Latest News
Haberler
CHP GENELBAŞKANI BAYKAL: ASIL HEDEF CUMHURİYET

 CHP GENELBAŞKANI BAYKAL: " ASIL HEDEF LAİK CUMHURİYET " 

Baykal, Türklerin Kıbrıs’ta çok ağır mezalime maruz kaldığını ve amacında Kıbrıs’ın Rum adası yapmak olduğunu, bütün bunlarında Batılı ülkelerin himayesi altında gerçekleştiğini belirtti. Baykal, adadaki Türklerin hukuki haklarının sağlanmasının temel hedef olduğunu ve daha sonrada KKTC kurulduğunu kaydetti.

Annan Planı Kıbrıs’ta çözüm olarak önümüze sunulduğunu ifade eden Baykal, "Şu anda gelinen noktada ortaya konulana Annan Planı bizi tatmin etmedi. Bu planı kabul etmemiz mümkün değildir ve Kıbrıs’taki Türk varlığı ciddi bir tehlikeye girecek ve daha olumsuz bir tabloyla karşılaşacaktır. Buna rağmen Türkiye Annan Planı’na destek olmayı sürdürdü. Sonuç ise biz kabul ettik ama karşı taraf kabul etmedi. Gelinen noktada Kıbrıs’ta kısa bir süre önce her iki ülkenin temsilcisi önemli bir görüşme yaptı. Görüşmenin özünü BM Temsilcisi şöyle bir şey sonuç özetledi: ’Kıbrıs’ta tek egemenlik ve tek bir vatandaşlık anlayışı kabul edilmiştir..." Bu çok ciddi bir rahatsızlıktır."diye konuştu.

Başbakan Erdoğan’ın Kıbrıs’’ta nutuk atmakla suçlayan Baykal, "Yok efendim kanla alınan toprak verilemezmiş. Kanla alınan toprağı Anan Planı ile vermeyi taahhüt ettin. Tek egemenlik KKTC egemenliğini ortadan kaldırır. Başbakan’ın sözlerinin hiç bir ciddiyeti yoktur. Aldatmaca sözlerdir. Bunlarla ülke aldatılamaz" diye konuştu.

Gündeme ilişkin konuşan Baykal özetle şu noktalara dikkat çekti:

- Siyasal nitelikli yargılamalar darbe dönemlerinde ortaya çıkar. Sovyetler Birliği’nde böyle yargılamalar ve kampanyalar yapıldı.

- Siyasal yargılamalar yapanlar bunun altında kalırlar. Laik cumhuriyetin savunucuları yıldırılmak isteniyor. Türkiye bir hesaplaşma içine mi girdi? Cumhuriyet ile ilk kez devletin katkısıyla hesaplaşmaya gidiliyor.

- Bu hesaplaşmanın için laik cumhuriyeti için sindiremeyen odak noktaları vardır. Türkiye’nin dışında, bağımsız bir Türkiye Cumhuriyeti’ni içine sindirememiş, Türkiye’yi denetim ve kontrol noktasına almak isteyen güç çevreleri var...

- Soruşturmada çok ağır ihlaller yapılmıştır. Batılılar soruşturmadaki insan hakları ihlallerini niye eleştirmiyor?

- Seçimlerde iktidardaki parti oyunu artırarak çıktı. Partlemantodaki sandalye sayısını yükselterek çıktı. Aradan bir yıl geçti geldiğimiz noktaya bakın. Ekonomi ne halde. Bir yılda; iktidar partisine kapatma davası açılmış. Emekli generaller tutuklu. Bir büyük dava ülkede deprem etkisi yaptı. Ekonomi allak bullak olmuş. İşsizlik artıyo ...


Gönderen YOLCU, Salı, 22 Temmuz 2008 16:07 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
ADD AÇIKHAVA TOPLANTISI

Atatürkçü Düşünce Derneği, Kadıköy'de "Atatürk ve Demokrasi Mitingi" düzenledi.
Atatürkçü Düşünce Derneği tarafından düzenlenen Kadıköy İskele Meydanı'ndaki "Atatürk ve Demokrasi" mitingine İstanbul ve çevre illerden gelen çok sayıda kişi katıldı. Yoğun sıcağa rağmen ilgi gören mitinge, ADD’nin yanı sıra Yurtsever Hareketi, Türkiye Gençlik Birliği, Tüm Öğretim Üyeleri Derneği, YAYED, İstanbul Barosu ve Ulusal Kanal, çok sayıda demokratik kitle örgütü, sendika, meslek odası ile aralarında İşçi Partisi, CHP ve DSP’nin de bulunduğu siyasi partiler destek verdi.

Kadıköy İskele Meydanı’nda sabahın erken saatlerinde, ellerindeki Atatürk posterleri ve Türk bayrakları ile toplanan katılımcılar, polis tarafından tek tek aranarak miting alanına alındı. Polisin çevrede geniş güvenlik önlemleri aldığı görüldü.

Mitinge katılanlar "Hainler Meclis'te yurtseverler hapiste”, “Millet ordu el ele milli cephede”, “İnadına hukuk, inadına demokrasi inadına laiklik inadına Atatürk”, “Ne ABD ne AB, tam bağımsız Türkiye" şeklinde sloganlar attı. Mitingte bazı vatandaşlar kafalarına gazete koyarak güneşten korunmaya çalışırken, bazı vatandaşlar da ağaç gölgesine sığındı.


Miting için atılacak sloganlar ve açılacak pankartlar daha önce belirlenmiş olmasına rağmen Halkın Kurtuluşu Partisi üyelerinin üzerinde Atatürk ve Lenin'in resimlerinin bulunduğu pankartlar taşıdığı görüldü. Bazı ADD üyeleri açılan bu pankartlara tepki gösterdi.

Atatürk ve Lenin'in yanyana konulamayacağını söyleyen ADD'liler, pankartın kaldırılmasını istedi. "Antiemperyalist Birinci Kurtuluş Savaşımızın Önderi Büyük Müttefik Atatürk ve Lenin" yazan pankart nedeniyle ADD ve Halkın Yükselişi Partisi üyeleri arasında tartışma yaşandı.

ADD üyesi Nuran Papila, Lenin ile Atatürk'ün aynı karede yer almaması gerektiğini dile getirdi. Papila, "Lenin de büyük bir şahsiyet ama Atatürk bizce devrimleri ile yaşayan biri. Tatsızlık çıkmasını istemediğimiz için büyük tepki göstermedik. Ama yapılan doğru değil" dedi.

...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 19 Temmuz 2008 21:31 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
TERCÜMAN GAZETESİ YAZI DİZİSİ

TERCÜMAN GAZETESİ: "BOZKURT KURTARICIDIR..." 

Türk’ün özgürlüğünün ve bağımsızlığının simgesi Bozkurt, Türkler’in İslam’dan önceki bütün destanlarında atadır, rehberdir, kurtarıcıdır“Ergenekon Destanı’nda Bozkurt, demir dağı eritip çıkan Türkler’e yol göstermiştir. Ergenekon’dan çıktıktan sonra, Türkler’in ilk hükümdarı Börte-Çine (Boz-Kurt) adını alır”“Kimi zaman ana, kimi zaman baba rolündeki Bozkurt, çok çok kere Türk neslinin yok olacağı zaman ufukta görünmekte ve Türkler’in devamlılığını sağlamaktadır”

ATİLLA’NIN YÜZÜ KURDA BENZERDİ
En eski Türk efsaneleri kurt ile başlar. Kurt, Türk mitolojisinin başlangıcı ve aynı zamanda en önemli motifidir. Bozkurtlar, öteki kurtlara benzemezler. Onlar sürü halinde dolaşırlar. Başlarında yaşlı ve deneyimli bir önder kurt bulunur ki bu kurda Eke Kurt adı verilir. Kurtlar, başka hayvanlar gibi sürünün en güçlü hayvanını değil, en deneyimli olan üyesini önder olarak seçerler. Tüyleri kırlaşmış ve gök olmuş bu önder kurtlar sürüyü çekip çevirir, yönetir, yiyecek bulmak için en uygun koşulları ararlar. En eski Türk efsanelerinden beri görülen gök kurtlar da yeleleri kırlaşmış, sürülerini usta bir komutan gibi yöneten, düşmanları şaşırtıp pusuya düşüren böyle kurtlardır. “Gök’’, hem sonsuzluğa uzanan göğü, hem de göğün kendi rengini anlatan bir deyimdir. Oğuz Kağan bile, yüzü gömgök olarak doğmuştur. Eski Türkler, Tanrı elçilerine de Gök Sakallı derlerdi. Gök Börü, Gök Kurt, Boz Kurt deyimleri de böyle bir ululuğu ifade ederdi.
Cermenler, Büyük Hun İmparatoru Attila’nın yüzünün kurda benzediğini söylerlerdi.

Yine Türkler’in zor zamanlarında, millet hayatında büyük etkisi olacak geniş ve kapsamlı hareketlere, meselâ toplu bir göçe girişecekleri zamanlarda bozkurt onlara yol göstermekte, eşi bulunmaz şekilde rehberlik etmektedir.
Nitekim Ergenekon Destanı’nda ve Kut Dağı Efsanesi’nde bozkurt millî bir kılavuz rolünü üstlenmektedir.

