Latest News
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

 Sivas Feryadı

Yaktılar, Sivas’ta bir ateş yaktılar
Yaktılar da seyrine baktılar.
Onlar ki emsalsiz hain
Onlar ki alçaktılar…

Bedenler tutuştu kül oldu gitti
Sazlarım ateşten gül oldu gitti
Kara bir lekedir alnına yazılan
Zalime bu iş zül oldu gitti

Zaman baba sustu dur eyledi
Kalleşler pusuda vur eyledi
Şahımız nerdedir ey canlar
Zalim sinemi har eyledi.

Gitme turnam gitme ıraktır yolun
Irmaklar su vermez kuraktır yolun
Vuslat ki bir garip rivayet oldu
Açılmaz kapılar firaktır yolun

Arzuhalimiz böyle bir şaha yazıldı
Bir sitem eyledik Allah’a yazıldı
Türküler çığırdık barışa dair
Ağıtlarımız canlar, eyvaha yazıldı.

Hala yanıyor o ateş Sivas’ta
Ruhumuz melul, kalbimiz yasta
Bu dava kalır mı ulu divana
Sual eyleriz en yüce dosta…

Yaktılar, Sivas’ta bir ateş yaktılar
Yaktılar da seyrine baktılar
Onlar ki emsalsiz hain
Onlar ki alçaktılar…


01.07.2009
MUSTAFA CEMİL KILIÇ
<!-- / message --><!-- sig --> ...

Gönderen YOLCU, Salı, 30 Haziran 2009 23:39 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
2 TEMMUZA İLİŞKİN...

2 TEMMUZ KATLİAMININ YIL DÖNÜMÜNDE
ALEVİLİĞİN MEŞRUİYET MÜCADELESİNİN GÜNCEL YÜZÜ



İslam’daki ekolleşmelerin doğurduğu en özgün akım hiç kuşku yok ki Aleviliktir. Alevilik sözüyle elbette ki Bektaşilik, Ehlihak, Bedreddinilik vb akımları da kastediyoruz. Alevilik akımı, İslam inancının temellerine dair getirdiği özgün yorumlarla bağımsız bir teolojik yapı hüviyetini kazanarak yüzyıllar boyunca var olabilme kavgasının çevrelediği şiddetli bir meşruiyet mücadelesi veregelen destansı bir harekettir. Bu destansı mücadele günümüzde de tüm şiddetiyle sürmektedir. Ne var ki meşruiyet mücadelesi bugün için farklı bir zemine kaymış durumdadır.

Bu zemini irdelediğimizde idrakimize sunulan sosyolojik, siyasal ve dinsel atmosferi doğru tahlil etmek zorundayız.

Bu cümleden olarak Aleviliğin sosyolojik zemini noktasında şimdilik demografik verilerle iktifa edelim. Zira yazımızın asli konusu bu değildir. Alevilerin nüfusu hususunda ortaya konan veriler tahmini sayılar olmakla birlikte yine de birbirinden çok farklı miktarları içermektedir. 5 milyondan başlayıp 25 – 30 milyona kadar varan tahmini sayılar biraz da siyasi kaygıları yansıtmaktadır. Fakat tarafsız araştırmacılar ve kurumlarca belirtilen tahmini Alevi nüfusu 10 milyon civarındadır. Aslında bu çok ciddi bir sayıdır. Bu denli baskıya ve asimilasyona karşın 10 milyon gibi bir sayı, direnişin de ne denli güçlü olduğunu göstermektedir. Türkiye dışındaki Alevi orijinli topluluklar da katıldığında yaklaşık 12 – 13 milyon gibi bir Alevi nüfusundan bahsetmek mümkündür. Ancak hemen belirtelim ki bu sayılar erimemiş Alevi kitleyi yansıtmaktadır. Oysa Alevi olduğu halde eriyen toplulukları da dahil ettiğimizde Alevi nüfusunun bugün 30 milyon civarında olması muhtemeldir.

Alevilik, egemen din anlayışının temsilcileri tarafından yüzyıllar boyunca din dışı ve sapkın bir akım olarak damgalanmıştır. Günümüzde dahi bu anlayışın izleri nispeten silik de olsa sürmektedir. Ancak artık bu yaklaşım yerini başka bir tavra bırakmış görünmektedir. Günümüze değin din dışı sayılan bu akım, İslami bir akım olarak nitelenir hale gelmiştir. Ne var ki egemen din anlayışının temsilcileri Aleviliği her ne kadar artık İslami bir akım olarak tarif etseler de bu “İslamilik” aslında Alevilerin kabul edebileceği bir “İslamilik” değildir. Zira egemenlerin İslamilikten kastettikleri ile Alevilerin İslam’dan anladıkları epeyce farklıdır. Bu farklılıktır ki Alevileri meşruiyet savaşını sürdürmeye yöneltmektedir.

Alevilerin, Aleviliği meşrulaştırma mücadelelerinin günümüzdeki boyutlarını doğru idrak edebilmek için öncelikle egemen din anlayışının Aleviliği sokmak istediği kalıbı görmek lazımdır.

Egemen din anlayışının yani Sünni İslam’ın temsilcilerine göre Alevilik; tasavvufi bir oluşumdur. İslam’ın tasavvufi bir yorumudur. Geçmişteki Sünni egemenler ise Aleviliği doğrudan doğruya din dışı ve sapkın bir akım olarak görüyorlardı. Bug&u ...

Gönderen YOLCU, Pazartesi, 29 Haziran 2009 17:41 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

MEÇHUL BİR ESKİ ZAMAN İLAHI YAHUT KUĞULAR


Beni bir eski zaman ilahı yaratmış
Gözlerim bu yüzden çok yaşlıdır
Ellerim buruşuk
Beynimde karıncalar gezinse de
Fikrim hayli uyuşuk
Üstelik vatanımsa bir büyük boşluk…

Beni bir eski zaman ilahı yaratmış
Bu yüzden cüzzamlıdır kalbim
Parça parça dökülür tenim
Ve anlaşılmaz sözler söyler dilim…

Beni bir eski zaman ilahı yaratmış
Bir masal kahramanı gibiyim
Yüzyıllar öncesinde kalan
Ve yarına dair umutları solan

Bir eski zaman ilahının eseriyim ben
Denizler dibinde kırık bir taş
Yosun tutmuş değersiz kaya parçası
Güzeller görülsün diye sarmaş dolaş
Yüklenmiş üstüme çirkinliğin oncası

Beni bir eski zaman ilahı yaratmış
Hamurum yoğrulurken yarım kalmış
Melekler yorgun düşüp
Uykuya dalmış
Ondandır böyle savruluşum
Ondandır ateşsiz kavruluşum

Beni bir eski zaman ilahı yaratmış
Adını bilmediğim
Belki Hubel’dir belki Lat
Belki Uzza’dır belki Menat…
Hiçbir zaman hiçbirine
Kul olmadım heyhat !

Nice bilgeler
Nice nebiler gelip geçse de
Eskimeyen bir Tanrı’yadır kulluğum
Zira heykel değildir benim Kuğu’m…

Yaratıcısına başkaldıran bir asiyim ben aslında
Kimi Şeytan bilir beni kimi İblis
Bakmayın öyle varsıl duruşuma
Kimi zengin görür beni kimi müflis...
Velakin hakikat şu ki
Bir eski zaman ilahının eseriyim ben
Adını bilmediğim…

Belki Ayzıt’tır, belki Umay
Belki Ülgen’dir, belki Kara Kağan
Belki Jesus’tur; göklere ağan…
Hasılı beni bir eski zaman ilahı yaratmış
Burası kesin mi kesin…
Bu sırrı sakla ey insanlık
Taze ilahlar bilmesin…
<!-- / message --><!-- sig --> ...

Gönderen YOLCU, Cuma, 26 Haziran 2009 17:44 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

Sultan Ahmet Camii ve Hacı Bektaş Dergahı

Hükümetçe tertip edilen 1. Alevi Çalıştayında Alevi kurum temsilcileri ve inanç önderlerinin talepleri arasında, başta Hacı Bektaş Dergahı olmak üzere Alevi dergahlarının iadesi talebi de vardı. Bu talebe Kültür bakanımız, “ Saçmalıyorlar !” diyerek hayli sert ve mantıksız bir yanıt verdi. Hacı Bektaş Dergahı’nın tıpkı Mevlana Müzesi ve Sümela Manastırı gibi tarihi eser olduğunu, dolayısıyla bu mekanların müze olarak kalması gerektiğini ve ibadete açılmayacağını söyledi.


Oysa yaptığı kıyas on derece yanlıştı. Zira, bu kıyasta hala Alevi ibadethanelerinin camilerden daha alt düzeyde mekanlar olarak görülmesi hatası yer almaktaydı.. Sayın bakan bilmeli ki, Alevi dergahları her ne kadar adına “dergah” dense de işlev itibariyle asli yani birincil ibadethane olmak bakımından kesinlikle camilerin yahut kiliselerin düzeyce aşağısında değildirler. Açıkça ifa edelim ki, Sünniler için Sultan Ahmet Camii, Süleymaniye Camii ne ise Aleviler için de Alevi dergahları odur. Alevi dergahlarının tarihi eser ve müze olmaları nedeniyle ibadete açılmayacağını ve Alevilere verilemeyeceğini söyleyen bakana sormak isteriz:

Allah aşkına Sayın bakan, Sultanahmet ve Süleymaniye Camileri tarihi eser değil midir ? Neden onlar müze statüsünde değiller. Neden o camiler Sünnilere ait olabiliyor ve Sünni Diyanet İşleri tarafından yönetilebiliyor da Hacı Bektaş Dergahı Alevilere iade edilemiyor ? Neden Hacı Bektaş Dergahı ibadete açılamıyor ?

Tarihi eser olan Sultanahmet ve Süleymaniye camilerinde ibadet etmek haşa saçmalık olmuyor da Aleviler, Hacı Bektaş Dergahı’nı istediklerinde neden saçmalamış oluyorlar ?

Asıl saçmalık, fiilen pek çok Alevi dergahının ( Karaca Ahmet Dergahı, Şah kulu Dergahı ) şu anda Alevilerce yönetiliyor ve ibadet hizmeti verebiliyor olduğu bilindiği halde buna rıza gösteren devletin sıra Hacı Bektaş Dergahı’na gelince birden feveran etmesi değil midir ?


( Bu arada Alevilerin Şah Kulu Dergahı için devlete kira ödediklerini de anımsatalım. Camiler için de Sünnilerden devlet kira istese de neler olur acaba ? )

Asıl saçmalık, 2. Mahmut döneminde Hacı Bektaş Dergahı’na zorla yapılan camiinin ve o camiye ait minarenin mevcudiyetini sürdürüyor oluşu değil midir ?

Öğrendiğim kadarıyla Alevi Çalıştayında kimi Alevi katılımcılar, Hacı Bektaş Dergahı’ndaki minarenin yıkılmasını talep etmişler. Bence bu, son derece doğru ve yerinde bir istektir.

Bu gibi talepler cami karşıtlığı, minare karşıtlığı ve haşa Sünni karşıtlığı değildir. Kimse böyle anlamamalıdır. Zira Sünniler ve Aleviler büyük Türk ulusunun iki büyük ve kardeş unsurudurlar. Camiler Türk kültürünün en önemli eserlerinden biridir. Bir bütünün tamamlayıcısı olan iki parça gibi Aleviler ve Sünniler de birbirlerinin ayrılmaz parçasıdırlar.

Ancak şu artık görülmelidir ki, bir ...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 17 Haziran 2009 08:08 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
ABDAL MUSA SULTAN TÖRENLERİ...

 AÇIK OTURUM DUYURUSU... 
Abdal Musa Sultan Anma törenlerinde " Kaygusuz Abdal ve Abdal Musa'nın Günümüzdeki Anlamı " konulu bir açık oturum düzenlenmektedir.

Konuşmacılar:

Prof. Dr. Hüseyin Bal

Av. Şakir Keçeli

Yazar Cemal Şener

İlahiyatçı M. Cemil KILIÇ

YER: Tekke Köyü Abdal Musa Kültür Merkezi Konferans Salonu ( Elmalı / Antalya )

Tarih: 20. 06. 2009

Saat: 15:00

İlgilenenlere duyurulur...
<!-- / message --><!-- sig --> ...

Gönderen YOLCU, Pazar, 14 Haziran 2009 15:13 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

Eğitim İş Sendikası, Din Dersleri ve Alevilik…


Türkiye’de eğitim alanında örgütlü birkaç sendika mevcut. Bunların arasında laik, ulusalcı, demokratik, bilimsel ve parasız eğitimi savunan tek sendika EĞİTİM İŞ sendikasıdır. Açılımı, “Eğitim ve Bilim İş görenleri Sendikası” olan Eğitim İş, TÖS ve TÖBDER geleneğinin devamıdır. Türk eğitim camiasında sendikal mücadele anlamında Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesini sözde değil özde savunan Eğitim İş sendikası, temel anlayışını, “Irkçılığa, Gericiliğe ve Bölücülüğe Karşıyız.” sloganıyla dile getirmektedir. Eğitim İş, Irkçı değil, ulusalcı, gerici değil ilerici, bölücü değil, Türkiye’nin birlik ve bütünlüğünden yana bir eğitim sendikasıdır. Bu özellikleriyle eğitim kolundaki sendikalar arasında özel ve seçkin bir yere sahip olan Eğitim İş sendikası, Kemalist eğitimcilerin her geçen gün büyüyen ve güçlenen umut ve direnç kaynağıdır.



17 Ekim 2005 tarihinde yeniden kurulan Eğitim İş, kısa bir süre içinde yurdun dört bir yanında hızla örgütlenmiştir. Mayıs 2009 itibariyle 24 bin üye sayısına ulaşan Eğitim İş sendikası, Türk Eğitim sistemindeki sorunlara bilimsel ve makul çözümler öneren, eğitimdeki gelişmelere yön veren, laik eğitimin yılmaz ve yenilmez savunucusu öğretmen ve akademisyenlerin buluştuğu kutsal bir çatıdır. Kemalist Türk öğretmenleri hızla Eğitim İş’e üye olmaktadır. Hem Türkiye hem de dünya tarihinde bu denli kısa sürede bu denli hızla büyüyen bir başka sendikal yapı mevcut değildir.



Eğitim İş sendikasına üye bir eğitimci olarak sendikanın örgütlenme sürecinde etkin görev almış biriyim. Özellikle İstanbul ayağındaki örgütlenme ve büyüme çalışmalarını diğer yönetim kurulu arkadaşlarımla birlikte halen sürdürmekteyim.



Örgütlenme ve büyüme çalışmaları dışında eğitim sitemindeki sorunlarla ilgili olarak da çeşitli çalışmalara imza atan sendikamız, özellikle din dersleri konusunda çok önemli girişimlerin failidir. Türkiye’de ilk kez Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ders kitapları hakkında inceleme raporları yayınlayan kuruluş, Eğitim İş sendikasıdır. Bu konuda sendikal görevim icabı ve Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni olarak ders kitaplarını ilk defa 2006 yılında inceleyip basına sundum. 2007 – 2008 ve 2009’da da çalışmamızı güncelleyerek tekrar basına ulaştırdık. Başta Cumhuriyet ve Radikal gazeteleri olmak üzere pek çok gazete ve dergi raporumuzu haberleştirdi. Pek çok köşe yazarı da raporumuzu yazılarına taşıdı.



İlgili raporumuzda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ders kitaplarının bilimsel olmadığını, mezhepçi, ayrımcı ve gerici unsurlar içerdiğini örneklerle ortaya koyduk. Bu konuda pek çok televizyon programında konuk olarak yer aldım.



Yayınladığımız raporumuz ve ...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 06 Haziran 2009 11:32 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
AÇIK OTURUM ÇAĞRISI

MUSTAFA CEMİL KILIÇ OKMEYDANI CEM EVİNDE PANELE KATILIYOR

Mustafa Cemil Kılıç, 07.06.2009 Pazar günü saat 16:00’da Okmeydanı cem evinde düzenlenecek olan panele katılıyor.

Konu: Hacı Bektaş Veli ve Felsefesi

Yer: Okmeydanı Cem evi…

Tarih: 07.06.2009 Pazar…

Saat: 16:00
<!-- / message --><!-- sig --> ...

Gönderen YOLCU, Pazartesi, 01 Haziran 2009 18:22 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
SEYYİD HACI ALİ TURABİ DEDE

 

   M. CEMİL KILIÇ, S. HACI ALİ TURABİ'Yİ ANMA TÖRENLERİ İÇİN ÇANKIRI'DA...

Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Merkezinin katkılarıyla düzenlenen Seyyid Hacı Ali Turabi Dede'nin 12. anma törenleri 31 Mayıs'ta Çankırı ili Şabanözü İLÇESİ Mart KÖYÜNDE YAPILACAKTIR.

ETKİNLİK KAPSAMINDA gerçekleşecek olan panele Mustafa Cemil Kılıç da konuşmacı olarak katılacaktır.

 

...

Gönderen YOLCU, Perşembe, 28 May 2009 20:51 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR..

Alevi Çalıştayı: Entegrasyon Mu, Asimilasyon Mu ?

Hükümetin Alevi açılımı, moderatörlüğünü Prof. Dr. Necdet Subaşı’nın yapacağı Alevi Çalıştayı ile yeni bir aşamaya gelmiş bulunuyor. Bu çalıştaya davet edilen tüm Alevi kurumlarının daveti kabul ettikleri bildiriliyor. Hiçbir ayrım yapmadan tüm Alevi kurumlarının davet edilmesi isabetli bir tavırdır. Böylece, Alevi camiasındaki tüm görüşler, çalıştayda ifade edilme olanağını bulmuş olacaktır. Açıkçası bu çalıştay, Alevi meselesinin halli noktasında çok önemli bir adım olacağa benziyor. Hükümetin bu kararlı tavrını olumlu bulmamak isabetli bir tutum olmaz. Nitekim davetli tüm kurumların davete icabet edecek olmaları da çalıştay fikrinin önemsendiğini ve olumlu karşılandığını gösteriyor.

Anlaşıldığı kadarıyla, Aleviliği bir tarikat olarak görenler de orda olacak, mezhep olarak görenler de…İslam’dan ayrı bir din olarak kabul edenler de orda olacak, “İslam’ın özü “ diye tarif edenler de…

Çalıştayın bir sonraki aşamasında ise Alevilik üzerine yazan kimi akademisyen ve yazarlar davet edilecek.

İnanç önderleri, politikacılar, sanatçılar, diyanetçiler, ilahiyatçılar da katılımcılar arasında yer alacak.

Peki ne konuşulacak ?

Bu çalıştay bir teoloji çalıştayı mı olacak yoksa bir haklar çalıştayı mı ?

Katılımcılar, Alevilik konusunda teolojik bir uzlaşı mı arayacaklar ?

Yahut herkes sadece kendi görüş ve talebini mi dile getirecek ?

Yoksa bu çalıştayla birlikte Alevilik resmen farklı ekollere mi bölünecek ?

Alevilik tarikatı…

Alevilik mezhebi…

Alevilik dini…

Bu üç görüşün de artık yollarının resmen ayrılacağı bir süreç mi başlayacak ?

Hükümet hangi görüşü temel alarak bir takım açılımlar yapacak ?

Yoksa her görüşün talepleri ayrı ayrı mı karşılanacak ?

Aslında Aleviler arasında en yaygın görüş, Aleviliği bir mezhep olarak gören görüştür. Her ne kadar mezhep sözcüğü kullanılmasa da içerik itibariyle mezheple örtüşen tanımlamaları paylaşan Aleviler, çoğunluğu oluşturmaktadır.

Kendini İslam’ın özü ve tasavvufi yorumu olarak gören Alevilik mezhebi, Alevi camiasının kahir ekseriyetinin kimliğini ifade eden bir tanımlamadır.

Bu mezhep, Sünnilik ( Amelde Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli, itikatta Eş’ari ve Maturidi ) ve Şiilik ( Caferilik, Zeydilik, İsmaililik, Nusayrilik )’ten bağımsız, pek çok Şamani ve kadim Anadolu kültür özelliklerini de barındıran bir İslam mezhebidir.

Alevilik mezhebinin teolojik koordinatları bellidir:

Vahdet – i vucud düşüncesi çerçevesinde bir uluhiyet inancı…
Kırklar cemi itikadı çerçevesinde bir nübüvvet inancı…
Hazreti Ali’nin Allah’ ...

Gönderen YOLCU, Salı, 26 May 2009 22:18 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
ALEVİLERİN TÜKENİŞİ VE ALEVİ DERS KİTABI

ALEVİLERİN TÜKENİŞİ VE ALEVİ DERS KİTABI 
Alevilerin tükenişi sürüyor. Bu söze kimi Alevilerin büyük bir öfke göstereceğini bile bile yazıyorum. Evet Alevilerin tükenişi sürüyor. Aleviler için çok acıklı bir süreç yaşanıyor. Yıllar geçtikçe egemen din anlayışı daha da egemen hale geliyor. Alevi köyleri devşiriliyor. Alevi köylerine yapılan kimi camilerde Alevi kökenli Sünnileşmiş imamlar görev yapıyor. Bunların içinde dede kökenli olanlar bile var.

Buna paralel bir şekilde pek çok Alevi kökenli şahıs Alevilikten kurtuluşun yolunu arıyor. Ya Şiileşiyor yada Sünnileşiyor. Bir kısmı da dinsizliği seçiyor.

Bir de Aleviliği kendine uyduranlar var. Aslında Sünni yada Şii inancı benimsediği halde hala Aleviyim demeyi sürdürüp gerçek Aleviliğin kendi anladığı şekilde olduğunu söyleyerek sinsi bir misyonerliğe yönelmiş hayli fazla sayıda Alevi kökenli Sünni de mevcut.


Devam etmekte olan süreçten Diyanet İşleri Başkanlığı ve tüm Sünni misyonerler gayet memnunlar. Bakmayın şikayet ediyormuş gibi yaptıklarına… Cami yapılan Alevi köy sayısı hızla artıyorsa, Camiye gitmeye ve Ramazan orucu tutmaya başlayan Alevilerin sayısı çoğalıyorsa, Din Kültürü derslerinde misyoner Din Kültürü öğretmenleri ve onlara gönüllü destek veren cemaatçi öğrencilerin de katkılarıyla her gün onlarca, yüzlerce Alevi öğrencinin kafası karıştırılıyor ve Sünni ibadetlerini yapmaya teşvik ediliyorsa MEB, Diyanet İşleri ve diğer Sünni misyoner çevreler neden rahatsız olsunlar ki !

Sünni misyonerliği en büyük desteği trajik bir biçimde Alevi kökenli mühre kuşlarından görüyor. Sünni misyonerliğine katkı için kurulmuş Alevi dernek sayısı azımsanmayacak miktardadır. Sanıyorum bu konuda en hazin görüntü altı cem evi üstü cami şeklinde yapılan tuhaf yapılardır.

Eğer 2. Mahmut’tan bu yana Aleviler asimile olmasalardı Anadolu’nun en az yüzde kırkı Alevilerden oluşuyor olacaktı. Oysa günümüzde Türkiye nüfusunun sadece yüzde 10- 15 kadarı Alevi. 10 milyon civarındaki Alevi nüfus da hızla asimile olma süreci yaşıyor.

İşte böylesi bir noktada tam anlamıyla bir imdat çığlığı şeklinde nitelenebilecek bir girişime başvuruldu: Alevi ders kitabı…

Aslında Alevi ders kitabı diye anılan çalışmanın sadece Aleviliği anlatan bir çalışma olmadığı, Türkiye’deki tüm inançları birlikte anlatan fakat Aleviliğe ise mevcut ders kitabından daha fazla yer veren bir çalışma olduğu biliniyor. Hatta bu kitaplarda ( İlköğretim 4. sınıftan 12. sınıfa kadar toplam 9 kitap ) tüm din ve inançları sorgulayan, yer yer eleştirel bakış getiren, ateist düşünceyi de kısmen de olsa içeren bölümler, okuma parçaları ve düşünme egzersizleri mevcut. Kimi Alevi kurumlarının feryat ...

Gönderen YOLCU, Perşembe, 21 May 2009 20:31 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
KIZILBAŞ MÜSLÜMANLIK

"İSLAMSIZ ALEVİLİK İDDİASI VE KIZILBAŞ MÜSLÜMANLIK" KİTABI ÇIKTI.

NOKTA KİTAP YAYINLARI... MUSTAFA CEMİL KILIÇ 

KİTABIN ARKA KAPAK YAZISI...

"Kızılbaş Müslümanlar, Allah’a inanırlar. Ama onların Allah’ı bildiğiniz Allah’a benzemez… Onların peygamberi Hz. Muhammed’dir fakat Muhammed ayin – i cem eyleyip semah dönen bir Muhammed’dir Beş vakit namaz kılan değil…

Onlar Hz. Ali’yi çok severler ama sevdikleri Ali 7. yüzyılda yaşayıp giden Ebu Talip’in oğlu Ali değildir. Onların Ali’si hem Ali Bin Ebi Talip’tir hem de “ Kün” deyince on sekiz bin alemi yaratan, yarattıklarının rızıklarını veren, Arslan kılığında Muhammed’in yolunu kesen, kılıcı yetmiş arşın uzayan, hayber kalesinin kapısını şehadet parmağıyla asumana atan, hasılı bin bir donda görünen, Tanrı’nın zatına yapışıp o olan… bir Ali’dir.

Onların kitabı Kur’an’dır ama bu Kur’an “ sessiz Kur’an “ değil “ Konuşan Kur’an” dır. Ve onların bir mukaddes çalgısı vardır ki ona dahi “ Telli Kur’an” derler.

Onlar Müslüman’dırlar ama
Kızılbaş Müslüman’dırlar. Kızılbaş Müslümanlar, bildiğiniz Müslümanlara benzemez. Onların namazı, bildiğiniz namaza benzemez. Onların orucu, bildiğiniz oruca benzemez. Onların haccı, bildiğiniz hacca benzemez.

Onlar
Kızılbaş olmaktan kıvanç duyarlar. Çünkü Kızılbaş olmak onlar için bir şeref ve övünç ifadesidir.

Onlar kıblesi insan, Ali’si rahman, nutku Kur’an olanlardır…

Ve onlar, Ebussuud fetvalarıyla öldüre öldüre tüketemediğimiz kafirlerdir.

Duyulsun, görülsün ve bilinsin ki ben de onlardanım…


...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 20 May 2009 10:50 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
KIRIM TÜRKLERİ'NİN MATEM GÜNÜ (18 Mayıs 1944-2009 65.yıl)

 KIRIM TÜRKLERİ'NİN MATEM GÜNÜ (18 mayıs 1944-2009 65.yıl)
İkinci Dünya Savaşının sürdüğü dönemlerde Kırım Türklerinin acıları katlanarak çoğaldı. Savaş sonunda Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği (SSCB) Devlet Başkanı Stalin Rus olmayan milletlerin sürgün kararını müzakere edilerek karara bağlanmıştır. Stalin Kırım Türkleri’nin savaş sırasında Almanlarla işbirliği yaptığını iddia ederek top yekûn sürgüne gönderilmesini emreder. 18 Mayıs 1944 gecesi gelen emir’ in ardından 100 binin üzerinde soydaşımız katledilmiştir.

