgı başından gitmeyecek

Hükümsüz yarınlara mecbursun
İstesen de çekip gidemezsin
Sen acısız edemezsin…
Düşüyor düşlerin
Dalından kopan bir yaprağın düşüşü gibi
Anla artık
Baharını çoktan çaldılar senden

Celladına bir poz ver
Resmini çekmek istiyor
Onun eseri olacaksın
Ellerinde solacaksın
Celladına bir poz ver
Hadi…
<!-- / message --><!-- sig --> ...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 14 Ocak 2009 08:24 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
Pir Sultan Tokadı...

SÜNNİ MİSYONERLERE PİR SULTAN TOKADI


Alevi inancını dönüştürme ve başkalaştırma çalışmaları hız kesmeden sürüyor. Bu yöndeki çalışmaların, özellikle Alevilikteki en önemli zaman dilimlerinden olan Muharrem ayı geldiğinde daha bir arttığını görmekteyiz.

Diyanet İşleri Başkanlığının kimi mensupları ve Sünni teolojinin hizmetindeki İlahiyat Fakültelerinin mümtaz ( !) hocaları ekranlarda, gazete ve dergi sayfalarında sık sık görünerek kendi ürettikleri yapay bir Alevilik üzerinden, Alevilere Sünni inanç ve ibadet biçimlerini empoze etmeye çalışıyorlar.

Bu konuda öne çıkan birkaç isim var; Sönmez Kutlu, Hasan Onat, İlyas Üzüm, Osman Eğri…

Ne diyor bu muhteremler ?

“Alevilik, Sünnilik vb. akımlardan ziyade İSLAM’IN KÖK DEĞERLERİ’ni öne çıkaralım, böylece Alevi ve Sünnileri MÜSLÜMANLIK PAYDASINDA birleştirelim.”

Bu muhteremlerin İslam’ın kök değerleri söylemiyle kastettikleri şeyler tümüyle Sünni inanç ve ibadet biçimleridir. Bu söylemde Alevilik, sadece kültürel ve folklorik bir unsur olarak yer alabilmektedir.

Alevilerin ibadet biçimi olan cemi, ibadet yeri olan cem evini, Muharrem matemi ve orucunu kültürel, folklorik bir zenginlik olarak niteleyip Aleviliği, Sünniliğin içinde bir tarikat konumuna sokmak hedef ve arzusundaki bu muhteremlere büyük Alevi Kızılbaş önderi Pir Sultan Abdal’ın idam gerekçelerini anımsatarak, Alevi mümin canları devşirmeyi amaçlayan siyasetlerinden vazgeçmelerini salık vermek istiyoruz.

Daha evvel yayınladığımız “ Hangi Sünnilik ? “ adlı kitabımızda yer alan “ Diyanet İşleri Başkanlığı, Alevi Bektaşi Klasikleri ve Aleviliğin Teolojik Koordinatları “ başlıklı makalemizde yer alan bir bölümü güncelleyerek, idrak ve izan sahibi beyinlere tekrar takdim ediyoruz.

"Osmanlı’nın resmi belgelerine göre Pir Sultan Abdal özetle şu gerekçelerle idam edilmiştir:


1- Pir Sultan, dinsiz, namaz kılmıyor ve oruç tutmuyor.

2- Şeriata aykırı söz söylüyor ve davranış sergiliyor.

3- Müslümanlara 'Yezit' diyor ve şarap içiyor.

4- İslamiyet'in ilk üç halifesine sövüyor.

5- Cem Ayini gibi gizli toplantılar yapıyor.

6- Safevi taraftarı ve Kızılbaş taifesinden bir devlet düşmanı.

7- Rafizi kitaplar bulunduruyor, okuyor ve okutuyor.

8- Saz ve Çalgı çalıyor törenlerde semah dönerek oyun oynuyor.

9- Törenlerde ve dışarıda harem selamlık kuralına riayet etmiyor.

10- Mehdi-i Zaman (Zamanın Mehdisi) gelecek propagandası yapıyor...


Bu gerekçeler aslında Aleviliğin pek çok temel yaklaşımının Osmanlı tarafından nasıl algılandığının göstergesidir. Bu gerekçelere bakarak özgün Alevi kimliğinin pek çok unsurunu görmek mümkündür. ...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 10 Ocak 2009 14:48 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

TÜRKLERDE HAZRETİ ALİ VE HAZRETİ HÜSEYİN SEVGİSİ 
Emeviler ehlibeyte zulmettikleri gibi Türkmenlere de zulmetmişlerdir. Türkler ve ehlibeyt soyundan gelenler, mazlumluk ortak paydasında birleşerek Emevi zulmüne karşı mücadele etmişlerdir. Emevilerin başlattığı zulmü bir süre sonra Abbasiler de sürdürmüştür.

Türklerle ehlibeyt arasındaki sevginin en net göstergelerinden biri Hazreti Hüseyin'in Kerbela'da Yezit'in adamlarından Türkistan'a gitmek için izin istemesidir. Hazreti Hüseyin biliyordu ki Türkler onu bağırlarına basacaklardır.

Hazreti Hüseyin'deki Türk sevgisinin kaynağı Hazreti Ali'ye dayanmaktadır. Hazreti Ali kendi döneminde Türkistan'daki Arap ordularını geri çekmiş ve Türk yurtlarındaki Arap işgaline son vermiştir.

Ehlibeyt soyuna mensup binlerce seyit, Emevi ve Abbasi zulmünden canlarını kurtarabilmek için Türk yurtlarına sığınmışlardır. İmam Ali Rıza'nın Türkistan coğrafyasına dahil olan Horasan'daki çalışmaları Türklere mistik İslam inancını benimsetmiş ve Türkler, Emevilerin dayattığı İslam'a direnmişlerken ehlibeyt İslam'ına gönül vermişlerdir.

Başlangıçta Türkmenlerin nerdeyse tamamına yakını Alevi idi. Ancak süreç içinde çeşitli yollarla asimile edilerek Sünnileştirilmişlerdir. Bu nedenle eğer ki bir kimse Türkmen ise geçmişinde mutlaka Alevilik vardır. Nitekim, yaklaşık 2 asır öncesine kadar Anadolu'daki Türkmen nüfusunun yüzde 75'i Alevi idi.

Seyitler ve onların kızları, oğulları Türklerle evlenmişler ve süreç içinde Türkleşmişlerdir. Bugün Anadolu'daki Alevi dedeleri işte bu ortak ailelerden türeyen nesilden gelmektedir. Dolayısıyla Alevi dedeleri öz be öz TÜRKMEN inanç önderleridir.

Türklerin Hazreti Ali ve Hazreti Hüseyin'e olan sevgilerinin en büyük sonuçlarından biri de yazılan ve söylenen binlerce ağıt ( mersiye ), deyiş ve nefestir. Bu ağıt, nefes ve deyişlerde Hazreti Ali ve Hazreti Hüseyin'e duyulan eşsiz ve tarifsiz sevgi anlatılmaktadır.

Alevilerin büyük çoğunluğunun Türklerden oluşması da boşuna değildir.

Türklerin arasındaki en yaygın isimlerin, Ali, Ali Ekber, Ali Rıza, Hasan, Hüseyin, Fatma gibi adların olması da bu sevginin bir sonucudur.

Muharrem geldiğinde Anadolu ve Türkistan'da milyonlarca Alevi Türkmen'in ehlibeyt ve Kerbela mazlumları için gözyaşı dökmesi de yine bu sevgi ve bağlılığın göstergesidir.

Hazreti Ali ve Hazreti Hüseyin'e duyulan sevgi ve bağlılık, Alevi / Bektaşi yolunun özüdür, temelidir. Bu sevgi diğer İslami gruplarda da vardır. Lakin Alevilerdeki Ali ve Hüseyin sevgisinin özgün bir temele dayandığı malumdur. Bu temel onu sıradan bir sahabe veya dört halifeden biri yada Hazreti Muhammed'den sonraki yüce kişiliklerden biri olarak görme anlayı ...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 10 Ocak 2009 13:46 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
Hakka yürüyüş...

Alevilik-Bektaşilik üzerine araştırmaları ile tanınan İrene Melikoff Hakk'a yürüdü.
25 Kasım 2008 tarihinden beri Fransa, Strasbourg hastanesinin yoğun bakım yaşam destek ünitesinde yatmakta olan, Alevilik-Bektaşilik üzerine araştırmaları ile tanınan ve bu alanda yüksek bir saygınlığa sahip olan değerli araştırmacı-yazar ve Türkoloji uzmanı Prof. Dr. Iréne Melikoff Hakk'a yürüdü.

İrene
Melikoff'un cenaze töreninin Strasbourg'da yapılması ve Paris'teki aile mezarlığından uğurlanması planlanıyor.

İrene
Melikoff kimdir?

1917 yılında Ekim devrimi başladığı gece, Petrograd'da doğan İrene
Melikoff'un babası Bakülü bir Türk, annesi Rustu. Petrolcülük işleriyle uğraşan ailesi Ekim Devrimi olunca Finlandiya'ya kaçar. Oradan Fransa'ya giderek Paris'e yerleşirler.

Melikoff babasının kütüphanesinde 14 yaşındayken Hafız Divanı'nı, Ömer Hayyam'ı ve Sadi Şirazi'yi okur. Sorbon Üniversitesi'nde önce İngiliz edebiyatını bitirir. Daha sonra ise Şark dillerine ve Türkolojiye devam eder. Fars dili ve edebiyatını öğrenir. Safaviler üzerine çalışır. Prof. Adnan Adıvar'ın öğrencisi olur. Ünlü İslam araştırmacısı Louis Massignon onu Sufiliği araştırmaya yöneltir. Fuat Köprülü ve Ömer Lütfi Barkan'la yakın ilişki içinde olur. Türk destanları üzerine çalışan Melikoff mistisizmi öğrenmek isterken Alevilikle karşılaşır. Çalışmalarını Alevilik üzerine yoğunlaştırır.

Türkoloji'ye katkısı 1968 yılında Strasbourg Türk Etüdleri Enstitüsü direktörü olmasıyla hız kazanır. 1970 yılından beri yayınlanan önemli bir Türkoloji dergisi olan Turcica'nın da kurucusu olur. Ünlü matematikçi Salih Zeki'nin oğluyla evlenen Melikof bir süre de Türkiye'de yaşar. Türkçe'de Cem Yayınları'ndan "Uyur İdik Uyardılar" kitabı ile Çağdaş Yayınları'ndan "Efsaneden Gerçekliğe Hacı Bektaş" isimli kitabı yayınlanmıştır.
...

Gönderen YOLCU, Cuma, 09 Ocak 2009 09:54 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
OKMEYDANI CEM EVİ...

MUSTAFA CEMİL KILIÇ, BUGÜN ( 08.01.2009) OKMEYDANI CEM EVİNDE...

Mustafa Cemil Kılıç, Muharrem orucunun 11. günü Okmeydanı Cem evinde Alevi mümin canlarla birlikte oruç açacak ve bir söyleşi yapacaktır.

Cem sohbetleri adıyla düzenlenen söyleşinin bugünkü konuşmacısı olacaktır.

İlgilenenlere duyurulur...

...

Gönderen YOLCU, Perşembe, 08 Ocak 2009 07:47 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
TRT'YE DEMEÇ...

 

  MUSTAFA CEMİL KILIÇ'IN DEMECİ TRT'DE YAYINLANDI..

 İLAHİYATÇI - SOSYOLOG MUSTAFA CEMİL KILIÇ'IN KARACAAHMET CEM EVİNDE CEM VE CEM EVLERİ İLE İLGİLİ OLARAK TRT'YE VERDİĞİ DEMEÇ 07.01.2009 GÜNÜ AKŞAM 18:30 ANA HABER BÜLTENİNDE YAYINLANDI.

ZİYARETÇİ VE ÜYELERİMİZE DUYURURUZ.  

...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 07 Ocak 2009 17:57 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

 TÜRKİYE, TÜRK ÜLKESİ Mİ ? 

Türkiye sözü, semantik açıdan Türklerin yaşadığı ülke anlamına geliyor. Anadolu ve Trakya topraklarına bu ismi verenler sanıldığının aksine Türkler değildir. Türkler, yüzyıllardır bu ülkeyi "Diyar – ı Rum " yani "Rum ülkesi " olarak adlandırmışlardır. " Rum " sözü de Romalı yani Roma İmparatorluğu ahalisi manasını muhtevi bir sözdür.

Türkiye'ye Türkiye adını verenler Batılılardır. Önceden " Turkia " olan bu sözcük, Türkiye'ye dönüşmüştür. Sıkça kullanılan bir diğer sözcük de malum olduğu üzere " Anatolia" sözüdür. " Güneşin doğduğu ülke " anlamına gelen bu sözcük de Türkçe'de zamanla " Anadolu " halini almıştır.

Yaklaşık bin yıldır Türkler, bu topraklarda demografik açıdan çoğunluğu oluşturan halktır. Türkiye Türkleri gerçekte Türkmenlerdir. Türkmenler, Türk dünyasındaki en kalabalık Türki topluluktur.

Türklerle birlikte bu topraklarda pek çok halk da yaşamıştır. Halen de yaşamaktadır. Kuşkusuz bundan sonra da yaşayacaktır. Peki günümüzde Türkiye nüfusunun ne kadarı Türklerden oluşmaktadır?

Öncelikle şunu belirtelim ki burada kastettiğimiz Türklük etnik Türklüktür. Yani Türk soyundan gelenlerin ( Türkmen, Kazak, Kırgız, Özbek, Tatar, Gagavuz Türkmenleri, Azeri Türkmenleri vb. ) oluşturduğu kimliktir. Malum olduğu üzere Türk sözü günümüzde sadece bu anlamda kullanılmıyor. Türkiye Cumhuriyeti Yurttaşı olma anlamında da kullanılıyor.

Anayasamızın 66 maddesinde Türklük, Türkiye Cumhuriyeti Yurttaşlığı olarak niteleniyor. Buradaki Türklük, siyasi ve hukuksal Türklüktür. Etnik Türklük değildir.

Lakin pek çok kurum, kuruluş, devlet ve şahıs Türkiye'deki etnik Türklerin nüfusunu merak etmekte ve bu konuda çeşitli araştırmalara girişmektedir.

Ortaya konulan verilerin hiçbiri sağlıklı değildir. Zira Türkiye'de bu yönde bir nüfus sayımı yapılabilmiş değildir. Gerçi geçmişte bazı nüfus sayımlarında anadil sorusu yer almaktaydı. Lakin yine de buna verilen yanıtlardan etnik grupların nüfusunu tespit yoluna gitmek yeterince sağlıklı değildir. Zira, etnik kimlikle dil arasında bir bağ bulunsa da bu bağ etnik kimliği ifade de yetersizdir. Çeşitli nedenlerle anadilini öğrenememiş olanlar da bulunabilmektedır.

Ancak biz bu yazımızda daha ziyade Türkiye'de etnik grupların araştırılmasında yapılagelen bir yanlışa değinmek ve bu yanlış üzerinden Türk nüfusu ...