ATATÜRK VE ERGENEKON
Türk milliyetçiliği ülküsünü Cumhuriyet’in kuruluş felsefesine özenle yerleştiren Büyük Atatürk, hayranlık duyduğu milletinin tarihini çok iyi incelemişti.
Dolayısıyla Türkler’in, İslam’ı kabul etmeden önce, Ergenekon başta olmak üzere bütün destanlarında simge olan bozkurta O da büyük önem ve değer veriyordu. Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında hemen bütün kuruluşlarda bozkurt resmini veya figürünü görmek mümkündü.
Para ve pullara Bozkurt resmi konulmuştu.
Batılılar, Anadolu bozkırının s ...

Gönderen YOLCU, Cuma, 18 Temmuz 2008 20:57 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
ATATÜRKÇÜLER AÇIKHAVA TOPLANTISI YAPIYOR...

ATATÜRK VE DEMOKRASİ AÇIKHAVA TOPLANTISI 

Son dönemde yaşanan Hukuka aykırı ve Demokrasi karşıtı uygulamaları protesto etmek amacıyla 19 Temmuz 2008, Cumartesi günü saat 11.00’de İstanbul Kadıköy İskele Meydanı’nda “Atatürk ve Demokrasi” adıyla bir miting düzenlenmiştir.

 

 

İddianamesi uzun süre hazırlanamayan, 13 aydır gözaltında tutulan aydınlarımıza yönelik olarak gerçekleşen hukuka aykırı uygulamalara karşı tepki göstermek ve diğer demokratik kitle örgütleri gibi bu konudaki duyarlılığını ortaya koymak, Atatürkçü Düşünce Derneklerine düşen önemli bir sorumluluktur.

 

1 Temmuz 2008,Salı günü ADD Genel Merkezi ve ADD Kadıköy Şubesi’nin aranması ile eş zamanlı olarak gerçekleşen Genel Başkanımız Sayın Şener ERUYGUR’a yönelik gözaltına alma süreci ve sonrasında yaşanan gelişmeler bir çok hukuka aykırı uygulamaları da beraberinde getirmiştir. Arama, gözaltı ve sorgulama sürecinde Evrensel Hukuk’un temel ilkesi  olan “Adil Yargılanma Hakkı” ihlal  olunmuş, Atatürkçü Aydınlarımız ve onları savunan avukatları, alınan gizlilik kararı ile adeta bir körebe oyunun parçası haline getirilmiştir. Aynı süreç içinde şüphelilerin dahi ulaşamadığı bilgi ve belgelerin yanlı basında yayınlanması ise ibretle takip edilmiştir.

 

Atatürkçü Düşünce Dernekleri, “Demokratik ve Laik Hukuk Sistemi”nin bir parçası olmanın verdiği sorumluluk duygusu ile hareket eden, Anayasa’dan ve Kanun’dan doğan haklarını kullanan bir demokratik kitle örgütüdür. Yaşanan bu gelişmelere kayıtsız kalması ve ülke tarihinde yer edecek bu onurlu duruşun içinde yer almaması söz konusu dahi edilemez. Bu sebeple tüm örgütümüzü bu demokratik hak arama mücadelesine destek için, 19 Temmuz 2008,Cumartesi günü saat 11.00’da Kadıköy İskele Meydanı’ndaki “Atatürk ve Demokrasi Mitingi”ne desteğe çağırıyoruz.

 


Gönderen YOLCU, Cuma, 18 Temmuz 2008 11:02 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
CHP ATAKTA....

 

CHP GENELBAŞKANI DENİZ BAYKAL YURT GEZİLERİNİ SÜRDÜRÜYOR...

 

Deniz Baykal YARIN Bursa’da Parti Okulu açacak, CHP’ye katılanlara rozet takacak, Mudanya Mütareke Meydanı’nda halkı selamlayacak ve bir konuşma yapacak,

Baykal Bursa Nilüfer Belediyesi Olimpik Yüzme Havuzunun temelini atacak, Altınşehir Gençlik Merkezi’ni hizmete açacak, Kapalı Çarşı esnafı ile kahvaltı yaptıktan sonra, esnafı ziyaret edecek.

Cumartesi günü Erzincan’a gidecek olan Genel Başkan Baykal Hacıbektaş Vakfı Alevi Kültür Festivali’ne katılacak, Geçit Beldesi’nde Cemevi temeli atacak, Altınbaşak Beldesi’nde ise Cemevi’ni ziyaret edecek.

Deniz Baykal, Ulalar, Mollaköy, Altınbaşak ve Yoğurtlu Beldelerinde de temeller atacak ve bazı açılış törenlerine katılarak konuşmalar yapacak.

İletişim Koordinatörlüğü ( Ankara ) - Genel Başkan Deniz Baykal yarın (18 Temmuz Cuma) Bursa’ya, 19 Temmuz Cumartesi günü de Erzincan’a gidecek.

Cuma sabahı helikopter ile Ankara’dan Bursa’ya hareket edecek olan Genel Başkan Baykal, saat 10.00’da Koza Han’da Kapalı Çarşı esnafını ziyaret edecek ve esnaf ile kahvaltı da bir araya gelecek. Saat 11.00’de ise Parti Okulu’nu açacak ve CHP’ye katılanlara rozet takacak.

Saat 13:30’da Nilüfer Belediyesi Olimpik Yüzme Spor tesislerinin temelini atacak ve saat 14:30’da Nilüfer Belediyesi Altınşehir Gençlik Merkezi’ni hizmete açacak olan Genel Başkan Deniz Baykal, saat 16:00’da Mudanya Mütareke Meydanı’nda halkı selamlayacak ve bir konuşma yapacak.

Genel Başkan Baykal geceyi Bursa’da geçirecek ve 19 Temmuz Cumartesi günü özel uçak ile Erzincan’a hareket edecek, saat 12.30’da Erzincan’da karşılanacak.

Saat 13:30’da Geçit Beldesi’nde Cemevi temeli atacak olan Genel Başkan Baykal saat 14:30 Ulalar, 15:30’da Mollaköy, 17:00’de Altınbaşak, 18:30’da Yoğurtlu beldelerini ziyaret ederek açılışlar yapacak, temelller atacak, Altınbaşak’ta Cemevi’ni ziyaret edecek.

Saat 19:30’da Hacıbektaş Vakfı Alevi Kültür Festivali’ne katılacak olan Genel Başkan Baykal gece Ankara’ya dönecek...

 

...

Gönderen YOLCU, Perşembe, 17 Temmuz 2008 10:07 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
CEMAL ŞENER YAZIYOR...

CEMAL ŞENER: AKP'NİN YAPTIĞI EMEVİ MÜSLÜMANLIĞIDIR. 

İslam dininin tarihine bakıldığında; dine saf, temiz, tefekkürle, artniyetsiz inananlar dışındakiler her dönem yadırganmıştır. Çünkü İslam dininde; tevazu, tefekkür, saflık esastır. Mala, paraya, şöhrete, makama, mevkiye vs. düşkünlük itibar edilmeyen bir dini algılamadır.

İslam dininde israf haramdır. Hele halkın hazinesi olan maliyenin (Beyt-ül-mal'ın) yanlış sarf edilmesi en büyük günah sayılır. Orada tüyü bitmemiş yetimlerin, yoksulların, yaşlıların hakkı vardır. Oranın yanlış kullanımı "Kul Hakkı"nın yenmesidir. İslam dininde Allah; birçok konuda hatalı kulumu bağışlarım ama karşıma "Kul Hakkı"ile geleni asla affetmem der Kuran-ı Kerim'de.

İslam tarihinde para, mal yüzünden oluşan ve bu nedenle her tür entrikaya başvurulan anlayış kınanır, küçümsenir ve adına da "Emevi Müslümanlığı" denir.

İslam teologu Abdulbaki Gölpınarlı birçok hadisbilimciden referansla bu olguyu şöyle değerlendirir:

"Bir yanda aşırı zenginlik ve zenginler, öte yandan fethedilen ülkelerden alınan gelenekler ve eski inançlardan kalma alışkanlıklar, İslam inancında çeşitli ayrımlar oluşturur.

Meydana gelen sınıf farkı, zenginler ve yoksullar, ezenler ve ezilenler taifelerini oluşturur. Arap olmayan Müslümanlara "Mevali Müslüman" yani "Köle Müslüman" adı takılır. Köle ve cariye ticareti oluşur. İslam'ın menettiği (yasakladığı) hadımağalığı, kapıcılar, muhafızlar, perdeciler bu yapılarda yerlerini aldılar, içkili, eğlenceli meclisler düzenlenmeye başlandı.

Cahiliye devrinin inanç ve kanaatleri başka bir tarzda, fakat İslami kisve ile tarih sahnesine çıktı. İktidarı artık iman gücü değil, silah kuvveti korumaktaydı. Resulullah'ın hilafeti, İslam saltanatı haline gelmişti."

Türk tarihine bakıldığında; "kul hakkı yemek", güce, kaba kuvvete, baskıya, teröre, korkuya dayalı iktidar anlayışı, "Beyt-ül-mal'dan israf", "dünyeviliğin öne çıkması" vs. geleneği İslam'da yoktur.

Ahmet Yesevi'nin, Yunus Emre'nin, Mevlana'nın, Şemsi Tebrizi'nin, Hacı Bektaş Veli'nin İslam anlayışında tasavvufi İslam esastır. Hakça bölüşüm esastır. Tefekkür esastır. "Bir lokma bir hırka" anlayışı esastır.
 