Stalin’in emri Kırım Türkleri’ne iletilir. 15 dakikada içerisinde, evlerinden hiçbir eşyayı almaksızın, bulundukları şehrin meydanında toplanmaları istenir. Evini terk etmek istemeyenler zorla götürülür. Direnenler, dipçik darbeleriyle hemen oracıkta öldürülür. Sağ kalan Kırım Türkleri hayvan taşınmasında kullanılan tren vagonlarına, âdeta istif eder gibi yerleştirildiler. İki ay süren bu zor yolculukta çok sayıda insan öldü. Ölüm sebebi susuzluk, hastalık, açlık, havasızlık, ve pislikti. İlk göç ettirilenler eşler, çocuklar ve yaşlı insanlardı; erkekler savaşa devam ettikleri için onlar daha sonra göce tabi tutulacaklardı. Dayanamayıp yolda can verenlerin gömülmesine bile izin yoktu , cesetlerini dışarı çıkartamazlar yaşayanların arasında çürürdü, ancak kısa molalarda demiryolu hattı üzerine bırakırlardı. İnsanlar havasızlıktan boğuluyor, bir çokları da akıllarını kaybediyordu.

Kırım Türkleri Ural, Sibirya, Kazakistan, Özbekistan, Orta Asya’nın binlerce kilometre içlerine naklediliyorlardı. Sürgün işlemleri tamamlanınca hayatta kalmayı başarabilenler ulaştıkları yerlerdeki kötü şartlar altındaki hayata dayanamadılar. Açlık, sıtma, verem ve diğer hastalıklar sebebiyle ilk altı ay içerisinde de yarısı ölür, kalanların ise bulundukları yerleşim alanının dışına çıkmaları yasaktır. İzinsiz çıkanların cezası yirmi beş yıl mahkumiyetti. Eğitim görmeleri engelleniyor, kültürlerini korumalarına izin verilmiyordu. Kırım şivesiyle konuşanlar, şarkı-türkü söyleyenler cezalandırılıyordu. Adeta açık hava hapishanesi şartlarında yaşamaya mahkûm edilmişlerdi.

Bütün Türkleri ayrı ayrı yerlere sürerek aralarındaki iletişimi koparıp direnişi kırıp parçalamaktı amaçları. 1956 yılına kadar bu zor koşullar altında yaşamlarını sürdürerek, ülkenin ahalisi içinde erimeyerek milli benliklerini korumayı bilmişlerdir.

Sürgünün ardından Kırım’ın Arabat bölgesinde bir köyde, 150 civarında Türk’ün unutulduğu anlaşıldığında Stalin’den gelen emir şöyleydi “Bunların işini 24 saat içerisinde bitirin !” Emir yerine getirildi: Bebek, ihtiyar ve genç... köy halkı, küçücük bir tekneye dolduruldu. Tekne, kıyıdan bir-kaç mil a&c ...

Gönderen KOÇAK, Pazartesi, 18 May 2009 18:06 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
KIZILBAŞ MÜSLÜMANLIK / MUSTAFA CEMİL KILIÇ

Alevilik ve devlet ilişkileri üzerine bugüne kadar     yazılmış en iddialı kitap!

MUSTAFA CEMİL KILIÇ'ın son kitabı basında geniş yankı uyandırıyor. Sanal dünyada çok takip edilen internet haber siteleri " İslamsız Alevilik İddiası ve kızılbaş Müslümanlık " adlı kitapla ilgili peşpeşe haberler yapıyorlar. İlgili haberlerin bir kısmını sunuyoruz:


Alevilik ve devlet ilişkileri üzerine bugüne kadar yazılmış en iddialı kitap!


Kızılbaş Müslümanlar Allah'a inanırlar. Ama onların Allah'ı bildiğiniz Allah'a benzemez… Onların peygamberi Hz. Muhammed'dir fakat Muhammed ayin-i cem eyleyip semah dönen bir Muhammed'dir; Beş vakit namaz kılan değil…

Onlar Hz. Ali'yi çok severler ama sevdikleri Ali 7. yüzyılda yaşayıp giden Ebu Talip'in oğlu Ali değildir. Onların Ali'si hem Ali Bin Ebi Talip'tir hem de 'Kün' deyince on sekiz bin alemi yaratan, yarattıklarının rızıklarını veren, Arslan kılığında Muhammed'in yolunu kesen, kılıcı yetmiş arşın uzayan, Hayber Kalesi'nin kapısını şahadet parmağıyla asumana atan, hasılı bin bir donda görünen, Tanrı'nın zatına yapışıp o olan… bir Ali'dir.

Onların kitabı Kur'an'dır ama bu Kur'an 'sessiz Kur'an' değil 'Konuşan Kur'an'dır. Ve onların bir mukaddes çalgısı vardır ki ona dahi 'Telli Kur'an' derler.

Onlar Müslüman'dırlar ama Kızılbaş Müslüman'dırlar. Kızılbaş Müslümanlar, bildiğiniz Müslümanlara benzemez. Onların namazı, bildiğiniz namaza benzemez. Onların orucu, bildiğiniz oruca benzemez. Onların haccı, bildiğiniz hacca benzemez.

Onlar Kızılbaş olmaktan kıvanç duyarlar. Çünkü Kızılbaş olmak onlar için bir şeref ve övünç ifadesidir.

Onlar; kıblesi insan, Ali'si rahman, nutku Kur'an olanlardır…

Ve onlar, Ebussuud fetvalarıyla öldüre öldüre tüketemediğimiz kafirlerdir.

Duyulsun, görülsün ve bilinsin ki ben de onlardanım…


Alevi Araştırmacı Yazar Cemal Şener'in kitaba yazdığı sunuş yazısı

Alevilik ve Asimilasyon
Aleviler, son yirmi yıldır kullanabildikleri tüm iletişim araçlarını kullanarak kendilerini yüksek sesle ifade etmeye çalıştılar. Bu ifade biçimi aynı zamanda yüzyıllardır devam eden asimilasyoncu politikalara karşı da bir duruştu.
Alevilerin kendilerini asimile eden yaklaşımlara karşı bu süreçte yanlarında olanlar da, karşılarında yer alanlar da oldu. Bu ayrım her alanda olduğu gibi Sünni kökenli olup Alevilik ve Alevilerle ilgili yazan-çizen kalem erbabı arasında da oluştu.

Türkiye’de din-devlet-toplum ilişkilerini düzenleyen kurum Diyanet İşleri Başkanlığı’dır. Alevilerden de kesilen vergilerle bütçesi oluşturulan Diyanet İşleri ...


Gönderen YOLCU, Perşembe, 14 May 2009 17:58 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
TC. BAŞBAKANINA İÇTEN TEŞEKKÜRLER...

TEŞEKKÜRLER SAYIN BAŞBAKAN... 
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a Azerbaycan Milli Meclisinde yaptığı muhteşem konuşmadan dolayı BİR TÜRK YURTTAŞI olarak içten TEŞEKKÜRLER EDİYORUM !

İzlerken inanılmaz derecede mutlu oldum. Gözlerim doldu. Azerbaycan Milletvekilleri gibi ben de ayakta alkışladım.

Namusunu hıfzetmeye
Bayrağını yükseltmeye
Cümle gençler müştaktır
Şanlı vatan, Şanlı vatan
Azerbaycan, Azerbaycan...

diyerek konuşmasını bitiren Sayın Erdoğan yüreğimize su serpti.

Umarım sayın Başbakan yabancı devletlerin baskısına boyun eğip yaptığı bu konuşmadan dönmez.

Başbakana güvenmek istiyorum.
MUSTAFA CEMİL KILIÇ
<!-- / message --><!-- sig --> ...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 13 May 2009 20:37 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
AZERBAYCAN...

 

BAŞBAKAN'IN AZERBAYCAN MECLİSİNDE YAPTIĞI KONUŞMADAN BİR BÖLÜM 

«Özümü öz evimdə, öz məclisimdə çıxış edirəmmiş kimi hiss edirəm. Bakıda mənə və heyətimə göstərdiyiniz isti münasibət bunun sübutudur. Bütün Azərbaycan xalqına təkəşşür edirəm. Biz də sizlərə Türkiyədən 71, 5 milyon qardaşlarınızın salamlarını gətirmişik. Ankaradan Bakıya, İstanbuldan Laçına, Bursadan Şirvana, İzmirdən Ağdaşa salam olsun. Türk və Azərbaycan xalqları arasında qardaşlıq gerçəkdir. Aramızda bir-birinə dəstək olmaq ruhu yaxşı gündə olduğu kimi, savaşda da davam edib. Xalqlarımız birlikdə bir yerdə savaşıb. Azərbaycanın hüriyyəti, rifahı bizim özümüzünkü qədər önəmlidir. Bizim aramızda sarsılmaz bağlar var. İnananclarımız, mədəniyyətimiz birdir. Tarix boyu eyni nağıllar, eyni musiqi, eyni oyunlar ilə böyümüşük. 1920-ci ildə Azərbaycan bolşeviklərin əlinə düşəndə Atatürkün dediyi kimi, Azərbaycanın qəmi bizi kədərimiz, xoşbəxtliyi bizim xoşbətliyimizdir. Azərbaycan respublikasının banisi Məmməd Əmin Rəsulzadənin qəbri Türkiyədədir. 

«Türkiyə Azərbaycanın istiqlaliyyətini tanıyan ilk dövlətdir. Türkiyə Azərbaycan münasibətləri o tarixdən bu günə kimi tarixi mədəni köklər üzərində daim inkişaf edib. Bu münasibətlər başqa ölkələrlə müqayisə edilməyəcək dərəcədə dərin və yaxındır. Bunu yalnız biz deyil, hamı bilir. Bu yaxınlığı heç kimin müzakirə mövzusu etməyinə icazə vermərik.  Beynəlxalq aləmdə bir-birimizin hüququnu qorumaq ölkələrimizin vəzifəsidir. Bizim aramızda fitnə-fəsada əsla yer olmamalıdır. Əgər kimsə  bizim aramızı vurmağa çalışırsa, ona biz belə deyərik: «Türkiyədə bizim əleyhimizə bir hərəkət, söz ola bilməz. Çünki biz bir-birimizə son dərəcə bağlıyıq və güvənirik».
Sadəcə 2008-ci ildə iki ölkə arasında prezident və baş nazirlər səviyyəsində 10, müxtəlif nazirlər səviyyəsində 30-a qədər qarşılıqlı səfərlər edilib. Bu da iki ölkə arasında olan münasibətlərin göstəricisidir. Özəlliklə son bir neçə ildə iqtisadi münasibətlərimiz, siyasi münasibətlərlə paralel inkişaf edir. Qarşılıqlı ticarət həcmimiz son 4 ildə  40 faiz artaraq, 2008-ci ilin sentyabr ayına kimi 2 milyard dolları keçib. Azərbaycanın qeyri-neft sektoruna ...


Gönderen YOLCU, Çarşamba, 13 May 2009 20:33 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
KIZILBAŞ MÜSLÜMANLIK

"Kızılbaş Müslümanlar, Allah’a inanırlar. Ama onların Allah’ı bildiğiniz Allah’a benzemez… Onların peygamberi Hz. Muhammed’dir fakat Muhammed ayin – i cem eyleyip semah dönen bir Muhammed’dir Beş vakit namaz kılan değil…

Onlar Hz. Ali’yi çok severler ama sevdikleri Ali 7. yüzyılda yaşayıp giden Ebu Talip’in oğlu Ali değildir. Onların Ali’si hem Ali Bin Ebi Talip’tir hem de “ Kün” deyince on sekiz bin alemi yaratan, yarattıklarının rızıklarını veren, Arslan kılığında Muhammed’in yolunu kesen, kılıcı yetmiş arşın uzayan, hayber kalesinin kapısını şehadet parmağıyla asumana atan, hasılı bin bir donda görünen, Tanrı’nın zatına yapışıp o olan… bir Ali’dir.

Onların kitabı Kur’an’dır ama bu Kur’an “ sessiz Kur’an “ değil “ Konuşan Kur’an” dır. Ve onların bir mukaddes çalgısı vardır ki ona dahi “ Telli Kur’an” derler.

Onlar Müslüman’dırlar ama
Kızılbaş Müslüman’dırlar. Kızılbaş Müslümanlar, bildiğiniz Müslümanlara benzemez. Onların namazı, bildiğiniz namaza benzemez. Onların orucu, bildiğiniz oruca benzemez. Onların haccı, bildiğiniz hacca benzemez.

Onlar
Kızılbaş olmaktan kıvanç duyarlar. Çünkü Kızılbaş olmak onlar için bir şeref ve övünç ifadesidir.

Onlar kıblesi insan, Ali’si rahman, nutku Kur’an olanlardır…

Ve onlar, Ebussuud fetvalarıyla öldüre öldüre tüketemediğimiz kafirlerdir.

Duyulsun, görülsün ve bilinsin ki ben de onlardanım…


...

Gönderen YOLCU, Salı, 12 May 2009 17:08 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR..

KIZILBAŞ

Ta küntü kenzde vakidir bidayet
Bezm- i elesti eyledim ziyaret
İşbu macerada yoktur nihayet
Levhi mahfuzda arşa yazıldım

Kün dedim de öyle oldu kainat
Zemin ve hem külli semavat
Uluhiyetten eylemem feragat
Esma – i alihede başa yazıldım


Enel hak nidası oldu da sadır
Kanım hak yolunda bibahadır
Lutfeyle de şu perdeyi kaldır
Cesedin taşıyan naşa yazıldım


Eyledim dertlere hep derman
Benden gelir bana bu ferman
Kudret lokmasın yedi lokman
Geçtim taamdan aşa yazıldım


Lafeta sırrında oldum celali
Kabe kavseynde ol cemali
Gördüm de okudum hilali
Lailahe illallah kaşa yazıldım


Ol sual – i eleste beli dedim
Cümleler hak, ben ali dedim
Çeşmim yaşın aşkın seli dedim
Geçti mevsimler kışa yazıldım

Münzü kerbela kanar bu yara
Kimi akbaş yazılmış kimi kara
Sıbga vurulmuş tüm başlara
Ben ki bir kızılbaşa yazıldım


MUSTAFA CEMİL KILIÇ
<!-- / message --><!-- sig --> ...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 09 May 2009 10:24 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ'TAN YENİ KİTAP

 

M. CEMİL KILIÇ'TAN YENİ KİTAP: " KIZILBAŞ MÜSLÜMANLIK" 

 

NOKTA KİTAP YAYINLARI: 0212 343 10 23 

KİTABIN ARKA KAPAK YAZISI ŞÖYLE:


"Kızılbaş Müslümanlar, Allah’a inanırlar. Ama onların Allah’ı bildiğiniz Allah’a benzemez… Onların peygamberi Hz. Muhammed’dir fakat Muhammed ayin – i cem eyleyip semah dönen bir Muhammed’dir Beş vakit namaz kılan değil…

Onlar Hz. Ali’yi çok severler ama sevdikleri Ali 7. yüzyılda yaşayıp giden Ebu Talip’in oğlu Ali değildir. Onların Ali’si hem Ali Bin Ebi Talip’tir hem de “ Kün” deyince on sekiz bin alemi yaratan, yarattıklarının rızıklarını veren, Arslan kılığında Muhammed’in yolunu kesen, kılıcı yetmiş arşın uzayan, hayber kalesinin kapısını şehadet parmağıyla asumana atan, hasılı bin bir donda görünen, Tanrı’nın zatına yapışıp o olan… bir Ali’dir.

Onların kitabı Kur’an’dır ama bu Kur’an “ sessiz Kur’an “ değil “ Konuşan Kur’an” dır. Ve onların bir mukaddes çalgısı vardır ki ona dahi “ Telli Kur’an” derler.

Onlar Müslüman’dırlar ama
Kızılbaş Müslüman’dırlar. Kızılbaş Müslümanlar, bildiğiniz Müslümanlara benzemez. Onların namazı, bildiğiniz namaza benzemez. Onların orucu, bildiğiniz oruca benzemez. Onların haccı, bildiğiniz hacca benzemez.

Onlar
Kızılbaş olmaktan kıvanç duyarlar. Çünkü Kızılbaş olmak onlar için bir şeref ve övünç ifadesidir.

Onlar kıblesi insan, Ali’si rahman, nutku Kur’an olanlardır…

Ve onlar, Ebussuud fetvalarıyla öldüre öldüre tüketemediğimiz kafirlerdir.

Duyulsun, görülsün ve bilinsin ki ben de onlardanım…


MUSTAFA CEMİL KILIÇ

...

Gönderen YOLCU, Cuma, 08 May 2009 06:51 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
KIZILBAŞ MÜSLÜMANLIK KİTABINA SUNUŞ YAZISI

M. CEMİL KILIÇ'IN YAKINDA ÇIKACAK OLAN " KIZILBAŞ MÜSLÜMANLIK " ADLI KİTABINA SAYIN CEMAL ŞENER'İN YAZDIĞI SUNUŞ YAZISIDIR....


Alevilik ve Asimilasyon


Aleviler, son yirmi yıldır kullanabildikleri tüm iletişim araçlarını kullanarak kendilerini yüksek sesle ifade etmeye çalıştılar. Bu ifade biçimi aynı zamanda yüzyıllardır devam eden asimilasyoncu politikalara karşı da bir duruştu.
Alevilerin kendilerini asimile eden yaklaşımlara karşı bu süreçte yanlarında olanlar da, karşılarında yer alanlar da oldu. Bu ayrım her alanda olduğu gibi Sünni kökenli olup Alevilik ve Alevilerle ilgili yazan-çizen kalem erbabı arasında da oluştu.

Türkiye’de din-devlet-toplum ilişkilerini düzenleyen kurum Diyanet İşleri Başkanlığı’dır. Alevilerden de kesilen vergilerle bütçesi oluşturulan Diyanet İşleri Başkanlığı, Alevileri asimile eden kuruluşların başında gelmektedir. Bu kurum yaklaşık 117.000 personeli, yaklaşık 100.000 camisi ve 4 katrilyonluk bütçesiyle Türkiye’de kendi anlayışı dışındaki inançlara karşı en tahammülsüz ve asimilasyoncu organizasyondur.

Elbette bu zihniyete ülkemizdeki çeşitli kişi ve kurumlarda da rastlanmaktadır. Ama bu zihniyetin ana ekseni Diyanet İşleri Başkanlığı’dır. Alevileri ve diğer inanç sahiplerinin inanç özgürlüklerine karşı olup asimilasyonculuk yapan çeşitli kişi ve gruplar da bu konudaki gıdalarını Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan almaktadırlar.
Türkiye’de Alevilerin, Şiilerin, Hristiyanların, Yahudilerin, Süryanilerin, Bahailerin inanç özgürlüklerini savunmanın yolu; Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ayrımcı, tekçi, tahakkümcü, dayatmacı ve asimilasyoncu politikalarına karşı olmaktan geçmektedir.

Son yirmi yıldır Alevilerin dışında bu konuyla ilgili yazanlar, sıra Diyanet’in asimilasyoncu politikalarını eleştirmeye gelince nedense susmaktadırlar. Halbuki bu konu da “sükut ikrardır.”

Alevilik üstüne Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde Alevilikle ilgilenen çeşitli kişiler ve son yıllarda basılan bazı kitaplar, sanki Alevilik ve Alevilere hizmet ediyormuş gibi görünüp, bazen dolaylı olarak, bazen de direkt olarak Alevileri asimilasyona devam etmektedirler. Bu asimilasyoncu tavra karşı olan Alevilere ve Alevilik üzerine yazı, kitap, v.s. yazanlaraKarşı tepki duyulmaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde verilen “Din ve Ahlak Bilgisi Dersleri” adeta Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Alevileri yok sayan ve asimile eden derslere dönmüş durumdadır. Türkiye’de okullarda din ile ilgili verilen derslerden Milli Eğitim Bakanlığı ve YÖK değil, adeta Diyanet İşleri Başkanlığı sorumlu gözükmektedir. Bu durum verilen eğitim ve öğretimde sıkıntılar yaratmaktadır.


Türkiye’de YÖK bünyesindeki üniversitelere bağlı İlahiyat Fakülteleri de bilimsel bağımsızlık anlayışı doğrultusunda birer a ...

Gönderen YOLCU, Salı, 05 May 2009 21:37 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
HÜSEYİN ADIGÜZEL YAZIYOR...

Nerimanov ve Azerbaycan’da Milli Komünizm

Rus Çarlığı 19. yy başlarından itibaren Türk halklarının yoğun olarak yaşadığı bölgeleri ele geçirdi. Doğu ve Batı Türklüğüne karşı başlatılan acımasızca saldırıların sonucunda, Doğu Türklüğü bütünüyle Rus emperyalizminin kontrolü altına girdi.

1905 yılından itibaren, bu bölgelerde yaşayan Türk halklarının aydınları, Rus emperyalizminden kurtulabilmenin çarelerini aramaya başladılar. Bu yıllarda ortaya çıkan sosyalist-komünist akımların etkisi altında ülkesinin bağımsızlığı için çalışan Türk aydınları da vardı. Molla Nur Vahidov, Mir Sultan Galiyev, Neriman Nerimanov, Turar Rızkılov gibi...

Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna doğru, Ekim 1917 Devrimi ile Çarlığı yıkan komünistlerin saflarında birçok Türk aydını yer alıyordu. Bunlar, komünistlerle işbirliği yaparak ülkelerinin bağımsız olabileceğini düşünüyorlardı. En azından, komünist felsefenin gereği olarak Rus zulmünden kurtulacaklarını ümit ediyorlardı. Çünkü, ihtilalin başı olan Lenin, “Halklar hapishanesinin kapılarını sonuna kadar açacağız. Her halk kendi kaderini kendisi tayin edecektir.” diyordu. Bu gibi sözlere inanan Türk aydınlarından birisi de Neriman Nerimanov’du.



Devrimci Azeri aydın:Nerimanov

Azerbaycan’ın büyük devlet adamlarından, yazarlarından, politikacılarından biri olan Neriman Nerimanov, 14 Nisan 1870 yılında yoksul bir ailenin çocuğu olarak Tiflis’te doğmuştur.

1879 yılında başladığı Müslüman Ruhani Okulu’nu 1885 yılında bitirmiş, temel İslami bilgileri bu okuldan almıştır. Aynı yıl Gori şehrindeki Zakafkasya öğretmen lisesine girmiş ve 1890 yılında bu okulu bitirerek Borçalı ilçesinin Kızılhacılı köyüne öğretmen olarak atanmıştır. Bu köydeki yaşam şartları Nerimanov’u derinden etkilemiş, köylüler üzerindeki ağa-molla baskısının dayanılmaz ağırlığını hissederek köylülerin yanında yer almıştır. İlk edebi eseri olan “Nadanlık” kitabını yazdığı bu köyden, ağa-molla işbirliği sonucucunda işine son verildiği için ayrılmak zorunda kalmıştır.

1891 yılında Bakü’ye gelen Nerimanov, özel bir erkek lisesinde edebiyat ve dil öğretmeni olarak çalışmaya başlamıştır. Azerbaycan’ın önde gelen aydınlarının yardımlarıyla, 1894 yılında tüm Doğu aleminde ilk defa bir halk kütüphanesi (okuma salonu) açtı. Bu salon kısa zamanda Bakü’nün ve tüm Kafkasya’nın kültür merkezi haline geldi. Burada ülkenin önde gelen ilim ve fikir adamlarının katılımıyla sosyal, siyasi ve kültürel amaçlı toplantılar yapılmış, yoksul öğrencilere yardım için tiyatro oyunları sahnelenmişti.

1895-1901 yılları arasında Neriman Nerimanov, öğretmenliğin yanısıra geniş olarak edebi, sosyal ve siyasi faaliyetler de yürütmüştür. O, bu dönemde “Dilin Belâsı” (Şamdan Bey) ...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 02 May 2009 21:14 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
YAŞASIN 1 MAYIS

YAŞASIN 1 MAYIS

   1 Mayıs Emek, Dayanışma ve Mücadele Günü, tüm emekçilere ve tüm mazlumlara kutlu olsun. Türk emekçileri, 1 Mayıs'ta alanları ulusal bayrakları ile dolduracak. Ulusal kimliğimizi yadsıyanlara, emekçi vasfımıza kör olanlara, emperyalist, kapitalist, faşist saldırılara karşı Türk Dünyasındaki tüm Türk halklarının ve tüm mazlum halkların birlik ve mücadele bayrağı yükselsin...

YAŞASIN 1 MAYIS...

YAŞASIN EMEKÇİLERİN, İŞÇİLERİN BİRLİĞİ...

YAŞASIN SOSYALİST TURAN ÜLKÜMÜZ...

 Türkçü Toplumcu Yol 

...

Gönderen YOLCU, Perşembe, 30 Nisan 2009 14:58 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
10 CAN DAHA DÜŞTÜ...

 

    10 CANIMIZ DAHA ŞEHİT DÜŞTÜ...

DÜN GÜNEYDOĞUDA 10 TÜRK ÇOCUĞU DAHA HAYATLARININ BAHARINDA TOPRAĞA DÜŞTÜ... HİÇBİR ŞEY İNSAN YAŞAMINDAN DAHA ÖNEMLİ DEĞİLDİR. TÜRK ÇOCUKLARININ KATLEDİLMESİNE SON VERMEKLE GÖREVLİ OLANLAR GÖREVLERİNİ YAPMAK ZORUNDADIRLAR.

TERÖR ÖRGÜTÜNÜN SALDIRILARI SONUCU YAŞAMLARINI YİTİREN TÜRK ÇOCUKLARINA, TANRIDAN RAHMET YÜCE TÜRK HALKINA METANET VE BAŞSAĞLIĞI DİLİYORUZ...

TÜRKÇÜ TOPLUMCU YOL

...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 29 Nisan 2009 21:40 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
YAŞASIN 1 MAYIS

 

       YAŞASIN 1 MAYIS

   1 Mayıs Emek, Dayanışma ve Mücadele Günü, tüm emekçilere ve tüm mazlumlara kutlu olsun. Türk emekçileri, 1 Mayıs'ta alanları ulusal bayrakları ile dolduracak. Ulusal kimliğimizi yadsıyanlara, emekçi vasfımıza kör olanlara, emperyalist, kapitalist, faşist saldırılara karşı Türk Dünyasındaki tüm Türk halklarının ve tüm mazlum halkların birlik ve mücadele bayrağı yükselsin...

YAŞASIN 1 MAYIS...

YAŞASIN EMEKÇİLERİN, İŞÇİLERİN BİRLİĞİ...

YAŞASIN SOSYALİST TURAN ÜLKÜMÜZ...

 Türkçü Toplumcu Yol 

 

...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 29 Nisan 2009 18:26 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
M. CEMİL KILIÇ yazıyor...

Kızıl Ülkü

Yıldırım düşüyor sessizliğin orta yerine
Çığlık çığlığa dil yanıyor
Cehennem narına değse dudakların
Ateşte yeşeren gül yanıyor

Göz bebeklerinde bir serhildan
Proleter cephede bayrak yanıyor
Sulanmış olsa da kızıl kanlarla
Müstevli elinde toprak yanıyor

Ay yıldız, orak ve çekiçle kardeş
Örs üzerinde demirden kül yanıyor
Börteçine, asinanın izinde
Gerçeğe örtülen tül yanıyor

Hazarın suyunda çimsin balalar
Odlar yurdunda gün yanıyor
Bir yula var mollanın elinde
Ahlak, iman ve din yanıyor

Tutsak düşmüş kızıl ülkümüz
Mirseyit Galioğlu Sultan yanıyor
Mazlum milletler prangalı hala
Bir kızıl sosyalist Turan yanıyor…



MUSTAFA CEMİL KILIÇ
27.04.2009
<!-- / message --><!-- sig --> ...