Gönderen YOLCU, Pazar, 04 Ocak 2009 17:01 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
RADYO BARIŞ VE KANAL BİZ...

 

MUSTAFA CEMİL KILIÇ, RADYO BARIŞ VE KANAL BİZ TV'DE...

Mustafa Cemil KILIÇ, 03.01.2009 TARİHİNDE saat 17:00'da RADYO BARIŞ VE KANAL BİZ TV tarafından düzenlenen MUHARREM SOHBETLERİ adlı izlenceye katılacaktır.

ilgilenenlere duyurulur.

 

...

Gönderen YOLCU, Perşembe, 01 Ocak 2009 12:27 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
OKMEYDANI CEM EVİNDE...

 

MUSTAFA CEMİL KILIÇ, OKMEYDANI CEM EVİNDE...

Mustafa Cemil Kılıç, Muharrem orucunun 3. günü Okmeydanı Cem evinde Alevi mümin canlarla birlikte oruç açacak ve bir söyleşi yapacaktır.

Cem sohbetleri adıyla düzenlenen söyleşinin bugünkü konuşmacısı olacaktır.

İlgilenenlere duyurulur...

 

...

Gönderen YOLCU, Salı, 30 Aralık 2008 22:16 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ, YOL TV'DE...

 

  MUSTAFA CEMİL KILIÇ, YOL TV'DE...

MUSTAFA CEMİL KILIÇ, YOL TV tarafından hazırlanan Muharrem Sohbetleri adlı izlenceye katılacaklardır.

TARİH: 30.12.2008

SAAT: 17:30 - 19:30

YER: Karacaahmet Cemevi 

...

Gönderen YOLCU, Pazartesi, 29 Aralık 2008 21:45 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ, MUHARREM SOHBETLERİNDE...

 

  MUSTAFA CEMİL KILIÇ, TRT, CEM TV VE ULUSAL KANAL'DA...

 MUSTAFA CEMİL KILIÇ, MUHARREM AYININ İLK GÜNÜ ÖNCE SAAT 15:00 - 17:00 ARASIDA CEM TV'DEKİ mUHARREM SOHBETLERİ ADLI İZLENCEYE ARDINDAN İSE SAAT 20:30'DA ULUSAL KANAL'DAKİ AYNI ADLI YAYINA KATILMIŞLARDIR.

MUSTAFA CEMİL KILIÇ, 25.12. 2008 TARİHİNDE İSE KARACAAHMET CEM EVİNDE TRT'NİN MUHARREM AYI NEDENİYLE HAZIRLADIĞI VE 10 MUHARREM'DE YAYINLANACAK OLAN İZLENCEYE, CEM VE CEMEVLERİ KONULU BİR DEMEÇ VERMİŞLERDİR.

SAYIN ZİYARETÇİ VE ÜYELERİMİZE DUYURULUR.  

...

Gönderen YOLCU, Pazartesi, 29 Aralık 2008 21:40 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MATEM BAŞLADI...

    DÜŞTÜ HÜSEYİN ATINDAN... 
Asırlardır acısı dinmeyen bir yara var müminlerin kalbinde… Yüce peygamberimizin torunu Hazreti Hüseyin ve yanındakilerin Kerbela’da hunharca katledilmesinin üzerinden yüzlerce yıl geçmiş olmasına karşın yaramız hala taze…

Bu yara hiç kapanmadı, hiç kapanmayacak… Kerbela, mazlumiyetin yürekleri sızlatan bir örneği olarak müminle münafığın ayrıştığı, zalimle mazlumun saflaştığı tarihsel bir olaydır.

Yüce resülün soyuna karşı gerçekleştirilen saldırı, gerçekte insanlığın tümüne karşı işlenen zelil bir suçtur.

Bu iğrenç suçun yıl dönümünde, peygamber soyu için yas tutmamak, Hazreti İmam Hüseyin’in acısını yüreğinde hissetmemek ve mateme bürünmemek, kim bilir belki de yüzyıllar sonra da olsa suça ortak olmak gibidir. Bu büyük günahtan Hakka sığınırız.

“Medet ya Hüseyin” diye inleyen kalbimiz, zalime ve zulmüne karşı da “lanet olsun Yezid’e “
nidalarıyla ehlibeyte bağılığını ilan etmektedir.

Zira, ehlibeyti sevmeden, Hüseyin’den yana olmadan Mümin vasfını kazanabilmek mümkün değildir.

Ehlibeyt soyuna taraf olanlara ne mutlu ki onlar, yüce resulün gerçek ümmetidirler.

Muharrem’de oruç ve yas tutmak, Hüseyni ve Alevi olmanın dahası Muhammedi olmanın yani gerçek mümin olmanın en ayırt edici göstergelerinden biridir.

Müminlere selam olsun.

Kuşkusuz tarihin en elim olaylarından biri ve birincisi olan Kerbela katliamının vicdanlarda yarattığı yarayı anlatan yüzlerce, binlerce şiir yazıldı. Ağıtlar söylendi. Dünya durdukça da söylenmeye devam edecek.

Yüreğimizin titreyerek hissettiği, dilimizin acıyla telaffuz ettiği bir ağıtı yineleyerek ruhumuzu, canımızı, kalbimizi Hazreti İmam Hüseyin’e raptedelim. Hüseyinleşmek için çırpınalım. Gözyaşı dökelim…

Düştü Hüseyin atından Sahrayı Kerbela’ya,
Cibril git haber ver Sultan- ı enbiyaya…

Tuttuğumuz oruç ve matemimizi yüce Tanrı kabul eylesin. Cümlemizi Hazreti Hüseyin’in şefaatine nail eylesin….

Hazreti İmam Hüseyin’e duyduğum sevgiyi dile getirmeye çalıştığım naçiz dizelerimi sizlerle paylaşarak sözlerimi noktalıyorum.


HÜSEYİN…

O bir velidir, hiçbir zaman ölmez
Canlar içinde bir candır Hüseyin…
Onun kıymeti ki, asla ölçülmez
Ne inci ne de mercandır Hüseyin…

Huruç edip Aliyyel mürteza’dan
Doğdu ol hazreti Fatıma’dan
Bilemez sırrını hiçbir nadan
Bir kutlu nihandır Hüseyin…

Mümine yakındır, münkire uzak
Resul – i kibriyadan bir nesl- i pak
Şühedayı kerbela’nın ö ...

Gönderen YOLCU, Pazar, 28 Aralık 2008 14:09 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
DUYURU

DUYURU / BİLGİLENDİRME  

Mustafa Cemil Kılıç, Muharrem ayının ilk günü 29. 12. 2008  saat 20:00’da Muharrem Sohbetleri izlencesine katılmak için ULUSAL KANAL’da olacaktır.

 

30. 12. 2008 Salı günü saat 17:00’da  YOL TV’de aynı adlı yayına katılacaktır.

 

31. 12. 2008 Çarşamba günü oruç açımı ve Cem Sohbeti için Okmeydanı Cem evinde olacaktır.

 

02.01.2009 Cuma günü saat 13:00’de Muharrem Sohbetleri adlı yayın için Cem TV’de olacaktır.

 

03.01.2008 Cumartesi günü  saat 17:00’da RADYO BARIŞ tarafından düzenlenen Muharrem sohbetleri için KANAL BİZ’de olacaktır.

 

İlgilenenlere duyurulur.

...

Gönderen YOLCU, Cuma, 26 Aralık 2008 20:57 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ cem radyo'da / 96.4

 

   DUYURU / BİLGİLENDİRME

Mustafa cemil KILIÇ, YARIN 26. 12. 2008 SAAT 11:00 DA Cem Radyo'da canlı yayına katılacaktır. Muharrem ayı üzerine söyleşi yapılacaktır.

İgilenenlere duyurulur.

 

...

Gönderen YOLCU, Perşembe, 25 Aralık 2008 19:59 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
CEMAL ŞENER YAZIYOR...

           MARAŞ MARAŞ DERLER, BU NASIL MARAŞ... 

Bu türkü sözlerinin devamı şöyledir : ‘’Maraş, Maraş Derler, Bu Nasıl Maraş.Al Kanlar İçinde Can Veren Kardaş…’’
    Bu türkü sözlerinin yazarı  bu sözleri ne zaman ve hangi olay üstüne yazmıştır bilmiyorum. Ama aşağıdaki ifadeleri okuduğumda aklımdan ilk geçen sözcük bu olayın söz yazarının adeta içine doğduğu şeklinde oldu. İsterseniz  sözünü ettiğim ifadeleri  şimdi birlikte okuyalım :
    ‘’Ellerinde Alman tüfeği, mavzer, makinalı tüfekler vardı. Kadınlarımızın memeleri kesildi. Altı aylık çocuğumuza kurşun sıkıldı. Kolları kesildi, kafaları ezildi. Kadınlarımızın hem ölüsüne hakaret ettiler, hem dirisine. Kocasının yanında yaptılar. Kocası : ‘
’Allah’tan korkun.’’ deyince… Kocasını çektiler, öldürdüler. Ardından kadını öldürdüler.20 yaşındaki bir babayı oğluyla birlikte öldürdüler. Gözlerine şiş soktular insanların. Seyrantepe’de Keşan’lı  (…)  ün karısının ırzına geçip, kurşuna dizdiler. Daha sonra külotunu çıkarıp sokağa attılar. Kalaycı Şah İsmail’e de baltayla vurup, beynini parçaladılar.’’ (Ali Usta)
    ‘’Başlarında muhtar Mehmet Yemşen’in olduğu grup ‘’Komünistler Moskova’ya’’, ‘’Komünistlere, Alevilere ölüm’’ diye bağırarak evimize doğru geliyordu. Arkalarında plakasız bir komyon  vardı. Bu komyondan aldıkları benzinle evleri yakıyorlardı. Evlerinden aldıkları kıymetli eşyaları da bu konmyona  koyuyorlardı. Oğlum Ali (14 yaşında) ile kaçmaya başladık. Ali’yi yakaladılar, ben kaçtım. Öğleden sonra oğlumu aramaya başladım. Tüm aramalarıma rağmen bulamadım. Askerlere sığındım. Olaydan dört gün sonra cesedini  Dilber Yılmaz’ın evinin bodrum katında bulunan bir kazan içinde yakılmış bir durumda buldum.’’ (Döne Taş)
    ‘’Bir Alevi evini ateşe verdiler. Bir genç kadın pencereden atlayıp kaçtı. İçeride üç çocuk alevler arasında uyurken kül olup gittiler. Sonra ‘’Allah, Allah’’ naralariyle bir Sünni evine saldırdılar. Bir evde iki Alevi saklanıyormuş. Önce Sünni olan ev sahibini dışarı çıkardılar. Ona ‘’Evinde Alevi saklamışsın’’ dediler. O inkar etti. Bunun üzerine evi aradılar. Bodrum’da saklanan iki Alevi’yi bulup getirdiler. Önce Sünni’yi öldürdüler. Sonra da Alevileri otomatik silahla tarayıp öldürdüler.’’ Diyor ifadesinde İsmail Topçu.
    Elimdeki dosyada y ...


Gönderen YOLCU, Pazartesi, 22 Aralık 2008 05:56 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
M. CEMİL KILIÇ yazıyor...

ALEVİLER OLMASAYDI NE OLURDU ?

Aleviler bu ülkenin inkarı mümkün olmayan bir gerçeğidir. Bu öyle bir gerçektir ki, bu gerçek olmasaydı belki de bu ülke ve bu halk diye bir gerçek de olmayacaktı. Türk ulusal varlığı Alevi varlığıyla öylesine bir ilişki içerisindedir ki Alevilik, ulusal kimliğin hayat sahası durumundadır. (Her ne kadar Türk kökenli olmayan Aleviler varsa da Alevilerin yüzde doksandan fazlası Türk / Türkmen’dir.)

İddia ediyorum ki, Alevilik olmasaydı bu ülkede Türk Sünniliği diye bir şeyden bile söz edilemezdi. Sünni Türklerin varlığı bile Alevilikle doğrudan ilgilidir. Alevilik, Sünnilerin, Sünnilik görüntüsü altında Vahhabileşmesini engellemiş olan bir toplumsal tampon rolü de görmüştür. Eğer Alevilik olmasaydı Sünniler tümüyle Vahhabileşerek ulusal kimliklerini de yitirebilir ve nihayetinde ümmetin bir parçası olmak adına Araplaşabilirlerdi. Nitekim Arap dünyasında bugün köken itibariyle Türk / Türkmen olmasına karşın tamamen Araplaşmış toplulukların varlığı meçhul değildir. Özellikle Suriye halkı bu bakımdan dikkat çekicidir. Arap dünyasında Suriye halkına " Arab - ı müstarabe " yani " Arap olmadığı halde Araplaşmış olan" denilmektedir. Yine bilmekteyiz ki, Mısır'da, Filistin'de, Libya, Cezayir, Tunus gibi Kuzey Afrika ülkelerinde milyonlarca Türk Araplaşmıştır. Bugün Tunus'da halen Türkçe adı olan köyler vardır. Ama bu köylerin ahalisi artık tek kelime Türkçe bilmez halde ve tamamen Araplaşmış vaziyettedir.

Aleviler olmasaydı, Anadolu'da Türk dili diye bir dil kalmazdı. Çünkü Sünni seçkinler İslam etkisiyle Arapça’ya yönelmişken Aleviler ibadetlerini bile Türkçe yapıyorlardı. Bütün nefes ve deyişler Türkçe’ydi. Diğer bir ifadeyle Yunuslar, Pir Sultanlar, Kul Himmetler, Nesimiler olmasaydı Türk dili de olmazdı. Türk dili olmayınca Türk Milleti de olmazdı.

Gerek Türklerin Müslümanlaşma sürecine gerekse bu süreç sonrası yaşanan toplumsal olaylara bakıldığında görülecektir ki, Alevilik unsuru Türkmen kabilelerinin kimliklerini muhafaza anlamında giriştikleri ayaklanmalarda hep başat etkiye sahip olmuştur. Ta Hoca Ahmet Yesevi’den beri İslam karşısında gösterilen tutum, Türk kimliğinin varlık mücadelesi açısından yaşamsal olmuştur. Ortodoks İslam inancında haram görülen pek çok unsurun Yesevi ekolü tarafından İslamileştirildiği yada diğer bir ifadeyle İslam’ın, içine Şamani ritüel ve inançların dahil edilmesi suretiyle Türkleştirildiği gerçeği bizi Alevilik denen bir direnişin teşekkülüne götürmektedir. (Burada yeri gelmişken hemen belirtelim ki, Alevilikte mevcut olan kimi unsurları İslam ve Türk kültürü dışında bir kaynağa ( Hristiyanlık, Budizm, Zerdüştilik, Maniheizm vb. ) bağlama çabaları bilimsel açıdan / sosyolojik ve historik gerçeklere aykırı olup tümüy ...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 20 Aralık 2008 19:40 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
ALEVİLERDEN KINAMA...

 

ALEVİ İNANAÇ ÖNDERLERİ CAMİLERE YAPILAN SALDIRIYI KINADI. CEM VAKFİ ALEVİ İSLAM DİN HİZMETLERİ BAŞKANLIĞI BU KONUDA BİR BİLDİRİ YAYINLADI. BİLDİRİYİ ALINTILIYORUZ...