İhtiyaçtan fazla para, mal, şöhret sahibi olmak İslam tasa ...


Gönderen YOLCU, Çarşamba, 16 Temmuz 2008 08:59 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
HANGİ SÜNNİLİK ? MUSTAFA CEMİL KILIÇ....

MUSTAFA CEMİL KILIÇ'TAN YENİ KİTAP:

HANGİ SÜNNİLİK

SÜNNİLİĞE YÖNELİK BAZI ELEŞTİRİLER

- Sünni Mezheplerin Kimi Çelişkileri Temelinde Sünni İnanca İlişkin Eleştirel Bir Değerlendirme
- Kırklar Cemi Masal mı ?
- Diyanet İşleri Başkanlığı Alevi Bektaşi Klasikleri ve Aleviliğin Teolojik Koordinatları
- Laik Türkiye Cumhuriyet’inde Alevilik
- Alevi Maskesi Takan Bir Kısım Münafığa Dair
- Mum Söndü Denilen İftira Hakkında Birkaç Söz
- Teolojik Açıdan Cem evlerinin Durumu
- Cem evleri Camilerle Eşit Statüde Olmalıdır
- Alevi Köylerine Yapılan Camiler Cem evine Çevrilmelidir
- Aleviler Ramazan Orucu Tutmadığı Halde Neden Ramazan Bayramı Kutluyor ?
- Oruç Gerçekte kaç Gün ?
- Alevilik Türkiye’nin Zenginliği Değildir
- Aleviler Hizaya Gelecek mi ?
- Sünni Görünmek Zorundayım
- 6- 7- 8. Sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Ders Kitapları Hakkında Rapor
- Muharrem Matemi ve Orucu
- Cem İbadeti İle İlgili Bazı Bilgiler
- Tesettürsüz Kadınlar


ETİK YAYINLARI

TEL: (0212) 511 63 91

...

Gönderen YOLCU, Salı, 15 Temmuz 2008 21:37 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ yazıyor...

MİLLİYETÇİLER ENTERNASYONALİ

Tarihin geldiği noktada deyim yerindeyse yıldırım hızında yaşanan değişimlere tanık oluyoruz. Bu değişimleri görebilmek hiç kuşku yok ki yüksek yeti gerektiriyor. Bu cümleden olarak söyleyelim ki, değişimi okuyabilmek / anlayabilmek, ona yön verebilmenin ön koşuludur. Elbette burada söz konusu olan önemli bir husus da yön verme / müdahil olma istencine sahip olup olmama keyfiyetidir. Bu keyfiyetin mevcudiyetini varsayarak enternasyonalizm ve nasyonalizm akımlarını yeni baştan okuma ve anlama eyleminin özneleri olan ulusalcı / milliyetçi fikirliler kendi ideolojileri yararına yeni açılımlara, yeni yöntemlere ve yeni çözüm önerilerine ulaşmak zorundadırlar. Daha net ve anlaşılır söylemek gerekirse ulusçular / milliyetçiler olarak iyice azgınlaşmış enternasyonal saldırılara çok ciddi ve yeni alternatif savunma zeminleri / mevzileri üretme mecburiyetiyle karşı karşıyayız. Bu bağlamda yepyeni bir tez / sav sunma noktasına gelmiş bulunuyoruz:

Millet / ulus gibi yaşamak isteyen ve kültürel değerlerini yitirip "insanlık milleti " masallarının ardına gizlenmiş emperyal enternasyonalizme yem olmaktan kaygı duyan tüm milletlerin milliyetçileri küresel ve enternasyonal bir zeminde işbirliğini gündeme getirmelidirler. Klasik / geleneksel ve ilkel milliyetçilik anlayışıyla bakıldığında pekçok kimse için bu tez uygulanması olanaksız ve milliyetçiliğin ruhuna ters addedilebilir. Lakin gerçek hiç de öyle değildir. Gayet sarih bir biçimde söylemeliyim ki, bugün küresel anlamda emperyal ve hegemonik bir güce sahip olan bir kaç müstesna milletin ( Aslında enternasyonalizm denilen şey sözkonusu milletlerin yerel / nasyonal değerlerinin ve ulusal güç ve olanaklarının kürselleştirilmesinden başka bir şey değildir. Enternasyonalizm / globalizm sömürgeciliğin yeniden biçimlenişi, yeni bir ad ve içerikle mevcudiyetini sürdürmesidir. ) dışındaki tüm milletlerin milliyetçilikleri için mevcut siyasal, stratejik ve taktik faz enternasyonalizmin işini kolaylaştırmaktan öte bir anlama sahip değildir. İşin en acı tarafı da milliyetçilerin pekçoğunun bunun farkında olamamasıdır.

Yerel değerleri ya da ulusal kimliklerin mevcudiyetini savunanlar yani “ millet gibi “ yaşamak isteyenler; milletleri yok edip tek bir evensel kimlik inşa etmeye çalışanlara karşı tek başlarına mücadele etmeyi milliyetçiliklerinin bir gereği olarak görmeyi sürdürdükleri müddetçe süreç enternasyonalistlerin / emperyalistlerin lehine işlemeye devam edecektir. Küresel emperyalist saldırıya karşı bütün milletlerin milliyetçileri birleşmelirler. “ Bütün ülkelerin işçileri birleşin!” şeklindeki marksist söylemi gelinen noktada bütün milletlerin milliyetçileri kendi mücadele yöntemleri olarak seçme mecburiyetindedirler. Bütün milletlerin milliyetçilerinin birleşmesi elbette mümkün değildir. Yani en azından emperyal v ...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 12 Temmuz 2008 21:51 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ:HAZRETİ İMAM ALİ VE TANRISALLIĞI

HAZRETİ İMAM ALİ VE TANRISALLIĞI

Hazreti Ali, Alevi / Bektaşi yolunun kurucusu ve baş önderidir. Alevi / Bektaşiler ona tarifsiz bir sevgiyle bağlıdırlar. Öyle ki, onu sevmek, dindir, imandır. Nitekim Hazreti Muhammed, “ Ali’yi seven beni sever, beni Seven Allah’ı sever.” Demek suretiyle Hazreti Ali sevgisinin İslam’daki yerini ve önemini çok açık bir biçimde dile getirmiştir.

Hazreti Ali, zulme karşı başkaldırmanın tarihsel simgelerinden biridir. O mazlumların en büyük lideridir. Kendisi de büyük haksızlıklara uğramış, büyük acılar yaşamıştır. O, Tanrı’nın en sevgili kullarındandır. Onda üstün nitelikler vardır. Bu üstün nitelikler ona Tanrı tarafından verilmiştir. O, seçilmişlerdendir. O, Tanrının rızasını kazanmış / murtaza olanlardandır. O, evveldir. O, ahirdir. O, batındır. O, zahirdir. O, candır. O, canandır. O, dindir. O, imandır.

Alevi / Bektaşiler ona duydukları tarifsiz sevgi ve bağlılığın bir yansıması olarak onu çeşitli adlarla anmaktadırlar.

O, Şah – ı Merdan’dır. Yani yiğitlerin şahıdır.
O, Şah – ı Evliya’dır. Yani velilerin şahıdır.
O, Şir – i Yezdan’dır. Yani Tanrı’nın arslanıdır.
O, Nihan’dır. Yani sırdır.
O, Şah – ı Velayet’tir. Yani veliliğin şahıdır.
O, Ebu Turab’tır. Yani toprağın babasıdır.
O, Bab’ül – İlm’ dir. Yani bilimin kapısıdır.
O, Emir’ül – Mü’minin’ dir. Yani İnananların önderidir.
O, Haydar’dır. Yani arslandır.
O, Vechullah’tır. Yani Tanrı’nın yüzüdür, tecellisidir.
O, Kur’an - ı Natık’tır. Yani Konuşan Kur’an’dır.
O, Levh - i Mahfuz Kalemidir. Yani Korunmuş Levha'yı yazan Kalemdir.
O, Nur - u Rahman'dır. Yani Tanrı'nın ışığıdır.


Hazreti Ali’nin Soyu ve Tanrısallık Bağlamında Ona Duyulan
Eşsiz Sevginin Kaynağı

Yiğitlerin Şahı olan Hazreti Ali, 598 yılında Mekke’de doğmuştur. Rivayetlere göre annesi onu Kabe’de doğurmuştur. Ölüm tarihi ise 661’dir. Kureyş kabilesine mensuptur. Babası Ebu Talib, annesi Fatıma’dır. Hazreti Ali, peygamberimiz Hazreti Muhammed’in amca oğludur. Kızı Fatıma ile evlenerek damadı olmuştur. Bu evlilikten Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin dünyaya gelmiştir. Hazreti Fatıma, Hazreti Ali, Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin, Hazreti Muhammed’in ehlibeytidir.

Hazreti Ali, İslam’ın kuruluş döneminde Hazreti Muhammed’in yanında olmuş, yiğitliği ve yürekliliği ile onu korumuştur. Hazreti Ali, İslam’ı kabul eden ilk erkektir. Çocuk yaşta İslam dinine girerek hiç günah işlemeden, putperest bir geçmişe sahip olmadan Allah’ın dinine hizmet etmiştir. Bu özellik onu öbür sahaben / peygamberin arkadaşlarından ayıran önemli bir unsurdur. Hazreti Ali, Hazreti Muhammed için ölümü göze almış, Mekke’den Medine’ye göç sırasında yatağına yatarak peygamberin düşmanlarına karşı kalkan olmuştur ...

