Site Ana Sayfası TürkçüToplumcu.com
Türkçü Toplumcu Yol
 
 Site RehberiSite Rehberi   AramaArama   ÜyelerÜyeler   GruplarGruplar   KayıtKayıt 
 HesapHesap   Özel MesajlarÖzel Mesajlar   GirişGiriş 

ŞAH İSMAİL HATAYİ

 
Yeni Konu Aç   Cevap Ver    Site Ana Sayfası -> Türkçü Toplumcu Yol
« Önceki konu :: Sonraki konu »  
Yazar Mesaj
YOLCU
Site Admin


Kayıt: 04.05.2007
Mesajlar: 129

MesajTarih: Cum May 28, 2010 2:12 pm    Başlık: ŞAH İSMAİL HATAYİ Alıntıyla Cevap Ver

ALEVİLERİN BÜYÜK OZANI, SAFEVİ KIZILBAŞ DEVLETİNİN KURUCUSU

ŞAH İSMAİL HATAYİ



Şah İsmail Hatayi, Erdebil Beyliğine bağlı Şeyh Safiyyüddin Erdebili'nin torunu olarak 1487 yılında Şeyh Haydar’dan olma, Halime Begüm Alemşah’dan doğma olarak dünyaya gelmiştir. Şeyh Safiyyüddin Erdebili, 1252-1334 tarihleri arasında yaşamış bir İslâm din bilginidir. İslâm bilgini olduğu kadar, döneminde ünü halk arasında yayılmış, saygıyla yad edilmiş devlet adamı kimliğini de sahiptir. Onun soyundan gelen Şeyh Haydar, bugünkü Anadolu Aleviliğinin kurucusu sayılır. Anadolu, Horasan, İran ve Irak’taki Türkmenleri istikrarlı bir biçimde örgütlemiş, kendine bağlamıştır. Günümüze değin gelen uygulamalarından biri, kendi bağlılarını rahatlıkla tanıyabilmek için başlarına Kızıl başlıklar giydirmesidir. Böylelikle başlarına kızıl başlıklar giyen Aleviler, Şeyh Haydar’ın askerleri olduklarını belli ederlerdi. İşte bugünkü Kızılbaş denilen Aleviler, Şeyh Haydar’ın yani Şah İsmail’in babasının bağlılarıdır. Halime Begüm hanım ise, Akkoyunlu devletinin son hakanı olan Uzun Hasan'ın kızıdır.

1493 yılında, Şah İsmail’in babası bugünkü Horasan'ın Şirvan bölgesinde egemen olan Sultan Yakup'un ordusuyla yaptığı savaşta yaşamını yitirdi. Horasan, Orta Asya’dan gelen Türklerin uğrak yeri olarak saldırıya açık ve cazip bir yerdi. Buranın cezp edici koşulları, kanlı savaşlara neden oluyordu. 13.yüzyılda da bu topraklar uğruna savaşlar sürmüş, ancak yabancı eline geçişi Koloner Pesyan’ın mücadelesi sonunda olmuştur. Pesyan, Horasan’ı ölümüne savunmuşsa da, Fars ordularınca bozguna uğratılmıştı. Şeyh Haydar’ın öldürülmesinden sonra Yakub’un askerleri, ardından gelecek hiç kimse bırakmamak için Şah İsmail’in ve annesinin peşine düştüler. Annesi Begüm hanımla birlikte gizlenen Şah İsmail, ata dergahında babasının taliplerince koruma altına alındı. Burada din bilgileriyle olduğu kadar savaş sanatının incelikleriyle de yetiştirilen küçük Şah, 13 yaşına geldiğinde Şirvan'a giderek babasının öcünü aldı. Babasını öldüren Sultan Yakup'un komutanı Ferrah Yaser'i öldürerek Şirvan topraklarını ele geçirdi. Horasan’da egemenlik kurdu. 14 yaşında bugünkü Azerbaycan topraklarını, 15 yaşında Tebriz'i ele geçirip, ölümsüz ünvanı olan ŞAH’lığı aldı. Henüz 15 yaşında, bugünkü Diyarbakır'dan Hindistan'a kadar tanınan, saygı gösterilen, umut bağlanan genç bir hakan olmuştu.