Gönderen YOLCU, Pazartesi, 27 Nisan 2009 21:43 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
M. CEMİL KILIÇ yazıyor...

Ah Benim Kardeşim,
SEVGİLİ AZERBAYCAN’IM…


Ah benim kardeşim… Canım, can Azerbaycan’ım ! Her karış toprağına bin selam olsun. Bakü’ye, Gence’ye, Karabağ’a, Hocalı’ya ve çırpınan Hazar’ına milyon kez kurban olmaya hazır bir yüreğim var…

Yüreğim o güzel milli marşındaki gibi “Azerbaycan! Azerbaycan!
Ey kahraman evladın şanlı vatanı!” diyerek çarpıyor…

Öyle bir yanıyor ki yüreğimiz, Ermeni katliamcılarının kurşunu bile belki bu kadar yakamazdı onu…

Sana nasıl kıydılar sevgili yurdum !

Büyük Türk dünyasının kahraman ülkesi!

Mehmet Emin Resulzadelerin, Neriman Nerimanovların, Ali Bey Hüseyinzadelerin, Ebulfeyz Elçibeylerin şanlı yurdu !

Ah benim kalbim Azerbaycan’ım!

Anadolu Türklerine değil öfken biliyorum. Öfken T.C.’yi teslim alan AKP’yedir. Zira Anadolu Türkleri seni canı gibi seviyor. Sen bizim yüreğimizin diğer yarısısın…

Ermeni ile dost olmak adına sana sırt çevirenlerden elbet bu halk bir gün hesap soracak!

Elbet, “gün gelecek, devran dönecek, AKP halka hesap verecek!”

Ve bu hesap çok ağır olacak…

Bir buçuk milyon kaçkın kardeşimin gözyaşları, işgal altındaki öz yurdum Karbağ’ın kanla sulanan toprakları, şehit düşen on binlerce Türk kardeşimin acısı asla unutulacak değil…

Gel gör ki, AKP hükümeti hem suçlu hem güçlü misali neredeyse Azerbaycan’ı suçlu ilan edecek.

Neymiş, Azerbaycan KKTC’yi neden tanımamış !

El insaf… Sen tanıdın mı ki KKTC’yi ?

Sen değil misin KKTC’yi yıkıp Rum’a teslim etmek isteyen Mehmet Ali TALAT’ı iktidara taşıyan !?

Sen değil misin “ sakın KKTC’yi tanımayın “ diye Pakistan’a, Bangladeş’e ve Azerbaycan’a baskı yapan !

Türkiye’de konferanslar veren Rauf Denktaş’a, hayasızca “ git kendi ülkende konuş “ diyen sen değil misin ?!

Şimdi hangi pişkinlikle Azerbaycan’ı suçlarsın ?!

Türkiye’de halk sana oy verince “ milli irade” diyen ama KKTC halkı UBP’ye oy verince milli iradeyi yok sayan ve UBP’yi tehdit eden sen değil misin ?

Bir de hiç hicap duymadan Azerbaycan gaz fiyatını yükselteceğini açıklayınca bunu eleştiriyorsun…

Hiç mi vicdan yok sende, hiç mi ?

Azerbaycan yıllardır bize üçte biri fiyatına veriyor o gazı !

Bize değil başka ülkelere satsa üç kat daha fazla para kazanacakken kardeşlik adına bize ucuza satıyor…

Ama sen açıkça Azerbaycan’ı sömürmek istercesine nerdeyse gazı bedava almak istiyorsun…

Çok yazık, gerçekten çok yazık.

Ey AKP, senin dostluğunu kazanmak için illa GAZZE olmak mı gerekiyor ?

İlla Arap olmak mı gerekiyor ?

Tü ...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 25 Nisan 2009 20:00 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
AZERBAYCAN DEVLET BAŞKANI

TOPRAKLARIMIZI GERİ ALACAĞIZ... 

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Bakü’de düzenlenen İslam Konferansı Teşkilatı (İKT) Zirvesi’nde “Azerbaycan, ne pahasına olursa olsun topraklarını geri alacaktır” dedi.


Ermeniye bırakmayız
Azerbaycan’ı haklı davasında destekleyen İKT’ye teşekkür eden Aliyev, barışçıl çözüm istediklerini ancak Karabağ’ın bağımsız olmasına asla izin vermeyeceklerini vurguladı.  



Karabağ’ı geri alacağız
Ermenilere meydan okuyan İlham Aliyev, “Karabağ’ın bağımsız olmasına hiçbir zaman izin vermeyeceğiz. Ne pahasına olursa olsun topraklarımızı alacağız” dedi


* Selda Öztürk KAY- Önsel ÜNAL- Bakü’den bildiriyor
Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınır pazarlığı ddevam ederken Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’den Erivan’a sert bir ültimatom verdi. Aliyev, Bakü’de düzenlenen İslam Konferansı Teşkilatı’na (İKT) üye ülkelerin güvenlik kurumları yöneticileri toplantısına katılanları kabul etti. Kabulde, Ermeni işgali altındaki Yukarı Karabağ’ın bağımsız olmasına hiçbir zaman izin vermeyeceklerini belirten Aliyev, “Azerbaycan ne pahasına olursa olsun, kendi topraklarını geri alacaktır” dedi.

Bölge için tehlike
Karabağ sorununun barışçıl yollarla çözülmesinden yana olduklarını ifade eden Aliyev, “sorunun çözümünde Ermenistan’ın yapıcı tutum sergilemesinin, müzakereler masasında uzlaşma sağlanması için iyi bir başlangıç olabileceğini” kaydetti. Karabağ sorununun sadece kendileri için değil, bölge için de tehlike oluşturduğunu belirten Aliyev, bölgenin her açıdan gelişmesi için istikrarın sağlanmasının şart olduğunu, istikrarın sağlanmasının ise doğrudan Karabağ sorununun çözümüne bağlı olduğunun altını çizdi.

Bakü’nün yanındayız
İlham Aliyev, İKT’nin Karabağ konusunda Azerbaycan’ın haklı tutumunu her zaman desteklediğini hatırlatarak, 2008 yılında BM Genel Kurulunda Azerbaycan’ın işgal altındaki topraklarındaki son durumla ilgili görüşmelerde, Azerbaycan’ın haklı tepkisinin en çok İslam ülkeleri tarafından desteklendiğini de belirtti. İKT Genel Sekreter Yardımcısı İzzet Kemal Mufti de, İKT’nin Yukarı Karabağ konusunda Bakü’nün tutumunu bundan sonra da desteklemeye devam edeceğini söyledi.

 

...

Gönderen YOLCU, Perşembe, 23 Nisan 2009 11:53 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
TTY

 

    KKTC'DE TÜRK ULUSÇULARININ ZAFERİ KUTLU OLSUN !

KKTC'DE YAPILAN SEÇİMLERDE BAĞIMSIZLIKÇI, ULUSÇU UBP VE LİDERİ SAYIN DERVİŞ EROĞLU BÜYÜK BİR ZAFER KAZANDI. TÜRKÇÜ TOPLUMCU YOL BAŞTA KKTC HALKI OLMAK ÜZERE TÜM KIBRISLI TÜRK ULUSÇULARINI KUTLUYOR.

SAYIN DERVİŞ EROĞLU'NUN ÖNDERLİĞİNDE KKTC'NİN BAYRAĞINI YÜKSELTMEYE AND İÇENLERE SELAM OLSUN!

YAŞASIN KKTC !

YAŞASIN TÜRK DÜNYASI !

...

Gönderen YOLCU, Pazartesi, 20 Nisan 2009 21:20 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

TARİHTEN GÜNÜMÜZE ALEVİ İBADETLERİ*

Alevilik, İslam orijinli inançsal bir akım olarak diğer İslami akımlardan ayrışıp özgün bir hüviyet kazanmış müstakil dinsel bir kimliktir.

Aleviliğin özgünlüğünü yada başka bir deyişle kendine özgü oluşunu temin eden en mühim nokta inançsal ritüelleridir. Dinsel terminolojide ibadet adı verilen bu ritüeller, kaynağını kimi itikadi ilkelerden almaktadır. Alevi ritüellerini dayandığı itikadi temellerden bağımsız bir biçimde ele almak, Aleviliği tanımak ve tanımlamak hususunda isabetli bir sonuç doğurmayacaktır.

Bu nedenle ibadetlerdeki itikadi arka zemin daima hatırda tutulması icap eden yaşamsal değerde unsurlar arasında yer almaktadır. Şimdi bu temel ilke çerçevesinde türlerine girmeden genel olarak “ayin – i cem”, “semah”, “matem – i muharrem” ve “hızır orucu” adı verilen uygulanma sıklığı yüksek kimi Alevi ibadetlerinin geçmişten günümüze takip ettiği seyri ele almaya çalışalım.

Katılımcıların bir kısmı tarafından her ne kadar bir “bahs - i diğer” olarak değerlendirilme olasılığı bulunsa da Sünni ve Şii zahir ehlinin diğer bir deyişle şeriat ehlinin ibadetlerine yönelik Alevi muhalefetinin Nizari İsmaililiğiyle ilgisi, üzerinde durulmaya değer bir konudur. Zira Aleviler, tıpkı Nizari İsmailileri gibi, İmamiyye Şiiliğince kabul edilen namaz, Ramazan orucu ve Mekke’ye yapılan haccı kabul etmezler. Fakat bunları yine tıpkı Nizari İsmailileri gibi batıni anlamlar yükleyerek tevil ederler.(1)

Bu benzer tutuma karşın şer’i - zahiri ibadet biçim ve anlayışına yönelik Alevi muhalefetinin kendine özgü itikadi, sosyal ve kültürel nedenleri olduğu kanısındayız.

Söz konusu muhalefetin bir nevi alternatif ibadet şekillerini savunup uyguladığını görmekteyiz. Alevi muhalefetine göre mezkur ibadet şekillerinin kaynağı İslam’dır. Hiçbir zaman İslam dışı bir kaynak savunulmuş değildir.

Bu cümleden olarak Aleviliğin en önemli ritüelleri arasında yer alan ayin – i Cem yada cem ibadetinin de kaynağı İslam’dır. Çeşitli araştırmacıların cem ibadetinin kaynağını eski İran, Sümer (2) ve kadim Anadolu kültürlerine bağlamaya çalıştıklarına tanık oluyoruz. Bir kısım araştırmacılar ise bu konuda kadim Türk kültürünü öne çıkarmaya çalışmaktadırlar. Kuşkusuz her inançsal yapıda olduğu gibi Alevilikte de kadim uygarlıkların kimi izleri bulunmaktadır. Ancak özde ve temelde Arap – Sami ve kadim Türk kültürünün izleri daha belirgin bir haldedir. Bu noktada İrani unsurları da dikkate almak gerekmektedir. Benzer bir durum Sünni ibadet biçimi olan namaz için de geçerlidir. Namazda da kadim kültürlerin güçlü izleri mevcuttur. İbrahim peygamberden beri bilinen ve uygulanan namaz ibadetinin Muhammed peygamberin vahiy kaynaklı bir icadı olmadığı noktasında Ortodoks İslam teologlarının ittifakı me ...

Gönderen YOLCU, Pazar, 19 Nisan 2009 19:17 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
BİLGİ ŞÖLENİ

 

    MUSTAFA CEMİL KILIÇ ANKARA'DA BİLGİ ŞÖLENİNE KATILIYOR

CEM VAKFI ANKARA ŞUBESİ TARAFINDAN DÜZENLENEN " TARİHTEN GÜNÜMÜZE ALEVİLİK " KONULU BİLGİ ŞÖLENİ 18 - 19 NİSAN GÜNLERİ ANKARA limak ambassador otel'  DE YAPILACAKTIR.

MUSTAFA CEMİL KILIÇ, 19 NİSAN SAAT 15:00'DA " TARİHTEN GÜNÜMÜZE ALEVİ İBADETLERİ " KONULU TEBLİĞ SUNACAKTIR.

DUYURULUR...

...

Gönderen YOLCU, Perşembe, 16 Nisan 2009 17:17 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
AZERBAYACAN MİLLİ MARŞI

 KARDEŞİMİZ AZERBAYACAN'IN MİLLİ MARŞI

  

Azerbaycan! Azerbaycan!
Ey kahraman evladın şanlı vatanı!
Senin için can vermeye hepimiz hazırız!
Senin için kan dökmeye hepimiz kâdiriz!
Üç renkli bayrağınla mutlu yaşa!
Üç renkli bayrağınla mutlu yaşa!

Binlerce can kurban oldu,
Sinen (göğsün) savaşa meydan oldu!
Hukukundan geçen asker!
Hara bir kahraman oldu!
Sen ol gülistan,
Sana her an can kurban!
Sana bin bir muhabbet
Sinemde tutmuş mekan!
Namusunu korumaya,
Bayrağını yükseltmeye,
Namusunu korumaya,
Bütün gençler muştaktır!
Şanlı Vatan! Şanlı Vatan!
Azerbaycan! Azerbaycan!
Azerbaycan! Azerbaycan!

...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 15 Nisan 2009 19:41 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR..

MÜLHİD

 

Doludizgin bir başkaldırı doğuruyor

Böyle esrik tapınmaların

Sen kimin yurdundasın ki

Duyulsun yakınmaların

 

Gözlerine egemen değil

Bakışlarındaki fer

Daha sövülecek putlar var

Bu senin ibadetinmiş meğer

 

Vur göğsüne kutsallığın

Yıkılsın bütün mabetler

Beyazın günahını

Taşıyamaz melekler

 

Bir şehevi serüvene

Sıkıştırılmış yaşamlar sürüsü

Kolay teslim olmaz aklımdaki terörist

Bu bir bilgelik öngörüsü

 

Lafzına gizlenmiş ayetler

Mülhid hafızlarınla hıfzedilir

Bir yığın mukaddes kelam


Gönderen YOLCU, Salı, 14 Nisan 2009 21:33 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ

MUSTAFA CEMİL KILIÇ TARAFINDAN TESPİT EDİLEN SKANDAL: 
MEB’e Göre Semah Bir “Oyun”muş ! 

Milli Eğitim Bakanlığı Alevileri dışlayıcı ve aşağılayıcı uygulamalarına devam ediyor. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ders kitaplarına Alevilik ile ilgili konular da konulduğunu savunan MEB’in bu hususta bir skandala dönüşen uygulamaları her geçen gün daha da net bir biçimde görülüyor.

12. Sınıf ders kitabında Alevileri beş vakit namaza, ramazan orucuna, cihada ve Kabe’ye hacca çağıran yani Sünnileşmeye davet eden MEB, Alevilerin en temel ibadetleri arasında yer alan Semahı da aşağılayıcı bir şekilde tanımladı.

Ders kitabının sözlük kısmında semah şöyle tarif edildi:

“ Alevi ve Bektaşi topluluklarında yaygın olan ve müzik eşliğinde uygulanan tören nitelikli oyun.” ( s. 121)

Semahı “oyun “ şeklinde tanımlayan MEB, bu yolla bir skandala daha imza atmış oldu.

Peki oyun nedir ?

Oyunun ne olduğunu elbetteki herkes biliyor ama biz yine de Türk Dil Kurumu sözlüğünde sözcüğün nasıl tanımlandığını sunarak bu nitelemenin ne denli aşağılayıcı olduğunu daha da netleştirmiş olalım:

1 .     Yetenek ve zekâ geliştirici, belli kuralları olan, iyi vakit geçirmeye yarayan eğlence:
       "Tenis, tavla, dama, çelik çomak, bale oyundur."- .
2 . ...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 11 Nisan 2009 16:24 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
M. CEMİL KILIÇ yazıyor...

AZERBAYCAN’A İHANET


Ülkesinin yüzde 25’i Ermeni işgali altında bulunan ve yaklaşık 1 buçuk milyon vatandaşı yaklaşık on beş yıldır kaçkın ( göçmen ) olarak yaşayan Azerbaycanlı kardeşlerimize, adı Türkiye olan fakat her geçen yıl Türklükten uzaklaşan devletimiz, kelimenin tam anlamıyla ihanet ediyor.

Dili, dini, soyu, kanı bir kardeşlerimiz olan Azeri Türkleri, Türkiye’ye karşı büyük bir hüzün duygusu içindeler. Zira; Türkiye, Ermenistan ile olan sınırını açmaya ve diplomatik ilişki kurmaya karar verdi. Oysa Ermenistan hem Azerbaycan Türklerine karşı hem de Türkiye Türklerine karşı son derece düşmanca davranıyor. Hem Türkiye’nin hem de Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü tanımıyor. Anayasasında zımnen de olsa Türkiye’den toprak talep eden bir ülke olan Ermenistan’a karşı Türkiye’nin bu teslimiyetçi siyaseti hangi saiklerden doğan bir acziyettir. Bu nasıl bir komplekstir ?

Ermeni soykırım savlarına karşı mücadelede beceriksiz ve yetersiz politikaların ülkemizi götürdüğü sonuç son derece hazindir. İşlemediğimiz bir suçtan dolayı utandırılmak ve cezalandırılmak isteniyoruz.

Arkasına batı desteğini alan Ermeni devleti, Türklüğü dünya nezdinde mahkum ettirmek istiyor. Kuşkusuz Türklerin de geçmişinde yüz kızartıcı hadiseler var. Fakat Ermeni meselesinde yaşanan trajedinin tek sorumlusunun Türkler olmadığı tarihsel bir gerçektir. 1915 olaylarında yaşanan acıların en büyük müsebbiplerinin başında o dönemdeki Ermeni örgütleri gelmektedir. Bağımsızlık sevdasıyla vatandaşı oldukları devlete isyan eden Ermeniler, tehcirle yüz yüze gelmişlerdir. Ama hiçbir zaman Ermeniler için bir yok etme planı söz konusu olmamıştır. Üstelik Ermeniler, on binlerce Türkü de hunharca katletmişlerdir. Ermenilerin işlediği son cinayetin coğrafyası da halen kanayan bir yara olan KARABAĞ’dır. 17 yıl önce (1992’de ) Karabağ’da Hocalı katliamıyla yüzlerce Azeri Türk’ü canice öldürülmüştür.

Buna karşın Ermeni soykırım savları karşısında tek suçlu olarak Türkiye’yi görme ve gösterme çabası karşısında ulusumuzu savunmak her Türk için doğal ve haklı bir reflekstir.

En önemli vasfı bize göre Türk devleti olma özelliği olan Türkiye Cumhuriyeti’nin yöneticilerinin Ermenilerle olan münasebetlerde Türklüğün çıkarlarını korumak noktasında acziyete düştükleri görülmektedir. Yaşanan son olay da göstermektedir ki, hükümet Azerbaycanlı kardeşlerimizi üzmek, kırmak, incitmek pahasına Ermeni şantajına boyun eğecektir.

Bu noktada Azerbaycan’da büyük bir teessürün oluştuğu aşikardır. Azerbaycan devleti, sivil toplum örgütleri, muhalif partileri ve Azerbaycan basını ayaktadır. Tepkileri T.C. hükümetinedir. Azerbaycan’dan yükselen sesi duyuyorum ...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 08 Nisan 2009 19:50 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
TÜRK BİRLİĞİNE DARBE

 KARDEŞİMİZ AZERBAYCAN'DAN SON UYARI 

AKP’nin Ermeniye sınır harekatı, Azerbaycan’ı hem kırdı hem kızdırdı. Cumhurbaşkanı Aliyev Bakü’de üst düzey yetkililerle bir araya gelerek durum değerlendirmesi yaptı.


Emrivaki kabul etmeyiz!
Ankara’ya sert bir mesaj gönderen Aliyev, emrivakiye boyun eğmeyeceklerinin altını çizdi: Bağımsız siyaset yürütürüz. Bu siyaset de milli çıkarlarımızın korunmasını esas alır.  



“AKP’ye direnin!”
* Ermeni sınırını açmanın Türk dünyasını tehlikeye atacağını yazan Azerbaycan basını, AKP’ye karşı direniş çağrısı yaptı.


Sınır için ne değişti?
* Azeri Türk Kadınlar Birliği Başkanı Tenzile Rüstemhanlı, Azerbaycan’ın yok sayılmasını, bu soruyla eleştirdi.  



Aliyev resti çekti
Bakü’de üst düzey yetkililerle bir araya gelen İlham Aliyev, üstü kapalı olarak Ankara’ya mesaj
gönderdi: Milli çıkarlarımız doğrultusunda bağımsız siyaset izliyoruz. Değişen politikalara karşı
biz de değişeceğiz


Haber: Selda Öztürk KAY
Türkiye-Ermenistan sınırının açılacağı iddialarına kızıp, İstanbul’daki Medeniyetler İttifakı toplantısına katılmayan Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Ankara’ya çok sert mesajlar gönderdi. Bakanlar ve üst düzey yetkililerin katılımıyla yapılan danışma toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Karabağ sorununa vurgu yaptı.

Milli çıkarlarımız esas
“Azerbaycan halkı ve devleti bu işgali (Ermenistan’ın) etnik temizlik siyasetini ve geçici toprak kaybını hiçbir zaman kabul etmeyecektir” diyen Aliyev, barışçı çözümü amaçlayan müzakere sürecinde her zaman yapıcı tutum sergilediklerini, Ermenistan’ın da yapıcı olması gerektiğini vurguladı. Ülkesinin bağımsız siyaset yürüttüğünü, bu siyasetin milli çıkarlar üzerine kurulduğunu kaydeden İlham  Aliyev, “Milli çıkarlarımızın korunması, bizim için önceliktir. Bu siyaset bundan sonra da devam ettirilecektir” şeklinde konuştu.

Türkiye’ye karışmayız
Obama’nın TBMM’deki sözleri ve İstanbul’da Türk ve Ermenistan Dışişleri Bakanları ile görüşmesine de değinen Aliyev,  “Hiçbir devletin içişlerine karışmıyoruz. Bölgede değişen politikaya göre biz de değişeceğiz” dedi. Aliyev şöyle devam etti: “Başka ülkeler arasındaki karşılıklı ilişkilere Azerbaycan müdahale etmedi ve etmeyecektir. Ancak bununla birlikte kendi politikasını bölgede oluşan ya da oluşabilecek yeni durumlara uygun şekilde yürütmek bizim doğal hakkımız ve biz bu hakkımızdan istenilen şekilde istifade edeceğiz.”


Gönderen YOLCU, Çarşamba, 08 Nisan 2009 07:29 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
CHP'Yİ PARÇALAMA OPERASYONU

CHP’yi ‘parçalama’ operasyonu

29 Mart yerel seçimlerinin resmi sonuçları henüz netleşmiş değil. Birçok il ve ilçede itirazlar var. İl ve İlçe Seçim Kurulları bu itirazları değerlendiriyor, oyları sayıyor. Gerek görülen yerlerde ise “yeniden seçim yapılması” kararı alınıyor.

Bu süreç, ne yazık ki; AKP’nin baskı ve zorlamaları yüzünden sağlıklı yürümüyor. İl ve İlçe Seçim Kurulları’na baskı yapan AKP’liler, ‘’millet iradesi’’nin tecelli etmesine izin vermek istemiyor. Bakanlar, milletvekilleri, parti yöneticileri, seçim kurulları üzerinde baskı kuruyor.

Tüm bunlar ‘’doğal sürecinde’’ devam ederken, bir baskı da CHP üzerinde kurulmak isteniyor. Başını Ciner Grubu’nun çektiği medya organları, CHP’nin sandıktan oylarını yükselterek çıkmasından memnun olmadığını belli ediyor. Ciner Grubu’nun tüm yayın organları, ‘’CHP deniz partisi oldu” diyor. Bu başlıklarla, CHP’nin aldığı oylar küçümseniyor. CHP’nin sadece “sahil kesimleri”nde oy alabildiğine vurgu yapılıyor. Böylece AKP ağzıyla konuşuluyor ve “İktidarın alternatifi yok” mesajı verilmeye çalışılıyor. Oysa ki; seçimi doğru okumak isteyen bir yayın organı, bu tespit yerine, “AKP erimeye başladı, AKP İç Anadolu’ya sıkıştı” demeliydi.

Ciner Grubu’nun CHP’ye ilişkin yayınları bunlarla sınırlı değil. Ciner Grubu, seçim öncesi de Türkiye’de adı sanı duyulmamış bir anket şirketinin nerede yapıldığı belli olmayan anketlerini günlerce yayımladı. ABD’de sadece “gıda firmaları” için anket yapan bir kuruluş olan İPSOS’un Türkiye Temsilciliği’ni alan kişileri ekrana çıkartarak “CHP 20 puan geride” tezini işleyen Habertürk TV, bununla da yetinmedi. Buna benzer yayınlar sık sık tekrarlandı. CHP, İstanbul’da önce 11 puan, ardından ise 20 puan geride gösterildi. Benzer uygulamalar Ankara için de yapıldı. CHP’ye yakın tek bir kişinin bile konuşturulmadığı programlarda, “AKP’nin patlama yapacağı”nın altı çizildi. Böylece seçmene ‘’ayar’’ verilmeye çalışıldı.

Habertürk’ün ‘’faaliyetleri’’ bununla da bitmedi. “Yandaş medya” olma yolunda hızla ilerleyen Habertürk TV, seçim gecesi de CHP’yi sürekli olarak 20 puan geride gösterdi. Bu yayınlar öyle bir hal aldı ki; CHP İstanbul eski İl Başkanı Gürsel Tekin canlı yayına çıkmak ve “Arkadaşlar sandıkları sakın terk etmeyin” demek zorunda kaldı. Çünkü; Habertürk’ten yayılan bilgi, sandık başında duran CHP’lileri demoralize etti. Birçok görevli, “Bu iş bitti, yenildik” psikolojisine kapıldı ve sandıkları bırakarak gitmek istedi. Tekin’in canlı yayına çıkıp örgütü yeniden motive etmesiyle, Habertürk’ün yayınlarının etkisi azaltıldı. Görevliler, sandıklara daha çok sahip çıktı.

Hab ...


Gönderen YOLCU, Salı, 07 Nisan 2009 20:55 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR..

  KAFİRE DOKUNMAZ TANRI'NIN ATEŞİ... 

Sessiz bir çıldırmışlıkla
Ve devingen çaresizlikler boyunca
Gırtlağına çarpan bir yumruktur
Cebrail'in fısıldadığı masumiyet...

Ve sen;
Tanrı'dan olma
Şeytan'dan doğma özürlü bir çocuk gibisin
Çirkin bir zifafın ardından
Fışkırdın asli günahınla
Kanla karılmış bir çamurdan


Öyleyse,
Çekip git sevgili yüreğim, aşkın ateşine yana yana
Sakın boyun eğme kangren vedalara
Sen, sevgisi rehin düşmüş bir mecnunsun
Gözlerin bir sürgün diyarının mahpushanesidir

Demir parmaklığın arkasında bekleşir
Yelesi süzgün kısrak bir tay…
Sen uzanıp boynuna
Kokla dağ kokulu yaralı tutsağının perişan saçlarını
Kokla zira;
Bu senin kelepçede bulduğun hürriyetindir
Kutsanmış günahların
Necip zürriyetindir…

Kim çözebilir ki bu girift bilmeceyi
Kim sevebilir seni kim
Keskin bir bıçağın bileğilenmiş ağzından başka
Kim öper kurumuş dudaklarını
Kenarı kırık jilet gibidir zehirli dişleri
Dişi şehvetin fesadına boyun eğer cennet
Ve cehennem ejderhanın soğuk nefesidir
Unutma, kafire dokunmaz Tanrı’nın ateşi…

...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 04 Nisan 2009 22:15 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR..