Gönderen YOLCU, Pazartesi, 07 Temmuz 2008 22:49 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
BAŞBAĞLAR ŞEHİTLERİNİ ANIYORUZ...

BAŞBAĞLAR KATLİAMININ 15. YILI 
Erzincan'ın Kemaliye ilçesine bağlı Başbağlar köyünde, 5 Temmuz 1993'te teröristler tarafından katledilen 33 kişi, düzenlenen törenle anıldı.

Köy meydanında saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın okunması ile başlayan törende konuşan Erzincan Valisi Ali Güngör, terörün mantığının olmadığını belirtti.

Türkiye'nin birlik ve beraberliğini çekemeyenlerin “ülkeyi birbirine düşürmeye” çalıştığını ifade eden Güngör, “Türkiye Cumhuriyeti'ne ve vatandaşların en temel hakkı olan yaşam hakkına saldırı düzenleyenler, karşılarında güvenlik güçlerimizi ve yüce devletimizi bulacaklardır” dedi.

Türkiye Cumhuriyeti'nin bağımsız yapısını koruyarak ebediyen var olacağını dile getiren Vali Güngör, şunları söyledi:

“Milletimizin bütünlüğüne asla zarar gelmeyecek, demokrasimiz kendini geliştirmeye devam edecektir. Bu onurlu ulus, bağımsızlığından asla taviz vermeyecek, ülkesinin ve ulusunun başını daima dik tutmak için çalışacak, kimseye muhtaç olmayacak, kişiliğini, ulusal değerini ve onurunu hiçbir zaman ayaklar altına almayacaktır. Birliğimizi ve beraberliğimizi çekemeyen şer güçler bunu çok iyi bilmelidir.”

AK Parti Erzincan Milletvekili Sebahattin Karakelle ise Türk milletinin tarihinin kahramanlık destanları ile dolu olduğunu belirtti.
Türkiye'yi bölmeye kimsenin gücünün yetmeyeceğini ifade eden Karakelle, “Biz Çanakkale'de Türk'üyle, Kürt'üyle, Laz'ıyla, Çerkez'iyle, Alevi'siyle etle tırnak olarak destan yazdık. Bu ülkenin bayrağını kanımızla boyadık. Sınırlarını kanımızla çizdik” diye konuştu.

“SİVAS'I KINAYIP DA BAŞBAĞLAR'I KINAMAYANLARI KINIYORUM”

Türk milletinin birlik ve beraberliğinin bozulmaması gerektiğini kaydeden Karakelle, şunları söyledi:

“Hem Sivas'ta evlatlarını kaybeden anaların acısı hem de Başbağlar'daki anaların acısı yüreğimizi yakıyor. Bugün burada Sivas'ı kınayıp da Başbağlar'ı kınamayanları, yüksek sesle kınıyorum. Biz 70 milyonu kardeş sayıyoruz. 70 milyonu kardeş saymayanlara lanet olsun diyorum. PKK terör örgütüne, içimizdeki hainlere, 'terör örgütü' diyemeyenleri de yüce Türk milleti adına kınıyoruz. Buradan bu vatan için bayrak için canlarını feda eden tüm şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyoruz.”

Türk ordusunun başarılı bir sınır ötesi operasyonu yaptığını da anımsatan Karakelle, “Ordumuz, dünyadaki birkaç ülkenin ağır kış şartlarında yapabileceği mücadeleyi aslanlar gibi yapmıştır. Bu Ermeni taşeronu içimizdeki hainler, dış güçlerden beslenen bebek katili Apo'nun uşakları inlerinde imha edilmiştir” dedi.

Konuşmaların ardından 2001'de köyde çıkan yangında evleri tam ...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 05 Temmuz 2008 18:47 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

2 TEMMUZ'UN ANLAMI 
2 Temmuz 1993’te Sivas’ta Pir Sultan Abdal’ı anmak üzere kente gelen aydınlar, sanatçılar ve yurttaşların gericiler tarafından saldırıya uğraması ve 2'si gösterici olmak üzere 37 insanımızın katledilmesi planlı ve programlı bir harekettir. Günler öncesinden saldırı için hazırlıkların yapıldığı hatta Sivas dışından kimi insanların bu iş için kente taşındığı da bilinmektedir. Olayın psikolojik boyutunda ortaya çıkan manzara; saldırganların gözünde Pir Sultan’ın, onun mensup olduğu inanç ve kültürün din dışılık ve sapkınlık anlamına geldiği dolayısıyla anma törenlerine katılanların da sapkın ve din dışı bir topluluk olarak görüldüğü şeklinde tezahür etmektedir.

Din dışı olma ve sapkınlık durumu elbette ki izafi bir tanımlamadır. Neye göre din dışı ve neye göre sapkın, soruları etrafında oluşacak semantik faz, tartışmayı kaçınılmaz bir biçimde teolojik bir noktaya taşıyacaktır.

Yüzyıllar öncesinden gelen gerici toplumsal damar, egemen din anlayışı olan Sünniliğin kabul etmediği tüm dinsel ve kültürel duruşları din dışı addetmekte ve din dışılığın aynı zamanda bir sapkınlık olduğunu düşünmektedir. Aslında bu tutum, Sünni İslam dışında yer alan tüm inanç biçimleri için de mevcuttur. Sünni egemenlere göre sadece Aleviler değil Hristiyan ve Museviler de “ necis “ yani “ pis, kirli, iğrenç,tiksinti verici “ kabul edilmektedir. Nitekim, Hristiyan yahut Musevi iken İslam’a giren bir kişinin gusül abdesti alarak temizlenmesi koşulu bu inanışa dayanmaktadır.


İslam dışı başka inançlarda olanlara karşı takınılan bu tavır hiçbir inancı benimsemeyenlere karşı da takınılmaktadır.İslam’ı reddetme özgürlüğünü tanımama, her ne kadar İslam dininin temel kaynaklarından onay almasa da İslamcı çevrelerin devraldığı mirasın yüzyıllar öncesinden günümüze taşıdığı bir durumdur.

Bu açıdan 2 Temmuz’da, Madımak’ta yakılmak demek, Sünni Müslüman olmayanların yaşam haklarını tanımamak demektir. Katliamın kurbanları arasında Sünni kökenlilerin de bulunuyor oluşu bu gerçeği değiştirmeye maalesef yetmemektedir.

Anadolu halkının büyük çoğunluğunun bu denli gerici olmadığı malumdur. Zira bu topraklar, Yunus Emrelerin, Mevlanaların yetiştiği bir coğrafyadır. Ne var ki gerici tayfa yer yer halkı kışkırtabilmekte ve süfli amaçları için kullanabilmektedir. 2 Temmuz bunun en acıtıcı göstergelerinden biridir. Bu katliamdan Sivas halkını sorumlu tutmak elbetteki insafsızlıktır. Ancak 2 Temmuz katliamcılarının çoğunluğunun Sivas halkı içinden çıktığı da inkar edilemez. Ardan geçen yıllar içinde bu katliamı neredeyse tüm Sivaslıların telin ettiğini de görmek lazımdır.

Bu noktada 2 Temmuz Madımak katliamının hedefinde yer alan değerleri de doğru teşhis e ...

Gönderen YOLCU, Salı, 01 Temmuz 2008 09:48 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

2 TEMMUZ KATLİAMININ YIL DÖNÜMÜNDE
ALEVİLİĞİN MEŞRUİYET MÜCADELESİNİN GÜNCEL YÜZÜ



İslam’daki ekolleşmelerin doğurduğu en özgün akım hiç kuşku yok ki Aleviliktir. Alevilik sözüyle elbette ki Bektaşilik, Ehlihak, Bedreddinilik vb akımları da kastediyoruz. Alevilik akımı, İslam inancının temellerine dair getirdiği özgün yorumlarla bağımsız bir teolojik yapı hüviyetini kazanarak yüzyıllar boyunca var olabilme kavgasının çevrelediği şiddetli bir meşruiyet mücadelesi veregelen destansı bir harekettir. Bu destansı mücadele günümüzde de tüm şiddetiyle sürmektedir. Ne var ki meşruiyet mücadelesi bugün için farklı bir zemine kaymış durumdadır.

Bu zemini irdelediğimizde idrakimize sunulan sosyolojik, siyasal ve dinsel atmosferi doğru tahlil etmek zorundayız.

Bu cümleden olarak Aleviliğin sosyolojik zemini noktasında şimdilik demografik verilerle iktifa edelim. Zira yazımızın asli konusu bu değildir. Alevilerin nüfusu hususunda ortaya konan veriler tahmini sayılar olmakla birlikte yine de birbirinden çok farklı miktarları içermektedir. 5 milyondan başlayıp 25 – 30 milyona kadar varan tahmini sayılar biraz da siyasi kaygıları yansıtmaktadır. Fakat tarafsız araştırmacılar ve kurumlarca belirtilen tahmini Alevi nüfusu 10 milyon civarındadır. Aslında bu çok ciddi bir sayıdır. Bu denli baskıya ve asimilasyona karşın 10 milyon gibi bir sayı, direnişin de ne denli güçlü olduğunu göstermektedir. Türkiye dışındaki Alevi orijinli topluluklar da katıldığında yaklaşık 12 – 13 milyon gibi bir Alevi nüfusundan bahsetmek mümkündür. Ancak hemen belirtelim ki bu sayılar erimemiş Alevi kitleyi yansıtmaktadır. Oysa Alevi olduğu halde eriyen toplulukları da dahil ettiğimizde Alevi nüfusunun bugün 30 milyon civarında olması muhtemeldir.