Şah İsmail, Karayülük Osman beyin kurduğu, Oğuz Türklerinin Bayındır koluna mensup oymaktan olan Akkoyunlu devletini dağıtmış, Irak topraklarına egemen olmuş, İran'ı tamamen ele geçirmişti. Akkoyunlu devletinin tarihteki tablosu , güçlü Türkmen devleti olarak karşımızda durmaktadır. Devletin son hükümdarı Uzun Hasan’dır. Uzun Hasan, 1423 yılında Diyarbakır'da doğmuş ve Doğu Anadolu , Kafkasya , İran ve Irak topraklarında hüküm sürmüştür . Osmanlı padişahı 2. Mehmet ile 11 Ağustos 1473 tarihinde Otlukbeli mevkiinde yaptığı Otlukbeli savaşında yenilerek Tebriz'e geçmiştir.

Şah İsmail Hatayi'nin kurduğu, sınırları Hindistan'a kadar varan devletin adı Safevi Kızılbaş Devletidir. Safevi sözcüğü, kaynağını, Şah İsmail’in soyunun geldiği atası Şeyh Safiyyüddin Erdebili'den alır. Ona ithafen de bağlılarına Safeviler denilmiştir. Doğunun en büyük imparatorluğu Safevi Kızılbaş Devletinde egemen güç Türkmenlerdi. Ancak Farslar da Türklerle birlikte yaşamışlardı. Türk dili resmi dil olduğundan Fars dili devlet dili haline gelmemişti. İran toprakları üzerinde Farsların varlığı, tarihsel tespitlere göre en fazla 2500 yıl önceye dayanmaktadır. Farslar ve onların değişik kolları Türklerle birlikte yaşamışlar, ancak etnik olarak görünmez sınırlarla ayrılmış olduklarından Türkleri eritememişlerdir. İran üzerinde Türklerin varlığı ise 9000 yıl önceye gitmekte , bunu açıklayan da Prof.Dr Muhammed Tagi Zehtabi ve ölümsüz kitabı “İran Türklerinin Tarihi” adlı bilimsel eseridir.

Zehtabi’den başka en önemli tarihçi bizim için Fars asıllı Nasir Purpirar’dır. Çünkü o bir Fars’tır ve bir Fars olarak, İran Türklerinin hakkını yememiş, gerçekleri saklamamıştır. Nasir Purpirar’ın dört ciltlik “12 Asır sessizlik” adlı tarihi eseri, İran İslâm Cumhuriyetinde infial uyandırmış, adeta yer yerinden oynamıştır. Gözaltına alınan ve sorgulanan Purpirar’a ağır eziyet çektirilmiş ve hain ilân edilmiştir. Dürüst tarihçilerin inkar etmediği İran üzerindeki Azeri Türk varlığı böylesine haşmetliyken, ne yazık ki Hz. Şah İsmail’in torunları yabancı egemenliği altında asimile edilmektedir.


Şah İsmail Hatayi, 1500 yılında Erzincan’ın Tercan Yaylasında Ustaclu, Şamlu, Rumlu, Tekelü, Zülkadir, Avşar, Kaçar ve Varsak kabilelerinden oluşan 7.000 Kızılbaş ile birlikte büyük bir Türkmen kurultayı düzenlemiş ve bu kurultayla Anadolu Türkmenlerini kendine bağlamıştır.

Yaklaşık 2 yıl sonra Hz. Şah İsmail Tebriz’e girmiş ve devletini ilan etmiştir.

Büyük hakanın Tebriz’e girdiğinde ilk işi on iki imam için hutbe okutmak olmuştur. Bu onun dini kimliğine bağlılığının ifadesidir. Safevi hakanı Alevi inancını yeniden şekillendirmiştir. Anadolu topraklarındaki Alevi inançlı Türkmenlerin, devşirmeler tarafından katledilmesi, onlardan bazılarının Şah İsmail'e sığınmalarına yol açmıştı. Kaçamayanlarsa devşirme Osmanlı paşalarının kılıcından geçirilerek yok edilmişti. Büyük Türkmen imparatoru Hz. Şah İsmail her zaman Türkmenlerden yana olmuş ve bu sebeple Osmanlı imparatorluğunun yöneticilerinden devşirilmiş olanlarla bitmez tükenmez sorunlar yaşamıştı. Gayri Türklerin Müslümanlığı tercih ettikleri takdirde kollanmaları, haliyle Türkmen soykırımına davetiye çıkarıyordu.