   İnadına Değil, Bilinçle Baykal ! 

 

29 Mart seçimleri, CHP ve onun genel başkanı Sayın Deniz Baykal’ın büyük bir başarısıyla sonuçlanmıştır. CHP 22 Temmuz 2007’de DSP ile birlikte aldığı yüzde 20.8 oy oranını bu sefer tek başına 23. 2’ye taşımıştır. DSP’nin yaklaşık yüzde 3 civarında olduğu sanılan oy oranı çıkarıldığında gerçekte CHP’deki yükseliş yüzde 5.5 civarındadır. Bu başarı CHP’nin tüm kadrolarına aittir. Ama kanımca bu başarıdaki en büyük pay Sayın Deniz Baykal’ındır.

 

Sayın Baykal, büyük bir liderlikle İstanbul’da Kılıçdaroğlu’nu, Ankara’da Karayalçın’ı aday göstererek partisine inanılmaz bir devinim kazandırmıştır.  Sadece İstanbul ve Ankara’da değil, hemen hemen tüm Türkiye’de isabetli aday tercihleriyle kendisine ve partisine yönelik ağır ve haksız eleştirilere de gereken yanıtı vermiştir.

 

Buna karşın hala Sayın Baykal’ı eleştirenler kanımca vahim bir hatanın failidirler. Politik atmosfer açısından bakıldığında CHP ve Sayın Baykal’ın aslında olağanüstü bir başarıya imza attığı görülecektir.

 

CHP’deki 5.5 puanlık yükseliş çok anlamlıdır. Zira bu yükseliş, ABD ve AB’ye rağmen bir yükseliştir. Bu yükseliş, yüzlerce tarikat ve cemaate karşı bir yükseliştir. Bu yükseliş, medyanın yüzde 40’ını ele geçiren “ yandaş medya”ya rağmen bir yükseliştir.

 

Bu yükseliş, kendini liberal olarak tanımlayan aydıncıkların Kemalizm düşmanlığıyla körelerek ümmetçi gidişe kol kanat vermelerine rağmen gerçekleşen bir yükseliştir.

 

Hatta bu yükseliş, işbirlikçi sözde solculara, iflah olmaz Baykal karşıtlarına ve siyasi mevcudiyetini Baykal’ın başarısızlığına endeksleyenlere rağmen bir yükseliştir.

 


Gönderen YOLCU, Perşembe, 02 Nisan 2009 23:22 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
M. CEMİL KILIÇ

HOŞGELDİN KAFİRLER YURDUNA

Senin aklın ermez bu sırra dedi bir bilge kurt
Senin yüreğine sığmaz dedi bu metruk yurt
Senin düşlerin düşse de bir gayya kuyusuna
Yeşerir yeniden dedi cehennem narında…
Senin ülkülerin levh - i mahfuz diyarında !
Ve çıktığın bu sefer
Bir sefer – i miraç ayarında !

Fecre değin uyuyan karanlığın içinde
Bir yıldızın gözleri kamaşıyor
Acep çoğalır mı ışığımız seherle birlikte
Yoksa bu kamaşma bir deli serap mıdır ?

Sinesi kanlı,
Ah dedi, yüreği kurşunlanmış bir çocuk
Eyvah dedi ve büyüdü gözleri boncuk boncuk
Dermeyecek ellerim bir daha
Ne bir çiçek ne bir tomurcuk

Lakin bu nasıl bir tenakuz ki,
Siyahta sırrolmuş beyazın günahkarlığı
Ufuklar kadar geniş bir nefes darlığı
Acep Azrail’e gönderilen bir ferman mıdır?
Acep içinde duran maraz bir güman mıdır ?
Acep dert sandığın hakiki derman mıdır ?

Bir Tanrı gizlenmiş bu kadim öykümüze
Ne umay tanır onu, ne ayzıt, ne ülgen…
Çıldırmış bir şaman olmalı ki göstersin
İnan ki sen de kul olmak istersin!

Hoş geldin kafirler yurduna, küfre mümin olan serseri
Düşe kalka sürünür, kan revan içinde her yeri
Ellerinde mavzer izi
Siner koyak koyak çeteleşerek
Ve hatta halkın mahremine yerleşerek
Yıkar gerçeğin saltanatını
Bir şizofren hayale bağlanır gider

Acep ölmüş olabilir mi Mesihimiz ?
Acep kutsanmayacak mı isyanlarımız ?

Hüsrana gizlenen utkulardan
Kalbimiz bir sevinç devşirir mi acep ?
Acep yine atar mı nabzımız delice !
Acep güler mi dudaklarımız sinsice !
Acep…
Acep…

...

Gönderen YOLCU, Salı, 31 Mart 2009 21:32 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
M. CEMİL KILIÇ

Cehennemden Kalma Kül Kokusu

Metruk bir binanın loş ışığında
Uçuşan kelebekler gibidir içindeki endişe
Bilsen de öpecek alnından adresi belli bir kurşun
Manialar bulamazsın bu serseri gidişe

Hüznünden sevinçler devşirecek sımsıkı başlar
Alev alev tekbirlerle itileceksin uçurumdan
Hoşnut etmek için eski zaman ilahını
Mukaddes bir cinayet çıkaracaklar hamurundan

Ateşe doğru uzanıyor ellerin
Parmaklarında cehennemden kalma kül kokusu var
Sen haykırıp çınlatsan da dağları beyhude
Karşında bir meşum yobazlar ordusu var

Aslında tüm cinayetlerin sorumlusu sensin
Sensin Habil’i öldüren
Senin yüzünden atıldı Yusuf kuyuya
Senin yüzünden gerildi İsa çarmıha
Sensin isyan ettiren iblisi Allah’a

Taif’te son resule saldıran çocukların ellerine
Taşları tutuşturan da sensin
Masumiyetin katline ferman yazıp
Günahı günahkarla buluşturan da sensin

Bil ki hiç kimse hak etmedi senin kadar ölümü
Dar ağaçları, giyotinler, yağlı urganlar
Yetmez yok etmeye yaydığın zulumü
O zehir dolu beynin ancak kurşundan anlar

Mühletin dolduğunda soluğun kesilecek
Emin ol hamd edecek sahte müminler mevtine
Ve lakin fevc fevc taşınarak naş – ı azimin
Gireceksin hakiki muvahhidler beytine…

...

Gönderen YOLCU, Salı, 31 Mart 2009 21:27 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
chp zeferi !

 

    SEÇİM ZAFERİ CHP VE MHP'NİN !

CHP, belediye balkanlığı seçiminde yüzde 28, il genel meclisi seçiminde ise yüzde 23, 5 oranında oy alarak büyük bir yükseliş gerçekleştirdi.

22 temmuzda CHP oy oranı yüzde 20 idi.

MHP de bu seçimde yaklaşık 2 puanlık bir yükseliş gerçekleştirdi.

İKTİDAR PARTİSİ AKP İSE büyük bir yenilgi aldı. Yaklaşık yüzde 8 civarında oy kaybına uğradı.

AKP yüzde 47'den 39'a düştü...

Ve Türk ulusu " tek parti rejimine " güçlü bir şekilde HAYIR ! dedi.

Yaşasın Türk Ulusu !

 

 

 

...

Gönderen YOLCU, Pazar, 29 Mart 2009 22:40 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
OYUMUZ...

 

OYUMUZ, ESKİŞEHİR VE ORDU'DA DSP'YE, ADANA'DA MHP'YE DİĞER TÜM İLLERDE Cumhuriyet Halk Partisi'NEDİR.

 Cumhuriyet Halk Partili adayları destekliyoruz...

  Adana'da MHP adayını destekliyoruz...

 Eskişehir ve Ordu'da DSP adaylarını destekliyoruz...

  TÜRKÇÜ TOPLUMCU YOLCULAR

 

...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 28 Mart 2009 20:55 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

   ALEVİLİKTE AHİRET İNANCI 
İnsanın ölümsüzlük arzusu tüm din ve inançlara damgasını vurmuştur. Özellikle uzak doğu dinleri bu arzuya reenkarnasyon inancıyla yanıt verirken Sami dinleri yani Musevilik, Hristiyanlık ve İslamlıkta ise ahiret inancı öne çıkmıştır. Ahiret inancının Musevilikte net bir inanç olmadığına dair tartışmalar mevcutsa da son tahlilde Museviliğin de bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiği düşüncesindeyiz.

Musevilikteki ahiret inancına daha sonra değineceğiz. Önce uzak doğu dinlerindeki reenkarnasyon unsurunu ele almak istiyoruz.

Tenasüh veya Reenkarnasyon; yeniden bedenlenme veya ruh göçü, ruh sıçraması, ruhun bir cisimden ötekine, bazen de insandan hayvana ve hayvandan insana geçmesi inancıdır.

Hinduizm’de Ruh Göçü

Ruh göçü Hinduizm’in temel inançlarındandır. Hindistan’ın diğer geleneksel dini sayılan Jainizm’de de ruh göçü inancı vardır. Bu dinlerdeki ruh göçü kavramı Türkçe’de tenasüh olarak bilinir.

Reenkarnasyon ve tenasüh kavramları, aynı ilkeleri içerdikleri sanılarak birbirleriyle sık sık karıştırılmaktadır. Oysa bu iki kavram arasında kimi farklılıklar bulunmaktadır.

Bu temel farklar şöyle açıklanır:

Tenasüh inanışında ruhların sürekli olarak tekrar bedenlenmesi ilkesi bulunmakla birlikte, deneysel spiritüalizmin reenkarnasyon kavramındaki ruhsal tekamül ilkesi bulunmaz. Oysa reenkarnasyon kavramında ruhsal tekamül ilkesi vardır; yani ruhların dünyada bedenlenmeleri, tekamülleri içindir.

Tenasüh inanışı, ruhların dünyaya gelip gitmelerini ceza ve ödül ikilisine dayandırır. Deneysel ruhçuların reenkarnasyon kavramında ise varlığın cezalandırılması veya ödüllendirilmesi gibi şeyler söz konusu değildir. Reenkarnasyonculuğa göre; dünya yaşamı, yapılmış hataların intikamının alınması için oluşturulmuş olamaz. Kısaca, insan dünyaya bir önceki yaşamında neden başarılı olamadığının hesabını vermek için değil, gelişmek için gelir. Bir insan ruhunun bir sonraki yaşamında dünyaya geleceği beden, onun tekamül gereksinimlerine ve nedensellik kuralına göre belirlenir.

Tenasüh inanışına göre, bir insan ruhu, ceza aldığı takdirde bir sonraki bedenlenmesinde dünyaya bir hayvan bedeninde gelebilir. Reenkarnasyon kavramına göreyse tekamülde geri dönüş, yani gerileme yoktur; zaten bir hayvan bedeni bir insan ruhunun gelişim gereksinimleri için yeterli olamaz.

Aralarındaki kimi farklara karşın reenkarnasyon ve tenasüh yeniden bedenlenme ve yeniden doğuş ilkeleri çerçevesinde yine de birlikte değerlendirilebilir.

Felsefi bir akım olan ruhçulukla ilintilendirilmekte olan reenkarnasyonun deneysel ruhçuluk denilen cereyan ile de sistemleşmiş olduğu kabul edilmektedir. Deneysel ruhçuluk, Platon ve Pisagor gibi filozofl ...

Gönderen YOLCU, Cuma, 27 Mart 2009 20:40 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUHSİN YAZICIOĞLU VEFAT ETTİ...

 

MUHSİN YAZICIOĞLU YAŞAMINI YİTİRDİ

BBP GENELBAŞKANI MUHSİN YAZICIOĞLU HELİKOPTER KAZASI SONUCU YAŞAMINI YİTİRDİ. MERHUMA TANRI'DAN RAHMET, SEVENLERİNE VE KEDERLİ AİLESİNE BAŞSAĞLIĞI DİLERİZ..

...

Gönderen YOLCU, Cuma, 27 Mart 2009 15:37 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
GEÇMİŞ OLSUN...

  MUHSİN YAZICIOĞLU HALA BULUNAMADI... 

Türk Milliyetçiliği düşüncesine dini unsurları temel alarak başka türlü bir yaklaşım getirmeye çalışan ve bu fikrini BBP ile siyasi hayata taşıyan Sayın Muhsin YAZICIOĞLU’na uğradığı kaza nedeniyle geçmiş olsun diyor, sağ salim kurtulmasını temenni ediyoruz.


MUSTAFA CEMİL KILIÇ VE ARKADAŞLARI

...

Gönderen YOLCU, Cuma, 27 Mart 2009 10:33 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ

KAMAŞMA

Senin aklın ermez bu sırra dedi bir bilge kurt
Senin yüreğine sığmaz dedi bu metruk yurt
Senin düşlerin düşse de bir gayya kuyusuna
Yeşerir yeniden dedi cehennem narında…
Senin ülkülerin levh - i mahfuz diyarında !
Ve çıktığın bu sefer
Bir sefer – i miraç ayarında !

Fecre değin uyuyan karanlığın içinde
Bir yıldızın gözleri kamaşıyor
Acep çoğalır mı ışığımız seherle birlikte
Yoksa bu kamaşma bir deli serap mıdır ?

Sinesi kanlı,
Ah dedi, yüreği kurşunlanmış bir çocuk
Eyvah dedi ve büyüdü gözleri boncuk boncuk
Dermeyecek ellerim bir daha
Ne bir çiçek ne bir tomurcuk

Lakin bu nasıl bir tenakuz ki,
Siyahta sırrolmuş beyazın günahkarlığı
Ufuklar kadar geniş bir nefes darlığı
Acep Azrail’e gönderilen bir ferman mıdır?
Acep içinde duran maraz bir güman mıdır ?
Acep dert sandığın hakiki derman mıdır ?

Bir Tanrı gizlenmiş bu kadim öykümüze
Ne umay tanır onu, ne ayzıt, ne ülgen…
Çıldırmış bir şaman olmalı ki göstersin
İnan ki sen de kul olmak istersin!

Hoş geldin kafirler yurduna, küfre mümin olan serseri
Düşe kalka sürünür, kan revan içinde her yeri
Ellerinde mavzer izi
Siner koyak koyak çeteleşerek
Ve hatta halkın mahremine yerleşerek
Yıkar gerçeğin saltanatını
Bir şizofren hayale bağlanır gider

Acep ölmüş olabilir mi Mesihimiz ?
Acep kutsanmayacak mı isyanlarımız ?

Hüsrana gizlenen utkulardan
Kalbimiz bir sevinç devşirir mi acep ?
Acep yine atar mı nabzımız delice !
Acep güler mi dudaklarımız sinsice !
Acep…
Acep…


M. CEMİL KILIÇ
24.03.2009
<!-- / message --><!-- edit note --> ...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 25 Mart 2009 15:19 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

KEMAL KILIÇDAROĞLU

Kemal Kılıçdaroğlu, sol siyaset için yeni ve zinde bir umut haline geldi. Sol seçmenin yaşadığı sıra dışı heyecan bu umudun bir dışa vurumudur.

Dürüst, ilkeli, yurtsever ve sosyal adaletçi kimliğiyle Kılıçdaroğlu’nun daha uzun yıllar boyunca Türk siyasetine damga vuracağı anlaşılıyor.

Hangi siyasi çizgiye mensup olursa olsun bütün Türk halkı için önemli bir değere dönüşen Kılıçdaroğlu, hemen hemen her kesimden oy alabilen bir duruşa sahip…

Hem DTP seçmeninden hem de MHP’lilerden oy alacağı kesin olan Kılıçdaroğlu bunu nasıl başarıyor ?

Görebildiğimiz kadarıyla MHP’lilerin önemli bir kesimi AKP’ye duydukları antipati nedeniyle Kılıçdaroğlu’na yöneliyor. Bu noktada üzerinde durulması gereken önemli bir unsur var:

MHP’liler dahil hemen hiç kimse onun hakkında Kürtçülük, Zazacılık, Alevicilik gibi bir suçlamaya cüret bile edemiyor. Zira Kılıçdaroğlu’nun bu konudaki sicili tam bir Atatürkçü’ye yakışır şekilde tertemiz.

Özellikle Ankara seçimlerinde Melih Gökçek tarafından önemli bir argüman olarak kullanılmaya çalışılan “ Karayalçın’ın DTP üzerinden PKK işbirlikçisi “ olduğu iddiası düşünüldüğünde geçmişi didik didik edilen Kılıçdaroğlu’nun sicilinin temizliği, özellikle AKP olmak üzere rakiplerini çıldırtacak düzeyde net ve berrak…

Yeri gelmişken kimi yanlış anlaşılmalara mahal vermemek için belirtmekte fayda gördüğümüz bir inancımızı izhar edelim:


Sayın Murat Karayalçın için yapılan yakıştırma kesinlikle insafsız ve haksız bir yakıştırmadır. Sayın Karayalçın’ın yurtsever, Atatürkçü ve ulusal bütünlükçü kimliğinden kuşku duymak siyasi bir sapkınlıktır. Siyasal geçmişinde kimi hatalar yapsa da gelinen noktada Sayın Karayalçın, Ankaralı seçmen için olduğu kadar tüm Türk seçmeni için de önemli bir siyasal kişiliktir.

Tekrar Kılıçdaroğlu’na dönecek olursak gördüğümüz şudur ki, kendisi daha şimdiden 29 Mart seçimlerinden zaferle çıkmış bulunmaktadır. Zira o, artık bütün Türkiye’de CHP oylarını birkaç puan birden sıçratan bir siyasal yıldızdır.

CHP’nin bu seçimden oylarını yükselterek çıkacağı kesindir. Bunun ne kadar bir yükseliş olacağı konusunda farklı tahminler olsa 5 puandan az olmayacağı görülmektedir.

İşte bu yükselişte Kılıçdaroğlu payı son derece önemli bir paya sahiptir. Kılıçdaroğlu sadece İstanbul’da değil hemen hemen bütün Türkiye’de CHP’ye güç vermektedir. Kılıçdaroğlu’na duyulan sevgi ve sempatinin İstanbul seçmeniyle sınırlı olmadığı açıktır.

Özellikle Tunceli&r ...

Gönderen YOLCU, Pazar, 22 Mart 2009 11:01 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
KUTLU OLSUN !

Bütün Türk halklarının ERGENEKON BAYRAMI / Nevruz Bayramı kutlu olsun !

Aşina annemizden emdiğimiz süt ile büyüdük ERGENEKON'da ve Börteçine adlı BOZKURDUMUZLA çıktık yüz bin kişi olarak...

Kurt başlı Gök Tuğumuzla Türklüğün adını yücelttik...

Yaşasın ulusumuz...

Ve yaşasın ulusumuzun ve tüm inananların manevi önderi Şah - ı merdan İmam Ali sevgisi !

Selam sana ey fazl - ı yezdan Ali !

Selam sana ey şah - ı merdan ALİ !
...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 21 Mart 2009 08:13 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
H. BASRİ GÜRSES'İ UĞURLUYORUZ...

 

 SULTANGALİYEVCİ SOSYALİST H. BASRİ GÜRSES'İ UĞURLUYORUZ...

Türkiye'de Sultangaliyevci düşüncenin önemli temsilcilerinden olan Hasan Basri Gürses perşembe günü yaşamını yitirdi.  Gürses'in cenaze töreni yarın öğle namazından sonra EYÜP CAMİ'inde gerçekleştirilecektir.

 Gürses'in sosyalist yoldaşları kendisini yarın Sultangaliyev'in yanına uğurlayacaktır.

Kamuoyuna ve tüm yoldaşlarına duyurulur...

...

Gönderen YOLCU, Cuma, 20 Mart 2009 13:20 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
CEMAL ŞENER YAZIYOR...

‘’TÜRK ALEVİLİĞİ’’ ÜSTÜNE…

                                                                         CEMAL ŞENER


 


            ‘’ Türk Aleviliği ‘’ gazeteci-yazar Rıza Zelyut’un son kitabının adı. Zelyut’un bundan önceki kitabının adı ise; ‘’ Türk Kimliği ‘’ ismini taşıyordu. Kitap daha çok yabancı kaynaklara dayanarak Türk kimliğini,  Türk tarihini okuyucuya bilimsel bir anlatımla vermeye çalışıyordu.



            ‘’ Türk Aleviliği ‘’ adlı eseri daha dikkat çekici bir çalışma olmuş. Çünkü bizde artık nerede ise ‘’ Türk ‘’ kelimesini kullanmak adeta son yıllarda riskli bir durum arzetmektedir.



            İşin ilginç yanı bu kavrama karşı mesafeli olanlar sadece kendilerine  ‘’ liberal-demokrat’’ denilen kesimler değil, İslam referanslı kesimler ile kendilerine ‘’Sosyalist‘’, ‘’Komünist’’ denen siyasal kesimlerde ‘’Türk’’ sözcüğüne karşı mesafeli duruyorlar.



            İslam referanslı kesimler ulusçuluğu ,  ümmetçiliği savundukları için ulusçuluğu  ‘’kavmiyetçilik’’ olarak telakki ediyorlar. Böyle olunca da ümmeti  din, mezhep, tarikat temelinde örgütlenmenin önünde ulus kavramını riskli buluyorlar. Bu kesimler ümmet esasına dayalı devlet biçimlerini savunuyorlar. Bizim ülkemizde de siyasal İslamcı kesimler Türk adını kullanmada çok ekonomik davranıyorlar. Hatta Türk adını İslam adı ile örneğin ‘’Türk-İslam Sentezi’’ anlamına gelecek biçimde kullanıyorlar. Onların ‘’Türk-İslam’’ kavramının içinde ise,  Türk yoktur.  Burada ise Sünni İslam demek istiyorlar.



           


Gönderen YOLCU, Perşembe, 19 Mart 2009 06:59 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
HASAN BASRİ GÜRSES YAŞAMINI YİTİRDİ...

Sultangaliyevci düşüncenin Türkiye'deki önemli temsilcilerinden olan Hasan Basri Gürses yaşamını yitirmiştir.

Sosyalist Turan Ülküsünün yoldaşları kendisini Cumartesi günü Sultangaliyev'in yanına uğurlayacaktır.

Işıklar işinde yatmasını dileriz.
Turkçü Toplumcular
<!-- / message --> ...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 18 Mart 2009 17:38 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
Sırrı Yüksel Cebeci...

Çanakkale’yi unutturamazlar...

ÇANAKKALE Savaşı’nda tabur imamı olan Hafız Kemal, 18 Mart 1915 günü hücum emri gelince, dört arkadaşı ile birlikte, “Allah, Allah” diyerek mevziden fırladı.

Dört arkadaşından biri Yahudi idi ve o da “Allah, Allah” diye bağırıyordu.
Bir şarapnel düştü yanlarına ve Hafız Kemal ile Yahudi arkadaşı yaralandılar.

Yahudi Mehmetçiğin yarası ağırdı, bacağı kesildi fakat kurtarılamadı.
Soyadını Atatürk’ün verdiği Hafız Kemal Güzelses, vefat ettiği 1939’a kadar her 18 Mart’ta, başta İstanbullu Yahudi arkadaşı olmak üzere Çanakkale’de şehit düşenler için, Mehmet Çavuş abidesi önünde mevlit okudu.

Soner Yalçın’ın anlattığı bu ve benzeri binlerce dramatik öykü, Türk Milleti’nin Çanakkale destanını hangi ruhla yazdığını anlatır.
Çünkü, Hafız Kemal’in İstanbullu arkadaşı Yahudi Mehmetçikle birlikte binlerce, onbinlerce Kürt, Laz, Çerkez, Boşnak, Arnavut, Gürcü Türk genci de Çanakkale’de aynı ideal uğruna omuz omuza çarpışarak şehit oldu.

Ortak ideal, vatan, bayrak ve bağımsızlıktı.
Ve onlar, herhangi bir ülkenin veya herhangi bir komutanın değil, Türk Milleti’nin ve “Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum” diyen gözüpek bir kahramanın askerleriydi.
Bu nedenle, her şeyi unutturabilirler, fakat tarihin en görkemli destanı olan Çanakkale Zaferi’ni ve o zaferin kahraman komutanı Mustafa Kemal’i asla unutturamazlar.
*
EDİRNEKAPI Şehitliği’ne yolu düşenler, orada bir kitabe ile karşılaşırlar.
Şunlar yazılıdır kitabede:

“1971 yılında şehitlikteki tünel inşaatının yapımı esnasındaki kazılarda meçhul asker elbiseleriyle birlikte bütün olarak bozulmadan bulunmuştur ve buraya bulunduğu şekliyle defnedilmiştir. Ruhu şad olsun.”
O şehitlikte yatan meçhul askerin adı Mülazım Yusuf’tur.

Belki Kürt, belki Laz, belki Çerkez, belki Boşnak, belki Arnavut, belki Gürcü...
Bu toprakları “vatan” yapan kahramanlardan biri...
Aziz bedeni, elbiseleriyle birlikte bozulmadan bulunan Mülazım Yusuf, sonsuza kadar sürecek yüzündeki mübarek tebessümle, Edirnekapı Şehitliği’nden, uğruna can verdiği bu mübarek vatanın bekçiliğini sonsuza kadar sürdürecek...
Binlerce Çanakkale şehidiyle birlikte...
Her şeyi unutturabilirler, fakat tarihin en görkemli destanı olan Çanakkale Zaferi’ni ve o zaferin kahraman komutanı Mustafa Kemal’i asla...
*
“ANLAMIYOR MUSUNUZ? Biz Çanakkale’de Türkler’le değil, Allah ile savaştık... Tabii ki yenildik!”
General Mac Arthur’un sözüdür bu.
Dünyanın öbür ucundan gelip Anadolu’yu istila etmek isteyenler, karşılarında Allah’ın askerlerini buldular.
Vatanları için şahadet şerbeti içmeye hazır Allah’ın askerlerini...

Çanakkale, bir gül bahçesine girercesine şu kara topr ...


Gönderen YOLCU, Çarşamba, 18 Mart 2009 08:22 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
CHP ADAYI...

KILIÇDAROĞLU'NDAN ÇAĞDAŞ YÖNETİM SÖZÜ 

AA - CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Kemal Kılıçdaroğlu, Beşiktaş’taki Seçim Koordinasyon Merkezi’nde, CHP Genel Başkan Yardımcısı Bihlun Tamaylıgil ile İstanbul Barosu’na kayıtlı bazı avukatların ziyaretlerini kabul etti.

Kılıçdaroğlu, ziyarette yaptığı konuşmada, sandıklar açıldıktan sonra bazı sandık oyunlarının döneceğini öne sürerek, ’’Seçimleri kaybedeceklerini anlayanlar, normalde muhalefete ait oyların görülmemesini ve sandıklarda yer almamasının yollarını arıyor. Hukukçularımızın bu konuda daha duyarlı olmaları gerekiyor. Bu bizim için çok önemlidir. Bu desteği istiyoruz’’ dedi.