Alevilik, egemen din anlayışının temsilcileri tarafından yüzyıllar boyunca din dışı ve sapkın bir akım olarak damgalanmıştır. Günümüzde dahi bu anlayışın izleri nispeten silik de olsa sürmektedir. Ancak artık bu yaklaşım yerini başka bir tavra bırakmış görünmektedir. Günümüze değin din dışı sayılan bu akım, İslami bir akım olarak nitelenir hale gelmiştir. Ne var ki egemen din anlayışının temsilcileri Aleviliği her ne kadar artık İslami bir akım olarak tarif etseler de bu “İslamilik” aslında Alevilerin kabul edebileceği bir “İslamilik” değildir. Zira egemenlerin İslamilikten kastettikleri ile Alevilerin İslam’dan anladıkları epeyce farklıdır. Bu farklılıktır ki Alevileri meşruiyet savaşını sürdürmeye yöneltmektedir.

Alevilerin, Aleviliği meşrulaştırma mücadelelerinin günümüzdeki boyutlarını doğru idrak edebilmek için öncelikle egemen din anlayışının Aleviliği sokmak istediği kalıbı görmek lazımdır.

Egemen din anlayışının yani Sünni İslam’ın temsilcilerine göre Alevilik; tasavvufi bir oluşumdur. İslam’ın tasavvufi bir yorumudur. Geçmişteki Sünni egemenler ise Aleviliği doğrudan doğruya din dışı ve sapkın bir akım olarak g&oum ...

Gönderen YOLCU, Pazartesi, 30 Haziran 2008 21:22 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ 2 TEMMUZ ANMA ETKİNLİKLERİNDE

MUSTAFA CEMİL KILIÇ 2 TEMMUZ ANMA ETKİNLİKLERİNDE

İlahiyatçı Sosyolog Mustafa Cemil KILIÇ, 2 Temmuz katliamının kurbanlarını anmak için düzenlenen kimi etkinliklere katılacaktır.

1. 30 Haziran saat 19.00 ‘da Kadıköy Barış Manço Kültür merkezinde konferans. Düzenleyen kurumlar; Karaca Ahmet Cem evi, Şahkulu Cem evi, Atatürkçü Düşünce Derneği

2. 2 Temmuz günü saat 14:00’da ULUSAL KANAL’da “ Neler Oluyor ? “ adlı yayında 2 Temmuz Katliamı ele alınacaktır. Mustafa Cemil KILIÇ, yayın konuğudur. Yayına sayın Cemal Şener de katılacaktır.

3. 2 Temmuz günü saat 19:00’ da CHP Maltepe örgütünde 2 Temmuz konulu panele yine sayın Cemal Şener ile birlikte Mustafa Cemil KILIÇ da konuşmacı olarak katılacaktır.


İLGİLENENLERE DUYURULUR…

...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 28 Haziran 2008 21:01 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR: ALEVİLER NEDEN CAMİYE GİTMEZ

Aleviler Neden Camiye Gitmez Yada Neden Gitmemeliler ?




Diyanet İşleri Başkanlığı’nın üst düzey bir görevlisinin on yıllar önce “ Alevilik artık sönmüştür. “ açıklamasına karşın Aleviler varlıklarını daha da görünür hale getirme yolunda ilerlemektedirler. Bu ilerleyişe tüm demokrat, çağdaş, laiklik yanlısı, cumhuriyetçi aydınlar destek olmak zorundadırlar. Zira bu zaruret aydın bir insan olmanın gereğidir.



“Aleviler Müslüman iseler camiye gelsinler “ şeklindeki söylem, Alevi kamuoyunda olduğu kadar tüm aydınlar nezdinde de karşılığını bulmalıdır.



Denilmelidir ki, camiler Sünni yurttaşlar içindir. Alevilerin ibadethanesi cem evleridir. Kendisine ibadethane olarak camiyi görenler Alevi inancı ile bağını koparmış olanlardır.



Denilmelidir ki, Sünni inancın ibadet biçimi olan namaz, Alevilikte olmadığı için camiler Alevilerin ibadet yeri olamaz.



Denilmelidir ki, camilerde Halife Ömer, Ebubekir ve Osman gibi adları saygıyla duvarlara yazılan ve bu yolla yüceltilen kimi şahıslar, Alevilerce saygın görülmediği ve Hz. Ali karşıtı kabul edildiği için camiler Alevilerin ibadethanesi olamaz.



Denilmelidir ki, Emeviler döneminde Cuma namazları sırasında hutbe okunurken imamlar tarafından dönemin yöneticilerinin zoruyla Hz. Ali ve soyuna lanetler okunduğu ve bu tarihsel olayın Alevi belleğindeki tazeliğinin hiçbir zaman değişmeyeceği gerçeği ortada olduğu için camiler Alevilerin ibadethanesi olamaz.



Denilmelidir ki, camilerde ibadet dili Arapça’dır. Oysa Alevi inancında ibadet dili Türkçe’dir. Deyişler, nefesler, gülbenkler Türkçe’dir. İşte bu nedenle de camiler Alevilerin ibadethanesi olamaz.



Denilmelidir ki, Alevi ibadeti olan semahın ve ibadet sırasında icra edilen müziğin camilerde yer bulması imkansız olduğu için camiler Alevilerin ibadethanesi olamaz.



Denilmelidir ki, Alevi ibadetinde cemal cemale secde vardır. Oysa camilerde duvara karşı secde edilmektedir. Secdedeki kıble bile farklı olduğu için camiler Alevilerin ibadethanesi olamaz.



Denilmelidir ki, camilerde yapılan ibadeti Alevi olmayan imamlar yönetmektedir. Oysa Aleviler, sadece Alevi inanç önderleri tarafından yönetilen ibadetlere iştirak edebilirler. Sünni imamların yöneticiliğindeki ibadetlerde Alevilerin yer alması Alevilikten kopuş demektir. İşte bu nedenle de camiler Alevilerin ibadethanesi olamaz.



Cem evleri, Alevi hareketinin en bilinen ve en etkin simgesidir. Bu simge mekanlar, Aleviliğin direnç merkezleridir. Alevi hareketi cem evleri üzerinden sürecektir. Özellikle kent koşullarında asimilasyona karşı Aleviler için birer sığınak olan cem evlerinin sayısı çoğalmalıdır. Cem evlerinin yasal bir statüye kavuşturulması mücadelesi temel hedef olmalıdır. Aynı zamanda cem evlerini işlevsel olarak camileştirmeye &ccedi ...

Gönderen YOLCU, Perşembe, 26 Haziran 2008 21:30 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ'A CHP'DEN PANEL İÇİN DAVET...

MUSTAFA CEMİL KILIÇ'A CHP'DEN PANEL İÇİN DAVET

30 Haziran akşamı saat 19: 00 da Barış Manço Kültür Merkezinde Karacaahmet ve Şahkulu Cem evleri ve Atatürkçü Düşünce Derneği tarafından 2 Temmuz Katliamı ile ilgili bir panel düzenlenmektedir. Mustafa Cemil KILIÇ, panele konuşmacı olarak katılacaktır.

AYRICA;

2 Temmuz katliamının yıl dönümünde Cumhuriyet Halk Partisi Maltepe İlçe örgütü tarafından bir panel düzenlenmektedir.

Konuşmacılar:

Cemal ŞENER

Mustafa Cemil KILIÇ

Yer: CHP Maltepe İlçe Örgütü binası
Tarih: 2 Temmuz 2008
Saat: 19:00

...

Gönderen YOLCU, Salı, 24 Haziran 2008 14:53 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ: LAİK TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NDE ALEVİLİK

LAİK TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NDE ALEVİLİK


-HACIBEKTAŞ’TA YAPTIĞIM KONUŞMA -

Laiklik ve Alevilik, Türkiye’nin siyaset ve bilim dünyasındaki en spekülatif alanları arasında yer almayı sürdürmektedir. İlk bakışta şaşırtıcı gelse de bir inancın adı olan Alevilik ile inançların toplum ve devlet yönetimindeki belirleyici etkisini kısıtlama ve pozitif bilimi öne çıkarma mücadelesi olan Laiklik, özellikle günümüz koşullarında ülkemiz için mevcudiyetleri birbirlerinin varlığına bağlı iki yapı konumuna gelmiştir.

Alevilik inançsal çeşitlilik açısından Türkiye için yaşamsal öneme sahiptir. Zira, inançsal açıdan homojen olmayan ülkelerde rejimin laik olması nispeten daha elverişlidir. Farklı inançsal / dinsel gruplar arasındaki sosyal denge ülkedeki laik sitemi de takviye etmektedir. Bu açıdan bakıldığında Türkiye’de laikliğin dinsel / mezhepsel anlamda heterojen toplum yapısından güç aldığı anlaşılmaktadır. Nitekim İslam dünyasındaki sayılı laik devletlerden birinin de Türkiye olmasının sosyolojik nedenlerinden biri Alevi / Bektaşi kitlenin varlığıdır. Alevi / Bektaşiler, Türkiye’nin Sünni İslam din devleti haline dönüşmesinin önündeki en önemli engellerden biridir.