 

 BASIN VE KAMUOYUNA ÖNEMLE DUYURULUR

Camilere yapılan saldırıları kınıyoruz.


Son günlerde İstanbul ve Ankara’da muhtelif camilerde yangın çıkması tesadüfî bir olay olarak açıklanamaz. Ülkemizin birlik ve barışına kasteden kimi mihrakların tehlikeli bir oyun tezgâhlamak istedikleri yönünde kuşku duymaktayız.


Geçmişte camilere yönelik saldırı yapıldığı yalanıyla Alevi Sünni çatışması çıkarmak isteyen şer güçlerin tekrar aynı yola başvurmak istedikleri görülmektedir.
Bu konuda halkımızın sağduyusuna güveniyor ve tüm yurttaşlarımızı uyanık olmaya davet ediyoruz.


Bizler Alevi, Bektaşi, Mevlevi inanç önderleri olarak, yeryüzündeki tüm ibadethaneleri saygın görmekteyiz. Kilise, Cami, Sinagog ve Cem evlerinin Allah’a yakarılan mukaddes mekânlar olarak kardeşliğine inanıyoruz. Bu kardeşliği, karşıtlığa çevirmek isteyenlere karşı Alevisi Sünnisiyle, inananı inanmayanı ile tüm yurttaşlarımızı birlik, barış ve kardeşlik duyguları etrafında kenetlenmeye çağırıyoruz.


Her inancın kutsallarını hedef alıp, toplumsal huzuru ve inançsal kardeşliği zedelemeye çalışan tüm saldırıları nefretle kınıyor. Türk halkını bu gibi provakatif eylemlerin oyununu el birliği ile bozmaya davet ediyoruz.
Değerli basın ve kamuoyuna önemle duyurulur.

Cem Vakfı

Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı



http://www.aleviislamdinhizmetleri.org/

...

Gönderen YOLCU, Cuma, 19 Aralık 2008 20:07 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
M. CEMİL KILIÇ

ALEVİLER İNTİHAR MI EDİYOR ?!


Yüzlerce yıldır amansız bir savaş yaşanıyor. Kanlı, canlı, sert, ödünsüz ve kararlı bir savaş…Evet savaş sözü ürkütücü ama sanırım var olma kavgasının ne denli şiddetli cereyan ettiğini anlatabilmek için bu sözcükten daha isabetli bir başka ifade mevcut değil… Tevile gerek yok; kelimenin tam anlamıyla bir savaş bu !

Peki bu savaş neyin ve kimin savaşı ?

Zahiri sığlığa karşı batıni enginliğin, katılığa karşı hilmin, uhrevi cennet vaadiyle dünyayı zindana çevirenlerle dünyayı cennetleştirmek isteyenlerin, dini Arap kültürüne hapsedenlerle yetmiş iki millete bir nazarla bakmayı savunanların, renksiz, zevksiz, müziksiz kuru ibadetçilerle, aşkla yoğrulmuş, vecdle karılmış, raks ve ezgi ile ruhların coştuğu, kutlu ve kutsal bir tapınmayı seçenlerin, muhayyel ve insandan uzak bir Tanrı inancını savunanlarla Tanrı’yı şah damarında hissedenlerin, onu ruhunda, gönlünde ve kalbinde duyumsayarak “tıpkı insan eyleyenlerin “ savaşıdır bu savaş…

Bilerek yada bilmeyerek karanlığa hizmet etmeyi seçenlerle, “ bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” diyenlerin savaşı…

Ana dilinde ibadet etme özgürlüğünü yaşayanlarla, öz dilimize kilit vurmaya çalışanların savaşı…

Bu savaş; iyi ile iyi görünmeye çalışanın, aydınlık ile aydınlık görünmeye çalışanın savaşı…

Bu savaş; Muaviye’de, Yezit’te, Mervan’da temsil edilen zalimlikle; Hz. Ali’de, Hz. Hasan’da, Hz. Hüseyin’de vücud bulup mücessem hale gelen mazlumiyetin savaşı…

Bu savaş; Kuteybe hunharlığına karşı Horasanlı, Türkistanlı yitik Türkmen çocuklarının yarattığı asil bir direnişin savaşı…

Hasılı bu savaş; Hızır paşalarla Pir sultanların savaşıdır…

Tarihte zaman zaman kılıca, mızrağa, topa, tüfeğe de başvurulsa özünde teolojik bir savaştır bu savaş…

Günümüzde tümüyle teolojik bir kimliğe büründüğü de ortadadır.

Peki varılan nokta nedir ?

Hüznün, mazlumiyetin, gözyaşının, kederin fakat aynı zamanda asil bir direnişin, yiğitliğin, şerefin, erdemin de adı olan Alevilik, Kızılbaşlık nereye gidiyor ?

İnanç ve ritüelleri bir değişim, dönüşüm ve başkalaşıma mı zorlanıyor?

Yoksa bir kısım Alevilerin kendileri mi istiyor bu başkalaşımı ?!

Gönüllü asimilasyon mu söz konusu ?

Teslim oluş ve boyun eğiş…

Evet nereye gidiyor Kızılbaşlar, Aleviler…

Egemen din anlayışının temsilcileri ha bire yeni yeni giysiler biçiyorlar Aleviler ve Alevilik için…

Kimi diyor Alevilik tarikattır…

Eğer öyleyse bu tarikat hangi mezhebe bağlı ?!

Sünniliğe mi Şiiliğe mi ?

Sünniler Sünniliğe, Şiiler Şiiliğe bağlıyor !

Bazı sözde Aleviler de bunu kabulleniyor ...

Gönderen YOLCU, Perşembe, 18 Aralık 2008 22:57 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
CEMAL ŞENER YAZIYOR...

FUZULİ'NİN OSMANLI'DAN MAAŞ ALDIĞINI BİLİYOR MUYDUNUZ ? 
Alevi dedeleri devletten maaş almalı mıdır? Tartışmaları ile ilişkilendirmek için Osmanlı’daki din devlet ilişkileri bir suredir internette bazı sitelerde irdelenmeğe çalışılıyor. Bu tartışmaya bir nefes katılmak için bu satırları yazdım.



Alevi dedeleri resmi olarak Osmanlı döneminde devletten maaş aldı denemez. Ama Osmanlı idare yapısı çok farklıdır. Osmanlıda bazı valilerde devletten maaş almazdı. Valilikler ihale ile vergi toplama yetkisi de dahil alınır satılırdı. Valilik gibi bazı makamlarda alınır satılırdı. Cami imamlarının da tümünün devletten her dönem maaş aldığı söylenemez. Cumhuriyetin ilk yıllarından menderes dönemine dek cami imamları da devletten maaş almazdı. Cami imamlarına maaş dönemi menderes’le başlamıştır.



Karacaahmet sultan dergâhı yayınlarında 200 civarında Osmanlı arşivi/mühimme defterlerinden alınmış karar yayınladım. Bu kadarda elimde yayınlanmaya hazır bulunuyor. Osmanlı belgelerinde Aleviler-Bektaşiler adı ile yayınlanan iki kitap ta Karacaahmet Sultan veb sitesinde orijinalleriyle birlikte yüklü bulunuyor. İsteyen ulaşabilir.



Bu belgelerde dedelere direk maaş vermek yok. Ama dergâhların Osmanlı ile dolaylı akçeli ilişkileri var. Örneğin; vergi muafiyeti var, gelirlerin dergâha bağışlanması var. Örnek: ’Çankırı keskin’deki Koçi baba zaviyesinde ’’ eskiden olduğu gibi vergi muafiyeti ’’ istenen bir belge var (yıl: 1712)... Yine başka bir belgede Samsun Ladik Kara Abdal zaviyesi yazışmasında yüz yıldır devam eden türbedarlığın ’’ günde iki akçe’’ karşılığı olarak devam etmesi divanı hümayum’dan yani saraydan istenmektedir.



Başka bir belgede ise; Akyazılı türbesi ve vakfının elinde olan ’’su değirmeni ve taşınmaz mallardan’’ bahsedilerek ’’eskisi gibi hazinei manda mütevellilik’’ istenmektedir. Böylece ’’paranın dergâhta kalması’’ istenmektedir.



Başka bir belgede ise; Hacı Bektaş dergâhı post dedesi es- seyit Fezullah, (Hacı Bektaş Veli Kuddise Sırruhu) ...1795 tarihli 7899 nolu arşiv belgesinde (kitabımızın 243.sayfasındadır) ... Hacıbektaş vakfına bağlı tüm köylerin vergisinin ’’hiç bir devlet yetkilisinin karışamayacağı ’’tarzda toplanması için bazı kişilerin direndikleri…’’ bu kişilerin eylemlerine engel olmak ve vergilerin toplanması için hattı- hümayun (ferman) verilmesi’’ istenmektedir.




Ayrıca bu belgelerde; Hz. Ali’nin türbesi’nin tadilatı ile ilgili, Hz. Hüseyin ’in Kerbela’daki türbesinin tadilatı ile ilgili, Karacaahmet sultan türbesinin tadilatı ile ilgili ödenmesi gereken para miktarından ve yapan ustaların isimlerine dek bilgiler bulunuyor.



Konu ile ilgili ilginç bir bilgi ise Alevilerin yedi ulu ozanından biri olan Fuzuli&r ...

Gönderen YOLCU, Pazartesi, 15 Aralık 2008 20:17 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

ALEVİLER İNTİHAR MI EDİYOR ?!


Yüzlerce yıldır amansız bir savaş yaşanıyor. Kanlı, canlı, sert, ödünsüz ve kararlı bir savaş…Evet savaş sözü ürkütücü ama sanırım var olma kavgasının ne denli şiddetli cereyan ettiğini anlatabilmek için bu sözcükten daha isabetli bir başka ifade mevcut değil… Tevile gerek yok; kelimenin tam anlamıyla bir savaş bu !

Peki bu savaş neyin ve kimin savaşı ?

Zahiri sığlığa karşı batıni enginliğin, katılığa karşı hilmin, uhrevi cennet vaadiyle dünyayı zindana çevirenlerle dünyayı cennetleştirmek isteyenlerin, dini Arap kültürüne hapsedenlerle yetmiş iki millete bir nazarla bakmayı savunanların, renksiz, zevksiz, müziksiz kuru ibadetçilerle, aşkla yoğrulmuş, vecdle karılmış, raks ve ezgi ile ruhların coştuğu, kutlu ve kutsal bir tapınmayı seçenlerin, muhayyel ve insandan uzak bir Tanrı inancını savunanlarla Tanrı’yı şah damarında hissedenlerin, onu ruhunda, gönlünde ve kalbinde duyumsayarak “tıpkı insan eyleyenlerin “ savaşıdır bu savaş…

Bilerek yada bilmeyerek karanlığa hizmet etmeyi seçenlerle, “ bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” diyenlerin savaşı…

Ana dilinde ibadet etme özgürlüğünü yaşayanlarla, öz dilimize kilit vurmaya çalışanların savaşı…

Bu savaş; iyi ile iyi görünmeye çalışanın, aydınlık ile aydınlık görünmeye çalışanın savaşı…

Bu savaş; Muaviye’de, Yezit’te, Mervan’da temsil edilen zalimlikle; Hz. Ali’de, Hz. Hasan’da, Hz. Hüseyin’de vücud bulup mücessem hale gelen mazlumiyetin savaşı…

Bu savaş; Kuteybe hunharlığına karşı Horasanlı, Türkistanlı yitik Türkmen çocuklarının yarattığı asil bir direnişin savaşı…

Hasılı bu savaş; Hızır paşalarla Pir sultanların savaşıdır…

Tarihte zaman zaman kılıca, mızrağa, topa, tüfeğe de başvurulsa özünde teolojik bir savaştır bu savaş…

Günümüzde tümüyle teolojik bir kimliğe büründüğü de ortadadır.

Peki varılan nokta nedir ?

Hüznün, mazlumiyetin, gözyaşının, kederin fakat aynı zamanda asil bir direnişin, yiğitliğin, şerefin, erdemin de adı olan Alevilik, Kızılbaşlık nereye gidiyor ?

İnanç ve ritüelleri bir değişim, dönüşüm ve başkalaşıma mı zorlanıyor?

Yoksa bir kısım Alevilerin kendileri mi istiyor bu başkalaşımı ?!

Gönüllü asimilasyon mu söz konusu ?

Teslim oluş ve boyun eğiş…

Evet nereye gidiyor Kızılbaşlar, Aleviler…

Egemen din anlayışının temsilcileri ha bire yeni yeni giysiler biçiyorlar Aleviler ve Alevilik için…

Kimi diyor Alevilik tarikattır…

Eğer öyleyse bu tarikat hangi mezhebe bağlı ?!

Sünniliğe mi Şiiliğe mi ?

Sünniler Sünniliğe, Şiiler Şiiliğe bağlıyor !

Bazı sözde Aleviler de bunu kabulleniyor ...

Gönderen YOLCU, Pazar, 14 Aralık 2008 20:30 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILI CEM TV'DE

İzlence Duyurusu

 

14 Aralık 2008 günü saat 11:00’da CEM TV’de yayınlanacak olan GENÇLER KONUŞUYOR adlı izlenceye konuk olarak MUSTAFA CEMİL KILIÇ katılacaktır.

 

Konu: Hoca Ahmet Yesevi ve İslam

 

İlgilenenlere duyurulur.

  

www.turkcutoplumcu.com

...

Gönderen YOLCU, Cuma, 12 Aralık 2008 13:17 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
ALEVİ - SÜNNİ KARDEŞLİĞİNİN İFADESİ Mİ!

 

ALEVİ SÜNNİ KARDEŞLİĞİ... Mİ ?

SÜNNİLER CEM EVİ YAPTIRDI ! 

Siyasi partilerin peş peşe Alevi açılımı yaptıkları son dönemde, en radikal açılım vatandaşlardan geldi. Beypazarı’nın Alevilerin yoğun olarak yaşadığı Karaşar beldesinde, cami derneği tarafından yaptırılan cemevi, caminin bitişiğinde hizmete açıldı.

Karaşarlılar Cami Derneği’nce 1993’ten bu yana yapımı sürdürülen Cemevi ve Kültür Merkezi’nin önceki gün yapılan açılışına, Anayasa Mahkemesi üyesi Serdar Özgüldür, Beypazarı Kaymakamı Hikmet Aydın, MHP’nin Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı, Beypazarı Belediye Başkanı Mansur Yavaş, AKP’li Yenikent Belediye Başkanı Emin Özer, AKP’li Karaşar Belediye Başkanı Yılmaz Koçak, AKP’li Kırbaşı Belediye Başkanı Cengiz Yılmaz ve vatandaşlar katıldı.

CAMİ İLE YAN YANA
Cemevi, aynı dernek tarafından daha önce yaptırılan caminin hemen bitişiğinde hizmete girdi. Kaymakam Aydın, cemevinde yapılacak etkinliklere seve seve katılacaklarını belirtti.

...