Şah İsmail’e günümüzde bile güdülen düşmanlığın temelinde devşirmelerin, nesilden nesile aktardığı Alevi Türkmen düşmanlığı yatmaktadır. Sünni İslâm yorumunun temsilcisi konumda duran Osmanlı İmparatorluğunun bağrına bastığı Şah İsmail düşmanlığı, seciyesiz kesimlerin elinde ne yazık ki bayraklaştırılarak günümüze değin aktarılmaktadır. 13 yaşında babasının intikamını alan, 15 yaşında topraklar fetheden böyle bir Türkmen hakanına yapılan hakaretlerin temelinde yatan Türkmen düşmanlığı artık ürkütücü hale gelmiştir. Bazı kendini bilmez tarihçilerin elinde yazılan Safevi imparatorluğunun tarihsel konumu, kesinlikle doğruluk payından uzaklaşmış, öyle ki, saptırdıkları yanlı tarih yazıcılığıyla işledikleri cinayetin farkında bile olmamak durumundadırlar.

Gelen Gelsin işte Meydan

Ela gözlü pirim geldi
Duyan gelsin iste meydan
Dört kapıyı kırk makamı
Bilen gelsin iste meydan

Hudey hudey dostlar hudey
Hudey hudey canlar hudey

Ben pirimi hak bilirim
Yoluna canim veririm
Dün doğdum bugün ölürüm
Ölen gelsin iste meydan

Hudey hudey dostlar hudey
Hudey hudey canlar hudey

Şah Hatayi der sırrını
Ortaya koymuş serini
Nesimi gibi derisini
Yüzen gelsin iste meydan

Hudey hudey dostlar hudey
Hudey hudey canlar hudey


Osmanlılardan başka Özbek Türkleriyle de savaşan Şah İsmail, bu savaşı kazanmış ve henüz 23 yaşındayken Özbek hanı Muhammed Şeybani Han'ı öldürerek ülkesinin toprak bütünlüğünü korumuştu. Bu savaşın sebebi Özbeklerin Horasan’a saldırmaları idi.

Şah İsmail Hatayi ve Kızılbaşlar için tarihsel dönüm noktası Çaldıran savaşı olmuştur.

23 Ağustos 1514 tarihinde Yavuz Selim ve Hz. Şah İsmail, ordularıyla birlikte savaşa tutuştular. Çaldıran ovasında yapılan savaş çok kanlı geçti. Osmanlı ordusunun iyi donanımlı olması, ateşli silâhlarla kuşanmış olması savaşın kaybedilmesine neden olmuştur. Savaşın öncesinde ve sonrasında Osmanlı padişahı Yavuz ve devşirme paşalar tarafından Anadolu’da büyük bir Türkmen kıyımı gerçekleştirilmiştir. Bu kıyımın etkileri bugün dahi kendini hissettirmektedir.

Şah İsmail’in kurduğu devlet Safeviler olarak bilinmekle birlikte devletin resmi adı, “Kızılbaşlar Devleti / Devlet - i Kızılbaşan“dır. Devletin egemen olduğu toprakları ifade eden ülkenin adına ise “ Kızılbaşlar Ülkesi / Ülke - i Kızılbaşan“ denilmiştir.

Safevi Devleti’nin ordusu da “Kızılbaşlar Ordusu” idi.

Safevi Kızılbaş Türkmen Devleti’nin sınırları Dicle ve Fırat ırmakları ile Orta Asya’daki Ceyhun Irmağına kadar olan coğrafi alanı kapsıyordu.

Devletin resmi dili Türkçe idi. Türkçe hem bir kültür ve edebiyat dili hem de resmi yazışma dili olarak kullanılmıştır. Türkçe’nin resmi dil olma özelliği Safevi sarayının İsfahan’a taşındığı zamanda bile devam etmiştir.


Destansı hakan Şah İsmail Hatayi, 17 Temmuz 1524 yılında Azerbaycan'da hakka yürüdü. 37 yıllık kısa yaşamında Aleviliği yüceltme ülküsünden bir an bile feragat etmeden saltanat sürdü. Türbesi Erdebil’dedir. Erdebil, bugün İran İslâm Cumhuriyeti devletinin Fars egemenliği altındaki ezeli Azeri Türk şehridir.

Şah İsmail’in Ata ocağında bugün Fars bayrağı dalgalanmakta, kaybedilmiş Azeri Türk topraklarının üzerini Farslar çiğnemektedir.

Şah İsmail’in Edebi Kişiliği

Şah İsmail’in hükümdarlık ve komutanlıktan başka bir diğer üstün niteliği de edebiyatçılığı ve şairliğidir. Türk dilinin üstadı olan büyük hakanın eserleri, Türkçe’nin ölümsüz eserleri arasında yer almaktadır.