Bununla birlikte Türkiye laikliği, laiklik karşıtlığına verdiği ödünlerle hem kendi kendini baltalamakta hem de dayandığı en önemli sosyal taban olan Alevilerin asimilasyonuna çaresiz bir biçimde sebep olmaktadır.

Aleviler asimile oldukça laiklik zayıflamakta, laiklik zayıfladıkça da Aleviler asimile olmaktadır. Aynı zamanda bu, ulus devlet ya da diğer bir ifadeyle milli devlet anlayışının da ümmet devletine doğru evrilmesi demektir. Zira; laiklik olmadan milli devlet de olamaz.
Bu durum aslında ülkemiz koşullarında Alevilikle ulus devletin ne denli birbiriyle ilintili olduğunu da ortaya koymaktadır.

Geçmişte devlet erkinin ulaşamadığı yada çok az ulaştığı kırsal alanda yaşama olanağı bulan Alevilik, yoğun ve hızlı bir kentleşme süreci sonucunda devlet erkiyle sürekli yüz yüze kaldığı şehir ortamında yine şaşırtıcı bir biçimde “ laik devlet “ desteğindeki egemen dinsel yapıya karşı var olma mücadelesi verir hale düşmüş veya düşürülmüştür.

Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi Aleviliğin karşı karşıya kaldığı bu durumun temel nedeni Türkiye’deki Laiklik uygulamalarının çelişki ve tutarsızlıklarla örülü özelliğidir. Türkiye’nin Laikleşme sürecinin geriye doğru işletilmesi merhalesinin başlamasından bu yana ulaşılan noktada daha bir netleşen söze konu çelişki ve tutarsızlıklar, Laik devlet siteminden uzaklaşmayla paralel bir biçimde Aleviliğin ve Alevilerin devşirilmesi / asimile edilmesi hareketinin zeminini oluşturmaktadır.

Bu çelişki ve tutarsızlıkları Laikliğin içinin boşaltılması olarak tanımlamak da mümkündür. Bu konuda gelinen aşama, artık Laikliğin yeniden tanımlanması taleplerinin ...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 21 Haziran 2008 19:41 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
ALEVİ İNANCINDA BOZKURT: MUSTAFA CEMİL KILIÇ

ALEVİ İNANCINDA BOZKURT'A DAİR 
Alevi inancında BOZKURTLA ilgili çok dikkat çekici bir yer vardır. İmam Cafer- i Sadık Buyruğu adlı eserde Mürit Bölümünde İmam Cafer'in emriyle bir mürit kızını bir BOZKURTLA evlendirir.

İlgili bölümü aktarıyorum:


Günlerden bir gün imam Cafer Sadık hazretleri inananlarla oturmuş söyleşirken inananlardan birine döndü:
“Yarın sana bir kimse gönderirim. Kızını ona ver” dedi.
Bu kimse evine geldi, Akşam avradına İmam Cafer hazretlerinin dediğini haber verdi (sonra) yattı. Sabah olunca kalkıp hazırlandı. (Bu sırada) evin dış kapısın
(1Buyruk s. 128, “Mürit Üç Türlüdür” başlıklı bölüm. S. 128. Burada anlatılan öykü şu Hun söylence-sini andırır: Hun hükümdarlarından birinin oldukça güzel iki kızı vardı. Bir gün kendi kendine bu denli güzel kızları ademoğullarına vermek uygun olup olmayacağını düşündü ve sonunda onları tanrıya sun-maya karar verdi. Bu amaçla kendi imparatorluğunun sınırları üzerinde boş bir yer seçerek çok yüksek bir kule yaptırdı. Ve tanrıdan kızlarını kendisine eş olarak almasını yakararak ve dileyerek, onları götürüp kulaya bıraktı. Sonunda kulenin önünde yaşlı bir kurt gözüktü. Kulenin dibine yapışarak gece ve gündüz ulumaya başladı, dahası orada kendisine bir in yaparak üç ay hiç kımıl-damadan orada kaldı. Kızlardan biri, kardeşine dedi ki: “Babamız bizi Tanrıya sunmak için burada bıraktı. Sakın bu kurt tanrı tarafından gelmiş olmasın? Ve hemen kuleden inerek kurdun yanına gitti; onun eşi oldu. Çocuklar doğurdu ve Huel-Hular onun soyundan türedi (Gökalp, 1991: 72)


dan bir ses geldi. Dışarı çıkıp bakınca dışarda bir bozkurtun durduğunu gördü. “İmam Caferin dediği kişi bu olmalı” diye içinden geçirdi. Bir iki (diye düşün-meksizin) kızı çıkarıp kurdun eline verdi. Bu gelen kurt kızı alıp gitti.
Birkaç gün geçtikten sonra karısı şöyle dedi: “Ey adam, İmam’ın sözü ile kızı (bir kurda) verdin. Kurt alıp gitti. Var şu karşıda olan meşeleri ara. Kızı kurt yediyse, kemiklerini devşir getir. Bir yere gömelim. Ondan sonra umut keselim. “
Bunun üzerine bu kişi kalkıp kızını aramaya çıktı. Meşeliğin girişine varınca bir adamın bir kucak odun kesip bir ipin üzerine koyduğunu gördü. (Adam odunu) götürmek istedi. İp (yetişip) eline gelmediği için alıp götüremedi. (Bunun üze-rine) vardı bir kucak (odun) daha kesip getirdi. İpin üzerine koydu ki götüre, yine götüremedi. Bu kez gidip bir kucak odun daha getirdi, koydu. (Odun) öncekin-den daha çok oldu. Yine götüremedi. Sonunda adam şaşırıp kaldı.
Kızın babası olan kims ...

Gönderen YOLCU, Perşembe, 19 Haziran 2008 16:55 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
CUMHURİYET GAZETESİ 19. 06. 2008

 

" HANGİ SÜNNİLİK " KİTABI CUMHURİYET GAZETESİ KİTAP EKİNDE TANITILDI.

İlahiyatçı Sosyolog yazar Mustafa Cemil KILIÇ'ın son kitabı " HANGİ SÜNNİLİK " bugün ( 19 .06. 2008 ) Cumhuriyet Gazetesi kitap ekinde tanıtıldı. Tanıtımda şu tümcelere yer verildi:

 

. "Teolojik bağımsızlığın idrakine giden yolun, karşıt yada rakip teolojilerden yönelen mütecaviz sorulara yanıt oluşturma uğraşısından geçtiği bilinmelidir. Bundan dolayıdır ki, bu çalışmada Aleviliğin gerek itikadi gerekse ameli yönlerine ilişkin kimi çözümlemeler yapılarak karşıt teolojilerin saldırılarına yanıt verilmektedir. "

 

Mustafa Cemil Kılıç, bu kİtabıyla Alevi inancının temellerine yönelik saldırılara karşı, yükselen savunma zeminine katkıda bulunmayı amaçlıyor.

 

 

 

CUMHURİYET GAZETESİ 19.06.2008

...

Gönderen YOLCU, Perşembe, 19 Haziran 2008 12:00 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

 

MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR:  

ATATÜRK, MEHDİLİK VE ALEVİLER 

Sözlük anlamı itibariyle mehdi, dogru yola, hidayete erişmiş kimsedir. Tanrı“nın kendisini hakka ulastırdığı kişiye Mehdi denir. Bu itibarla dogru yolda bulunan her müslümana Mehdi denilebilir. Ancak kelimenin başına el takısı gelirse, özel bir ünvan olur.

Böylelikle sözcük terimsel anlam kazanır. Mehdi’nin terim anlamı; ahir zamanda gelecek ve deccal ile savaşıp İslam’ın egemenliğini sağlayacak ve böylelikle müslümanları kurtaracak olan yüce kişidir. Sünniler ile Şiiler arasında mehidilik konusunda da büyük görüş ve inanç farklılığı vardır.

Sünnilerde mehdinin kim olduğu belli değildir. Oysa Şiiler ve tabi Alevi / Bektaşiler Mehdi’nin 12. İmam olan İmam Muhammed Mehdi olduğunu savunurlar.

İmam Muhammed Mehdi tekrar meydana çıkacak ve ehlibeytin / Ali soyunun imametini / hilafetini tesis edecektir.

İmam Muhammed Mehdi ölmemiştir. Küçük yaşta gizlenmiş ve kendini sır etmiştir. Halen yaşamaktadır. Bir gün çıkıp gelecektir. Alevi / Bektaşiler bu noktada Şiilerden ayrılmaktadır.

Onlara göre İmam Mehdi don değiştirerek / başka bir kılığa girerek / başka bir kimlikte / reenkarne olarak tekrar gelecektir.

Ve işte bu nedenle Alevilerin önemli bir kesimine göre İmam Muhammed Mehdi aslında don değiştirerek Mustafa Kemal kılığında gelmiştir. Yani Atatürk Mehdi’dir.

Büyük Atatürk’ün Emevi / Abbasi anlayışının devamı mahiyetinde olan Osmanlı Halifeliğini ilga etmesi düşünüldüğünde Alevi / Bektaşilerin neden böyle inandıkları daha iyi anlaşılacaktır.