Gönderen YOLCU, Cuma, 12 Aralık 2008 09:43 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
TÜRKÇÜ TOPLUMCU YOL'DAN KUTLAMA...

 

  TÜRK HALKLARININ VE TÜM MÜSÜMAN MİLLETLERİN KURBAN BAYRAMINI KUTLAR,

 ESENLİK, BARIŞ, BİRLİK VE KARDEŞLİĞİMİZE ARACI OLMASINI YÜCE TANRI'DAN DİLERİZ.

      TÜRKÇÜ TOPLUMCU YOL ADINA MUSTAFA CEMİL KILIÇ VE YOL ARKADAŞLARI

 

...

Gönderen YOLCU, Pazar, 07 Aralık 2008 11:20 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

HÜSEYİN…

 

O bir velidir, hiçbir zaman ölmez

Canlar içinde bir candır Hüseyin…

Onun kıymeti ki, asla ölçülmez

Ne inci ne de mercandır Hüseyin…

 

Huruç edip Aliyyel mürteza’dan

Doğdu ol hazreti Fatıma’dan

Bilemez sırrını hiçbir nadan

Bir kutlu nihandır Hüseyin…

 

Mümine yakındır münkire uzak

Resul – i kibriyadan bir nesl- i pak

Şüheda-yı kerbelanın önderi mutlak

Ölümsüz kahramandır Hüseyin…

 

Mazlumlar katarının ulu imamı

Mümin dilinden düşmez kelamı

Kıyam eyleyip yüceltti İslamı

Bir merdi merdandır Hüseyin…

 

Mümin olanın gözündeki yaşlar

Hüseyni sevgiyle akmaya başlar


Gönderen YOLCU, Perşembe, 04 Aralık 2008 15:31 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
RIZA TEVFİK BÖLÜKBAŞI

Bana sual sorma, cevap müşküldür,
Her sırrı ben sana açamam hocam.
Hakkın hazinesi darı değildir,
Cami avlusunda saçamam hocam.

Kayd-i âhiretle düşmem mihnete,
Ben burda memurum şimdi hizmete,
Hayvan otlatırken gidip cennete,
Sana hülle donu biçemem hocam.

Miracı anlatma, eşek değilim,
Bildiğin kadar da melek değilim,
Günahkâr insanım, ördek değilim,
Bu ağır gövdeyle uçamam hocam.

Halka korku verme velvele salıp,
Dünya ve âhiret bu köhne kalıp,
Ben softa değilim cübbemi alıp,
İmaret imaret göçemem hocam.

Ölümden ürker mi tez ölen
kimse?
Çoktan mazhar oldum ben hak nefese,
Bu demi sürerken ecel gelirse,
İşimi bırakıp kaçamam hocam.

Şarabı men etme, o değil hüner,
Aşıkım bâdesiz pek başım döner,
Gönlümde muhabbet ateşi söner,
Özrüm var, sade su içemem hocam.

Nâr-ı cehennemi önüme serme,
Günahımı döküp kaygular verme,
Kitapta yerini bana gösterme,
Ben pek o yazıyı seçemem hocam.

Feylesof Rıza´yım dinsiz anlama,
Dini ben öğrettim kendi babama,
Her ipte oynadım cambazım amma,
Sırat köprüsünü geçemem hocam.


Rıza Tevfik Bölükbaşı
...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 03 Aralık 2008 07:51 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

 Kamcı/Şamani İzlere Karşın Alevilik Nasıl İslam’ın Özü Olabiliyor ?

Samimi Alevi Müslümanlar Aleviliği, “ İslam’ın Özü “ olarak görürler. Fakat bu tabir Aleviler üzerinde hesabı olan inançsız, ateist kişi ve çevreleri rahatsız etmektedir.

Onların rahatsızlığının doğrudan doğruya İslam’dan kaynaklandığı besbellidir. İslam’ın en güzel ve Türk’e has yorumu olan Alevilikten de rahatsız olmaları pek tabiidir. Bu çevreler, İslam’ı eşittir Sünni ve Şii İslam biçiminde gördükleri veya görmek istedikleri için Aleviliği İslam dışı saymaya gayret göstermektedirler. Oysa İslam, Sünnilik veya Şiilik demek değildir. Aynı şekilde İslam eşittir Alevilik demek de değildir. Alevilik, İslam’ın Türklere özgü bir yorumudur. Her ne kadar gayri Türk Alevi / Bektaşi topluluklar olsa da Alevilik, Türklerce üretilmiş ve geliştirilmiş tabii bir İslam yorumudur. Bundan dolayıdır ki, Aleviliğin içinde İslam öncesi Türk İnançlarına dair çok güçlü ve derin izler bulunmaktadır. Bu izlerin varlığı Aleviliği, İslam’ın dışına taşımaz ve onun “ İslam’ın Özü “ olma vasfına aykırılık teşkil etmez. İslam denilince akla gelen bir sürü farklı yorumdan sadece birini veya bir kaçını kabul edip kalanları reddetmekle İslam’ı tanımlamış ve tanımış olamayız. Bu cümleden olarak, İslamlığı sadece Sünniliğe veya Şiiliğe indirgemek tarihsel ve sosyolojik gerçeklere aykırıdır. Sünnilik, Şiilik, Alevilik / Bektaşilik, İsamililik, Zeydilik, Vahhabilik, Dürzilik, Nusayrilik vb. hepsi İslam dairesi içindedir. Hepsinin kullandığı literatür büyük ölçüde ortaktır. Hepsi de İslam’ın temel kaynağı olan Kur’an karşısında geliştirdikleri tavır ve Kur’an’a dair ortaya koydukları özgün yorumlar çerçevesinde şekillenmişlerdir. Dolayısıyla herkesçe üzerinde ittifak edilen bir İslam anlayışı ve yorumu yoktur. Kaldı ki, Sünnilik ve Şiilik için de durum aynıdır. Tek bir Sünni anlayış, tek bir Şii anlayış yoktur. Sünniler ve Şiiler de kendi aralarında sayısız alt mezhepsel oluşum, tarikat , cemaat vb. yapılara sahiptir. Bu da pek tabii bir durumdur. Çünkü İslam’dan veya onun her hangi bir yorumu olan mezheplerden herkesin aynı şeyi anlamasını beklemek olanak dışıdır. Hal böyleyken İslam’ın bir yorumu olan her hangi bir ekolü temel alarak Aleviliği İslam dışı addetmek insafsızlık olduğu kadar aynı zamanda cahilliktir.

O halde Aleviliği tanımlarken kullanılan tabirlerden biri olan “ İslam’ın Özü “ ifadesiyle ne kastedilmektedir? Nedir İslam’ın özünü oluşturan inanç ve değ ...

Gönderen YOLCU, Pazar, 30 Kasım 2008 19:48 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
DUYURU

    PANEL / AÇIK OTURUM DUYURUSU 

Alevi Vakıfları Federasyonu HAYDAR EREN KÜLTÜR VE EĞİTİM VAKFI (HAK- EV) tarafından bir panel düzenlenmektedir.

Tarih: 30 Kasım 2008

Saat: 13:00

Konu: Alevi İbadetlerinin İslamdaki Yeri

Konuşmacılar: Mustafa Cemil KILIÇ, Dursun Gümüşoğlu


Yer: Aydınlı Mahallesi Atatürk Cad. Yankı Sk No .7 Tuzla/İstanbul
İki mezarlık arası mezbaha yakını

Tel: 0216 3931081- Belgeç : 02163932571
<!-- / message --><!-- sig -->

...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 26 Kasım 2008 18:16 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

Türklerin Eski İnançları ve Alevilik ile ilişkisi


Türkler dünya tarihinin en eski halklarından biridir. Türk adının bu halka ad olması daha yakın dönemlere ait bir tarihsel olgu ise de Türk dili konuşan toplulukların geçmişi yaklaşık beş bin yıl geriye kadar götürülmektedir. Türklerin sahip olduğu inançsal özellikler onların yaşayış biçimlerinin sonucu olarak doğa temellidir. Doğadaki varlıklarda ruh olduğuna inanma ve onlara tapınma biçimindedir. Başta göğün, güneşin, ayın, dağların, ırmakların vb. hepsinin kutsandığı bir inançsal yapılanma ile karşı karşıyayız. Bu inançsal yapılanma aslında eski Türklerin kendilerini doğanın bir parçası olarak gördüklerinin ve kendilerini doğadan ayrı / doğaya egemen bir topluluk biçiminde düşünmediklerinin göstergesidir. Ayrıca Türklerde atalara tapınma olgusu da son derece önemlidir. Nitekim bu konuda İbn Fadlan Şöyle demektedir:

“ Hiçbir şeye ibadet etmezler. Aksine büyüklerine rab ( Allah ) derler.” (1)

Türklerde doğadaki somut varlıkların yanında soyut tanrılara da tapınma söz konusudur. Gök Tanrı / Kayra khagan, Ülgen, Yayık, Suyla, Kutsal Yer Su, Erlik, Yağız Yer, Yo Kan, Talay Kan, Umay vd. adlarla anılan tanrılar, ruhlar / tözler / idoller / putlar vardır. ( 2 )

Ancak tüm bu özelliklere karşın öne çıkan kavram Gök Tanrı kavramıdır. Gök Tanrı, en büyük Tanrı veya Tanrılar Tanrısı gibi bir özelliğe sahiptir. Gök Tanrı’nın bu yeri dolayısıyla kimi araştırmacılar, eski Türklerin Tek Tanrı inancına sahip olduğunu, Tanrı’ya Gök Tanrı adını verdiklerini, bunun yanı sıra tanrı olmayan fakat kutsal kabul edilen kimi somut veya soyut varlıkların da bulunduğunu hatta İslami terminolojiyi esas alarak Gök Tanrı dışındaki kutsal varlıkların “ melek “ olduğunu iddia etmişlerdir. Buradaki temel amaç, İslam ile eski Türk inançları arasında benzeşim kurmaya çalışma çabasıdır. Bilimsellikten uzak bu çabaların özneleri olarak yine Türk - İslam Sentezcilerini görmekteyiz.

Ancak özellikle Gök Türkler döneminde Gök Tanrı kavramının zamanla soyut ve tek bir tanrı anlayışına doğru evrildiği de görülmektedir. Bunu Gök Türk yazıtlarında çok açık bir biçimde görmek mümkündür.

Türklerin ulusal inancı / dininden bahsedilirken Şamanizm kelimesinin kullanılması bir gelenek haline gelmiştir. Gerçekte şaman sözcüğü Türkçe değildir ve Türkçe’de karşılığı bulunmaktadır. Şaman kelimesi Tunguzca’dır. Bilimsel literatüre Tunguzca’dan geçmiştir.( 3 ) Bu sözcüğün Türkçe karşılığı “ kam “ kelimesidir. Ruhlarla temasa geçen kişi, büyücü, kahin gibi anlamlara gelen bu sözcük, Türklerin İslam’dan önceki dini olan Şamanizm’deki din önderlerine verilen addır. Kam sözcüğünün yanı sıra “ baksı “ sözcü ...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 26 Kasım 2008 07:31 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
M.Cemil Kılıç Cumhuriyet'e Konuştu: Halkın parası seçim rüşvetine

M. CEMİL KILIÇ CUMHURİYET'E KONUŞTU: 

Halkın parası seçim rüşvetine

AKP'nin Kasım 2002'de iktidara gelmesinin ardından "sosyal hizmet" adı altında başlattığı "seçim rüşvetlerinin" bütçeye yükü 3.5 milyar YTL'yi aştı. AKP'nin Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları (SYDV) eliyle dağıttığı 6 milyon 761 bin ton bedava kömür nedeniyle Türkiye Taş Kömürü İşletmeleri (TTK) 145 milyon YTL, Türkiye Kömür İşletmeleri (TKİ) ise 265 milyon YTL zarara uğratıldı.

Cumhuriyet

İstanbul Haber Servisi- AKP’li İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) 4.5 yılda “yardım kuponu” ve “yardım sandığı” uygulamaları için 200 milyon YTL kaynak harcarken, Ankara Büyükşehir Belediyesi, portakal, ekmek, balık ve kömürün de aralarında bulunduğu tonlarca yardım dağıttı. Sosyolog Cemil Kılıç, belediyelerin dağıttıkları yardımlarla halkı kendilerine “mahkum ve mecbur” hale getirdiğini, “Sadaka kültürünü yerleştirmeye çalıştığını” belirtti. İBB CHP Grup Sözcüsü Can Özyedierler ise sosyal belediyecilik adı altında yurttaşların oylarının satın alındığını söyledi.

AKP iktidarı, Mart 2009’daki yerel seçimler öncesi “sosyal” yardım dağıtımlarına hız verdi. AKP hükümetinin seçimler öncesi en çok önem verdiği kömür yardımları için 2009’da ayrılan kaynak miktarı 1.1 milyar YTL’yi buluyor. 2003’de 283 milyon YTL’ye yardım miktarı 2004’den sonra her yıl 100 milyon YTL artırıldı. 22 Temmuz seçimlerinin gerçekleştirildiği 2007’deise SYDV’larınca dağıtılan yardımların tutarı bir önceki yıla göre 150 milyon YTL artarak 682 milyon YTL’ye yükseltildi.

Dağıtılan yardımların kimlere dağıtılacağı ise Türkiye genelinde faaliyet gösteren ve AKP iktidarına yakınlığı ile bilinen 931 SYDV tarafından belirleniyor. Kömür yardımları illere Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı’nca ulaştırılıyor. İlçe ve köylerdeki dağıtım ise valiliklerin sorumluluğunda yine vakıflarca yapılıyor. 

 

Bedava ekmek

AKP’li İBB’nin 2009 Mali Yılı Bütçesi’nde “sosyal belediyecilik” adı altında yürüttüğü ücretsiz sağlık, bakım ve yardım hizmetler için 142 milyon YTL kaynak ayrıldı. İBB’nin 2008 bütçesine göre bir yıl içinde 1 milyon 600 bin kişiye toplam 40 milyon YTL değerinde yardım kuponu dağıtılırken, y ...


Gönderen KOÇAK, Salı, 25 Kasım 2008 12:24 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

ALBENİSİ YÜKSEK BİR SÖYLEM: ALEVİ – SÜNNİ DİYALOĞU

Alevilerin talepleri ile ilgili hükümetin gündeme getirdiği son açılımın unsurları arasında diyalog konusu da bulunmaktadır. Basına yansıyan Alevi açılımını genel anlamda olumlu bulmakla birlikte kimi çekincelerin mevcudiyetini de yadsıyamayız

Diyalog, tarafların birbirlerini tanımaları açısından elbette ki gereklidir. Yalnız arzulanan diyalogun zemininin tespiti de çok önemlidir. Diyalog, “laik devlet” ile Alevi kurumları arasında mı olacak yoksa Sünni cemaat ve tarikatlarca kuşatılmış “laikimsi devlet “ ile Aleviler arasında mı olacak ? Laik devleti, “laikimsi devlete” dönüştüren başat unsurlardan birinin Diyanet İşleri Başkanlığı olduğu malumdur. Bu kurumun kadrolarının büyük çoğunluğunun Sünni cemaat ve tarikatlara gönülden bağlı kişilerden oluştuğu yadsınamaz.