Sadece dilciliği ve şairliği bile onu hürmetle yad etmeye yeter. Divan ve Dekname adında kitapları vardır. Türkçe’den başka dil kullanmamış ve kullandırmamış , yabancı milletlerin dillerine özenmemiştir. Şiirlerindeki dil bugün bile güncelliğini yitirmemiş, akışkanlığı, canlılığı ve fikri yönüyle kültürümüzün en güzel parçalarından olma özelliğini sürdürmektedir.

Şah İsmail’in yazdığı şiirler Alevi cemlerinde vecdle okunan kutsal metinlerdir. Şah Hatayi deyişleri Aleviliğin inançsal kaynakları arasında yer almaktadır.

Şah İsmail, şiirlerini “Hatayi” mahlasıyla yazdı. Sanatçı kişiliği çok zor koşullar altında geçen çocukluğu sırasında oluştu. Aruz ve heceyle yazdığı şiirler Azerbaycan edebiyatının Nesimi ve Fuzuli arasındaki döneminin en güçlü temsilcisi olduğunu kanıtlar. Özellikle heceyle yazdığı şiirler Anadolu'da gelişen tekke edebiyatını büyük ölçüde etkiler. Alevi -Bektaşi edebiyatının en güzel örneklerini sunar. Şiirlerini dörde ayırmak mümkündür:

a) Tasavvufi düşüncelerini içerenler,
b) Aleviliği dile getirenler,
c) Hurufiliğin ilkelerini yansıtanlar,
d) Aşıkane olanlar.
Aruzla yazdığı şiirlerinin ise daha çok tasavvufi olduğu görülür. Bu şiirlerinde kullandığı dil klasik şiirin dilidir.

Hece ölçüsüyle koşma ve semai biçiminde yazdığı nefesler ise Yunus'un izlerini taşır. Ama Hatayi'nin kendine özgü şiir yolu oluşturduğu da belirtilmelidir. Hece ve aruzla yazdığı şiirlerini kapsayan “Divan”ının yanı sıra “Dehname” adlı Hz. Ali'yi öven bir mesnevisi ile yine mesnevi biçiminde yazılmış bir “Nasihatname”si vardır.


“ Hatayi “ Mahlasının Kaynağı

Riyadoğlu Hür, Kerbela’da önce Yezid’in ordusunda idi. Savaş sırasında İmam Hüseyin’in tarafına geçip ona biat etti. Sonra Yezid’in askerlerince şehit edildi. Hemen orada uygun bir yere gömülmek istendi. Ama yarasından akan kan bir türlü durmuyordu. Durum İmam Hüseyin’e bildirilince o da gülümseyerek şöyle dedi: “ Öbür dünyada tanık istiyor.” Bunun üzerine Hz. Hüseyin mendilini çıkarıp onunla yarasını sardı ve kan birden bire durdu. Şah İsmail Bağdat’ı alınca Hz. Hüseyin’in Kerbela’daki türbesini ziyaret etti. Ayrılırken gözü Hür’ün mezarına ilişti. Birden öfkelenip mezarın başka yere nakledilmesini emretti. Mezar açılınca Hür’ün yarası üzerindeki mendili gördü Mendili eline alır almaz kan yeniden akmaya başladı. İşte o zaman İmam Hüseyin’in türbesinden; “ Hata ettin İsmail “ diye bir ses işitildi. Şah İsmail mendili yeniden yaraya sarıp üzerini örttü. Hata yaptığını o da anladı. Bu hatasını daima hatırlamak için de o gündne sonra şiirlerini “ Hatayi “ mahlasıyla yazdı.


Sofu mezhebimin nesin sorarsın,
Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz.
Gözlüye gizli yok, ya sen ne dersin,
Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz.

Biz tüccar değiliz, alıp satmayız,
Erkan gözetiriz, yoldan sağmayız,
Gönlümüz ganidir kibir tutmayız,
Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz.

Şah Hatayi’m eydür Muhammed Ali,
Onlardan öğrendik erkanı, yolu,
Ali Muhammed’dir, Muhammed Ali,
Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz.



Hazırlayan

M. Cemil KILIÇ

Şah Hatayi Cemevi ve Kültür Derneği
_________________
TÜRKÇÜ TOPLUMCU YOL
Başa dön
Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder MSN
Mesajları göster:   
Yeni Konu Aç   Cevap Ver    Site Ana Sayfası -> Türkçü Toplumcu Yol Saat dilimi: GMT
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Seç:  
Bu forumda yeni konular açamazsın
Bu forumdaki konulara cevap veremezsin
Bu forumdaki mesajlarını düzenleyemezsin
Bu forumdaki mesajlarını silemezsin
Bu forumdaki anketlere oy veremezsin