Seçimi kazanmanın önemli olduğunu, ancak ondan sonra işlerinin kolay olmayacağını bildiğini kaydeden Kılıçdaroğlu, şunları ifade etti:

’’Bizi engellemeye çalışacaklar. Bizim belediyecilik anlayışımızla AKP’nin belediyecilik anlayışı arasında fark var. Biz kenti kendimiz yönetmeyeceğiz. Barolarla, sendikalarla, üniversitelerle beraber yöneteceğiz. Akıl akıldan üstündür demişler. Herkese söz hakkı vereceğiz, her kuruluş konuşacak. O nedenle bu seçimler, Türk demokrasisi ve yerel yönetimleri açısından çok önemlidir.

Artık Türkiye’de çağdaş bir yerel yönetim nasıl olurmuş, yerel yönetimler sorunları nasıl çözermiş, yerel aktörlerle nasıl işbirliği içinde çalışırmış bunların hepsini göstereceğiz.

Sayın Topbaş, İstanbul’un rakamlarını bilmiyor. Kendi belediyesinin borcunu bilmeyen bir başkan, halkın karşısına nasıl çıkabilir, anlamak mümkün değil ve bunlar dünyanın en güzel kentini yönetmeye çalışıyorlar. İstanbul’un rantını birilerine yedirmeye çalışıyorlar. Bizim de zaten mücadelemiz, bu rantı onlara değil, İstanbullular’a hakça bölüştürmek. Temel hedefimiz bu. Tek bir desteğimiz ve gücümüz var, o da halkımız.’’

...

Gönderen YOLCU, Pazar, 15 Mart 2009 20:48 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
AÇIK OTURUM ÇAĞRISI

M. CEMİL KILIÇ VE CEMAL ŞENER, ŞAH KULU VE KARTAL CEM EVİNDE... 

Şah kulu Cem evi ve Kartal Cem evinde AÇIK OTURUM düzenlenmektedir.

Şah kulu cem evinde saat 10:00'da

Kartal Cem evinde 13:00 'da

Konu: Alevi İbadetlerinin İslam'daki Yeri

Konuşmacılar: Cemal ŞENER ve Mustafa Cemil KILIÇ

Tarih: 15. 03. 2009

...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 14 Mart 2009 18:10 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
HASAN BASRİ GÜRSES YOĞUN BAKIMDA...

SULTANGALİYEVCİ YAZAR HASAN BASRİ GÜRSES YOĞUN BAKIMDA

Türkiye’de Sultangaliyevci düşüncenin önemli temsilcilerinden olan, sosyalist yayınlarının sahibi yazar Hasan Basri Gürses hastanede yoğun bakıma alındı.

Hasan Basri Gürses’in yoldaşları teyakkuz halindeler…

Gelişmeleri duyurmaya devam edeceğiz…



www.turkcutoplumcu.com
<!-- / message --> ...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 14 Mart 2009 12:15 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
M. CEMİL KILIÇ yazıyor...

Çağdaş Türk Ulusçuluğu’nun Direnen Adamı: DENİZ BAYKAL !

Deniz Baykal karşıtlığı, Türk siyasi yaşamının maalesef en önemli unsurları arasında yer alıyor. Bir kısım çevreler bu karşıtlığı gayet bilinçli bir biçimde pompalarken, diğer bir çevre ise yönlendirmeyle bu kervana katılıyor. Pek çokları da neden Baykal karşıtı olduğuna mantıklı bir yanıt veremiyor.

CHP seçmeninin önemli bir kısmı ise, bir türlü iktidara gelemeyişlerini Baykal ile ilintilendirme yanlışına düşerek, Baykal karşıtlığına güç veriyor. Oysa açıkça söylemeliyiz ki, güncel siyasal koşullar açısından yapılacak bir değerlendirme, aslında Sayın Baykal’ın son derece başarılı olduğunu gösteriyor.

Zira, CHP, sol, Kemalist ve modern ulusal değerlerin temsilcisi bir partidir. Bu siyasal konseptin Türk toplumundaki sosyal zemini azami yüzde 30’lar civarındadır. Baykal liderliğindeki CHP, bu kitlenin ezici çoğunluğunu oya dönüştürebilmektedir. Oy oranı yüzde 25’lerde olan CHP’yi başarısız saymak, Tür toplumun siyasal kimlik analizi noktasında düşülen bir hatanın sonucu değilse eğer, doğrudan doğruya siyasal mücadele için kullanılan psikolojik bir unsur olsa gerektir.

Hiç kuşku yok ki, CHP, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluş ilkelerini savunan bir parti olarak çağdaş Türk ulusçuluğunun en güçlü kurumları arasında yer almaktadır.

Bu bağlamda Deniz Baykal, bize göre CHP gibi bir partinin genel başkanı olarak tam anlamıyla görevini yapmaya çalışıyor ve bu hususta son derece başarılı bir profil çiziyor.

Partisinin grup toplantılarında “…Milliyetçilik Türk toplumunun çimentosudur. Haritalar ellerde dolaşıyor. Milliyetçilik kimliğimizdir. Milliyetçilik onurumuzdur, iftihar ediyoruz” diyen Deniz Baykal, CHP’yi tarihsel kimliğine yabancılaştırıcı hedefler peşinde koşan kimi parti içi klikleri etkisizleştirip saf dışı bırakarak, kendisine yönelen karşıtlığın daha da yükselmesine sebep olsa da, bu yöndeki kararlı ve azimli tutumu, çağdaş Türk ulusçuluğuna ve Atatürk devrimlerine inanan herkesi inanılmaz derecede sevindiriyor.

Birilerinin 36 etnik gruba ayırmaya çalıştığı Türkiye halkını, hiçbir komplekse kapılmadan TÜRK MİLLETİ olarak niteleyen Baykal, bu konuda, “Türk Milliyetçisi “ olmak iddiasındaki MHP’den bile daha kararlı bir tavır sergiliyor.

MHP’nin, utana sıkıla ve “çiçek bahçesi” nitelemesine sığınarak telaffuz ettiği Türklük kimliğini Sayın Baykal, son derece yüksek tonda haykırabiliyor.

MHP’nin Türk Milliyetçiliği maskesine gizlenmiş ümmetçi ve Osmanlıcı kimliğine karşı Sayın Baykal’ın laiklik vurgusu, gerçek milliyetçiliğin ön şartının laiklik olduğundan bile habersiz sözde milliyetçilere hem siyasal hem de entelektüel anlamda bir ders olmaktadır.

Kuşkusuz, kendi ailes ...

Gönderen YOLCU, Cuma, 13 Mart 2009 21:47 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
DENİZ BAYKAL

CHP Lideri Deniz Baykal, durmak bilmiyor.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, yarın Muğla'da halka hitap edecek, Antalya'da tapu dağıtım törenine katılacak.

CHP İletişim Koordinatörlüğü'nden yapılan açıklamaya göre, CHP lideri Baykal 12-19 Mart tarihleri arasında Muğla, Antalya, Mardin, Kahramanmaraş, Hatay, Mersin, Kars, Niğde, Uşak, Bursa, Manisa, Kırklareli, Edirne, Tekirdağ ve Trabzon'da miting ve açılışlara katılacak.

...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 11 Mart 2009 15:04 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR..

     DİNSİZLİK DERSLERİ
  
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi adıyla okutulan derslerin içeriğinin Anayasamıza ve İnsan haklarına aykırı olduğu mahkeme kararlarıyla da tescillenmiş olmasına karşın bu derslerin hala sürmekte oluşu keyfilikten başka nedir?

İşin acı tarafı bu dersin içeriği, öğretildiği iddia edilen İslam dininin esaslarıyla da çelişmektedir. En başta zorunlu olması İslam’a aykırıdır. Zira İslam dini zorlamayı reddeden bir dindir. Bu noktada Bakara Suresinde yer alan “ Dinde zorlama yoktur…” anlamındaki ayeti temel alarak yapacağımız bir yorumla bile bu dersin dine aykırı olduğunu görebiliyoruz.

Dersin bir diğer özelliği de İNKARCI oluşudur. Bu ders, Türkiye’nin gerçeklerini inkar ediyor. Türkiye’deki dinsel çeşitlilik bu dersin müfredatına yansımıyor. Bu derste Alevilik yok, Caferilik yok, Nusayrilik yok, Yezidilik yok, Bahailik yok, Bu derste Din ve İnanç özgürlüğü yok. Bu derste aşağılama var. Bu derste iftira var. Bu derste ahlak dışılık var.

Bu derste olması gerektiği halde ve biçimde cem yok, cem evi yok, Muharrem orucu yok, semah yok…

Yani bu derste Alevilik yok !

Bu ders baskıcı ve zalim bir derstir. Bu ders Türk kimliğine karşıdır. Ümmetçi ve Arapçı bir derstir. Bu ders laikliğin içini boşaltıcı metinlerle doludur.

Bu derste, “ Bence bir defa her Müslüman İslami hükümleri bilmeye mecburdur. O halde okullarımızda zaten İslami HÜKÜMLERİ öğreteceğiz…”, ”…Hepimiz eşitiz ve dinimizin hükümlerini eşit olarak öğrenmeye mecburuz. Her kişi dinini, din işlerini, imanını öğrenmek için bir yere muhtaçtır. Orası da okuldur.” Denilerek Atatürk üzerinden dini / İslami hükümlerin propagandası yapılmaktadır. Gerçeğin hilafına Atatürk, dinci ve şeriatçı biriymiş gibi gösterilmektedir.

Bu derste, Atatürk’ün gerçekleştirdiği pek çok dinsel yenilik saklanmaktadır. Türkçe ezan, Türkçe namaz ve Türkçe Kur’an uygulamaları sansüre uğramaktadır. Atatürk’ün 1930’da şehir okullarından, 1933’te ise köy okullarından din derslerini kaldırdığı, gerici eğitim yapılan tüm kurumların yasaklandığı ve kapatıldığı gizlenmektedir. Bunları gizlemek ahlaki bir tavır olarak görülebilir mi ? Bilimsel dürüstlükle bağdaşır mı ? Bu nasıl ahlak bilgisi dersidir ki, tarihsel gerçekler ters yüz edilerek öğrenciye “inşa edilmiş ve sahte “ bir Atatürk portresi öğretilmeye çalışılmaktadır.

Bu nasıl bir DİN KÜLTÜRÜ dersidir ki, farklı dinsel kültürler aşağılanmaktadır ? “ Ruhsal bunalım, ahlaki çöküntü, toplumu bir arada tutan temel değerlerdeki yozlaşma, sosyal ve kültürel dokudaki zedelenme, milli ve manevi duygulara yabancılaşma gibi olu ...

Gönderen YOLCU, Salı, 10 Mart 2009 20:18 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
KILIÇDAROĞLU RÜZGARI

Kılıçdaroğlu'nun seçim gezileri miting gibi geçiyor.
CHP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Kemal Kılıçdaroğlu, seçim gezilerini sürkdürüyor. Önceki gece Ataşehir'e bağlı Mustafa Kemal Mahallesi’ne giden Kılıçdaroğlu'nu 10 bin kişi karşıladı.

Mustafa Kemal Mahallesi’nde, seçim otobüsünden CHP Ataşehir Belediye Başkan Adayı Battal İlgezdi ile birlikte Ataşehirlilerle kucaklaşan Kılıçdaroğlu, vatandaşlardan büyük ilgi gördü. CHP Ataşehir Seçim Koordinasyon Merkezi’ni de ziyaret eden Kılıçdaroğlu, Ataşehir’de ki seçim çalışmaları hakkında bilgi aldı.

Ootobüs üzerinden halka seslenen Kılıçdaroğlu, AKP'yi sert sözlerle eleştirdi. Kılıçdaroğlu'nun konuşması dakikalarca alkışlandı. CHP Ataşehir Belediye Başkan Adayı Battal İlgezdi ise yaptığı açıklamada "Burada sadece Mustafa Kemal Mahallesi'nde yaşayan yurttaşlarımız var. Başka hiçbir mahalleden seçmenimizi getirmedik. Coşku da ilgi de çok büyük" dedi.


CHP KURMAYLARINI SULTANGAZİ'DE 40 BİN KİŞİ KARŞILADI

CHP'li Kemal Kılıçdaroğlu pazar günü ise Gaziosmanpaşa'dan ayrılan Sultangazi Bölgesi'ne gitti. CHP İstanbul eski İl Başkanı Gürsel Tekin'le otobüsün üstüne çıkan Kılıçdaroğlu "Bu seçimi kazanacağız" ifadesini kullandı.

Gürsel Tekin'in konuşmasıyla başlayan seçim ofisi açılışı, programın sarkması yüzünden üç saat sürdü. 40 bini aşkın insanın katıldığı seçim ofisi açılışının mitinge dönmesi partililer tarafından sevinçle karşılandı. Seçi ...

Gönderen YOLCU, Pazartesi, 09 Mart 2009 11:48 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
M. CEMİL KILIÇ'A YAPILAN SALDIRI ALEVİ BEKTAŞİ TOPLUMUNA YAPILMIŞTIR.

CEMİL KILIÇ HOCA'YA YAPILAN SAYGISIZ SALDIRI; ALEVİ BEKTAŞİ TOPLUMUNA SALDIRIDIR....

CEMAL ŞENER

CEMİL HOCA'YA YAPILAN SAYGISIZ SALDIRI , ZORUNLU DİN DERSLERİ KONUSUNDA HÜKÜMETİN SAMİMİYETİNİN TESTİDİR.
BU ZİHNİYETİN ALEVİ ÖĞRENCİLERE VERDİĞİ DİN DERSLERİNİ DÜŞÜNEBİLİYORMUSUNUZ?
BU OLAY AKP 'NİN NE KADAR ''İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜNDEN YANA, NE KADAR DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜNDEN YANA, NE KADAR AVRUPA BİRLİĞİ TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİNDEN YANA OLDUĞUNUN ÖLÇÜSÜDÜR.

BU HÜKÜMET, BU ZİHNİYETLE Mİ? ALEVİ AÇILI MI YAPACAK?
GÖRMEYEN, GÖRMEK İSTEMEYEN GÖZLERE , DUYMAK İSTEMEYEN KULAKLARA DUYURULUR?
ÜLKEMİZDEKİ ALEVİLERİN-BEKTAŞİLERİN, BEN İSLAMIM, BEN LAİKİM,BEN DEMOKRATIM, BEN DÜŞÜNCE VE İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜNDEN YANAYIM DİYENLERİN YERİ BU DESPOT ASİMİLASYONCU TAVRA KARŞI CEMİL HOCANIN YANINDA OLMAKTIR.

CEMAL ŞENER


Sayin Mustafa Cemil Bey,
istifa etmek yok. Sizler Mustafa Kemal'in kurdugu Cumhuriyetin ögretmenisiniz. Teslim olup bir kaleyi daha Cumhuriyet karsitlarina kaptirmak size yakismaz. Mücadelenizde gönlümüz siznle. Her daim yaninizdayiz. Bir kisi bile olsaniz... Onlar sizin fikirlerinizden korktuklari icin saldirgan oluyorlar. Hz. Muhammed diyor ki: "Hainler korkak olur!" Siz davanizda haklisiniz. Peygamberimizin yaninda yer alin, cesur olun! Hepimiz Mustafa Kemal gibi "Dik duralim!"
Saygilarimla
Celal Aydemir
Almanya


Sevgili M. Cemil Kilic can,

Sizi istifaya zorlayanlarin dedigini sakin yapmayin. Bugün olmazsa
yarin, sizi istifaya zorlayanlarin hangi duruma düsecekleri ortaya
cikacak. O ülke bizim. 72 Milyonda biri benim, sizin ya da bir
ötekimizin. Sizi istifaya zorlayanlarinda payi en fazla bizimki kadar.
Kimbilir belki bizimki kadar da degil. Cünkü bu cumhuriyetin kurulusunda
tek bir Alevi isbirlikci olmadi...

Cumhuriyet idealini Fransiz ihtilalinden hemen sonra kendi iclerinde
tartismis olan, kabullenmis olan Alevi toplumunun bir ferdine karsi, bu
hitabeti kulanma hakkini kimse vermemektedir. Bugün birilerinin
yagdanligini yapanlar, Türkiye'yi kendi özel mülkiyetleri sananlar, ne
kadar yanildiklarini anlayacaklardir. Bu süre zarfinda da elimizdeki hic
bir görevi birileri istedi diye terk etmeyecegiz.

Onurlu davranisinizi kutluyor, onurlu diliniz ve kalemize ask ile

Ertürk MERAL

Viyana

Sayin Mustafa Cemil Kilic Hoca,
Size yapilan hakareti KINIYORUM, Lanet olsun diyorum...

Yürü Bre Hızır Paşa
Senin De Çarkın Kırılır
Güvendiğin Padişahın
Gün Gelir O Da Devrilir

Şahı Sevmek Suç Mu Bana
Kem Bildirdin Beni Hana
Can İçin Yalvarmam Sana
Şehin Şah Bana Darılır

Ben Musayım Sen Firavun
İkrarsız Şeytan-i Lain
Üçüncü Ölmem Bu ...


Gönderen YOLCU, Cumartesi, 07 Mart 2009 12:43 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
www.habercem.com

BİZ AVRUPA'LI OLAMAYIZ !

Aydın bir öğretmen, araştırmacı-yazar Mustafa Cemil Kılıç son yaşadığı olayı bana bildirdiğinden bu yana üç gün geçti. Onun yaşadıklarından ben sorumluymuşum gibi, memleketim adına, Türk olmak adına üzüldüm, utandım, sıkıldım ve kendisine şu ana kadar geçmiş olsun diyemedim. Adeta bu olanları Avrupalılar duydu, gördü sandım ve bana “İşte sizin ülkeniz bu ve böyle de kalacak” dediler...

Avrupa’ya gelmeden önce batı ile ilgili daha çok genel olarak bildiklerim, bu toplumu tanıdıkça derinleşmeye başladı doğal olarak. Bir yandan merakımdan öğrendiklerim, diğer yandan içinde yaşadığım için karşılaştığım olaylar, hala bugün bile beni hayrete düşürüyor, imrendiriyor...

En yakın zamandan bir örnek: Daha kısa bir süre önce yaşadığımız Noel’de Hz. İsa’nın doğumu nedeniyle hemen hemen bütün kanallarda olduğu gibi Almanya’nın en tutucu eyaleti olarak bilinen, koyu katolik Bayern Eyaletinin televizyonunda da dini-tarihi bir film gösteriliyor. Bu filmde Protestan mezhebinin kurucusu olarak kabul edilen Martin Luther’in Vatikan’daki Papa’ya ve onun politikasına karşı verdiği mücadele ve hiristiyanların önemli bir kısmının Roma’dan koparak yeni bir mezhep oluşturdukları konu ediliyor.

Bu filmi seyrederken benim de başta politikacıları olmak üzere çok tutucu bulduğum Bayernliler’in bu hoş görüsü karşısında ise Almanca deyimiyle “şapka çıkarmak” gerektiğini düşündüm.

Bunca yıl geçmesine, benim artık Avrupa’yı ve Avrupalı’nın düşünce biçimini ¬hemen hemen tanıyor olmama rağmen yaşadıklarım -bütün eleştirilerime rağmen- her defasında beni hayretler içerisinde bırakıyor.

Bazan neden hala hayret ediyorum diye düşünürüm ve bunu iki nedene bağlarım.

Birincisi Alevi biri olarak ülkemde yaşadıklarım ve tabii benden önce yaşananlar... Alevi bile olduğunu söyleyemeden büyümek, her söylediğinde de dışlanmak... Dünyada hiç bir topluma reva görülmeyecek iftiralara ve önyargılara mahkum edilmiş bir grubun mensubu olmak... Korkudan ramazan orucunu tutuyor gibi görünmek zorunda olduğunuz bir çocukluk geçirmek ve tutmadığınızı bile bile arkanızdan korkunuz nedeniyle alay edildiğimiz dönemler... Bütün bunlara rağmen, Muharrem Ayında pişirdiğiniz ve ayrım yapmamak için bütün komşulara dağıttığınız Aşure’nin “Alevilerin pişirdiği yenmez” denilerek çöpe döküldüğü anılar...

İkincisi Avrupa’da yaşamama rağmen Türkiye’de çocukluğuma ve gençliğime damgasını vuran diğer olaylar...Görünüşte değişiyor ve batı medeniyetini benimsiyor gibi görünmesine rağmen, dikkat ...

Gönderen YOLCU, Perşembe, 05 Mart 2009 20:49 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
www.habercem.com YAZIYOR...

 

www.habercem.com'dan AÇIKLAMA

KINIYORUZ 

Yazarımız Mustafa Cemil Kılıç, Din Kültürü dersinin müfredatını eleştirince, hakarete ve aşağılamalara maruz kaldı.

28 Şubat Cumartesi günü saat 16 sıralarında Beyoğlu Anadolu İmam Hatip Lisesi'nde Milli Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürlüğü tarafından Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin yeni müfredatının tanıtımı yapıldı. Bu tanıtımda bir soru sorarak, yeni müfredatı eleştiren yazarımız Mustafa Cemil Kılıç, orda bulunan kişiler tarafından çok sert tepkiye maruz bırakıldı. "Bu derse inanmıyorsan neden hala bu dersin öğretmenisin, otur yerine, kes sesini, çık git" gibi sözlerle yazarımıza çirkin bir saldırıda bulunuldu.

Milli Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürlüğü'nün yapmış olduğu toplantıda söz alan Genel Müdür Prof. Dr. İrfan Aycan, "Din Kültürü Dersleri bir cumhuriyet projesidir. Atatürk daha Cumhuriyeti ilan etmeden din öğretimi konusunda çalışmalar yapmıştır. Din derslerinin okullarda verilmesi gereklidir. Bugün okutulan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri, İmam Hatip Liseleri ve İlahiyat Fakülteleri “ Tevhid – i tedrisat “ yasasının bir gereğidir. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri 1980 öncesi yaşanan çatışmaların bir daha yaşanmaması için konulmuş ve bu yönde çok olumlu bir görev yapmıştır. Artık benzer çatışmaların yaşanmaması bir yönüyle bu derslerin sayesindedir. Ancak bugün bazı çevreler bu derse karşı çıkmaktadır. Ülkemiz 1980 öncesi çatışma ortamına götürülmek istenmektedir. Milli birliğimiz için bu dersler gereklidir." açıklamalarında bulunarak, üstü kapalı olarak Alevileri eleştirdi.

Bu açıklama üzerine söz alan yazarımız Mustafa Cemil Kılıç, "Sayın hocam, eğer Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri Atatürk’ün projesi ise neden Atatürk 1930’da şehir okullarından, 1933’te ise köy okullarından bu dersleri kaldırdı? Neden bu uygulamaya da deği ...

Gönderen YOLCU, Pazar, 01 Mart 2009 20:15 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
KENDİMİ GÜVENDE HİSSETMİYORUM

“KENDİNE SAYGIN VARSA İSTİFA ET”


Tarih 28.02.2009 Cumartesi… Yer, Beyoğlu Anadolu İmam Hatip Lisesi. Saat 16 suları… Milli Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürlüğü tarafından Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin yeni müfredatının tanıtımı yapılıyor.


Tanıtımın sonunda Genel Müdür Prof. Dr. İrfan AYCAN söz alıyor… Konuşmasından kimi satır başları şöyle:

Din Kültürü Dersleri bir cumhuriyet projesidir. Atatürk daha Cumhuriyeti ilan etmeden din öğretimi konusunda çalışmalar yapmıştır. Din derslerinin okullarda verilmesi konusunda sözler söylemiştir.

Bugün okutulan DKAB dersleri, İmam Hatip Liseleri ve İlahiyat Fakülteleri “ Tevhid – i tedrisat “ yasasının bir gereğidir.

DKAB dersleri 1980 öncesi yaşanan çatışmaların bir daha yaşanmaması için konulmuş ve bu yönde çok olumlu bir görev yapmıştır. Artık benzer çatışmaların yaşanmaması bir yönüyle bu derslerin sayesindedir. Ancak bugün bazı çevreler bu derse karşı çıkmaktadır. Ülkemiz 1980 öncesi çatışma ortamına götürülmek istenmektedir. Milli birliğimiz için bu dersler gereklidir.

Sonra, sorusu olan var mı, denildi. Bir öğretmen söz aldı ve konuştu. Ardından ben de soru için söz istedim.

Şunları sordum:

Sayın hocam,

Eğer DKAB dersleri Atatürk’ün projesi ise neden Atatürk 1930’da şehir okullarından, 1933’te ise köy okullarından bu dersleri kaldırdı ? Neden bu uygulamaya da değinmiyorsunuz ?

DKAB dersleri eğer sizin iddia ettiğiniz gibi çatışmaları önleyici ise 1980 öncesi zorunlu olmadığı halde öğrencilerin yüzde doksanı bu dersi alıyordu ama yine de çatışmalar yaşandı. 1980 öncesi çatışmalar dinsel çatışmalar değil ideolojik çatışmalardı ve DKAB dersleri ile ilgisi yoktu. Yanılıyor muyum ?

Bu dersler iddia edildiğinin aksine mezhepler üstü bir içeriğe sahip değildir. AİHM, Danıştay 8. dairesi ve en son Antalya 3. İdare mahkemesi bu derslerin insan haklarına aykırı içeriğe sahip olduğuna hükmetti. Bu konuda ne diyorsunuz ?

Bunun üzerine kimi öğretmenler bağrışmaya başladı. Bana bağırışlarla, homurtularla provokatör ve şöhret peşinde olduğum söylendi.

Bu derse inanmıyorsan neden hala bu dersin öğretmenisin, otur yerine, kes sesini, çık git vb. sözler söylendi.

Sabahki oturumda Prof Dr. Sönmez Kutlu’nun programı tanıtıcı konuşması sırasında da söz alıp kitaplarda yer alan Alevilik konularının gerçek Aleviliği yansıtmadığını, nitekim Alevi kurumlarının da bu konuları ve dersi reddettiklerini, bu nedenle davalar açıldığını anımsattım.

Sözlerim sayın Kutlu tarafından saygıyla yanıtlanmıştı.

Sonra, Prof Dr. Mustafa Köylü tarafından “ Etkili DKAB ve İHL Öğretmenliği “ başlıklı bir sunum yapıldı. Bu sunumda DKAB öğretmenlerinin birer mübelliğ yani İslam dinini tebliği eden / yayan kişiler olması ge ...

Gönderen YOLCU, Pazar, 01 Mart 2009 13:02 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
M. CEMİL KILIÇ yazıyor...

Türkçe’nin Gücü ve Savaşçılığı


Türkçe, dünya tarihinin en köklü dillerinden biridir. Bilinen en eski yazılı dil olan Sümerce ile de akrabadır. Binlerce yıldır konuşulan bir dil olarak Türkçe büyük mücadelelerin, büyük savaşların, acıların, gözyaşının, aşkın, coşkunun, tapmanın ve tapınmanın dilidir.

Türkçe, Türkün okunda, yayında, mızrağında, kılıcında, bıçağında sertleşen; kamların duası, dedelerin gülbankı, ozanların deyişinde yücelen ve kutsallaşan, pir nefesinde şavkıyan, turna avazlı, arslan yeleli, kurt sesli bir dildir.

Türkçe Türklerin ses bayrağıdır. Soluğumuzun can bulduğu, özgürlüğümüzün sancaklaştığı bir özge iklimdir Türkçe…

Türkçe var olduğu için vardık biz…

Türkçe var olduğu için varız…

Türkçe var oldukça var olacağız…

Oysa kaç kez yasaklandı dilimiz. Kaç kez aşağılandı. Kaç kez sürgün edildi !