ALEVİLERDE ATATÜRK SEVGİSİ

Hemen hemen dindar her Alevi / Bektaşinin evinde üç resim yanyanadır. Hazreti Ali, Hacı Bektaş Veli ve Mustafa Kemal Atatürk… Bu durum Alevi / Bektaşilerin Atatürk’e olan sevgilerinin bir yansımasıdır. Alevilerdeki Atatürk sevgisi bir devlet büyüğüne duyulan sevginin ötesinde bir derinliğine ve ruhaniyete sahip bir sevgidir.

Öyleki pek çok Alevi için o, onikinci İmam Muhammed Mehdi’dir. Bu sevgi boşuna değildir. Sünni cemaat ve tarikatlerdeki gizli veya açık Atatürk karşıtlığı ve hatta düşmanlığı düşünüldüğünde Alevilerin Atatürk’e sevgisi gerçekten dikkat çekici bir öneme sahip oluyor. Bu sevginin kaynağında yatan nedir ?

“ Çok büyük bir insan…Onunla konuşunca adeta ruhum yıkanıyor. Kaynak suyu gibi temiz, okyanus gibi geniş ve derin…” (10)

Mustafa Kemal Atatürk yukarıdaki sözleri Hacıbektaş Dergahı pot sahibi Veliyettin Çelebi Efendi için söylü ...


Gönderen YOLCU, Cumartesi, 14 Haziran 2008 19:03 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
ARSLAN BULUT / YENİ ÇAĞ GAZETESİ

<!-- yazi content -->
İşbirlikçi zihniyetin İngiliz hayranlığı!
Atatürk’ü değil Humeyni’yi sevdiğini söyleyen ve  “Keşke İngiliz işgali olsaydı. Bizim haklarımızı tanırlardı” diyen kadınların tuzağa düştüğünü, yoksa bu tür görüşlerin yaygın olmadığını yazanlar var. Oysa biliyoruz ki, böyle yazanların da Atatürk ve Türk devleti ile sorunları vardır.
Siyasi iktidarın Türk topraklarını, eski azınlıklar rahatça satın alabilsin diye bütün engelleri kaldırdığı bir dönemde, İngiliz mandacıları da bilinçaltlarını saklamayı beceremiyor.
Aslında mesele Milli Mücadele sırasındaki işbirlikçiliğe kadar dayanıyor. O dönemde de tıpkı bugünkü gibi tarikat ve cemaatler içinde en etkili ülke İngiltere idi. Din adına Milli Mücadelecileri, direnişçileri kâfir ilan ediyorlardı. İngiliz Dostları Derneği İngiliz mandası isteyebiliyordu. Bugün de aynısını yapıyorlar aslında.

* * *

Türk İstiklal Savaşı sırasında, İngiltere destekli kurulan derneklerden bir kısmı, bugünkü PKK gibi elde kalan Türk topraklarında etnik kökene dayalı devletler kurmaya, İngiliz Muhipleri Derneği gibileri de İngiliz veya Amerikan mandasını sağlamaya çabalıyordu.
Bugün de etnik amaçlı dernekler yaygınlaşmış durumdadır. İngiliz Muhipleri Cemiyeti’nin yerini AB muhipleri veya Amerikan muhipleri vakıf veya dernekleri almıştır.
Bu durum karşısında, Müdafaai Hukuk anlayışına sahip vakıf ve dernekler de kurulmuştur, fakat bunların bazıları kontrol altındadır.

* * *


Kimse unutmasın ki Osmanlı’dan ayrılan devletler, önce etnik dernekler olarak örgütlenmişti. Bugünkü Yunanistan’ın temelini Etniki Eterya Cemiyeti atmıştır. İsrail’in durumu da farksızdır. Yeni Türk devletini kuran Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 23 Nisan 1920 genel kurulu, aslında Müdafaai Hukuk Dernekleri’nin toplantısıydı. Türkiye Büyük Millet Meclisi, aslında bir dernek genel kurul toplantısıydı.
Bu sebeple, dernekler, vakıflar yoluyla sürdürülen mücadeleyi küçümsemeyelim. Bu tür mücadele, savaştan etkilidir.

* * *


İşgal kuvvetleri ile işbirliği dünyanın her ülkesinde ağır şekilde cezalandırılmıştır. Türk İstiklal Savaşı sırasında da isyan çıkarmak suretiyle, milli kuvvetleri zaafa uğratmaya çalışanlar idam edilmişlerdir. Fakat İstiklal Savaşı’nda milli kuvvetlere karşı gelen isyancılar, niyet itibarıyla vatan haini değildi. Onlara, Kuvayi Milliye ordusunun, Rusya güdümünde olduğu propaganda edilmişti. Hatta, Kuvayı Milliye kuvvetlerine saldıran kuvvetlerinin adına Kuvayi Muhammediye bile denilmişti ki, halk bu ordu etrafında toplansın ve Mustafa Kemal’in henüz to ...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 14 Haziran 2008 18:30 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
ANAYASA MAHKEMESİNDEN SERT UYARI

ANAYASA MAHKEMESİNDEN SERT UYARI 

Anayasa Mahkemesi Başkanlığınca, “Görülmekte olan davalar hakkında yapılan ve söylenenlerin Türk Ceza Kanunu kapsamında suç olduğu açık ve belli iken, bu konuda yetkili ve sorumlu olanların hareketsiz kalması düşündürücüdür” denildi.

Anayasa Mahkemesi Başkanlığından yapılan yazılı açıklamada, Yüksek Mahkemenin görevini yerine getirirken verdiği kararlara karşı “insani ve ahlaki hiç bir değer tanımadan pervasızca yapılan eleştiri ve açıklamalar” kınandı.

Açıklamada, “Görülmekte olan davalar hakkında yapılan ve söylenenlerin Türk Ceza Kanunu kapsamında suç olduğu açık ve belli iken, bu konuda yetkili ve sorumlu olanların hareketsiz kalması düşündürücüdür” denildi.

Anayasa Mahkemesi Başkanlığınca, “Toplumu ilgilendiren önemli siyasal sorunlar hakkında ilgili ve yetkili organlarca demokratik bir ortamda çözüm aranması, demokratik parlamenter sürece daha uygun iken, yargı organlarınca çözüme zorunlu bırakılması çağdaş dünyada hiç arzu edilmeyen bir tercihtir” denildi.

Anayasa Mahkemesi'nin, “kendisine yapılan başvurularda her türlü siyasal düşüncenin ve çekişmenin dışında kalarak, Anayasa ve yasalarda belirtilen hukukun üstünlüğüne dayalı, tam bir bağımsızlık ve tarafsızlık içinde vicdani kanaatlerine göre karar verdiği” belirtilen açıklamada şunlar kaydedildi:

“Anayasa'nın 6. maddesinde egemenliğin kayıtsız, şartsız milletin olduğu, Türk milletinin egemenliğini Anayasa'nın koyduğu esaslara göre yetkili organları eliyle kullanacağı ve 9. maddesinde ise yargı yetkisinin Türk milleti adına bağımsız mahkemelerce kul ...


Gönderen YOLCU, Cuma, 13 Haziran 2008 16:31 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
BEKİR COŞKUN YAZIYOR...

Zor günler...


YİNE zor günler.

Şimdi de Anayasa Mahkemesi’ne kızdılar.

Niçin?..

Çünkü "Artık Cumhurbaşkanı da bizden" demelerinden ve laikliğe ilk darbeyi vurmaya kalkmalarından hemen sonra, Anayasa Mahkemesi önlerine çıkıverdi.

Ve kızdılar...

*

Anayasa Mahkemesi’nin ilk görevi; TBMM kararlarının Anayasa’ya uygunluğunu denetlemektir.

Üzerine "namus ve şerefleri" üzerine yemin ettikleri Anayasa’da böyle yazıyor.

Açıp bakın; madde 148...

Kıvırıp "Mahkeme ancak şekil yönünden bakar" tezi ise doğru değil:

Anayasa’nın "teklif dahi edilemez" hükmüne karşı hile yaparak, değişikliğin içine "türban" sözcüğünü koymayıp... Ama içinde "türban" sözcüğü geçmeyen değişikliğin daha ilk günü "türban serbestisini" ilan etmek, size "şekli değiştirilmiş suç" gelmiyor mu?..

Söyleyin:

Anayasa’nın "değiştirilmesi teklif dahi edilemez" hükümlerini hileyle değiştirmeye kalkmaktan daha çok "şekilsizce" ne olabilir?..

*

Ve Anayasa Mahkemesi’ne kızdılar.

Anayasa Mahkemesi; üzerine namusları ve şerefleri üzerine yemin ettikleri Anayasa’da eskiden de vardı.

Tam altı sene batmadı da...

Durup dururken Anayasa Mahkemesi kararlarının "askılı veto" ile askıya alınmasını da (sanki palto bu) öneriyorlar... "Redd-i hákim" yapmayı da... Yargıçlarımız sanki düşmanmış gibi "savaş" ilan etmeyi de...

Çünkü; Anayasa Mahkemesi’nin hukukçu, onurlu, şerefli ve yürekli üyeleri, laik cumhuriyete karşı oyunlarını bozdu.

Ondan...

*

Elbette hedefleri Mustafa Kemal’in cumhuriyeti.