Bu nedenle vicdani, insani ve tarihsel bir sorumluluğun gereği olarak müstakbel diyalogdaki çekincelerimi dile getirmek istiyorum.



Yüzyıllardır Alevileri kesin ve kararlı bir biçimde İslam dışı gören Sünni cemaat ve tarikatların İslam’ı tebliğ etmeyi dinsel bir buyruk olarak görmeleri nedeniyle Alevileri Müslümanlaştırmak için sürekli çaba harcadıkları, bu amaçla da onlarla diyalog içine girdikleri ve bu diyalogun gereği olarak; Alevileri İslam dairesi içinde gördüklerini, kalben kabul etmedikleri halde şifahen söyledikleri bilinmelidir. Zira onlara göre Alevileri hidayete erdirme yani Müslümanlaştırma yada diğer bir deyişle Sünnileştirme çalışmasının başarısı için diyalogun sürmesi şarttır. Bu diyalog koptuğunda işlerinin iyice güçleşeceğini bilmektedirler.



Önemine dayanarak tekraren ve tam bir netlikle belirtelim ki, Sünni teolojinin omurgasını teşkil eden “ Ehlikıble tekfir edilemez “ ilkesine göre Aleviler kafir görülmekte fakat asimilasyon için bu keskin ve kesin tavır dillendirilmemektedir. Asimilasyon hedefine giden yolun ne olursa olsun diyalogdan geçtiğini gören ve bu yolda bir miktar mesafe alan Sünni misyonerler “ Alevi – Sünni diyalogu “ söylemini yükseltmektedirler. Bu söyleme kucak açan pek çok Alevi kurum ve kuruluşu ve hatta Alevi inanç önderi de bulunmaktadır. İlk bakışta diyalog istemi, toplumsal birlik ve barış açısından albenisi yüksek bir arzudur. Ne var ki, her diyalog taraflar açısından daima olumlu sonuçlar doğurmayabilir. Bu bağlamda Alevi – Sünni diyalogunun mevcut koşullarda Alevilerin aleyhine trajik bir sonuç doğurmakta olduğu henüz net bir biçimde görülemiyor olsa da sürecin Alevilerin aleyhine işlediğini yüksek sesle söylemek zorunluluğu şahsım adına vicdani bir sorumluluktur.



Alevi – Sünni diyalogu ile amaçlanan gerçekten iki toplumsal kesimin birbirini tanıması ve hiçbir asimilasyon hedefi gütmeden gerçek bir barış ortam ...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 22 Kasım 2008 15:03 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
HÜKÜMETİ ALKIŞLIYORUZ...

HÜKÜMET ALEVİ AÇILIMI İÇİN DÜĞMEYE BASIYOR.... 

Hükümet Alevilerin taleplerini resmiyete döküyor.

Cemevlerine yasal statü verilecek, cemevlerinde görev yapacak Alevi dedelerine de maaş bağlanacak.

NTV siyaset danışmanı Ruşen Çakır, Hükümet’in
Alevi açılımının detaylarını açıkladı. Çakır, Ankara’da yapılan Alevi mitinginden sonra Bakanlar Kurulu toplantısında açılımın ele alındığını ve MHP lideri Devlet Bahçeli’nin açıklamalarıyla birlikte Hükümet’in düğmeye bastığını söyledi. Hükümet, Devlet Bakanı Sait Yazıcıoğlu ve Alevi kökenli AK Parti milletvekili Reha Çamuroğlu’nun insiyatifinde dünden itibaren resmen başlatma kararı aldı.

Hükümet’in
Alevi açılımında ana başlıklar şöyle:

-
Aleviler Kültür Bakanlığı ya da Başbakanlık’a bağlı bir birimde temsil edilecek.
-Cemevlerine yasal statü getirilecek
-
Alevi dedelerine maaş bağlanacak
-Hükümet tüm
Alevi kuruluşlarıyla diyalog kuracak
-
Alevi açılımı için tüm siyasi partilerle g& ...

Gönderen YOLCU, Cuma, 21 Kasım 2008 18:02 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ

   www.biyografi.net adlı sitede MUSTAFA CEMİL KILIÇ'ın tanıtım yazısı... 

İlahiyatçı / Sosyolog

2003 yılında www.turkcutoplumcu.com sitesini kurdu.1975 İstanbul doğumludur. Sinop nüfusuna kayıtlıdır. İlk öğrenimini Sinop ve İstanbul'da tamamladı. İstanbul'da Küçükköy İmam Hatip Lisesi'nin ardından Marmara Üniv. İlahiyat Fakültesinin Kelam ve İslam Felsefesi Bölümünü bitirdi. 1998 de aynı Üniversitenin Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Enstitüsü, Sosyoloji ve Sosyal antropoloji Anabilimdalında master eğitimine başladı.1999 yılında Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenliğine atandı. 2001 yılında master eğitimini tamamladı. 2005 Yılında " Laik Türkiye İçin Yükselen Alevilik " adlı kitabını yayımladı. Kitabı nedeniyle
soruşturma geçirdi. Sürgün edildi. 2006 yılında 2. kitabı olan "Türk Ulusçuluğunun Yeniden Doğuşu" adlı yapıtını yayımladı. 2007 yılında ise "Alevi İbadetlerinin İslam'daki Yeri " adlı kitabı yayımlandı. 2008 yılında ise " Hangi Sünnilik " adlı kitabı basıldı.

Yurt içi ve yurt dışından gelen çeşitli çağrılarla konferans ve panellerde konuşmacı olarak yer almaktadır.

Halen www.turkcutoplumcu.com sitesinin yöneticiliği ile eğitimcilik görevini sürdürmektedir.


...

Gönderen YOLCU, Cuma, 21 Kasım 2008 08:09 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ GEBZE'DE...

  M. CEMİL KILIÇ'TAN KONFERANS 

23 Kasım 2008 pazar günü Gebze Darıca Cem evi tarafından bir konferans düzenlenmektedir.

Konu: Alevi İbadetlerinin İslam'daki Yeri

Konuşmacı: M. Cemil Kılıç

Saat: 13.00

Yer: Gebze / Darıca Cem evi


İlgilenenlere duyurulur.
<!-- / message --><!-- sig -->

...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 19 Kasım 2008 20:09 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
RIZA ZELYUT YAZIYOR...

  RIZA ZELYUT: " TUNCELİ HİÇ KÜRT OLMADI " 

Türkiye'deki Kürtleri kışkırtmak, ayrıştırmak için Avrupalılar her yolu deniyorlar. Şimdi de 'Dersim Soykırımı' iddiasına sahip çıktılar.
Haberlerden öğreniyoruz ki Avrupa Parlamentosu'nda 'Dersim Soykırımı' isimli bir konferans düzenlenmiş. Bu konferansa elbette ki DTP'liler önderlik etmişler. Toplantı sonrası kabul edilen sonuç bildirgesinde Dersim olayları 'soykırım' olarak nitelendirilmiş.
Avrupalılar, doğu ülkelerini etnik (kavimsel) yapılarına göre ayrıştırarak buraları kolayca sömürmüşler ve şu anki zenginliklerini böyle yaratmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu işte bu politika ile (azınlıkları/etnik grupları ayrıştırarak ) çökertildi. Aynı oyun,
Kürtler üzerinden şimdi de sürdürülüyor ki Türkiye çökertilsin.
Bu oyunda
Kürt grubuna Tunceli'yi de eklemek çok önemli görülüyor. Böylece bazı Aleviler de bölücü hareketin içine çekilebileceklerdir. Bunun için de Tunceli (Dersim) halkının Kürt olduğu iddia ediliyor. Ne yazık ki kendi kimliğini ve tarihini bilmeyen bazı Tuncelililer de bu propagandaya kanmış bulunuyorlar.

FARKLI KİMLİKLER

Tunceli halkını biraz tanıyan herkesin kolayca anlayacağı gibi Tunceli kimliği ile Kürt kimliği birbirine hiç benzemez. Ayrıca Tunceli bölgesinde konuşulan dil ile bugün Kürtçe diye yeniden yaratılmak istenen dil arasında da bir bağlantı yoktur. Tarihsel süreç incelendiğinde


Gönderen YOLCU, Salı, 18 Kasım 2008 19:59 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
Sultan Baybars ve Kazakistan

Kazaklardan Türk tarihini Osmanlı Tarihinden ibaret  sananlara ders;

Kazakistan Milli Meclisi Mısır Arap Cumhuriyeti ile tarihte ilk kez “Türkiye” adını kullanarak Mısır’da kurduğu devlete “Devleti’t Türkiye” adını veren büyük Türk hakanı Sultan Baybars tarafından Kahire’de yaptırılan caminin restorasyonu için imzalanan antlaşmayı onayladı. Kazakistan Kültür ve Enformasyon Bakanı Muhtar Kulmuhammed her iki devletin de restorasyon için planlanan orijinal tasarımlara sadık kalacağını belirtti. Kazakistan Sultan Baybars Camisi’nin onarımı için 4,5 milyon dolar harcayacak. Söz konusu cami Orta Çağ’ın en görkemli mimari yapılarından biri olarak kabul ediliyor.
Kazakistan Türk tarihinin en büyük bilim adamlarından, mezarı Suriye'de bulunan Farabi adına da Şam'da bir tarih ve kültür merkezi inşa edecek. Yine Suriye'de bulunan Sultan Baybars'ın türbesinin yapımı da Kazakistan tarafından üstlenildi. Her iki projenin sorumlulukları Kazrestavratsiya JSB ve Kazakistan Kültür Bakanlığı'na ait olacak. Maliyetin ise 15-20 milyon dolar civarında olması bekleniyor.
Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev 2007 yılının Kasım ayında Suriye ve Mısır’a yaptığı resmi gezilerde “Atalarım bu topraklarda yatıyor” diyerek Farabi ve Sultan Baybars’a sahip çıkmış ve Türk tarihinin bu iki büyük ismi için çeşitli girişimleri başlatmıştı.
BAYBARS KİMDİR?
Baybars Kırım doğumlu bir Kıpçak Türküdür. 1223 yılında doğmuştur. Altın Ordu Hakanı ve Cengiz Han’ın torunu Berke Han’ın damadı idi. Kendi yerine geçecek oğluna da Berke adını vermişti. Rivayete göre Moğollar tarafından Kıpçak steplerinde yakalanmış ve esir olarak Suriye'de satılmıştır.Köle olarak Kahire'ye getirilmiş, Eyyubiler'in hassa ordusuna alınmıştı. Zeka ve yeteneği ile kısa zamanda kendini gösterdi.
Ayn Calut Savaşı
Baybars'ın devleti olan Memlükler, Türk-İslam Tarihi'ne Moğolları tek yenebilen devlet olarak geçmiştir. Moğollar Memlükler'le karşılaşmadan önce Harzemşahlar, Anadolu Selçuklu Devleti gibi büyük Türk-İslam devletlerini etkisiz hale getirmiştir. Bu da Moğollar'ın ne kadar güçlü olduğunu göstermektedir.

Baybars Moğolların bu gücüne rağmen Moğollar'a 1260 tarihinde Ayn Calut'ta ilk yenilgilerini tattırıp ilerlemelerini önemli ölçüde durdurdu. Moğollar ile yapılan bu savaşta, öncü birliklerine kumanda ediyordu.

Sultanlığı Ayn Calut Savaşı'ndan sonra Sultan Kutuz ona, vadettiği Halep valiliğini vermedi. Bunun üzerine Baybars bir av sırasında Kutuz'u öldürttü. Kutuz ölürken Baybars'ı sultan ilan etti. Baybars, hükümdarlığının birinci yılında (1261’de), Moğollar tarafından öldürülmüş olan Abbasî halifesinin yerine aynı aileden başka birini getirerek, Mısır Abbasî Hilafetini kurdu. 1260’ta hükümdar olup. 1277'de ölümüne kadar hüküm süren Sultan Baybars zamanında Mısır Türk Devl ...


Gönderen KOÇAK, Pazartesi, 17 Kasım 2008 13:42 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

Camilerin Gölgesi Cem evlerini Kuşatacak Mı ? 

Bilenler bilir; nasıl milliyetçi olduğumu. Dünyadaki bütün Türklerin birliğini savunan biri olduğumu da bilir herkes…

 

Ulusumun birliği elbetteki her şeyin üzerindedir. Ancak bu birlik, ulusumuzu oluşturan kesimlerin kimilerinin yok olması, erimesi pahasına olmamalıdır.

 

Bir ulusun içinde farklı inançlara sahip kesimlerin bulunuşunu, o ulus için zaafiyet noktası olarak gören gerici düşüncenin kurduğu baskıyı reddederek, ulusal birliği inanç birliğinde değil, kültür birliği ve yurttaşlık bilincinde gördüğümden farklı inanç topluluklarının değerli bir hazine olduğunu düşünüyorum.

 

Bununla birlikte bu ülke için Alevilik ve Sünnilik, birer hazine olmanın da ötesinde asli kimlik noktasındadır. Hatta Alevilik, tarihsel mevcudiyeti bağlamında bu toprakları Türk yurdu yapan en başat kültür ve inançtır. Ne var ki Anadolu’da tarihsel sürecin Alevilikten Sünniliğe doğru eviriliş biçiminde yaşandığı da hiç kimsenin yadsıyamayacağı bir gerçektir.

 

Duyarlılıkların ayırdında olarak, ülkemizde hiçbir kamplaşmaya cevaz vermeyeceğimizi; gönlümüzün buna rıza göstermeyeceğini bir kez daha ilan etme gereği duymaktayım. Bu cümleden olarak belirtelim ki, bu ülkede cami – cem evi karşıtlığı, inanan – inanmayan ayrımı vb. kamplaşmalara tahammülümüz yoktur. Fakat bu hususta güya çaba sarfedenleri etkisizleştirme amaçlı çalışmaların, çoğunluğun lehine bir istismar aracı haline getirilmesine ve bu yolla sayıca az olanların günden güne eritilmesi hedefine matuf sinsi ve gizli çeşitli gayretler gösterilmesine karşı da susmamızı kimse beklememelidir.

 

Öteden beri Diyanet İşleri Başkanlığı ve kimi İlahiyatçıların, hiç mevcut olmadığı halde cem evi – cami karşıtlığı şeklinde hayali bir tehdit ve tehlikeyi öne sürerek, cem evlerinin cami, kilise ve sinagoglarla hukuksal anlamda eşit bir ibadethane statüsü kazanmasına direnmeye çalıştıklarını görüyorum.

...

Gönderen YOLCU, Pazar, 16 Kasım 2008 22:05 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR... " ALEVİ MİTİNGİ NEYE HİZMET EDER ? "

ALEVİ  MİTİNGİ NEYE HİZMET EDER ? 

 

 

İnkar edilmez bir gerçek daha kazındı belleklere; Aleviler, Alevilik adına ilk kez bir meydanda toplanıp kimliklerini bu denli net ve hatta yer yer sert bir şekilde haykırdılar.