Soyca bizden olduğu halde huyca bizi terk eden kimi beğlerimiz Çince’ye, kimileri Soğdça’ya, kimilerimiz ise Farsça’ya yöneldi. Yazarlarımız Türkçe yazmaz oldu. Ozanlarımız Türkçe söylemez oldu. Kaç kez kırıldı kopuzlarımız. Türkülerimiz sustu, susturuldu.

Sonra…
Bir zaman geldi ki terk edip Gök Tanrı’yı, Kuteybe’nin kulluğuna kapılanan beğlerimizle Türkçe’mizi Arap’ın diline kurban eylediler.

Türkçe’miz sokulmadı ibadethanelere…

Tanrı ile konuşurken yasaklandı öz dilimiz. Ayet ayet kırdılar dilimizi, hadis hadis boğdular.

Kafamıza vura vura bellettiler bize Arapça’nın cennet dili olduğunu…

Kafamıza vura vura öğrettiler Türkçe’nin yoksulluğunu…

Allah’ın diliydi Arapça ve biz Türkçe konuştuğumuz için utanmalıydık belki de !

Fakat biz Yunus olduk, Karacaoğlan olduk, Hatai olduk, Pir Sultan olduk; haykırdık dilimizi…
Öldük, öldürüldük, dar ağalarınca can verdik ama soldurmadık gülümüzü…

Bir gün Karamanoğlu Mehmet Beğ olduk; dedik ki Türk ülkesinde Türk dili konuşulacak !

Karaman’da en yüce burca diktik ses bayrağımızı…

Mankurtların dilinde “ dinsiz ve asi Türkmenler...’di adımız !

Biz iki telli sazımızla yaşattık dilimizi. Kah Baba İlyas olduk, Kah Nesimi !

Bozoklu Celal ile yürüdükçe devşirme Osmanlı’nın üzerine; Türkçe küfrettik satılmışlara !

Türkçe sövdük kuyucu Murat’a !

Bu dil, Celalilerin dilidir. Bu dil, Kaşgarlı Mahmut’un, Dede Korkut’un dilidir.

Bu dil, Deli Dumrul’un, Boğaç Han’ın dilidir.

Boyun eğmedi, eğmez Arap’ın yalellisine, Fars’ın zebanına !< ...

Gönderen YOLCU, Cuma, 27 Şubat 2009 21:53 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

KÜRTÇE'DEN YOLA ÇIKARAK 

19. yüzyılın sonu 20. yüzyılın başları ulus devletlerin inşa edildiği bir dönem olarak dünya tarihine geçmişken gecikmiş uluslaşmaların halen devam ettiği ve 21. yüzyıl içinde de yeni ulusların ve ulus devletlerin doğacağı görülmektedir.

Ulus devlet sisteminin tarihi özellikle batıda 16. yüzyıla değin götürülmekle birlikte gerçek ve güçlü uluslaşmaların 19. yüzyılda cereyan ettiği açıktır. Türk ulus devletinin de 20 yüzyılın başında doğduğu malumdur. Teşekkül süreci Osmanlı’nın dağılış döneminde başlayan Türk ulus devleti, büyük Türkçü Mustafa Kemal ve yol arkadaşlarının öncülüğünde henüz Türk ve Türkmen olduklarının bile farkında olmayan ve kendini dinsel kimliğiyle ifade eden “ etnik Türklerin “ pek de bilinçli denilemeyecek bir mücadeleleri sonucu hayata geçti.

Türk ulus devletinin inşası hareketinin öncüleri her ne kadar Türkçü bir fikirle hareket etseler de onların ardına düşen “ etnik Türkler “ halife ve padişahı kurtarma, İslam ümmetini “gavur “ işgalinden halas etme hedefiyle bu mücadeleye dahil oldular ve bu duygularla Kemalistlere destek oldular. Nitekim Mustafa Kemal de “ Milli Mücadelenin” başlarında halkı hilafet ve saltanatı düşman işgalinden kurtarmak için Kuvayı Milliye hareketine davet etmemiş miydi ? Politik koşulların zorunlu bir gereği olan bu durum, -bugün birileri tarafından istismar edilse de- gerçekte henüz “ millet “ ve “ Türklük “ denen şeyin ne olduğu konusunda fikir sahibi olmayan geniş halk yığınlarını mücadeleye katmak için kaçınılmaz bir zorunluluktu.

Türk ulus devletinin düşünsel ve siyasal destekçisi ve kararlı bir Kemalist olarak belirtmeliyim ki, Cumhuriyet ideolojisi Anadolu topraklarında “ etnik Türklerden “ sonra ikincil etnik unsur olan “ etnik Kürtleri “ asimile etmeyi başaramadı. Bu noktada üretilen hiçbir proje başarılı bir sonuç vermedi. Bugünden sonra asimile etme olanağı da artık mevcut değildir.

O halde bu gerçeği görerek meseleye yaklaşmak lazımdır. Kürtlerin top yekun Türkleşmesi yada Türklerin top yekun Kürtleşmesi mümkün olmadığına göre, “ Tek Millet “ iddia ve ilkesi üzerine kurulu Türkiye Cumhuriyeti bu iddia ve ilkesini yeniden gözden geçirmek mecburiyeti ile karşı karşıyadır.

Kürt uluslaşması gecikmiş bir uluslaşma hareketi olarak her geçen yıl daha da ivme kazanırken, bu süreci yavaşlatma yada du ...

Gönderen YOLCU, Perşembe, 26 Şubat 2009 14:38 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
DUYURU

 

    DUYURU

Mustafa Cemil KILIÇ, Karacaahmet Cem Evi gençlik kolu ile bir söyleşiye katılacaktır.

Konu: Alevilik ve Gençlik

Tarih: 01.03.2009 pazar

Saat: 11:00

Yer: Karacaahmet Cem Evi

Konuşmacı: Mustafa Cemil KILIÇ

İlgilenenlere duyurulur.

 

...

Gönderen YOLCU, Salı, 24 Şubat 2009 19:11 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
Bilgilendirme

BİLGİLENDİRME

Mustafa Cemil KILIÇ, 21 ve 22 Şubat tarihlerinde CEM AAF ve SPD Milletvekili sayın Dr. Lale AKGÜN’ün girişim ve çağrılarıyla Almanya’nın Köln kentinde CEM ALMANYA ALEVİ FEDERASYONU tarafından yapılan Avrupa İnanç Önderleri Toplantısına katılarak ALEVİ İSLAM İNANCI konulu bir konuşma yapmıştır.

MUSTAFA CEMİL KILIÇ, 21 Şubat Akşamı Köln’de Türk Show televizyonunda “ GLOBAL BAKIŞ “ adlı yayına ALMAN SPD MİLLETVEKİLİ sayın Dr. Lale AKGÜN ile birlikte katılmıştır. İzlence sunucusu Sayın Erdal Tekin Bey’in “ Din ve Siyaset “ konusundaki sorularını yanıtlamıştır.

22 Şubat tarihinde ise Köln’de gerçekleştirilen HIZIR CEMİ’ne katılmıştır.

Aynı günün akşamı THY’nin saat 16.55 uçağı ile yurda dönmüştür.

...

Gönderen YOLCU, Pazar, 22 Şubat 2009 23:09 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
M. CEMİL KILIÇ ALMANYA'DA...

  MUSTAFA CEMİL KILIÇ ALMANYA'DA...

Mustafa Cemil KILIÇ, CEM ALMANYA ALEVİ FEDERASYONU'nun çağrılısı olarak 21 Şubat'ta Almanya Köln kentine yapılacak olan " İnanç Önderleri Toplantısına " katılacaktır. 

Köln'de Alevi İslam İnancı üzerine yapılacak olan bir panele ve tv izlencesine iştirak edecektir. 

Toplantıya katılacak kurum ve kişilerin isimleri şöyle

Köln Başkonsolosu Kemal Demirciler,

SPD Milletvekili Dr. Lale Akgün,

Sol Parti Milletvekili Hakkı Keskin,

İlahiyatçı / Sosyolog Mustafa Cemil Kılıç,

Cem Vakfı Alevi Din Hizmetleri Başkanı Ali Rıza Uğurlu,

Diyanet Müşaviri Sadi Arslan,

H.B.V. Cemevi Dedeler K.B. Niyazi Bozdoğan,

Cem AAF Dedeler K.B. Yusuf Karip,

Avusturya Alevileri Cem Federasyonu,

Hollanda Alevi Federasyonu,

Alevi Akademisi.

...

Gönderen YOLCU, Cuma, 20 Şubat 2009 11:03 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
Toplantı

Avrupa İnanç Önderleri Toplantısı 21 Şubat'ta Almanya'nın Köln kentinde yapılacak.

Cem Vakfı ve CEM AAF (Cem Almanya Alevi Federasyonu) tarafından düzenlenen toplantı 21 Şubat Cumartesi günü saat 14'te "Leonardo Hotel Köln Waldecker Strasse, 11-15 51065, Köln-Almanya" adresinde yapılacak.

Toplantıyı takiben 22 Şubat saat 14'te ise " Saal 2000 Salonu, Schlodderischer Weg 48, 51465 Bergisch Gladbach-Almanya" adresinde Hızır Cem'i gerçekleştirilecektir.

Toplantıya katılacak kurum ve kişilerin isimleri şöyle

Köln Başkonsolosu Kemal Demirciler,

SPD Milletvekili Dr. Lale Akgün,

Sol Parti Milletvekili Hakkı Keskin,

Habercem Yazarı Mustafa Cemil Kılıç,

Cem Vakfı Alevi Din Hizmetleri Başkanı Ali Rıza Uğurlu,

Diyanet Müşaviri Sadi Arslan,

H.B.V. Cemevi Dedeler K.B. Niyazi Bozdoğan,

Cem AAF Dedeler K.B. Yusuf Karip,

Avusturya Alevileri Cem Federasyonu,

Hollanda Alevi Federasyonu,

Alevi Akademisi.

...

Gönderen YOLCU, Cuma, 20 Şubat 2009 10:59 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
Özel Gündem

MUSTAFA CEMİL KILIÇ VE CEMAL ŞENER ÖZEL GÜNDEM’DE

Cem tv’de yayınlanan ve İsmail Saçlı tarafından sunulan ÖZEL GÜNDEM adlı izlencenin konukları yazar Cemal Şener ve Mustafa Cemil Kılıç olacaktır.

Tarih: 18 / 02 / 2009 Çarşamba

Saat: 22:10

Konu: Aleviliğin Tarihsel ve Güncel Sorunları

Kanal: CEM TELEVİZYONU

...

Gönderen YOLCU, Pazar, 15 Şubat 2009 19:20 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
BİRGÜN gazetesi yazarı Burhan Sönmez'in yazısı...

 

Hz. Ali ve Sosyalizm 

Fakirlerin Dini : Ali'den Ali'ye Giden Yol

Hz Ali'yi anlatırken, "Yenilgi ve başarısızlık, insanın dikkatini yüzeysel başarılarından, içsel zaaflarına yöneltir" demişti İranlı bir sosyalist. "Hz Ali, eğer yirmi beş yıllık yenilgi olmasaydı, Ali olmazdı." Peygamber olan amcaoğlunun ölümünden sonra Ali, İslam cemaatinin yönetimine mesafeli durmuş, kendi köşesine çekilmişti. Bunun sosyolojisini tahlil edenler, cemaatin başına aristokrat sınıfın sözcülerinin geçtiğini, Ali'nin ise ezilenden, garibandan yana atan kendi kalbiyle baş başa kaldığını söyler.

Büyük düşünür İbni Haldun,
Hz Ali ile Muaviye arasındaki çatışmanın, basit bir din yorumundan veya taht üzerindeki hak iddiasından kaynaklanmadığını vurgular. Sorunun temeli, iki farklı toplumsal kesim arasındaki çatışma, yani "asabiyeler" arasındaki gerilimdir. -İbni Haldun'un sevdiği "asabiye" kelimesinin bir karşılığı da "uygarlık"tır. Ama bunun Huntington'ın sözünü ettiği "uygarlıklar çatışmasıyla" bir yakınlığı yoktur. Huntington için toplumsal ilişkilerin rengini belirleyen şey, kültür ve inanca indirgenmiş bir toplum yapısıdır. Oysa İbni Haldun, bundan altı asır önce, bu uygarlıkları, maddi yaşam biçimlerine göre tanımlıyor ve Hz Ali'nin çıkışını da, ekonomik ve sosyal farklı toplumsal kesimlerin varlığına bağlıyordu. (Altı asır önce yaşayan bir İslam düşünürü, günümüzün liberal-muhafazakâr bir düşünüründen daha makul olabiliyor.)

Bir de ruhsal, psikolojik yan vardı. Toplumsal çalkantıların yaşandığı o dönemde Ali, evinde oturuyor, bahçesini belliyor, bazen eşşeğini götürüp su veriyor, kaşağılıyor, sonra yine toprağı işliyordu. Yirmi beş yıl böyle yaşadı, 58 yaşına kadar. "Yani meydanlara inmesi gereken dönemde, sessiz kaldı" demişti bu konuda İranlı sosyalist düşünür. Ve artık yaşlandığı zaman, yani yaşı gereği evde oturması gerekirkense, meydanlara inmeye karar verdi.

Burada
Hz Ali hakkında iki farklı ihtimal tartışılır. Bir grup, onun zaten başından beri ezilenlerin ve dışlanmışların yanında yer aldığını, bu yüzden kenarda bırakıldığını söyler. İkinci bir grup ise, Ali'nın iktidar yapısından uzaklaştırıldığını, bu nedenle, sonradan toplumun yoksul kesimlerinde gelişen muhalefet eğilimini desteklediğini, o bayrağa sarıldığını iddia eder. Sonuçta ikisi de aynı sonucu kabul eder: İslami ...


Gönderen YOLCU, Perşembe, 12 Şubat 2009 15:41 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
CUMHURİYET HALK PARTİSİ

AVRUPALI SOSYALİSTLERDEN CHP'YE DESTEK... 

Wiersma: Türkiye-AB sürecinde laiklik çok önemli. Unutanlara hatırlatayım

Avrupa Parlamentosu (AP) Sosyalist Grubu Başkan Yardımcısı Jan Marinus Wiersma, Türkiye'nin AB sürecinde laikliğin “olmazsa olmaz” kural olduğunu söyledi.

Jan Marinus
Wiersman, AP' de İngiliz İşçi Partisi önderliğinde kurulan Türkiye'nin Dostları Grubu'nun açılışında yaptığı konuşmada Türkiye'nin AB sürecinde laikliğin korunmasının şart olduğunu vurguladı.

ABHabere göre, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın onur konuşmacı olarak katıldığı toplantıda söz alan Wiersma, şunları söyledi:

“CHP gibi bizde
Türkiye'nin modernleşmesini istiyoruz. Türkiye-AB sürecinde bilhassa Avrupa değerleri açısından laiklik çok önemlidir. Unutanlar varsa bunu bir kez daha hatırlatmalıyım. Bu süreçte laikliğin muhafaza edilmesi şarttır. Bu çerçevede CHP nerde duruyorsa bizde orada duruyoruz.”


Haber: ANKA
...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 11 Şubat 2009 17:26 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

      YAVUZ BÜLENT BAKİLER ADLI DENSİZ ADAMA YANIT 

Yavuz Bülent Bakiler adlı eski ülkücü yeni Fethullahçı ve sözde milliyetçi yazar, Türkiye Gazetesindeki köşesinden mazlumların, Alevilerin ve bütün Türk ulusunun kıvanç duyduğu bir büyük ozana cüretkar bir saldırıda bulundu.

Ne hazin ki bu şahıs mezhepçi, Osmanlıcı ve ümmetçi sözde fikirlerini Türk Milliyetçiliği adı altında milletin birliği ve kardeşliğini dinamitlercesine ilan etmeyi sürdürüyor.

Türkleri, Sünni Türklerden ibaret sayan bu adam, yıllarca Türk dünyasında Fethullahçı kadrolarla birlikte Budist, Hıristiyan, Musevi ve özellikle ŞAMANİST TÜRKLERİ Sünnileştirmek için bir mücahit edasıyla, çirkin bir misyonerliğin faili olarak çalışıp durdu. Bu çabaları karşılığında gerek Fethullahçı sermayeden gerekse Kabesi Waşington olan bilumum çevrelerden taltif, aferin ve yüklü nemalarla desteklendi.

Bir dönem STV’de Türk dili ile ilgili bir izlence hazırlayıp sundu. Ne var ki bu izlencenin her bölümünde Türkçe’ye kin kustu. Özellikle Öz Türkçe sözcüklere karşı Arapça ve Farsça kelimeleri savundu. Türk diline karşı beslediği düşmanca hislerini Türkçe’nin büyük ozanı Pir Sultan’a karşı da yönelterek ne denli ümmetçi ve Osmanlıcı olduğunu bir kez daha kanıtladı.

Arap dilini, Arap kültürünü, Arapça ibadeti ve Arap Müslümanlığını Türk Milliyetçiliği diye yutturmaya çalışan bu zat, Türk kültürüne ihaneti, millete hizmet maskesiyle perdeleyerek hem Arap milliyetçiliğini hem de Emevi Müslümanlığını Türk toplumu arasında yaymak için çalışan gizli bir Arap / Emevi misyoneridir.

Pir Sultan Abdal’ın şiirlerini kendince yorumlayıp maksatlı bir biçimde saptıran bu şahıs, güya zalim Alevilerin saldırısına uğrayan mazlum Sünnileri savunuyor.

Gerçekten trajikomik bir durum !

Pir Sultan’ı Sünni Türklere düşmanlık yapmakla suçluyor. Yazık ki yazık…

Pir Sultan döneminde Anadolu Türklerinin yani Türkmenlerin neredeyse tamamının Alevi olduğunu bilmiyor. O dönemde az sayıdaki Sünni Türklerin de aslında yüzeysel olarak Sünni, içerikte ise Alevi olduklarını, sırf Osmanlının zulmünden canlarını kurtarabilmek için Sünni gibi göründüklerini de bilmiyor. Yada bildiği halde gerçekleri çarpıtıyor. Ne için ? Yok olası mezhep taassubuna hizmet için !

Pir Sultan’ın “ Münkir “ dediğinin devşirme Osmanlı paşaları ve onların işbirlikçisi az sayıdaki döneklerin olduğunu o da pekala biliyor.

Evet o da biliyor, Pir Sultan’ın “ Yezit “ derken, Alevilere, “ ana bacı tanımaz, mum söndürü ...


Gönderen YOLCU, Salı, 10 Şubat 2009 20:15 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

SULTANGALİYEV, SOSYALİZM VE TÜRKÇÜLÜK

Dünya tarihinin en büyük düşün ve eylem adamlarından biri de hiç kuşku yok ki Mirseyit Sultangaliyev'dir. Sultangaliyev, Marksist kurama ve SSCB deneyimine yönelttiği eleştiriler zemininde yepyeni bir ideolojinin mimarı olarak dünya çapında sarsıcı etkileri olan gerçek bir sosyalist önderdir.

O, ideolojik özgünlüğünü oluşturan kavramları ve bu kavramlarda içkin olan savları ile dünya devrimi özleminin denenmemiş tek umut kaynağıdır. Proleter milletler ve Metropoller ayrışımı ile sosyalist tarih tezine ve topyekün ortodoks sosyalist kurama getirdiği yeni ufuk, gerçek devrimci mücadelenin oturması gereken zemini işaret etmektedir. Mazlum ulusların proleter kimliği, ulusallıktan arındırılmış enternasyonal proleterya kuramının karşısında yengisini / utkusunu ilan ederken aslında nihai başarıya giden yolda aşılması gereken en önemli merhalenin Marksist tarih tezi ve Marksist Enternasyonalizm olduğunu göz kamaştırıcı bir yalınlıkla öğretmektedir.

Nitekim Sultangaliyev, Marksist materyalizme alternatif olarak kendisinin enerjetik materyalizm adını verdiği bir düşün ortaya koymuştur. Bu düşün, materyalist diyalektik tez hususundaki Avrupa egemenliğini yok etmeyi hedeflemektedir. Sultangaliyev'e göre batıdaki diyalektik anlayış henüz bir kavram olarak ortaya konulmadan çok daha önceden beri doğu halklarında mevcut idi. Bundan dolayıdır ki materyalist düşünce Avrupa bilimine özgü bir unsur değildir.(1)

Kuşkusuz sosyalist dünya devrimi için birincil adım sosyolojik ve historik tecrübeyle yanlışlığı kanıtlanmış olan kimi tezlerin ve bu tezler üzerine bina edilmiş sözde sosyalist / komünist devinimlerin tarihin çöplüğüne gönderilmesidir. Sultangaliyev ve Sultangaliyevci düşünce bunu başarmıştır. Avrupa merkezci sosyalist devinimlerin yenilgisi aslında gerçek sosyalist mücadelenin zaferidir. Sultangaliyevcilik üzerine kurulan gerçek sosyalist mücadele Ortodoks Marksizm'in yenilgisini kendi zaferinin müjdecisi olarak kabul etmektedir. Çünkü Ortodoks Marksizm'in proleteryası batıda iktidara gelseydi bile mazlum ulusların kaderinin değişikliği noktasında hiçbir olumlu sonuç doğurmayacağı gibi belki de sözde sosyalizmin yol açtığı yanılsama ile mazlum ulusların sosyalist mücadele istencini de daha doğmadan öldürecekti.

Batı proleteryası zaten dünya burjuvazisinin bir uzvu değil midir ? Bu uzvun diğer uzuvları ortadan kaldırması mümkün değildi. Çünkü kendi varlığı da onların varlığına bağlıydı. Dünya burjuvazisinin proleter kanadı olan batı proleteryasının proleter kimliği göreli bir kimlik olup asli özelliği olan sömürüye ortak olma vasfına giydirilmiş saydam bir kıyafetten başka nedir ki ?

"Çağdaş insanlığı oluşturan halklar, sayı, toplumsal ve hukuksal açılardan eşit olmayan iki kampa bölünmüş durumdadır. Bu kamplardan birinde insanlığın ...

Gönderen YOLCU, Pazar, 08 Şubat 2009 20:10 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
KILIÇDAROĞLU'NA YENİ ÇAĞ GAZETESİNDEN DESTEK

  CHP ADAYI KILIÇDAROĞLU: TERCİH DÜRÜSTLÜK OLACAK ! 

Kılıçdaroğlu: Sosyal projelerle geliyoruz. Sipariş anketleri alt üst edeceğiz. Hedef yüzde 40
CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Kemal Kılıçdaroğlu, Yeniçağ’ı ziyaretinde iddialı açıklamalar yaptı: Millet yolsuzluktan bıktı, bu seçimde tercihini mutlaka dürüstlükten yana kullanacak. En az yüzde 40 oy bekliyoruz. Sosyal projelerimizle geliyoruz. Sipariş anketleri alt üst edeceğiz... 


Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul’u sokak sokak gezerek halka gerçekleri anlatacağını söyledi.



AKP’nin kaleleri düşecek
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Kılıçdaroğlu, kentte derin yolsuzlukların yaşandığını belirterek, “Sosyal demokrasinin gereklerini yerine getireceğiz” dedi



Haber: Salim YAVAŞOĞLU
CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Kemal Kılıçdaroğlu, dün CHP İl Başkanı Gürsel Tekin’le birlikte gazetemizi ziyaret etti. Kılıçdaroğlu ve Tekin, Yeniçağ Gazetecilik ve Matbacılık A.Ş. imtiyaz Sahibi Ahmet Çelik, İcra Kurulu Başkanı Ahmet Yabuloğlu, Genel Yayın Yönetmeni Hayri Köklü, köşe yazarları Behiç Kılıç, Aslan Bulut ve İsrafil Kumbasar tarafından ağırlandı. Gündeme ve seçimlere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kılıçdaroğlu, AKP hükümetine yüklendi.

10 milyar dolar bütçe
İstanbul’u kazanacağından emin olan Kılıçdaroğlu, şu ana kadar  yürüttüğü seçim çalışmalarında, daha önce başka partilere oy veren İstanbulluların da kendisini tercih ettiğini gözlemlediğini söyledi. İstanbul’un 10 milyar dolar gibi olağanüstü bir bütçeye sahip olduğunu dile getiren Kılıçdaroğlu, “Bu kaynak akıllı kullanılırsa çok şey yapılır. Ulaşım sorununun dünyada bililen ve ortaklaşa kabul edilen tek çözümü metrodur. Bizim hedefimiz ilk etapta 80 kilometre metro hattı inşa etmek. Zaten fizibiletesi yapılmış” dedi.

Sosyal uçurum var
Metrobüsü kaldırma gibi bir düşünce içinde olmadıklarını kaydeden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kılıçdaroğlu, “Ancak, metro hattı, metrobüsten daha ekenomik. Sayı olarakta aynı süre içinde üç kat daha fazla yolcu taşıyor. Metrobüs ve otobüsler bir süre sonra yüksek bedellerle bakım istiyor” ifadesini kullandı. İstanbul’un aynı zamanda derin bir yoksulluğun yaşandığı bir büyükşehir olduğuna dikkat çeken Kılıçdaroğlu, ”Öncelikle bu yoksulluğu yenmemiz lazım. İlçeler ve mahalleler arasındaki ekonomik ve sosyal uçurumları yok edeceğiz“  dedi.

Başbakan’ın büyük korkusu


Gönderen YOLCU, Cuma, 06 Şubat 2009 21:45 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

KIZILBAŞLIK: SİYASAL ALEVİLİK…

Kızılbaşlık Türk / Türkmen Aleviliğinin özel adıdır. Türkmenlik ise etnik bir kimlik olmanın yanı sıra aynı zaman da siyasal bir muhalefet hareketidir.Horasan, İran, Azerbaycan ve Anadolu topraklarında yüzyıllardır yaşanmakta olan Türkmen ayaklanmalarının politik karakteri Türkmen etnik kimliğini aynı zamanda siyasal bir kimlik noktasına taşımıştır. Gerek Selçuklu gerekse Osmanlı’ya karşı ayaklanan “kara libaslı KIZIL BÖRKLÜ” kitleler egemen yöneticiler tarafından daima “ Dinsiz ve asi Türkmenler “ olarak nitelenmişlerdir. Bu nitelemede dinsizlik unsuru ile Alevi inancı, asilik unsuru ile de siyasal muhalefet hareketi anlatılmaktadır. Bu nedenle Kızılbaşlığı, Türkmen Aleviliğinin özel adı olarak tanımlamakla onu Aleviliğin siyasal yönünü ifade etmek için kullanmak son derece örtüşük bir yaklaşımdır.

Ancak şu da var ki ne bir inanç olarak Alevilik ne de bu inancın siyasal hali olan Kızılbaşlık, sadece Türkmen etnik topluluğu ile ilintilendirilemez. Bu olguda Türkmenler başat, sürükleyici ve belirleyici unsur olmakla birlikte Anadolulu, Balkanlı, Kafkasyalı, Türkistanlı kimi küçük topluluklar da yer almıştır.