Bunu bilmeyen var mı?


Önlerine çıkan herkese, amaçlarına engel olan her şeye kızıyorlar. Tehdit ediyorlar, yok etmeye çalışıyorlar... Saldırıyorlar...

Bu günler...

Zor günler...
BEKİR COŞKUN


...

Gönderen YOLCU, Perşembe, 12 Haziran 2008 11:41 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
YASTAYIZ: CENGİZ AYTMATOV HAKKA YÜRÜDÜ...

 TÜRK DÜNYASI YASTA: CENGİZ AYTMATOV HAKKA YÜRÜDÜ !
Dünyaca ünlü Kırgız yazar Cengiz Aytmatov'un (79) tedavi gördüğü Almanya'nın Nuremberg şehrinde hastanede hayatını kaybettiği bildirildi.

 

1958 yılında yayınlanan "Cemile" isimli kitabıyla tanınan Kırgız yazar, Moskova'nın 800 kilometre doğusundaki bir film çekimi sırasında rahatsızlanmasının ardından uçakla Almanya'ya nakledilmişti.

Rus doktorlar, ünlü Aytmatov'un rahatsızlığına böbrek yetmezliği teşhisi koymuştu.

Aytmatov, bir dönem Kırgızistan'ın Brüksel Büyükelçiliği görevinde bulunmuştu.

"Gün uzar yüzyıl olur" yada diğer adıyla "Gün var Asra Bedel" ADLI BAŞ YAPITIYLA Türk dünyasında büyük etki yaratan yazar Türk Birliği düşüncesini de savunan BÜYÜK BİR TURANCI İDİ...
TANRI RAHMET ETSİN !
www.turkcutoplumcu.com

<!-- / message --><!-- sig --> ...

Gönderen YOLCU, Salı, 10 Haziran 2008 17:39 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
İLAHİYATÇI ŞAHİN FİLİZ,MUSTAFA CEMİL KILIÇ'IN DAVETİ ÜZERİNE EĞİTİM İŞ'E ÜYE OLDU...

PROF.DR. ŞAHİN FİLİZ, EĞİTİM-İŞ'E ÜYE OLDU Yazdır E-posta

 

Profesör Dr. Şahin Filiz, Mustafa Cemil KILIÇ'ın daveti üzerine Eğitim-iş Sendikası'na üye oldu.Sarıyer Öğretmenevi'nde, Eğitim -iş İstanbul 1 No.lu Şube Yönetim Kurulu üyeleriyle bir araya gelen Sayın Filiz, Sendikamız üyelik formunu imzalayarak aramıza katıldı.Kamuoyunda aydınlanmacı düşünce ve görüşleriyle tanınan Şahin Filiz'in, Eğitim-iş'e üye olması bizlere güç verecektir.Cumhuriyetçi,Kemalist,laik,ulusalcı ve antiemperyalist anlayışla süren emek mücadelemiz gittikçe büyümektedir.Ülkemizin önünü tıkayan sorunların çözümü; üreten,düşünen ve Cumhuriyet'ten taraf olan fikir işçisi eğitimcilerle mümkündür.
                    Profesör Dr. Şahin Filiz'e, Eğitim-iş Sendikası'na hoşgeldiniz diyoruz.Cumhuriyetçi öğretmenler, Atatürk'ün Anadolu aydınlanmasını devam ettireceklerdir.Bu iman ve güçle bedevi kültürünün Cumhuriyet'imizi kuşatmasına izin vermeyeceğiz.Ulusalcı olmadan antiemperyalist olunmaz;antiemperyalist olunmadan da emek mücadelesi verilemez.
   
ilahiyatçı Şahin Filiz hoca ile uzun bir sohbet yaptık. Özellikle Alevilik hakkında konuştuk. Kendisi Afyonlu bir Türkmen aileden... Geçmişlerinin Alevi olmasının büyük bir ihtimal olduğunu söyledi. zaten Aleviliğe karşı daima sıcak olduğunu da belirtti...

Ahmet Yesevi, Yunus Emre, Hacı Bekt ...

Gönderen YOLCU, Pazar, 08 Haziran 2008 19:10 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ yazıyor...

OKULLAR MEDRESEYE DÖNÜŞTÜRÜLÜYOR

Türkiye Cumhuriyeti'nin karşı devrimcilerce ele geçirilme süreci tüm hızıyla sürüyor. Laik ve ulusal devlet kimliğinden gün geçtikçe uzaklaşılıyor. Cumhuriyetin kalesi olan okullarımız gerici öğretmenlerin kuşatması altına girdiklerinden, "fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller" yetişmiyor artık.


Ulusal eğitim sitemimizin hedefleri sadece kağıt üzerinde kalıyor. Ümmetçi gerici sözde öğretmenler aklı değil inancı, bilimi değil dini referans alarak Cumhuriyet nesillerini ümmet adlı bir sürünün uzuvları haline dönüştürmeye çalışıyorlar.

Oysa ulusal eğitimimizin iki temel hedefi vardır; Türk ulusal kimliği bilincini aşılamak, yanı sıra din ve inançlardan bağımsızlaşarak bilimsel düşünme yöntemlerini yeni nesle kavratmak.

Okullarımız dinci saldırılara karşı neredeyse tam bir teslimiyet içerisindeler. Milli Eğitim sisteminin başındaki şahıstan güç alan gericiler eğitim kurumlarımızı medreseye dönüştürmek için canla başla ve bir ibadet duygusuyla çalışıyorlar.

Birkaç yıldır “ Kutlu Doğum Haftası “ adlı türedi bir uygulama ile gerici propaganda için ortam hazırlayan MEB, çeşitli etkinliklerle cumhuriyetin temel niteliklerine aykırı uygulamaları yaşama geçirmekten çekinmiyor.

Okul panoları Hazreti Muhammed’e ait olup olmadığı tartışmalı bilimdışı sözlerle donatılıyor. Gerçekte Hazreti Muhammed gibi bir büyük devrimcinin söylemesi mümkün olmayan kimi sözler üzerinden ahiret ve cehennem korkusu ile yaşayan nesiller yetiştirme faaliyeti laik devletin okullarında pervasızca yürütülüyor.

Bu türden uygulamalara karşı çıkan çağdaş eğitimciler ise dinsizlik ve din düşmanlığı yaftasıyla korkutuluyor.

Tüm din ve inançlara eşit mesafede durması gereken eğitimciler belli bir din ve mezhep lehine atmosfer oluşturuyorlar. Kimi liselerde öğrenciler ders saatinde Cuma ve vakit namazlarına götürülüyor. İbadeti eğitimden üstün gören bu anlayışın gerçekte İslam dininden onay almasının mümkün olmadığı herkesçe biliniyor. Zira İslam dininin ilk emri “ oku “ buyruğudur. Okumayı yani eğitimi her şeyden üstün tutan ve öncelikli gören bir din istismar edilerek çocuklarımız ve gençlerimiz bilimsel etkinliklerden koparılmaya çalışılıyor.

Okul panolarına ve duvarlara çeşitli tarikat ve cemaatlerin sözde önderlerine ait bilimdışı ve hurafelerle dolu sözler asılabiliyor. Belli bir din ve mezhebin inançları doğrultusunda yazılar öğrencilerimize okutulabiliyor. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ders kitaplarında yer alan koyu mezhep ayrımcılığı hemen hemen her derse egemen kılınmaya çalışılıyor.

Ramazan ayında oruç tutmayan öğrenciler üzerinde baskı kuruluyor. Daha da vahim olanı kendi inancı gereği Muharrem ayında sessizc ...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 07 Haziran 2008 12:42 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
ALTEMUR KILIÇ YAZIYOR...

<!-- yazi content -->
Ankara'da yargıçlar var! Türkiye'de Atatürk var!

Anayasa Mahkemesi, üniversitelerde başörtüsü yasağını sona erdirmeyi amaçlayan Anayasanın iki maddesinde (10 ve 42) değişiklik yapılması hakkında, TBMM’de, 411 ’kabul oyu’ile geçmiş kararı 2’ye karşı 9 oyla iptal etti. AKP tarafından önerilen bu değişikliğin iptali için CHP, Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştu!
Bu karar neticede, hele mahkeme -muhtemelen- bu yaz  Yargıtay Başsavcısının açtığı davada  “kapatma” kararı verirse TC rejiminin, “değiştirilemeyecek... değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek,” temel maddeleri tasalluttan korunmuş olacak ve ülkeyi, Türkiye Cumhuriyetini, “Yabancıların” kendi amaçları için telkin ve tavsiye ettikleri  “Ilımlı İslam Cumhuriyeti”, tehlikesinden kurtaracak.
Bu karar üzerine bizler, Laik Atatürk Cumhuriyetçileri rahat bir “oh” çektik... Ama ötekiler, başvuracakları başka  daha yüksek merci olmadığı için panikteler, matemdeler... Bu kararın “siyasi”  oldugundan, “hukuki” olmadığından, Anayasa Mahkemesinin ancak şekil hususunda karar verebileceğini, “esas” haklında böylesine bir karar veremeyeceğini iddia etmeye başladılar!


Esas mı şekil mi?
Onlara göre Anayasa Mahkemesi, davaların ve iddiaların sadece noktalama, cümle yapılarına, biçimlerine vs. bakan  bir dil kur