 

Belki bu mitingi düzenleyenler, kamuoyuna ilan edilenlerin dışında da hedefler güdüyorlardı. Belki bu mitingin bir amacı da Alevi kurumları arasındaki taban kapma yarışında öne geçmekti. Hatta belki Alevilik tanımlamalarındaki kimi yeni yaklaşımları tabana kabullendirme amacı da söz konusuydu; Alisiz ve İslamsız Alevilik gibi…

 

Ve belki de Alevilik konusunu Kürtçülükle yan yana getirme hedefi de düşünülmüş olabilir. DTP desteğini arama bunun bir işareti sayılabilir mi ?

 

Kim bilir belki de bunların hiçbiri söz konusu değildi. Tam olarak bilemeyiz.

 

Her toplumsal olay gibi bu konuda da pek çok soru sormak mümkün. Hakkında farklı fikirler yürütmek olası…

 

Fakat bizce asıl üzerinde düşünülmesi gereken şey sonuçta ne olduğu ve ne olacağıdır.

 

Mitingin fotoğrafını çektiğimizde karşımıza çıkan manzara son derece dikkate değerdir.

 

Düzenleme komitesinin ilan ettiği gerekçeler belki de ilk kez bu denli net bir biçimde kamuoyuna ve siyasal erke ulaştırıldı. Kitlesellik açısından böyle bir değerlendirme yapmak isabetsiz olmayacaktır.

 

Şimdi, 100 bin kişinin haykırdığı o talepleri tekrar anımsayalım;

 


Gönderen YOLCU, Cuma, 14 Kasım 2008 21:48 Yorumlar(0), Hepsini Oku

Haberler
RUHU ŞAD OLSUN...

    SON GAZİ UĞURLANDI... 

Kurtuluş Savaşı’nın son gazisi Mustafa Şekip Birgöl’ün son yolculuğuna uğurlandığı devlet töreni sonrasında bayrağa sarılı cenazesi top arasısıyla Selimiye Camii’ne getirildi ve burada öğleyin kılınan namazdan sonra Karacaahmet Mezerlığı’na götürülerek burada törenle toprağa verildi. 1. Ordu Komutanlığının Selimiye Kışlası ve Karacaahmet Mezarlığı’ndaki cenaze töreni duygulu anların yaşanmasına neden oldu. Bu arada, Kurtuluş Savaşı kahramanlıklarının son tanıklarından Gazi Ömer Küyük, Gazi Yakup Satar ve Gazi Veysel Turan’ıngünlük yaşamları ve savaş yıllarına dair anılarının belgeseleştirildiği "SON BULUŞMA" bugün vizyona girdi.


İSTANBUL (ANKA) - Karacaahmet Mezarlığı’ndaki cenaze töreni duygulu anların yaşanmasına neden oldu.

-BİNLERCE VATANDAŞ YOLLARDA-

Birgöl’ün top arabasına konulan naaşına, Selimiye Kışlası’ndan Karaca Ahmet Cami’nin girişine kadar binlerce vatandaş eşlik etti. Yol boyunca top arabası çiçek yağmuruna tutuldu. Kortejin geçtiği cadde ve sokaklar üzerinde bulunan evlerin bayraklarla süslü olduğu gözlendi.

-GÖKYÜZÜNDE SCORSKY HELİKOPTER-

Zaman zaman vatandaşlar ve gaziler İstiklal Savaşının son gazisini selamladı. Törenin başından itibaren Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı bir Scorsky havadan tören alanını görüntüledi. Geniş güvenlik önlemlerinin alındığı törende, kortejin geçtiği güzergahta çok sayıda Jammer seyyar araçlar yer aldı.

-GAZİ’NİN KIZINA TÜRK BAYRAĞI HEDİYESİ-

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un eşi Sevil Başbuğ, Birgöl’ün kızı İpek Tülay Artunç’a Türk bayrağı verirken, "Bu bayrak size emanet" dedi. Korteji, komutanlar asker selamıyla, eşleriyse ellerindeki Türk bayraklarını sallayarak uğurladı. Top arabasının devlet erkanının önünden geçmesinin ardından merhum gazinin kızı, damadı ve eşi taziyeleri kabul etti. Gazinin ailesi Orgeneral Başbuğ’a gösterdiği ilginden dolayı teşekkür etti.
Birgöl’ün Karacaahmet Mezarlığı’nda toprağa verilmesi sırasında havaya üç kez saygı ateşi yapıldı. (ANKA)

Birgöl için ilk tören, 1. Ordu Komutanlığının Selimiye Kışlası’nda düzenlendi.

Tören, Emekli Piyade Albay Mustafa Şekip Birgöl’ün Türk bayrağına sarılı naaşının, katafalka konulmasıyla başladı.
Törene, son gazinin kızı İpek ve eşi Mehmet Artunç, Cumhurbaşkanı Vekili Köksal Toptan ve eşi Saime Toptan, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hayati Yazıcı, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, İstanbul Valisi Muammer Güler, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin, Emniy ...


Gönderen YOLCU, Cuma, 14 Kasım 2008 18:52 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
Mine Kırıkkanat yazıyor...

Dönekler dönmeyenleri ezerken...

Mine G. Kırıkkanat

Aleviler Ankara’ya yürüdü. Sıhhiye Meydanı’nı dolduran yüz bin Alevi, alana giremeyen on binlerce ‘can’ eşliğindeydi.

Alevi Bektaşi Federasyonu önderliğinde, zorunlu din derslerinin kaldırılmasını, Diyanet İşleri’nin kapatılmasını ve Madımak’ın müze olmasını talep ettiler’ diye yazdı gazeteler, gösterdi televizyonlar.

1980’den beri, Alevi çocuklara Sünnilik zorla öğretiliyor bu devletin okullarında. Ermeni, Rum ve Yahudi öğrenciler bir süre önce sıyırdı yakayı bu insan hakları ihlalinden, Aleviler ‘bizdensiniz’e kurban gitti, cebren Sünni Diyanet İşleri’nin baskısı altında tutuluyorlar.

Sivas’taki uğursuz katliam mekânı Madımak Oteli’nde, bırakın Alevilerden bir özür, ölenlere saygı makamında müze yapılmak, katliam yangınını övercesine ‘kebapçı’ açıldı!

Zaten Türkiye’deki tarih, insanlık ve ahlak yozlaşmasının ayıplı hukuku da Madımak katliamının ‘bulunamayan’ sanıklarını zaman aşımından kurtarmaya hazırlanıyor!

Aleviler, bin yıldır yaşadıkları (ve zaten fethettikleri) bu topraklarda, kul değil yurttaş oldukları için mi, yoksa Atatürkçü ve laik oldukları için mi ‘parya’ muamelesi görüyor?

***

Alevilik, Türkçe dilini ve Şaman geleneğini yadsımadan İslamiyeti kabul eden Türklerdir. Başka bir deyişle, bunca yıldır cahil mi cahil, dolayısıyla güdük ırkçı, çapsız faşist, ayrımcı, kadın düşmanı gericilerin ve dincilerin elbette ki yanlış yerde aradıkları gerçek Türk İslam sentezi, Aleviliktir.

Aleviler, İslamiyet’e Türklüğünü vermeyen, İslamiyet’i Türkleştiren ve zaten Türkçeleştiren, geldiği geleneklerle vardığı görenekleri birleştirip köklerinden kopmadan devinime uğrayan Anadolu fatihleridir!

Aleviler, Türk kimliğini ve dilini, İslamiyet köprüsünden ‘Araplaştırmadan’ geçirmeyi başaran toplumdur.

Anadolu’nun Türk boyları denilen göçerler tarafından fethi, tarihte uzun bir zaman dilimine yayılır. Selçuklu’dan Osmanlı egemenliğinin ortalarına kadar, Anadolu’da pek çok dinden önemli nüfus toplulukları vardır ve Yavuz Selim’e kadar fethedilen topraklardaki Türk tebaa, büyük ölçüde Alevi Türkmenlerdir.

Öğrenmeyen çok, gizleyen resmi tarih, ama bilen de var ve ilk söyleyen ben değilim: Osmanlı devletinin resmi dini, Hicaz’ın fethine kadar Alevi Bektaşilik’ti. Osmanlı İmparatorluğu’nun askeri gücü yeniçeri ordusunun Bektaşi Ocağı olması, herhalde rastlantı değildir!


Gönderen YOLCU, Salı, 11 Kasım 2008 20:14 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
ATATÜRK DEVRİMLERİ

ATATÜRK DEVRİMLERİ İSLAM’A KARŞI MIDIR ?


Atatürk devrimlerini genel çizgileriyle ele alalım ve İslam açısından inceleyelim.

Büyük Atatürk, 20. yüzyılda İslam dünyasının Hristiyan batıya karşı ilk büyük ve görkemli bağımsızlık savaşını veren ve bu savaşı utkuya taşıyan liderdir. Anti emperyalizmin komutanıdır. Kurtuluş Savaşında Kemalci Türk ordusu başarılı olamasaydı bütün İslam dünyası Batıya tutsak düşecekti. Fakat onun başarısıyla bağımsızlık harketleri bütün İslam dünyasını sarmış, ondan alınan güç ve inançla emperyalizme karşı müslüman milletler ayaklanmıştır. Bu gerçeği bilen Batı dünyası başta Türkler olmak üzere bütün müslüman halklar arasında şöyle bir propaganda yapmaktadır:
“Atatürk İslam düşmanıdır! “
Batı İslam olarak bedevi Arap geleneklerinin sürmesini istemektedir. Bu gelenekleri reddedip gerçek dinin ortaya çıkmasına zemin hazırlayan laik sistemin kurucusunu böyle lanse etmeye çalışmaktadır. Bu propaganda geçmişte çok etkili olmuş bir çalışmadır. Nitekim İngilizlerin oyununa gelerek kendisini Hicaz Kralı ilan eden Hüseyin, 26 Haziran 1916’da yine İngilizlerin bellettiği stratejiyi uygulayarak Türkler aleyhine şu bildiriyi yayınlamıştı:
‘Türkler dinden çıktılar. İslam’ın ahkámını ve geleneklerini çiğniyorlar. Artık Allah’ın emirlerine uymuyorlar. Arapların Türk yönetimine karşı cihada girişmeleri farzdır....’
Şerif Hüseyin’in 10 Haziran 1916’da yayınladığı ikinci bildiride ise şunlar söyleniyordu:
‘Bütün Müslüman kardeşlerimi bu yıkıcı, bozguncu, alçak Türklere karşı isyana çağırıyorum. Allah’a itaat etmeyenlere itaat edilmez..’

Şerif Hüseyin’ in Türklere ihanetini değerlendirirken Türkiye’nin yetiştirdiği büyük düşün adamı İlahiyatçı YAŞAR NURİ ÖZTÜRK Hoca şöyle söylüyor:

“Evet, Türklere itaat etmediler ve bunu ‘Türkler’in Allah’a itaat etmedikleri’ iddiasıyla gerekçelendirdiler. Yaptıklarının İngilizlere itaat olduğunu göremediler. Veya gördüler de sakladılar.
Tarih ve Tanrı, ihanetin ibret dolu ve acı itirafını bizzat Şerif Hüseyin’in ağzından seslendirmiştir. Hain Hüseyin, 1931 Mayıs’ında Amman’da ölümü beklerken şu itirafta bulunmuştur:
‘Osmanlı’ya kılıç çekmemeliydim. İhanetimin bedelini ödüyorum.’
Ne ilginçtir ki, yine İngilizlerin fesadına kapılarak genç Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı isyan eden Şeyh Sait de ...

Gönderen YOLCU, Pazartesi, 10 Kasım 2008 21:33 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
YÜCE ATATÜRK'Ü ANIYORUZ...

Büyük kurtarıcı, eşsiz önder, şanlı kahraman, tarihin yetiştirdiği en büyük devrimci, sarışın kurdumuz, başbuğumuz, aşinanın yiğit çocuğu, yüce ATATÜRK'ÜMÜZ, seni çok seviyoruz...

Sen nerdeysen biz ordayız...

Üzerine yıldızlar yağsın...

Yattığın yer ışıkla dolsun...

Manevi hatıran önünde kalbimizin derinliklerinden gelen mukaddes bir ürperme eşliğinde saygıyla eğiliyoruz !
<!-- / sig --> ...

Gönderen YOLCU, Pazar, 09 Kasım 2008 18:11 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
DTP LİLER DIŞLANDI...

 

         TÜRK BAYRAKLARI VE ATATÜRK POSTERLERİ İLE 

           ALEVİ MİTİNGİ YAPILDI 

Alevi Bektaşi Federasyonu öncülüğünde Türkiye’nin çeşitli illerinden Ankara’ya yürüyen Alevi vatandaşlar, Ankara’da geniş katılımlı bir miting gerçekleştirdiler. Mitingde, “Cemevleri’nin ibadet merkezi olarak tanınması, zorunlu din derslerinin ve Diyanet İşleri Başkanlığının kaldırılması, Madımak Oteli’nin müzeye dönüştürülmesi” gibi temel talepler alevi yurttaşlar tarafından bir kez daha dile getirildi.

Ankara’daki mitinge Hacı Bektaş Veli’nin soyundan geldiği söylenen ve Alevilerin yaşayan en ulu önderi olarak gösterilen Veliyettin Ulusoy da katılarak bir konuşma yaptı.

Aleviler’in masumane istekleri olduğunu belirten Ulusoy, Madımak Oteli’nin de müze yapılması çağrısında bulundu. Mitinge, CHP, DTP, DSP, SHP, ÖDP, TKP, EMEP, sivil toplum örgütleri ve sendikalar destek verdi.

-"LAİK DEVLET DİNE YATIRIM YAPMAZ"-

Miting, saygı duruşunun ardından Alevi kurum yöneticilerinin “üçler”i temsilen (Allah, Muhammed, Ali) kürsüden beyaz güvercin uçurmasıyla başladı. Mitingde konuşan Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Ali Balkız, Aleviler’in bu toprakların bir gerçeği olduğuna vurgu yaptı ve “Bu nedenle bugün, son derece haklı, meşru, insanî taleplerimizi bir kez de bu meydandan haykırıyoruz” dedi.

Zorunlu din derslerinin kaldırılmasını istediklerini ifade eden Balkız, inanç olgusunun kişiye has, inananla inanılan arasında bir gönül işi olduğuna işaret etti. Devletin bu alandan elini çekmesini istediklerini söyleyen ABF Genel Başkanı Balkız, “Laik devlet dine yatırım yapamaz. Dini örgütleyemez. Genel bütçeden oraya pay ayıramaz. O nedenle Diyanet İşleri Başkanlığının kaldırılmasını istiyoruz” dedi.