Yinelemek gerekirse Aleviliğin siyasal yönünü ifade etmek üzere tarihsel süreçte ortaya çıkan kavram Kızılbaşlıktır. Kızılbaşlık, Alevi inancının ve felsefesinin yön verdiği bir toplum düzeni inşa etme amacına yönelik olarak yürütülen her türlü çalışmanın ve bu çalışma sonunda ulaşılması hedeflenen siyasal düzenin adıdır. Kızılbaş olmak, önce Alevi olmayı gerekli kılmaktadır. Alevi olmak demek, Alevi bir anne babadan dünyaya gelip bir dede / babaya ikrar vermek, nasip almak biçiminde tanımlanamaz. Alevi olmak için Allah’a kul, Hazreti Muhammed’e ümmet, Hazreti Ali’ye talip olmak gerekir. Alevi bir anne babadan olup da Allah, peygamber ve Hazreti Ali ile hiçbir inançsal bağı olmayanlar, sırf anne ve babaları Alevidir diye Alevi olarak tanımlanamazlar. Çünkü Alevilik bir inançtır. Etnik köken veya kavmi bir yapılanma değildir. Anne ve babası Alevi olmadığı halde, Allah’a kul, Hazreti Muhammed’e ümmet, Hazreti Ali’ye talip olan ve bunların bir ifadesi olarak da bir dede / babanın şahsında yolun önderlerine sevgi ve saygı bağlarıyla bağlanan, Aleviliğin dinsel ritüellerine sahip çıkıp onları dinsel yaşamlarına egemen kılan herkes Alevidir.

Alevi inanç ve felsefesinin siyasal düzlemdeki izdüşümü, Kızılbaşlık siyasetinin ilkelerini oluşturmaktadır. Buna göre, Alevi inanç ve felsefesinin siyasal yönünü oluşturan temel öğeler şunlardır:

1.İnsancıllık / hümanizm: Alevilikte insan sevgisi en temel unsurlardandır. Tanrı - İnsan ve Tanrı - evren birliği Alevi insancıllığının özüdür. Bu cümleden olarak; her insan, Tanrı’dan bir parçadır. Hallac - ı Mansur’un “ ene’l - Hakk “ deyişindeki sır budur. İnsan ...

Gönderen YOLCU, Pazar, 01 Şubat 2009 07:20 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
AHMET NEDİM yazıyor...

MUSTAFA SUPHİ VE ONBEŞLER

Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının, 19 Mayıs 1919 da Bandırma vapuru ile Kurtuluş Savaşını başlatmak üzere Samsun’a çıktıkları gün, Akdeniz vapuru da Almanya’dan gelen yolcularını İstanbul Haydarpaşa limanına indirmişti. Bu yolcular arasındaki, Avrupa’dan gelen aydın bir çevre daha sonra içlerine Şefik Hüsnü beyin de katılmasıyla güçlenecek, işçi-çiftçi-sosyalist fırkasını kuracak, Aydınlık dergisini çıkaracak ve bu birikim sonraki yıllarda adı TKP ( Türkiye Komünist Partisi) olan örgütlenmenin çekirdeğini oluşturacaktır.

Aynı günlerde, İttihat ve Terakki’nin kurduğu Teşkilat-ı Mahsusa örgütü içinde bulunmuş, Osmanlı coğrafyasının dört bir tarafında gerilla savaşları içinde yetişmiş Çerkez Ethem Bey, Teşkilat-ı Mahsusa’nın eski başkanlarından Kuşçubaşı Eşref Beyin Bandırma’daki çiftliğinde Rauf Orbay Bey ile buluşacak, çiftlikteki silah ve cephaneleri kuşanarak Alaşehir’de pek namı olmayan bir kongre toplayıp işgalci Yunan kuvvetlerini durdurmak için, gerilla mücadelesi başlatmaya karar verecektir. Bu çekirdek gerilla gücü sonraki aylarda çoğalarak Kuvayı Seyyare ismini almıştır.

Demek ki “ordu gençliği” emperyalist işgal karşısında ülkenin iki noktasından silahlı direniş mücadelesini örgütleme eylemine yönelirken, Akdeniz vapurunun Avrupa’dan getirdiği “sivil gençlik” öncüleri de İstanbul’da bir dergi etrafında toparlanıp, bir düşünce akımı olma yoluna girmişlerdir. Bu zihniyet 1960 lı yıllara kadar da Türkiye Devrimci Hareketi içinde hakim çizgi olarak etkisini sürdürmüştür.

Aynı dönemde, Türkiye Devrimci Hareketinin başlangıç konağının başka bir kanalında öncülük yapan devrimci bir insan daha vardır. Adı Mustafa Suphi dir.

9 Temmuz 1882 de Trabzon vilayetine bağlı Giresun kazasında doğan Mustafa Suphi Galatasaray lisesini bitirdikten sonra hukuk mektebine girmiş ve 28 Nisan 1906 da bu okuldan mezun olmuştur. Mustafa Suphi, tahsiline devam ederken bir yandan da memuriyet hayatına girerek uzun bir süre “Şura-yi Devlet Mülkiye dairesi” de kalem memurluğu yapmıştır. İstanbul hukuk mektebini bitirdikten sonra, tahsiline devam etmek üzere Fransa’ya geçen Mustafa Suphi, Paris’te “Sosyal Bilgiler Mektebi” de okumuş ve 1910 yılında bu okuldan da mezun olmuştur. Mustafa Suphi, Paris’te siyasal bilgilerde okurken “ Türkiye’de itibari zirai teşkilatının hal ve istikbali” adlı bir bitirme tezi hazırlamıştır.

Mustafa Suphi Fransa’dan ülkeye döndükten sonra Tanin, Serveti Fünun ve Halk gazetelerinde makaleler yazmıştır. Bu makaleler genellikle ekonomi yazılarıdır. Trabzon eski mebusu Hafız Mehmet Efendi ile birlikte İstanbul’da yazıhane açarak iş ortaklığı yapan Mustafa Suphi, bu dönemde İttihat ve Terakki’ye ateşli bir tarzda muhalefet yapmaktadır. Mustafa Suphi’nin İttihatçılara karşı açtığı mücadele, sonuçta Fer ...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 31 Ocak 2009 09:06 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
TÜRKÇÜ TOPLUMCU YOL'DAN AÇIKLAMA

MUSTAFA SUPHİ VE ARKADAŞLARINI SAYGIYLA ANIYORUZ…

Tarih 28 Ocak 1921... Gece yarısı, Trabzon'dan Bakü'ye doğru yola çıkan Mustafa Suphi ve on dört yoldaşı, Trabzonlu Kahya Yahya'nın çetesi tarafından Karadeniz'de katledilir.

MİR SEYİT SULTANGALİYEV’in yoldaşı, Türkiye Komünist Partisi kurucusu, büyük Türk Komünisti Mustafa Suphi ve arkadaşlarını ölüm yıl dönümlerinde saygıyla anıyoruz.


www.turkcutoplumcu.com

MUSTAFA CEMİL KILIÇ VE ARKADAŞLARI
............
<!-- / message --><!-- sig --> ...

Gönderen YOLCU, Cuma, 30 Ocak 2009 12:58 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ GAZİ CEM EVİNDE...

GAZİ CEM EVİNDE KONFERANS... 
İstanbul Gazi Mahallesi Cem Evi tarafından 01.02.2009 pazar günü bir konferans düzenlenmektedir.

Konu: Alevi İslam İnancı

Tarih: 01.02.2009

Yer: Gazi Cem Evi

Saat: 15: 00

Konuşmacı: MUSTAFA CEMİL KILIÇ


İlgilenenlere duyurulur.
<!-- / message --><!-- sig --> ...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 28 Ocak 2009 14:24 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

KIZILBAŞ DEVLETİ,

KIZILBAŞ ÜLKESİ,

KIZILBAŞ ORDUSU…


Kızılbaşlığın devlet deneyimi olan Safevi Türkmen Devleti, 9 Eylül 1502 tarihinde Şah İsmail tarafından Anadolu ve Kafkasya’daki Türkmen aşiret ve boylarının desteği ile Tebriz’de kurulmuştur. Safevi Devleti, Türk / Türkmen Alevilerinin tarihteki biricik devletidir. Bu anlamda Aleviliği, Kızılbaşlık olarak ilk kez siyasal düzen haline getiren yani devletleştiren büyük kahraman, büyük Türkmen başbuğu, Türk tarihinin en yüce şahı Şah İsmail Hatai Hazretleridir. Bundan dolayıdır ki, onun adı Alevi toplumu arasında çok seçkin bir yere sahiptir. Dikkat çekici bir diğer nokta da Şah Hatai’nin devlet kurduğunda 15 yaşında olmasıdır. Şah İsmail, devleti ilan ettiğinde 12 imam adına hutbe okutmuş, bastırdığı paralara 12 imamların adını yazdırmıştır. İslam’a girmek için söylenen “ Kelime - i Şehadet “ in sonuna “ ve eşhedü enne Aliyyen veliyyullah “ ifadesini ilave etmiştir. Ebu bekir, Ömer, Osman, Muaviye ve Yezid gibi isimleri yasaklamıştır. Hazreti Muhammed ve onun ehlibeytine büyük bir sevgi ve saygı bağlarıyla bağlandığını tüm icraatlarında göstermiştir.

Şah İsmail Hatai, dedesi ( babasının dedesi ) Şeyh Safi’nin adına izafeten devlete Safevi adını vermiştir. Safevi Devleti, tam anlamıyla bir Türk Devletidir. Anadolu ve Kafkasya’daki Türkmen aşiretlerinin desteği ile kurulmuştur. Bu devlette Türkler, İslam sonrası hemen hemen hiçbir Türk devletinde olmadığı kadar devletin kaderine hakim kouma gelmiştiler.

Safevi Devleti’nin resmi adı “ KIZILBAŞLAR DEVLETİ / DEVLET – İ KIZILBAŞAN “dır. Devletin egemen olduğu toprakları ifade eden ülkenin adına ise “ KIZILBAŞLAR ÜLKESİ / ÜLKE – İ KIZILBAŞAN “ denilmiştir. (1)

Safevi Devleti’nin ordusu da “KIZILBAŞ ORDUSU” idi.

Safevi Kızılbaş Türkmen Devleti’nin sınırları Dicle ve Fırat ırmakları ile Orta Asya’daki Ceyhun Irmağına kadar olan coğrafi alanı kapsıyordu.

Devletin resmi dili Türkçe idi. Türkçe hem bir kültür ve edebiyat dili hem de resmi yazışma dili olarak kullanılmıştır. Türkçe’nin resmi dil olma özelliği Safevi sarayının İsfahan’a taşındığı zamanda bile devam etmiştir. (2 )

Kızılbaş Devleti’nde Türkçe’nin ve Türk kültürünün öne çıkması ve büyük bir gelişme sahası kazanması Türk tarihi için emsalsiz bir örnek oluşturmaktadır.

Bu devlette Türkçe şiirler yazan birçok şair yetişmiştir. Başta devletin kurucusu olan Şah İsmail, Türkçe’ye çok büyük değer vermiş ve Türkçe şiirler kaleme almıştır. Bu şiirlerin pek çoğu bug&uum ...


Gönderen YOLCU, Pazar, 25 Ocak 2009 15:41 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
M. CEMİL KILIÇ yazıyor...

İBLİSİN CİLVESİ

Levh – i mahfuzda gördü gözlerim adını
Bir damla kanla yazılmıştı,
Henüz yaratılmamış bir serçenin kalbinden sızan…

Verdiğin ızdırabın zerresi verilmedi Eyüp’e
Sidret’ül- münteha’nda bahar -ı ebedi
Bende hep hazan…

Sesinde çığlık çığlığa bir ayet okunur
Hıfzına memur bir mülhidin esrarlı telaffuzuyla

Bir ben sakınmam şerrinden, cümle ibad sakınır
Ben mesudum, sevkettiğin büyük isyanın hazzıyla

Nereye baksam hükümransın
Fermanın tecelli etmiş bir aslan yelesine
İblisin cilvesi abes değil amenna
Çarpıp parçalanır Cibril’in nefesine

Devrine müptela bir iman ki küfr içinde
Küfrünü inkar, tutuştursa da nar – ı cehennemi
Çözemez kulluğumdaki gizemi hiçbir vakit
Zira bilemem ben de bu sırrı müphemi…
<!-- / message --><!-- sig --> ...

Gönderen YOLCU, Pazar, 25 Ocak 2009 15:38 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ

Cehennemden Kalma Kül Kokusu

Metruk bir binanın loş ışığında
Uçuşan kelebekler gibidir içindeki endişe
Bilsen de öpecek alnından adresi belli bir kurşun
Manialar bulamazsın bu serseri gidişe

Hüznünden sevinçler devşirecek sımsıkı başlar
Alev alev tekbirlerle itileceksin uçurumdan
Hoşnut etmek için eski zaman ilahını
Mukaddes bir cinayet çıkaracaklar hamurundan

Ateşe doğru uzanıyor ellerin
Parmaklarında cehennemden kalma kül kokusu var
Sen haykırıp çınlatsan da dağları beyhude
Karşında bir meşum yobazlar ordusu var

Aslında tüm cinayetlerin sorumlusu sensin
Sensin Habil’i öldüren
Senin yüzünden atıldı Yusuf kuyuya
Senin yüzünden gerildi İsa çarmıha
Sensin isyan ettiren iblisi Allah’a

Taif’te son resule saldıran çocukların ellerine
Taşları tutuşturan da sensin
Masumiyetin katline ferman yazıp
Günahı günahkarla buluşturan da sensin

Bil ki hiç kimse hak etmedi senin kadar ölümü
Dar ağaçları, giyotinler, yağlı urganlar
Yetmez yok etmeye yaydığın zulumü
O zehir dolu beynin ancak kurşundan anlar

Mühletin dolduğunda soluğun kesilecek
Emin ol hamd edecek sahte müminler mevtine
Ve lakin fevc fevc taşınarak naş – ı azimin
Gireceksin hakiki muvahhidler beytine…

...

Gönderen YOLCU, Cuma, 23 Ocak 2009 20:53 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

 

    KIZILBAŞ OLMAK KİMSENİN HADDİNE DEĞİLDİR. 

Tarih boyunca Kızılbaş sözü, Alevileri aşağılamak için kullanılmıştır. Bu söz üzerinden Alevilere çeşitli iftiralar atılmıştır.

Hatta öyle ki, Kızılbaş sözü küfür / sövme sözü olarak dahi kullanılmıştır. Ahlaksız, edepsiz, asi gibi anlamlar yüklenilen bu söz, aslında Aleviliğin Şah İsmail Hatai ile birlikte başlayan siyasal devinimini ifade etmektedir. Başka bir deyişle Kızılbaşlık, Aleviliğin siyasal alandaki adıdır.(1)

Anadolu Türkmenlerinin başlarına kızıl börk giymeleri zamanla onlar için siyasal bir simge haline gelmiştir. Anadolu'da Baba İlyas ve Baba İshak 'tan beri bütün Türkmen ayaklanmalarını " kara libaslı, kızıl börklü " Türkmen önderleri gerçekleştirmişlerdir.

Bu ayaklanmalar, sadece dinsel değil, siyasal talepleri olan toplumsal başkaldırı devinimleri olarak, Anadolu Türkmenlerinin, zalim yöneticilere, haksız ve ağır vergilere ve Türkmenlerin yönetimden uzaklaştırılmalarına karşı Kızılbaşlık hareketini doğuran ve sonradan " KIZILBAŞ SAFEVİ TÜRKMEN DEVLETİ'nin" kurulmasına zemin hazırlayan destansı olaylardır.

Nitekim ŞAH İSMAİL HATAİ 'nin askerleri ve Anadolu'ya gönderdiği tebliğcileri / propagandacıları kırmızı renkli börk giymişlerdir.

Kızılbaş sözü sonradan siyasal anlamının yanı sıra dinsel anlam da kazanarak Alevilik / Bektaşilik ile özdeş hale gelmiştir. Süreç içerisinde bu söz Türkmen Aleviliğinin özel adı olmuştur. Yani Türk Aleviliği eşittir Kızılbaşlıktır.(2)

Kızılbaşları, Alevi / Bektaşilerden ayrı bir toplulukmuş gibi sunanlar da olmuştur. Ancak bu savların hiçbir bilimsel ve tarihsel geçerliliği yoktur. Kızılbaşlık, Aleviliktir, Bektaşiliktir.

Ayrıca Pir Sultan Abdal'ın bir nefesinde belirtildiğine göre Hz. Ali'nin başına kırmızı bir bez bağlaması nedeniyle onun izinden gidenlere Kızılbaş denmiştir.(3)

Kızılbaş sözünün öz Türkçe olması, sözün kaynağının Türk tarihi olduğunu ortaya koymaktadır.

Kızılbaş sözünü bir aşağılama olarak kullananlara karşı Derviş Mehmed' in şu dizeleri gerçekten ilgi çekicidir:

"Gidi Yezit bize Kızılbaş demiş,
Bahçede açılan gül de kırmızı.
İncinme ey gönül, ne derse desin,
Kur'an'ı derc eden dil de kırmızı…"


Büyük Kızılbaş ozanı Pir Sultan Abdal ise bir nefesinde şöyle demektedir:

"Gidi Yezit bize Kızılbaş demiş,
Meğer Şahı sevdi dese yeridir.
Yetmiş iki millet sevmedi Şah'ı,
Biz severiz Şah-ı Merdan Ali'dir."



Kızılbaşlık, Türkmen Aleviliğinin özel adı olmakla birlikte artık Alevi / Bektaşiler için bir şeref ifadesidir. "Ben Aleviyim", diyen herkes aynı zamanda büyük bir şerefle " Ben Kızılbaşım ! " demektedir, demelidir.

Anca ...


Gönderen YOLCU, Salı, 20 Ocak 2009 22:41 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
Nurettin Karsu yazıyor...

Tunceli Nasıl Bir Dersim'di?

Nurettin Karsu

Dersimli; Türkistan’ın Horasan vilayetinden gelerek, (Moğollarla sürekli savaşan büyük Türk Hükümdarı) Celaleddin Harzemşah’ın ordusunun 10 Ağustos 1230 tarihinde Erzincan yakınındaki Yassıçimen yaylasında Anadolu Selçuklu ordularına karşı yenilgiye uğramasından sonra, Dersim dağlık kırsalına çekilerek burayı yurt tutmuştu.

İşte şimdiki Dersimli, Harzemşah Ordularının Horasan Erlerinden oluşan (Alevi / Bektaşi /  Kızılbaş) Türkmenleridir.

Bu yerleşimde, aşiret düzeni içinde, Türkistan’dan birlikte getirdikleri töreleri ve özgün inançlarıyla yaşamlarını bir süre sancısız ve kavgasız devam ettirmişti Dersimli.

1514 Çaldıran savaşında Türkmen Şah İsmail’i yenen Yavuz, Şeyhülislam Ebu Suud Fetvalarıyla  Alevilerin katliamını devam ettirmiştir.

Kelle korkusundan Anadolu Türkmeni; Doğu/Güneydoğu’da Kürtlere, Güney’de Araplara, Orta/Batı Anadolu’da da ıssız dağ tepelerine, ormanlara sığınarak, kültürlerini (inanç, dil, töre) saklayarak ve özellikle Cem Ayinlerini de gizli yaparak, yaşamda kalabilmiştir.

Dersim nüfusunun artması, dağlık olan bölgede halkı besleyecek üretimin bulunmaması, Dersim linin çevreden yararlanmasını yaşamsal bir zorunluluk haline getirmişti.

Başlangıçtan beri Dersim yerleşkesini içine sindiremeyen çevre illeri de, Dersimlileri önce Osmanlı’ya, sonrada Cumhuriyet yönetimine sıkça şikâyet ediyorlardı.

Kapalı, dar bir çevrede yaşamını sürdüren Dersim, Devletten hiçbir yardım görmediği gibi, Devletin ve özellikle jandarmanın amansız baskısı altında ezik bir konumda yaşam savaşımı veriyordu. Köye gelen jandarma uzak gedikten görülünce köyün erkekleri gizlenir, gizlenemeyenlerin sakal ve bıyıklarının bir yanı makaslanır, biz çocuklar da saklanacak bir yer arardık.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında bir kısım Dersim linin etraftan hayvan kaçırmaları, yoksul hallerine bakılarak, bir ölçüde hoş görülmüşse de, Atatürk’ün hastalığı ile el değiştiren Yönetim, özellikle 1937–1939 dönemi Başbakanı Celal Bayar, Devletin tüm gücünü acımasızca kullanarak, bu mal-davar gasplarını silahlı isyan saymış ve Dersim’in üzerine yürünmüştür. Tarihi yanılgı Osmanlı’da olduğu gibi devam ediyordu, Türkmen’i anlayan ve derdini bilen gene yoktu. Felaket kapıya dayanmıştı.

Açlıkla savaşım veren, Cumhuriyetle hiçbir sorunu olmayan, onu bayram yaparak karşılayan, doğuştan şeriata karşı olan Dersim, şeriat isteyen Şeyh Sait isyanıyla özdeş sanılıyordu.

Cumhuriyet istemem, Şeriat elden gidiyor. Cumhuriyet’i yıkacağım.” diyen, silahlanmış Şeyh Sait İsyanını, açlı ...


Gönderen YOLCU, Pazartesi, 19 Ocak 2009 19:06 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
www.habercem.com / MUSTAFA CEMİL KILIÇ

OSMANLI ULEMASININ FETVASI:
     " ALEVİLERİN TÜMÜNÜ ÖLDÜRMEK MÜSLÜMANLAR İÇİN FARZDIR. " 
Osmanlı Şeyhülislamlarının Aleviler için kullandıkları tabirler adeta insanın kanını donduracak cinsten.

Yazarımız Mustafa Cemil Kılıç, Osmanlı Arşivlerinde Şeyhülislamların ve Sünni Ulemanın Aleviler için kullandıkları tabirleri kaleme aldı.

İŞTE O YAZI:

Osmanlı Şeyhülislamları ve Sünni Ulemaya Göre Alevi / Kızılbaşlar

Bir Türk devleti olan Osmanlı ile yine bir Türk devleti olan Kızılbaş Safevi Devleti arasındaki siyasal mücadelenin kurbanları olan Anadolu Türkmen Alevileri / Kızılbaşlarına dair Şeyhülislam ve ulemanın düşünceleri ve verdikleri fetvalar, deyim yerindeyse insanın kanını donduracak düzeyde zalimane hükümler içermektedir. (Aynı dönemde İran, Azerbaycan ve Doğu Anadolu'daki sünni Türkmenlerin de benzer bir akıbete maruz kaldıklarını üzüntüyle belirtelim. Safevi egemenliği altında kalan az sayıdaki Sünni Türkmenlerin de öldürüldüğünü dürüstçe dile getirmeliyiz.)

Şimdi o malum fetvalardaki içeriğe göz atalım.

Ar, namus tanımazlar, bilmezler.

Şeriata aykırı düşünce ve inanç içindedirler.

Şeriatı küçümserler, Kur'an'ı hafife alırlar.

İlk üç halifenin halifeliğini inkar ederler.

Ebu Bekir, Ömer ve Osman'a söverler.

Peygamberin eşi Ayşe'ye söverler.

Kafir ve ehl - i fesattırlar, dinden dönmüşlerdir.

Başlarına giydikleri, küfür ( kafirlik ) ve Kızılbaşlık işaretidir.

Hem dinsizdirler hem de sultana isyan ederler.

Kadınlarının ve erkeklerinin nikahları batıl ve geçersizdir. Bu nedenle çocuklarının her biri zina ( veled - i zina ) çocuğudur.

Ehl - i din olan akrabalarından dolayı miras hakları yoktur.

Kestikleri hayvanlar murdardır, etleri yenmez.

Okla, köpekle, doğanla avladıkları dahi murdardır.

Topluca öldürülmeleri gerekir.

Onları öldürmek için yapılan savaş, en büyük, en kutsal savaştır.

Bu uğurda ölmek şehitliğin en ulusudur.

Tamamını öldürüp yok etmek Müslümanlar için farzdır.

Onlara eğilim duyanlar, onlara katılmak isteyip de yakalananlar ve onlara yardımcı olanlar, onlar gibi kafirdirler, öldürülmeleri vaciptir.

Kızılbaşların malları, çocukları ve karıları müslümanlar için helaldir, ganimettir.

Kızılbaşların pişmanlıklarının, tövbelerinin, yalvarmalarının hiçbir değeri yoktur. Öldürülmeleri vaciptir.


Alevi / Kızılbaş Türkmenleri öldürmeleri konusunda askerleri teşvik etmek için " ...

Gönderen YOLCU, Cuma, 16 Ocak 2009 22:10 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
Düşlerin Düşüşü...

Düşlerin Düşüşü


Gözlerinden düşüyor acısı yaşamın
Gözlerinden düşüyor
Kimseler bilmese de
Yitik bir kavganın
Mazlum çocuğudur içindeki kaygı

Nasıl da kelepçelenmiş ellerin karanlığa
Rotasız bir geminin kaçak yolcusu
Ve sahipsiz
Ve umarsız
Ve kırılgan bir sevişmenin gizlenen anısıdır kalbin…


Kalbin bir yangın yeri
Kalbin sancıyla sürdürüyor bu seferi
Bırak rüzgarda salınsın sakladığın tayın vahşi yelesi
Bırak kırılsın öksüzün hevesi

Biliyorum düşmek üzeredir canın bedeninden
Biliyorum gökten inişi gibi çiğ tanesinin
Biliyorum kopmak üzeredir damarların yüreğinden
Biliyorum kopuşu gibi insanın hayattan

Bekle o anı ki,
Hiç gelmeyecek…
Çırpınıp dursan da
Gücün sana yetmeyecek
Vakit teslimiyet vaktidir
Bu yazgı başından gitmeyecek

Hükümsüz yarınlara mecbursun
İstesen de çekip gidemezsin
Sen acısız edemezsin…
Düşüyor düşlerin
Dalından kopan bir yaprağın düşüşü gibi
Anla artık
Baharını çoktan çaldılar senden

Celladına bir poz ver
Resmini çekmek istiyor
Onun eseri olacaksın
Ellerinde solacaksın
Celladına bir poz ver
Hadi…
<!-- / message --><!-- sig --> ...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 14 Ocak 2009 08:24 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
Pir Sultan Tokadı...

SÜNNİ MİSYONERLERE PİR SULTAN TOKADI


Alevi inancını dönüştürme ve başkalaştırma çalışmaları hız kesmeden sürüyor. Bu yöndeki çalışmaların, özellikle Alevilikteki en önemli zaman dilimlerinden olan Muharrem ayı geldiğinde daha bir arttığını görmekteyiz.

Diyanet İşleri Başkanlığının kimi mensupları ve Sünni teolojinin hizmetindeki İlahiyat Fakültelerinin mümtaz ( !) hocaları ekranlarda, gazete ve dergi sayfalarında sık sık görünerek kendi ürettikleri yapay bir Alevilik üzerinden, Alevilere Sünni inanç ve ibadet biçimlerini empoze etmeye çalışıyorlar.

Bu konuda öne çıkan birkaç isim var; Sönmez Kutlu, Hasan Onat, İlyas Üzüm, Osman Eğri…

Ne diyor bu muhteremler ?

“Alevilik, Sünnilik vb. akımlardan ziyade İSLAM’IN KÖK DEĞERLERİ’ni öne çıkaralım, böylece Alevi ve Sünnileri MÜSLÜMANLIK PAYDASINDA birleştirelim.”

Bu muhteremlerin İslam’ın kök değerleri söylemiyle kastettikleri şeyler tümüyle Sünni inanç ve ibadet biçimleridir. Bu söylemde Alevilik, sadece kültürel ve folklorik bir unsur olarak yer alabilmektedir.