Diyanet İşleri Başkanlığının tüm yurttaşlardan toplanan vergilerle, sadece bir kesim yurttaşa hizmet verdiğini öne süren Balkız, şunları söyledi:
“Yüzde 99’u Müslüman ülkemiz diye başlayan kalıp cümle ile, Alevilerin kendilerine özgü anlayışları, ibadethaneleri, ibadet biçimleri, pirleri, mürşitleri, dedeleri, talipleri, musahipleri olduğu gerçeğini görmek istemeyenlere ve o'nun AKP Hükümetine bir kez daha anımsatmak isteriz ki; Alevilerin ibadethanelerinin adı Cemevi’dir. Orada cem yapılır. Cemi dede yürütür.
Türkiye’de yüzlerce cem ve kültür evlerimiz var. Ama bunların hepsi yasal dayanaktan yoksun. Başbakan’ı, en kalbi hislerimizle selamlarken bu gerçeği görmesini, ‘cümbüşevi’ benzetmesiyle çok ayıp ettiğini b ...


Gönderen YOLCU, Pazar, 09 Kasım 2008 16:56 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
10 kasım Yazısı

ÖLÜMSÜZ ATATÜRK

Türk Ulusu 70 yıl önce, yetiştirdiği en büyük evlatlarından birini bağrına gömerek sonsuzluğa uğurladı. Kuşkusuz ölüm her canlı için kaçınılmazdır. Yüce Allah bunu böyle takdir etmiş. Dolayısıyla Allah'ın koyduğu yasalara karşı boynumuz kıldan incedir. Her canlı gibi biz de bir gün ölümü tadacağız.

Ancak kimi ölüler vardır; birkaç gün yahut birkaç yıl içinde unutulur gider. Kimileri ise onlarca, yüzlerce, binlerce yıl geçtiği halde unutulmaz. İşte Türk Ulusu'nun yüce önderi Gazi Mustafa Kemal Atatürk de asla unutulmayacak olanlardandır. Değil 70 yıl, 7000 yıl bile geçse ne Türk Ulusu ne de insanlık alemi onu unutmaz. Unutamaz.

Nasıl unutabiliriz ki onu ?

O değil midir yok edilmek istenen bir ulusu yeniden ayağa kaldıran ?

O değil midir herkesin ümidini yitirdiği ve çeşitli emperyalist devletlerden hangisinin sömürgesi olursak daha iyi olur diye kafa yorduğu anda “ YA BAĞIMSIZLIK YA ÖLÜM “ diyerek ulusal kurtuluş savaşını başlatan kahraman ? O değil midir ?

Evet nasıl unutabiliriz ki onu ?

Gök Türk imparatorluğundan sonra tarihte 2. kez Türk adıyla devlet kurarak Türklüğün adını yücelten o değil midir ?

Türk Ulusu'nun tarihini 600 yıllık, bin yıllık bir zamana hapseden anlayışı yıkarak, biz İslam’dan önce de büyük bir ulustuk ve bizim tarihimiz beş bin yıllık, yedi bin yıllık bir tarihtir, diye haykıran o değil midir ?

Evet O bizim baş öğretmenimizdir !

Bize insanlığımızı ve ulusal kimliğimizi öğreten baş öğretmenimizi nasıl unutabiliriz ki ?

Ondan önce cemaatler ve tarikatler tarafından sarılmış, kuşatılmış paramparça bir insan kümesi iken onun sayesinde TÜRK ULUSU haline gelmedik mi ?

Bizi medeniyet denilen aydınlık yola taşıyan uygarlık savaşçısı o değil midir ?

Kadınıyla erkeğiyle Türk insanı onun sayesinde modern bireyler mertebesine yükselmedi mi ?

Ondan önce insan yerine bile konmayan Türk kadını onun sayesinde seçme ve seçilme hakkına kavuşmadı mı ?

Şeriat yasaları gereği mahkemelerde şahitliği erkeklerin yarısı kadar olan ve ancak iki kadın bir erkeğe eşitken, kız çocukları mirastan erkeğin yarısı kadar pay alabilirken Türk kadınlarını, kızlarını en azından yasalar önünde erkeklerle eşit hale getiren o değil midir ?

Evet o değil midir Türk kızlarını ve kadınlarını peçe ve kara çarşaf gibi çağ dışı kıyafetlerden kurtarıp modern elbiselerle çağdaş bir görünüme kavuşturan ?

Bugün Türk kızları erkelerle birlikte okula gelebiliyorsa, doktor, mühendis, mimar, öğretmen, milletvekili, bakan, başbakan olabiliyorsa hep onun sayesinde değil midir ?

Ondan önce bırakın okulda eğitim görmeyi, bırakın mimar mühendis olmayı Türk kızları evlerinden çıkabiliyorlar mıydı ? Kadının yeri evidir, diyen çağ dışı zihniyet Türk kadınlarını toplumsal yaşamın dışına itmiş değil miydi ?

Gönderen YOLCU, Cuma, 07 Kasım 2008 22:34 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
BİZ KİMİZ ?

BİZ KİMİZ ? SİMGEMİZİN ANLAMI NEDİR ? 

Biz Mazlum milletler ve Türk halkları dünyasının davasını yol edinmiş; emeği, barışı, birliği ülküleyen Türk ulusçularıyız.   

 Mücadelemiz, emperyalizme karşıdır.  Türk halklarının ve mazlum milletlerin emperyalizme karşı birliğini sağlama yolunda uğraş vermekteyiz.  

Mirseyit Sultangaliyev, Mustafa Kemal Atatürk, Neriman Nerimanov, Yusuf Akçura ve Gaspıralı İsmail Bey’in düşünce ve eylemlerinden güç ve esin almaktayız. 

Adımız; Türkçü Toplumcu Yol’ dur. Simgemiz; Kara Kurt Başlı Gök Bayrak’tır. Kurt başı, binlerce yıldan beri Türk halklarının ortak simgesi olmuştur. Bu bayrak, 7. yüzyılda Çin’de köleliğe karşı büyük bir toplumcu ihtilale öncülük eden Kök Türkler’in aşina soyunun simgesidir. Tek farkla ki, biz boz rengi karaya çevirdik.  Kara renk, en zor koşullarda bile mücadele azmimizi yitirmeyeceğimizin ifadesidir. 

Emperyalizme karşı savaşan her halkın yanındayız.  Gericiliği ve ırkçılığı reddediyoruz. Yüce Atatürk’ün laik ulusalcılı ...


Gönderen YOLCU, Cuma, 07 Kasım 2008 21:01 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
SÖYLEŞİ DUYURUSU

 

  M. CEMİL KILIÇ,  TÜYAP KİTAP FUARINDA SÖYLEŞİYE KATILIYOR. 

Tarih: 07.11.2008 / cuma
Saat: 18.30-19.30
Söyleşi: "Alevi Toplumunda 68 Kuşağının Etkileri"
Yöneten: Namık Kemal Boya
Konuşmacılar: Rıza Zelyut, M.Cemil Kılıç, Cemal Şener
Düzenleyen: ADA BASIM/
KARE-ETİK YAYINLARI


...

Gönderen YOLCU, Perşembe, 06 Kasım 2008 21:44 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

            İTİRAF

10 Kasım 2008, büyük Atatürk’ün Hakka yürüyüşünün 70.yıl dönümü. Türk ulusunun yetiştirdiği büyük önderi bir kez daha saygı ve minnet duygularıyla anıyoruz.

Bugünlerde birileri Atatürk’ümüzün özel ve mahrem hayatını sözde “ insani yön “ maskesiyle öne çıkaran bir belgeselle Atatürk karşıtlığı operasyonuna katkı vermeye başlamışsa da bilmekteyiz ki bu tip çabalar yeni değil; on yıllardır var.

Fakat biz birkaç soruyla konumuzu irdelemeye başlayalım.

Türk ulusu ve özellikle Türk gençliği Atatürk’e ne kadar bağlı ? Atatürk ilke ve devrimleri temelinde yürüyen / yürüdüğü ileri sürülen eğitim sistemimiz, yeni nesillere Atatürkçülüğü ne derece benimsetebiliyor?

Eğitim siteminin en önemli öğesi olan öğretmenler, kendilerinden beklenen görevi yani Atatürkçülüğü öğrencilere benimsetmeyi ne kadar başarıyor ?

Yoksa öğretmenlerin de bu noktada bir zafiyetleri mi söz konusu ?

Sahi yüz binlerce öğretmenden kaçı Atatürkçü ?

Kaç öğretmen içten içe nefret ettiği Atatürk’ün resmi altında sınıfta ders veriyor ?

Gerçekten var mıdır böyle öğretmenler ?

Neler anlatıyor Atatürk hakkında öğretmenlerimiz ?

“ Öğretmenler, yeni nesil sizlerin eseri olacaktır” diyen Atamız, kendisine düşmanlığı görev bellemiş sözde öğretmenlerden ders alarak yetişen gençlerin kimin eseri olduğunu manevi alemden görüyor mudur ?

Benim eğitim ve öğrenim yaşamımın geçtiği okullarda kimi öğretmenlerimizin bana ve arkadaşlarıma neler anlattığını açıklayarak bir zamanlar nasıl bir Atatürk düşmanı olduğumu itiraf edeceğim. Böylece yüce Atatürk’ün muazzez ruhundan bir kez daha bağışlanma dileyeceğim.

2 yıl kadar Kur’an kursu eğitimi aldım. Arap harflerini telaffuz etmeyi haftalar süren bir uğraş sonucunda başarabildim. Kolay değildi. Türkmen’dim ve Türkçe dışında hiçbir başka dil işitmemiştim. Gırtlağımız Türkçe’ye göre şekillenmişti ve Türkçe’nin seslerini çıkarabilir biçimde yetişmiştik. Ne var ki anlamını bile bilmediğimiz bir dilin harflerini kutsal sanarak söylemeye çabaladık ve bunu yaparken de hocamızın telkiniyle sevap işlediğimizi düşündük durduk…

Kur’an kursunda sadece Kur’an okumayı değil İslam dininin kimi kurallarını da öğreniyorduk. 32 farz denilen kurallar bunların başında geliyordu. Sürekli tekrar ediyorduk aynı bilgileri. Bir de hiçbir şey anlamadığımız Arapça cümleleri kutsal sözler diyerek yineleyip duruyorduk…

Bir gün bir arkadaşımız Arap harflerini “İslam harfleri “ şeklinde nitelemiş ve “ Biliy ...

Gönderen YOLCU, Pazartesi, 03 Kasım 2008 16:08 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
GÜZEL BİR HABER...

 HACIBEKTAŞ VELİ İLKÖĞRETİM OKULU 

Kahramanmaraş'ta Alevilerin yoğun olarak yaşadığı ilçelerden birisi olan Elbistan'da yaptırılan ilköğretim okuluna "Hacı Bektaş Veli" adının verilmesi sevinç yarattı. Örneğine pek rastlanmayan bu gelişme Alevi vatandaşlar arasında mutluluk ve memnuniyetle karşılanırken, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve Valililiğin bu jesti karşılıksız kalmadı. Hacı Bektaş Veli İlköğretim Okulu velilerinde desteğiyle çok kısa bir sürede tamamlanarak hizmet vermeye başladı.

Hacı Bektaş Veli” adının verilmesinin ardından Cumhuriyet mahallesindeki yeni ilköğretim okuluna yardımlar çığ gibi büyüyor

Elbistan Kaymakamlığı ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün katkılarının yanı sıra Cumhuriyet Mahallesi sakinleri ile yardımseverlerin büyük ilgi gösterdiği
okula özellikle büyük düşünür “Hacı Bektaş Veli” adının verilmesinin ardından yardımlar bu jest karşısında daha büyük anlam kazandı.

Elbistan’ın sevilen ve saygın iş adamlarından İbrahim Türk, “Eğitimin her alanında destek adına varız. Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyete sahip çıkmak bizlerin boynunun borcudur” düşünceleri ile yeni
okula bir Atatürk büstü yaptırdı. Okulun kurucu müdürü Faik Türk’ün çok çalışkan ve başarılı bir yönetici olduğunu, girişkenliği ve çabaları ile Hacı Bektaş Veli İlköğretim Okuluna çok büyük katkıları olduğunu ifade eden İş Adamı İbrahim Türk, “Sayın hocam okulumuzun eksikliğinin gider ...


Gönderen YOLCU, Cumartesi, 01 Kasım 2008 22:03 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ ELAZIĞ'DA...

    KONFERANS DUYURUSU 
Elazığ Anadolu Alevi Bektaşi Kültürünü Tanıtma ve Yayma derneği tarafından " Alevi İslam İnancı " konulu bir konferans düzenlenmektedir.

Konuşmacı : Mustafa Cemil KILIÇ

Tarih: 31 Ekim 2008

Saat: 19: 30

Yer: Elazığ

Konu: Alevi İslam İnancı
<!-- / message --><!-- sig --> ...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 29 Ekim 2008 19:53 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
CUMHURİYET BAYRAMI KUTLU OLSUN...

CUMHURİYETİMİZ 85 YAŞINDA...

Cumhuriyet Bayramı yurt genelinde, dış temsilciliklerde törenlerle kutlanacak.

Ankara Valiliğinden bildirilen Cumhuriyet Bayramı kutlama programına göre etkinlikler, bugün Kara Harp Okulu Eğitim Arazisi içinden saat 13.00'te 21 pare top atışıyla başlayacak.

Ulus, Sıhhiye ve Atatürk Orman Çiftliği'ndeki Atatürk anıtlarına Valilik, Türk Silahlı Kuvvetleri ile diğer kurum ve kuruluşlar adına çelenk konulacak.

Cumhuriyet'in ilanının 85. yıl dönümü olan
29 Ekim Çarşamba günü, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül başkanlığındaki devlet erkanı Anıtkabir'i ziyaret ederek, saat 09.00'da mozoleye çelenk koyacak ve Cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün manevi huzurunda saygı duruşunda bulunacak.

İstiklal Marşı'nın okunmasının ardından Cumhurbaşkanı Gül, Anıtkabir Özel Defterini imzalayacak. Daha sonra, tören alanında bulunan sivil ve askeri personel ile öğrenciler, Büyük Önder Atatürk'ün mozolesi önünden saygı geçişi yapacak.

Cumhurbaşkanı Gül, Anıtkabir'deki törenden sonra TBMM'ye geçerek, kutlamaları kabul edecek.

TBMM'deki kabul töreninin ardından Atatürk Kültür Merkezi tören alanında saat 11.15'te resmi geçit töreni düzenlenecek.

Resmi geçit töreninin ardından Cumhurbaşkanı Gül, Çankaya Köşkü'nde resepsiyon verecek.

...

Gönderen YOLCU, Salı, 28 Ekim 2008 11:14 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MİLLİ KOMÜNİZMİN ÖNCÜLERİNDEN TURAR RISKULOV

 BİR MİLLİ KOMÜNİST LİDER: TURAR RISKULOV 

"Türkistan bir ol, Türk halkları beraber ol"

20. asrın başlarından itibaren Rusya'da siyasi olaylar ardı ardına patlak veriyor ve her yeni siyasi olay Rusya'da bir devrimin yaklaştığının haberini veriyordu. Rusya'daki bu siyasi gelişmeler 1917 yılından itibaren üç kampa bölünerek Rusya'nın kaderine yön vermeye başlamıştır. Birinci saftakiler; Monarşistler, ikinci saftakiler; Liberaller, üçüncü saftakiler ise; Bolşeviklerdir. Monarşistler Çarlık Rusya'sını diriltmek isterken, diğerleri Rusya'ya yeni bir yüz vermek istemektedirler. Tabii ki, Rusya'daki siyasi gelişmeler onun "sömürgeci iştahın altında kapitalist üretim ve hammadde kaynağı haline gelen Türkistan'ı da etkilemiyor değildi." Özellikle, Kadet Partisi'nde toplanmış olan Ceditçi Münevverler, Türkistan'ın siyasi geleceğine yön verme mücadelesi veriyorlardı. Ayrıca Bolşeviklerle "dirsek teması" halinde idiler. Mesela Yusuf Akçura, 1916 yılında Zürih'te Lenin ile buluşmuş, Rusya'daki devrim zafere ulaşırsa Türkistan'ın geleceğinin ne olacağına dair görüşme yapmıştır. Rusya siyasi önderlerinin Türkistan'ın geleceğine dair düşünceleri müphem idi.


Ceditçi Münevverlerin düşüncesinde ise ne Rus Çarlığı´nı kurtarmak, ne de Rusya'nın Birinci Dünya Emperyalist Savaşı ile birlikte dünyanın yeniden şekillendirildiği ve "sömürgeciliğin keşif kollarının" belirlendiği dönemde Rusya'nın yerini ve kaderini belirlemek gibi bir maksat vardı. Türkistanlı Münevverler bir taraftan "Çarlık Rusya'sı nasıl yıkılır da Rus boyunduruğundan kurtuluruz?" sorusuna cevap ararken, diğer taraftan da Türkistan'ın geri kalmışlığının, eğitimsizliğinin sebeplerini araştırıyor ve kültür-medeniyet inkişafının yollarını arıyorlardı. Bu meseleler içinde yollar arayan Münevverlerin kurtulmak istedikleri Ruslardan başka da "yoldaşları" yok idi. Ve anlaşma yolarını arıyorlardı. İlk başta "özgürlük" diye karşıladıkları Şubat Devrimi'nin hayal kırıklığı ile sonuçlanmış olması, "Rus ihtilalci demokrasisine" besledikleri aşırı güven ve daha birçok sebepler, "Türkistan Milli Devrimi"nin duraksamasına sebep olmuştur. Bu devrin med-cezirleri ve "sisli anında" Bolşevik Devrimi patlak vermiştir.


Engel'in "daha hâlâ sosyalizm alfabesini öğrenmesi gerekiyor" dediği Rusya'da Bolşevik Devrimi'nin olması hem Avrupalı Marksistlerin, hem de Ceditçi hareketin hiç beklemediği bir olaydı. Ceditçilerin devrime yaklaşımı "tesadüfi bir olay" idi ve Rusya'nın iç meselesi olarak gördüler. Bununla birlikte Bolşeviklerin gücünü pek önemsemediler. Fakat daha sonra gelişen olayların, özellikle i&ccedi ...


Gönderen YOLCU, Cumartesi, 25 Ekim 2008 21:22 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
Mustafa Cemil Kılıç'tan Konferans

KONFERANSA ÇAĞRI


Arguvan ve Köyleri Eğitim Kültür Vakfı tarafından “ Zorunlu Din Dersleri ve Aleviler “ konulu bir konferans düzenlenmektedir.

Konuşmacı: M. Cemil KILIÇ

Tarih: 26 Ekim 2008

Saat: 13:00

Yer : Vakıf Binası

Adres: Küçükyol sok. No:3 Bostancı / Kadıköy - İstanbul

Telefon: 0216 416 12 74
<!-- / message --><!-- sig --> ...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 22 Ekim 2008 16:58 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
ŞEHİTLERİN YÜZDE KAÇI KÜRT ?

   ŞEHİTLERİN YÜZDE KAÇI KÜRT ? 
Prof. Dr. Ümit Özdağ, bugüne kadar yapılmayan bir şeyi yaptı ve terörle mücadelede hayatına kaybeden asker, polis ve köy korucularının etnik kökenlerini araştırdı. Çalışma kadar sonuçları da bir hayli ilginç. İşte o sonuçlar;

Yalçın Doğan'ın köşesine taşıdığı araştırma PKK’nın maskesini düşüren çalışma Prof. Dr. Ümit Özdağ’a ait. Uzun süredir PKK, terör, Kuzey Irak ve istihbarat konularında çarpıcı kitaplar yazan Ümit Özdağ, son olarak ilginç gözlemlerde bulunuyor.

Prof. Özdağ terörle mücadele şehit düşenlerin kimliklerini araştırıyor. Ve hepimizin yeniden düşünmesini, siyasal denklemlerin yeniden yazılmasını gerektiren bir sonuca varıyor.

Terörle mücadelede şehit düşenlerin yüzde 26.8’i Kürt.

Oran azımsanmayacak ölçüde: PKK’ya karşı sadece Türkler değil, aynı zamanda Kürtler de savaşıyor. Ve ölüyor. Ve ölenlerin sayısı hiç de az değil.
Bu oran, bu bulgu, Türkiye’deki Türk-Kürt ayrışmasına çok başka bir bakış açısı getiriyor.

Kürt çocuklarının bir bölümü dağa çıkarken, bir bölümü askere, polise yazılıyor. Ve onlar birbirlerine karşı savaşıyor. Belki de, iki kardeş, iki akraba, iki arkadaş.

PKK işte burada zayıflıyor. Kentleri burada yakmaya çalışıyor. Terörü bu nedenle daha da azgınlaştırıyor. Korkuyu bu nedenle yaygınlaştırıyor.

PKK adım adım sona yaklaşıyor: Devlette, PKK ile mücadele zor biter, gibi yanlış bir psikoloji var. Oysa, teröre rağmen, hayatın normalleşmesini isteyen, ülkeyle bütünleşmek isteyen ve hatta ülkeleri için şehit düşen Kürtler varken, PKK adım adım sona yaklaşıyor.

Mesele bunu görüp, ona göre politikalar üretmek. 1999’da Apo yakalanıyor, terörü kökünden kazımak için iki yüze yakın önlem belirleniyor. Sonra hepsi rafa kaldırılıyor. Öyle değil.
<!-- / message --><!-- sig --> ...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 22 Ekim 2008 07:15 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
RUHU ŞAD OLSUN...

CUMHURİYET'İN VE TÜRKÇE'NİN BÜYÜK OZANI FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA TOPRAĞA VERİLDİ. 

Şair Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın cenazesi Karacaahmet Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Kadıköy Süreyya Operası'nda düzenlenen törenin ardından Şair Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın Türk bayrağına sarılı naaşı, Söğütlüçeşme Camisi'ne getirildi.

Camide öğle vakti kılınan cenaze namazının ardından
Dağlarca'nın naaşı, bir süre eller üzerinde taşınarak cenaze arabasına konuldu. Dağlarca'nın cenazesi, camiden alkışlarla uğurlandı.

Dağlarca'nın cenazesi daha sonra Karacaahmet Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Cenaze törenine, aile fertlerinin yanı sıra Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Kadıköy Kaymakamı Hasan Karahan, Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk, Üsküdar Belediye Başkanı Mehmet Çakır, Marmara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necla Pur, yazar Yaşar Kemal, Yalçın Küçük, Erol Evgin,
şairin son 8 yılda bakımını üstlenen Ömür Tokgöz ile vatandaşlar katıldı.

Cenazeye, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Türk Silahlı Kuvvetleri, İstanbul Valisi Muammer Güler ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş'ın çelenk gönderdiği görüldü.
...

Gönderen YOLCU, Pazartesi, 20 Ekim 2008 19:29 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
AÇIK OTURUMA ÇAĞRI...

 AÇIK OTURUMA ÇAĞRI 

Erikli Baba Cem evi'nde 19 Ekim Pazar günü, Sayın Mustafa Cemil KILIÇ ve Sayın Cemâl ŞENER'in katılacağı "İnanç özgürlüğü ve Zorunlu din dersleri" adlı açık oturum(panel) yapılacaktır. Tüm Canlara duyrulur!

Tarih:19 Ekim 2008 Pazar
Saat:13:00
Yer:Erikli Baba Cem Evi

...

Gönderen YOLCU, Salı, 14 Ekim 2008 21:22 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ

DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI'NA İLİŞKİN...

Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB), 3 Mart 1924 tarihinde “ Şer’iye ve Evkaf Vekaleti “nin kaldırılmasının ardından 429 sayılı kanunla Başbakanlığa / Başvekalete bağlı olarak kurulmuştur. Bütçesi de Başbakanlığa dahil edilmiştir.

Ulusal Mücadele yıllarında büyük hizmetler vermiş, yönetsel deneyimi olan ve uzun zaman Ankara Müftülüğü görevinde bulunan Börekçizade Mehmet Rıfat Efendi, 1 Nisan 1924 tarihinde Diyanet İşleri Başkanlığına getirilmiştir. En yüksek devlet memuru maaşı alan Diyanet İşleri Başkanına, bakanlara verilen kırmızı plakalı bir makam aracı tahsis edilmiş ve protokoldeki yeri de bu özelliklere göre belirlenmiştir.

Börekçizade Mehmet Rıfat’ın başkanlığındaki kurum, Türkiye Cumhuriyeti’nin laikleşme sürecindeki düzenlemelerde yaşamsal bir görev üstlenmiştir.

Devrim yasaları konusunda devrimci kadronun yanında ve hizmetinde yer alan kurum, Tekke ve Zaviyelerin kapatılması, Arap harflerinin bırakılıp Latin kökenli Türk Alfabesine geçiş, Şapka Kanunu, Hilafetin İlgası, Şer’i Hukuka son verilmesi, Medeni Kanunun Kabulü, Türkçe Ezan, Türkçe Kur’an vb. tüm devrimci düzenlemelerde daima yüce Atatürk’ün yanında ve hizmetinde kalmıştır.

Bugün Atatürk’ün laiklik yanlısı bu kurumunu ele geçiren gasıplar zaman zaman ihanet derecesine varan anti laik uygulamalarına sözde meşruiyet kazandırmak amacıyla kurumun Atatürk tarafından kurulmuş olduğu gerçeğine sığınabilme cüretini gösterebilmektedirler. Oysa gün gibi ortadadır ki, bugünkü Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Atatürk’ün kurduğu Diyanet işleri Başkanlığıyla ilgisi kalmamış, hatta o güzide kurumun yaptıklarını yıkan bir mihrak hüviyetine bürünmüştür.

Gerici hareketlerle mücadele amacıyla kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı, ne hazin ki, en azılı gericilerin yetiştiği ve barındığı bir şebeke noktasına gelmiştir. Zamanında Cemalettin Kaplan, Fethullah Gülen gibi karşı devrimcilerin yuvalandığı bu kurum, halkımızı Sünnilik görüntüsü altında Vahhabiliğe doğru sürüklemektedir.

Yüz bine yakın çalışanıyla bu kurum, bütün Türkiye’de Suudi Arap Vahhabi misyonerliğinin üssü olarak köy köy, kasaba kasaba Vahhabilik propagandası yapmaktadır. Bu nedenle artık “ kral çıplak “ demenin zamanı gelmiştir.

DİB, 1982 Anayasasının 136. maddesinde belirtildiği üzere laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek görev yapması gereken bir kurumdur. Ne var ki bu kurum, belli bir mezhebin ve din anlayışının çizgisinde çalışmakta, farklı din ve inanıştaki yurttaşların isteklerini dikkate almadığı için milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinme ilkesinden de ne hazin ki uzaklaşmış olmaktadır.

DİB, Sünni Hanefi halkımızı Vahhabileştirirke ...

Gönderen YOLCU, Pazar, 12 Ekim 2008 10:26 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
Türk Dünyasında İnançsal Çeşitlilik... Mustafa Cemil Kılıç

Türk Dünyasında İnançsal Çeşitlilik... 

Günümüz Türk dünyasındaki dinsel ve mezhepsel çeşitliliği sunmadan evvel Türk - İslam sentezcisi, sözde milliyetçi kimi çevrelerin on yıllardır yineleyip durdukları tarihsel bir yalanı izhar edelim.

Bu tarihsel yalan, Türklerin İslam'ı kendi istekleri ve hidayete erme arzusuyla benimsedikleri yalanıdır. Oysa gerçek şu ki, Türkler, İslam'a direndikleri için yaklaşık yüzyıl süren bir süreç içerisinde Emevi / Arap / İslam orduları tarafından katliamlara maruz bırakılmışlardır. Yüz binlerce Türk öldürülmüş ve bir o kadarı da köleleştirilmiştir. Yüz binlerce Türk kızı cariye yapılarak Emevi / Arap askerlerin cinsel arzularının hizmetine sunulmuş, Türklüğün onuru ayaklar altına alınmıştır. Türkler, Emevi / Arap İslam'ına direnirken Hazreti Ali soyundan gelenlerin anlattığı ve eski inançlarıyla da uyuşan tasavvufi İslam'ı benimsemekte ise tereddüt etmemişlerdir.

Emevi İslam'ını reddedip, Ali İslam'ını benimseyen Türklerin maruz kaldıkları Emevi katliamını görmeyen / görmek istemeyen çevrelerin milliyetçiliği samimi addedilemez. Ne hazindir ki, Hazreti Muhammed'in soyunu sürdüren Hazreti Ali ve onun soyundan gelenlerin anlattığı İslam'a gönül veren Türklerin mezhepsel kimliğini ulusal birliği tehdit eden bir unsur gibi algılama aymazlığı, Türk - İslam sentezcisi ve sözde milliyetçi kimi çevrelerin sürdürmekte inat ettiği bir tutumdur. Bu tutumun bir sonucu olarak, Türk - İslam sentezcileri, Alevi / Bektaşi / Kızılbaş Türkmenlerin asimilasyonu meselesini hala gündemlerinde tutmaktadırlar.

Türk - İslam sentezcilerinin bu asimilasyoncu anlayışıyla mücadele etmek, gerçekte ulusal kimliğe omuz vermektir. Ne hazin ki sözde milliyetçiler bu gerçeği idrakten bir hayli uzaktadırlar.

Gelelim günümüz Türk dünyasındaki dinsel ve mezhepsel çeşitliliğe...

Türk halkları yaklaşık olarak 260 milyonluk nüfusa sahiptir.

İslam'a inanan Türklerin nüfusu 245 milyondur.

İslam'ın Sünni / Ortodoks koluna mensup Türklerin nüfusu 160 milyondur.

İslam'ın Şiilik ekolüne mensup Türklerin nüfusu 55 milyondur.
( Azerbaycan, İran ve Irak Türklüğünün büyük bölümü )


Alevi / Bektaşi / Kızılbaş / Ehli Hak vb. Türklerin nüfusu 30 milyondur.
( Anadolu, Balkanlar, Kıbrıs ve Irak Türklüğünün bir kısmı )

Ortodoks Hristiyanlık dinine inanan Türklerin nüfusu 10 milyondur.
( Gagavu ...

Gönderen YOLCU, Perşembe, 09 Ekim 2008 20:54 Yorumlar(0), Hepsini Oku
 

MKPortal M1.1.1 ©2003-2006 mkportal.it
Bu safya 1.0566 saniyede 7 sorguyla oluşturuldu