Alevilerin ibadet biçimi olan cemi, ibadet yeri olan cem evini, Muharrem matemi ve orucunu kültürel, folklorik bir zenginlik olarak niteleyip Aleviliği, Sünniliğin içinde bir tarikat konumuna sokmak hedef ve arzusundaki bu muhteremlere büyük Alevi Kızılbaş önderi Pir Sultan Abdal’ın idam gerekçelerini anımsatarak, Alevi mümin canları devşirmeyi amaçlayan siyasetlerinden vazgeçmelerini salık vermek istiyoruz.

Daha evvel yayınladığımız “ Hangi Sünnilik ? “ adlı kitabımızda yer alan “ Diyanet İşleri Başkanlığı, Alevi Bektaşi Klasikleri ve Aleviliğin Teolojik Koordinatları “ başlıklı makalemizde yer alan bir bölümü güncelleyerek, idrak ve izan sahibi beyinlere tekrar takdim ediyoruz.

"Osmanlı’nın resmi belgelerine göre Pir Sultan Abdal özetle şu gerekçelerle idam edilmiştir:


1- Pir Sultan, dinsiz, namaz kılmıyor ve oruç tutmuyor.

2- Şeriata aykırı söz söylüyor ve davranış sergiliyor.

3- Müslümanlara 'Yezit' diyor ve şarap içiyor.

4- İslamiyet'in ilk üç halifesine sövüyor.

5- Cem Ayini gibi gizli toplantılar yapıyor.

6- Safevi taraftarı ve Kızılbaş taifesinden bir devlet düşmanı.

7- Rafizi kitaplar bulunduruyor, okuyor ve okutuyor.

8- Saz ve Çalgı çalıyor törenlerde semah dönerek oyun oynuyor.

9- Törenlerde ve dışarıda harem selamlık kuralına riayet etmiyor.

10- Mehdi-i Zaman (Zamanın Mehdisi) gelecek propagandası yapıyor...


Bu gerekçeler aslında Aleviliğin pek çok temel yaklaşımının Osmanlı tarafından nasıl algılandığının göstergesidir. Bu gerekçelere bakarak özgün Alevi kimliğinin pek çok unsurunu görmek mümkündür. ...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 10 Ocak 2009 14:48 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

TÜRKLERDE HAZRETİ ALİ VE HAZRETİ HÜSEYİN SEVGİSİ 
Emeviler ehlibeyte zulmettikleri gibi Türkmenlere de zulmetmişlerdir. Türkler ve ehlibeyt soyundan gelenler, mazlumluk ortak paydasında birleşerek Emevi zulmüne karşı mücadele etmişlerdir. Emevilerin başlattığı zulmü bir süre sonra Abbasiler de sürdürmüştür.

Türklerle ehlibeyt arasındaki sevginin en net göstergelerinden biri Hazreti Hüseyin'in Kerbela'da Yezit'in adamlarından Türkistan'a gitmek için izin istemesidir. Hazreti Hüseyin biliyordu ki Türkler onu bağırlarına basacaklardır.

Hazreti Hüseyin'deki Türk sevgisinin kaynağı Hazreti Ali'ye dayanmaktadır. Hazreti Ali kendi döneminde Türkistan'daki Arap ordularını geri çekmiş ve Türk yurtlarındaki Arap işgaline son vermiştir.

Ehlibeyt soyuna mensup binlerce seyit, Emevi ve Abbasi zulmünden canlarını kurtarabilmek için Türk yurtlarına sığınmışlardır. İmam Ali Rıza'nın Türkistan coğrafyasına dahil olan Horasan'daki çalışmaları Türklere mistik İslam inancını benimsetmiş ve Türkler, Emevilerin dayattığı İslam'a direnmişlerken ehlibeyt İslam'ına gönül vermişlerdir.

Başlangıçta Türkmenlerin nerdeyse tamamına yakını Alevi idi. Ancak süreç içinde çeşitli yollarla asimile edilerek Sünnileştirilmişlerdir. Bu nedenle eğer ki bir kimse Türkmen ise geçmişinde mutlaka Alevilik vardır. Nitekim, yaklaşık 2 asır öncesine kadar Anadolu'daki Türkmen nüfusunun yüzde 75'i Alevi idi.

Seyitler ve onların kızları, oğulları Türklerle evlenmişler ve süreç içinde Türkleşmişlerdir. Bugün Anadolu'daki Alevi dedeleri işte bu ortak ailelerden türeyen nesilden gelmektedir. Dolayısıyla Alevi dedeleri öz be öz TÜRKMEN inanç önderleridir.

Türklerin Hazreti Ali ve Hazreti Hüseyin'e olan sevgilerinin en büyük sonuçlarından biri de yazılan ve söylenen binlerce ağıt ( mersiye ), deyiş ve nefestir. Bu ağıt, nefes ve deyişlerde Hazreti Ali ve Hazreti Hüseyin'e duyulan eşsiz ve tarifsiz sevgi anlatılmaktadır.

Alevilerin büyük çoğunluğunun Türklerden oluşması da boşuna değildir.

Türklerin arasındaki en yaygın isimlerin, Ali, Ali Ekber, Ali Rıza, Hasan, Hüseyin, Fatma gibi adların olması da bu sevginin bir sonucudur.

Muharrem geldiğinde Anadolu ve Türkistan'da milyonlarca Alevi Türkmen'in ehlibeyt ve Kerbela mazlumları için gözyaşı dökmesi de yine bu sevgi ve bağlılığın göstergesidir.

Hazreti Ali ve Hazreti Hüseyin'e duyulan sevgi ve bağlılık, Alevi / Bektaşi yolunun özüdür, temelidir. Bu sevgi diğer İslami gruplarda da vardır. Lakin Alevilerdeki Ali ve Hüseyin sevgisinin özgün bir temele dayandığı malumdur. Bu temel onu sıradan bir sahabe veya dört halifeden biri yada Hazreti Muhammed'den sonraki yüce kişiliklerden biri olarak görme anlayı ...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 10 Ocak 2009 13:46 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
Hakka yürüyüş...

Alevilik-Bektaşilik üzerine araştırmaları ile tanınan İrene Melikoff Hakk'a yürüdü.
25 Kasım 2008 tarihinden beri Fransa, Strasbourg hastanesinin yoğun bakım yaşam destek ünitesinde yatmakta olan, Alevilik-Bektaşilik üzerine araştırmaları ile tanınan ve bu alanda yüksek bir saygınlığa sahip olan değerli araştırmacı-yazar ve Türkoloji uzmanı Prof. Dr. Iréne Melikoff Hakk'a yürüdü.

İrene
Melikoff'un cenaze töreninin Strasbourg'da yapılması ve Paris'teki aile mezarlığından uğurlanması planlanıyor.

İrene
Melikoff kimdir?

1917 yılında Ekim devrimi başladığı gece, Petrograd'da doğan İrene
Melikoff'un babası Bakülü bir Türk, annesi Rustu. Petrolcülük işleriyle uğraşan ailesi Ekim Devrimi olunca Finlandiya'ya kaçar. Oradan Fransa'ya giderek Paris'e yerleşirler.

Melikoff babasının kütüphanesinde 14 yaşındayken Hafız Divanı'nı, Ömer Hayyam'ı ve Sadi Şirazi'yi okur. Sorbon Üniversitesi'nde önce İngiliz edebiyatını bitirir. Daha sonra ise Şark dillerine ve Türkolojiye devam eder. Fars dili ve edebiyatını öğrenir. Safaviler üzerine çalışır. Prof. Adnan Adıvar'ın öğrencisi olur. Ünlü İslam araştırmacısı Louis Massignon onu Sufiliği araştırmaya yöneltir. Fuat Köprülü ve Ömer Lütfi Barkan'la yakın ilişki içinde olur. Türk destanları üzerine çalışan Melikoff mistisizmi öğrenmek isterken Alevilikle karşılaşır. Çalışmalarını Alevilik üzerine yoğunlaştırır.

Türkoloji'ye katkısı 1968 yılında Strasbourg Türk Etüdleri Enstitüsü direktörü olmasıyla hız kazanır. 1970 yılından beri yayınlanan önemli bir Türkoloji dergisi olan Turcica'nın da kurucusu olur. Ünlü matematikçi Salih Zeki'nin oğluyla evlenen Melikof bir süre de Türkiye'de yaşar. Türkçe'de Cem Yayınları'ndan "Uyur İdik Uyardılar" kitabı ile Çağdaş Yayınları'ndan "Efsaneden Gerçekliğe Hacı Bektaş" isimli kitabı yayınlanmıştır.
...

Gönderen YOLCU, Cuma, 09 Ocak 2009 09:54 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
OKMEYDANI CEM EVİ...

MUSTAFA CEMİL KILIÇ, BUGÜN ( 08.01.2009) OKMEYDANI CEM EVİNDE...

Mustafa Cemil Kılıç, Muharrem orucunun 11. günü Okmeydanı Cem evinde Alevi mümin canlarla birlikte oruç açacak ve bir söyleşi yapacaktır.

Cem sohbetleri adıyla düzenlenen söyleşinin bugünkü konuşmacısı olacaktır.

İlgilenenlere duyurulur...

...

Gönderen YOLCU, Perşembe, 08 Ocak 2009 07:47 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
TRT'YE DEMEÇ...

 

  MUSTAFA CEMİL KILIÇ'IN DEMECİ TRT'DE YAYINLANDI..

 İLAHİYATÇI - SOSYOLOG MUSTAFA CEMİL KILIÇ'IN KARACAAHMET CEM EVİNDE CEM VE CEM EVLERİ İLE İLGİLİ OLARAK TRT'YE VERDİĞİ DEMEÇ 07.01.2009 GÜNÜ AKŞAM 18:30 ANA HABER BÜLTENİNDE YAYINLANDI.

ZİYARETÇİ VE ÜYELERİMİZE DUYURURUZ.  

...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 07 Ocak 2009 17:57 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

 TÜRKİYE, TÜRK ÜLKESİ Mİ ? 

Türkiye sözü, semantik açıdan Türklerin yaşadığı ülke anlamına geliyor. Anadolu ve Trakya topraklarına bu ismi verenler sanıldığının aksine Türkler değildir. Türkler, yüzyıllardır bu ülkeyi "Diyar – ı Rum " yani "Rum ülkesi " olarak adlandırmışlardır. " Rum " sözü de Romalı yani Roma İmparatorluğu ahalisi manasını muhtevi bir sözdür.

Türkiye'ye Türkiye adını verenler Batılılardır. Önceden " Turkia " olan bu sözcük, Türkiye'ye dönüşmüştür. Sıkça kullanılan bir diğer sözcük de malum olduğu üzere " Anatolia" sözüdür. " Güneşin doğduğu ülke " anlamına gelen bu sözcük de Türkçe'de zamanla " Anadolu " halini almıştır.

Yaklaşık bin yıldır Türkler, bu topraklarda demografik açıdan çoğunluğu oluşturan halktır. Türkiye Türkleri gerçekte Türkmenlerdir. Türkmenler, Türk dünyasındaki en kalabalık Türki topluluktur.

Türklerle birlikte bu topraklarda pek çok halk da yaşamıştır. Halen de yaşamaktadır. Kuşkusuz bundan sonra da yaşayacaktır. Peki günümüzde Türkiye nüfusunun ne kadarı Türklerden oluşmaktadır?

Öncelikle şunu belirtelim ki burada kastettiğimiz Türklük etnik Türklüktür. Yani Türk soyundan gelenlerin ( Türkmen, Kazak, Kırgız, Özbek, Tatar, Gagavuz Türkmenleri, Azeri Türkmenleri vb. ) oluşturduğu kimliktir. Malum olduğu üzere Türk sözü günümüzde sadece bu anlamda kullanılmıyor. Türkiye Cumhuriyeti Yurttaşı olma anlamında da kullanılıyor.

Anayasamızın 66 maddesinde Türklük, Türkiye Cumhuriyeti Yurttaşlığı olarak niteleniyor. Buradaki Türklük, siyasi ve hukuksal Türklüktür. Etnik Türklük değildir.

Lakin pek çok kurum, kuruluş, devlet ve şahıs Türkiye'deki etnik Türklerin nüfusunu merak etmekte ve bu konuda çeşitli araştırmalara girişmektedir.

Ortaya konulan verilerin hiçbiri sağlıklı değildir. Zira Türkiye'de bu yönde bir nüfus sayımı yapılabilmiş değildir. Gerçi geçmişte bazı nüfus sayımlarında anadil sorusu yer almaktaydı. Lakin yine de buna verilen yanıtlardan etnik grupların nüfusunu tespit yoluna gitmek yeterince sağlıklı değildir. Zira, etnik kimlikle dil arasında bir bağ bulunsa da bu bağ etnik kimliği ifade de yetersizdir. Çeşitli nedenlerle anadilini öğrenememiş olanlar da bulunabilmektedır.

Ancak biz bu yazımızda daha ziyade Türkiye'de etnik grupların araştırılmasında yapılagelen bir yanlışa değinmek ve bu yanlış üzerinden Türk nüfusu ...

Gönderen YOLCU, Pazar, 04 Ocak 2009 17:01 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
RADYO BARIŞ VE KANAL BİZ...

 

MUSTAFA CEMİL KILIÇ, RADYO BARIŞ VE KANAL BİZ TV'DE...

Mustafa Cemil KILIÇ, 03.01.2009 TARİHİNDE saat 17:00'da RADYO BARIŞ VE KANAL BİZ TV tarafından düzenlenen MUHARREM SOHBETLERİ adlı izlenceye katılacaktır.

ilgilenenlere duyurulur.

 

...

Gönderen YOLCU, Perşembe, 01 Ocak 2009 12:27 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
OKMEYDANI CEM EVİNDE...

 

MUSTAFA CEMİL KILIÇ, OKMEYDANI CEM EVİNDE...

Mustafa Cemil Kılıç, Muharrem orucunun 3. günü Okmeydanı Cem evinde Alevi mümin canlarla birlikte oruç açacak ve bir söyleşi yapacaktır.

Cem sohbetleri adıyla düzenlenen söyleşinin bugünkü konuşmacısı olacaktır.

İlgilenenlere duyurulur...

 

...

Gönderen YOLCU, Salı, 30 Aralık 2008 22:16 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ, YOL TV'DE...

 

  MUSTAFA CEMİL KILIÇ, YOL TV'DE...

MUSTAFA CEMİL KILIÇ, YOL TV tarafından hazırlanan Muharrem Sohbetleri adlı izlenceye katılacaklardır.

TARİH: 30.12.2008

SAAT: 17:30 - 19:30

YER: Karacaahmet Cemevi 

...

Gönderen YOLCU, Pazartesi, 29 Aralık 2008 21:45 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ, MUHARREM SOHBETLERİNDE...

 

  MUSTAFA CEMİL KILIÇ, TRT, CEM TV VE ULUSAL KANAL'DA...

 MUSTAFA CEMİL KILIÇ, MUHARREM AYININ İLK GÜNÜ ÖNCE SAAT 15:00 - 17:00 ARASIDA CEM TV'DEKİ mUHARREM SOHBETLERİ ADLI İZLENCEYE ARDINDAN İSE SAAT 20:30'DA ULUSAL KANAL'DAKİ AYNI ADLI YAYINA KATILMIŞLARDIR.

MUSTAFA CEMİL KILIÇ, 25.12. 2008 TARİHİNDE İSE KARACAAHMET CEM EVİNDE TRT'NİN MUHARREM AYI NEDENİYLE HAZIRLADIĞI VE 10 MUHARREM'DE YAYINLANACAK OLAN İZLENCEYE, CEM VE CEMEVLERİ KONULU BİR DEMEÇ VERMİŞLERDİR.

SAYIN ZİYARETÇİ VE ÜYELERİMİZE DUYURULUR.  

...

Gönderen YOLCU, Pazartesi, 29 Aralık 2008 21:40 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MATEM BAŞLADI...

    DÜŞTÜ HÜSEYİN ATINDAN... 
Asırlardır acısı dinmeyen bir yara var müminlerin kalbinde… Yüce peygamberimizin torunu Hazreti Hüseyin ve yanındakilerin Kerbela’da hunharca katledilmesinin üzerinden yüzlerce yıl geçmiş olmasına karşın yaramız hala taze…

Bu yara hiç kapanmadı, hiç kapanmayacak… Kerbela, mazlumiyetin yürekleri sızlatan bir örneği olarak müminle münafığın ayrıştığı, zalimle mazlumun saflaştığı tarihsel bir olaydır.

Yüce resülün soyuna karşı gerçekleştirilen saldırı, gerçekte insanlığın tümüne karşı işlenen zelil bir suçtur.

Bu iğrenç suçun yıl dönümünde, peygamber soyu için yas tutmamak, Hazreti İmam Hüseyin’in acısını yüreğinde hissetmemek ve mateme bürünmemek, kim bilir belki de yüzyıllar sonra da olsa suça ortak olmak gibidir. Bu büyük günahtan Hakka sığınırız.

“Medet ya Hüseyin” diye inleyen kalbimiz, zalime ve zulmüne karşı da “lanet olsun Yezid’e “
nidalarıyla ehlibeyte bağılığını ilan etmektedir.

Zira, ehlibeyti sevmeden, Hüseyin’den yana olmadan Mümin vasfını kazanabilmek mümkün değildir.

Ehlibeyt soyuna taraf olanlara ne mutlu ki onlar, yüce resulün gerçek ümmetidirler.

Muharrem’de oruç ve yas tutmak, Hüseyni ve Alevi olmanın dahası Muhammedi olmanın yani gerçek mümin olmanın en ayırt edici göstergelerinden biridir.

Müminlere selam olsun.

Kuşkusuz tarihin en elim olaylarından biri ve birincisi olan Kerbela katliamının vicdanlarda yarattığı yarayı anlatan yüzlerce, binlerce şiir yazıldı. Ağıtlar söylendi. Dünya durdukça da söylenmeye devam edecek.

Yüreğimizin titreyerek hissettiği, dilimizin acıyla telaffuz ettiği bir ağıtı yineleyerek ruhumuzu, canımızı, kalbimizi Hazreti İmam Hüseyin’e raptedelim. Hüseyinleşmek için çırpınalım. Gözyaşı dökelim…

Düştü Hüseyin atından Sahrayı Kerbela’ya,
Cibril git haber ver Sultan- ı enbiyaya…

Tuttuğumuz oruç ve matemimizi yüce Tanrı kabul eylesin. Cümlemizi Hazreti Hüseyin’in şefaatine nail eylesin….

Hazreti İmam Hüseyin’e duyduğum sevgiyi dile getirmeye çalıştığım naçiz dizelerimi sizlerle paylaşarak sözlerimi noktalıyorum.


HÜSEYİN…

O bir velidir, hiçbir zaman ölmez
Canlar içinde bir candır Hüseyin…
Onun kıymeti ki, asla ölçülmez
Ne inci ne de mercandır Hüseyin…

Huruç edip Aliyyel mürteza’dan
Doğdu ol hazreti Fatıma’dan
Bilemez sırrını hiçbir nadan
Bir kutlu nihandır Hüseyin…

Mümine yakındır, münkire uzak
Resul – i kibriyadan bir nesl- i pak
Şühedayı kerbela’nın ö ...

Gönderen YOLCU, Pazar, 28 Aralık 2008 14:09 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
DUYURU

DUYURU / BİLGİLENDİRME  

Mustafa Cemil Kılıç, Muharrem ayının ilk günü 29. 12. 2008  saat 20:00’da Muharrem Sohbetleri izlencesine katılmak için ULUSAL KANAL’da olacaktır.

 

30. 12. 2008 Salı günü saat 17:00’da  YOL TV’de aynı adlı yayına katılacaktır.

 

31. 12. 2008 Çarşamba günü oruç açımı ve Cem Sohbeti için Okmeydanı Cem evinde olacaktır.

 

02.01.2009 Cuma günü saat 13:00’de Muharrem Sohbetleri adlı yayın için Cem TV’de olacaktır.

 

03.01.2008 Cumartesi günü  saat 17:00’da RADYO BARIŞ tarafından düzenlenen Muharrem sohbetleri için KANAL BİZ’de olacaktır.

 

İlgilenenlere duyurulur.

...

Gönderen YOLCU, Cuma, 26 Aralık 2008 20:57 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ cem radyo'da / 96.4

 

   DUYURU / BİLGİLENDİRME

Mustafa cemil KILIÇ, YARIN 26. 12. 2008 SAAT 11:00 DA Cem Radyo'da canlı yayına katılacaktır. Muharrem ayı üzerine söyleşi yapılacaktır.

İgilenenlere duyurulur.

 

...

Gönderen YOLCU, Perşembe, 25 Aralık 2008 19:59 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
CEMAL ŞENER YAZIYOR...

           MARAŞ MARAŞ DERLER, BU NASIL MARAŞ... 

Bu türkü sözlerinin devamı şöyledir : ‘’Maraş, Maraş Derler, Bu Nasıl Maraş.Al Kanlar İçinde Can Veren Kardaş…’’
    Bu türkü sözlerinin yazarı  bu sözleri ne zaman ve hangi olay üstüne yazmıştır bilmiyorum. Ama aşağıdaki ifadeleri okuduğumda aklımdan ilk geçen sözcük bu olayın söz yazarının adeta içine doğduğu şeklinde oldu. İsterseniz  sözünü ettiğim ifadeleri  şimdi birlikte okuyalım :
    ‘’Ellerinde Alman tüfeği, mavzer, makinalı tüfekler vardı. Kadınlarımızın memeleri kesildi. Altı aylık çocuğumuza kurşun sıkıldı. Kolları kesildi, kafaları ezildi. Kadınlarımızın hem ölüsüne hakaret ettiler, hem dirisine. Kocasının yanında yaptılar. Kocası : ‘
’Allah’tan korkun.’’ deyince… Kocasını çektiler, öldürdüler. Ardından kadını öldürdüler.20 yaşındaki bir babayı oğluyla birlikte öldürdüler. Gözlerine şiş soktular insanların. Seyrantepe’de Keşan’lı  (…)  ün karısının ırzına geçip, kurşuna dizdiler. Daha sonra külotunu çıkarıp sokağa attılar. Kalaycı Şah İsmail’e de baltayla vurup, beynini parçaladılar.’’ (Ali Usta)
    ‘’Başlarında muhtar Mehmet Yemşen’in olduğu grup ‘’Komünistler Moskova’ya’’, ‘’Komünistlere, Alevilere ölüm’’ diye bağırarak evimize doğru geliyordu. Arkalarında plakasız bir komyon  vardı. Bu komyondan aldıkları benzinle evleri yakıyorlardı. Evlerinden aldıkları kıymetli eşyaları da bu konmyona  koyuyorlardı. Oğlum Ali (14 yaşında) ile kaçmaya başladık. Ali’yi yakaladılar, ben kaçtım. Öğleden sonra oğlumu aramaya başladım. Tüm aramalarıma rağmen bulamadım. Askerlere sığındım. Olaydan dört gün sonra cesedini  Dilber Yılmaz’ın evinin bodrum katında bulunan bir kazan içinde yakılmış bir durumda buldum.’’ (Döne Taş)
    ‘’Bir Alevi evini ateşe verdiler. Bir genç kadın pencereden atlayıp kaçtı. İçeride üç çocuk alevler arasında uyurken kül olup gittiler. Sonra ‘’Allah, Allah’’ naralariyle bir Sünni evine saldırdılar. Bir evde iki Alevi saklanıyormuş. Önce Sünni olan ev sahibini dışarı çıkardılar. Ona ‘’Evinde Alevi saklamışsın’’ dediler. O inkar etti. Bunun üzerine evi aradılar. Bodrum’da saklanan iki Alevi’yi bulup getirdiler. Önce Sünni’yi öldürdüler. Sonra da Alevileri otomatik silahla tarayıp öldürdüler.’’ Diyor ifadesinde İsmail Topçu.
    Elimdeki dosyada y ...


Gönderen YOLCU, Pazartesi, 22 Aralık 2008 05:56 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
M. CEMİL KILIÇ yazıyor...

ALEVİLER OLMASAYDI NE OLURDU ?

Aleviler bu ülkenin inkarı mümkün olmayan bir gerçeğidir. Bu öyle bir gerçektir ki, bu gerçek olmasaydı belki de bu ülke ve bu halk diye bir gerçek de olmayacaktı. Türk ulusal varlığı Alevi varlığıyla öylesine bir ilişki içerisindedir ki Alevilik, ulusal kimliğin hayat sahası durumundadır. (Her ne kadar Türk kökenli olmayan Aleviler varsa da Alevilerin yüzde doksandan fazlası Türk / Türkmen’dir.)

İddia ediyorum ki, Alevilik olmasaydı bu ülkede Türk Sünniliği diye bir şeyden bile söz edilemezdi. Sünni Türklerin varlığı bile Alevilikle doğrudan ilgilidir. Alevilik, Sünnilerin, Sünnilik görüntüsü altında Vahhabileşmesini engellemiş olan bir toplumsal tampon rolü de görmüştür. Eğer Alevilik olmasaydı Sünniler tümüyle Vahhabileşerek ulusal kimliklerini de yitirebilir ve nihayetinde ümmetin bir parçası olmak adına Araplaşabilirlerdi. Nitekim Arap dünyasında bugün köken itibariyle Türk / Türkmen olmasına karşın tamamen Araplaşmış toplulukların varlığı meçhul değildir. Özellikle Suriye halkı bu bakımdan dikkat çekicidir. Arap dünyasında Suriye halkına " Arab - ı müstarabe " yani " Arap olmadığı halde Araplaşmış olan" denilmektedir. Yine bilmekteyiz ki, Mısır'da, Filistin'de, Libya, Cezayir, Tunus gibi Kuzey Afrika ülkelerinde milyonlarca Türk Araplaşmıştır. Bugün Tunus'da halen Türkçe adı olan köyler vardır. Ama bu köylerin ahalisi artık tek kelime Türkçe bilmez halde ve tamamen Araplaşmış vaziyettedir.

Aleviler olmasaydı, Anadolu'da Türk dili diye bir dil kalmazdı. Çünkü Sünni seçkinler İslam etkisiyle Arapça’ya yönelmişken Aleviler ibadetlerini bile Türkçe yapıyorlardı. Bütün nefes ve deyişler Türkçe’ydi. Diğer bir ifadeyle Yunuslar, Pir Sultanlar, Kul Himmetler, Nesimiler olmasaydı Türk dili de olmazdı. Türk dili olmayınca Türk Milleti de olmazdı.

Gerek Türklerin Müslümanlaşma sürecine gerekse bu süreç sonrası yaşanan toplumsal olaylara bakıldığında görülecektir ki, Alevilik unsuru Türkmen kabilelerinin kimliklerini muhafaza anlamında giriştikleri ayaklanmalarda hep başat etkiye sahip olmuştur. Ta Hoca Ahmet Yesevi’den beri İslam karşısında gösterilen tutum, Türk kimliğinin varlık mücadelesi açısından yaşamsal olmuştur. Ortodoks İslam inancında haram görülen pek çok unsurun Yesevi ekolü tarafından İslamileştirildiği yada diğer bir ifadeyle İslam’ın, içine Şamani ritüel ve inançların dahil edilmesi suretiyle Türkleştirildiği gerçeği bizi Alevilik denen bir direnişin teşekkülüne götürmektedir. (Burada yeri gelmişken hemen belirtelim ki, Alevilikte mevcut olan kimi unsurları İslam ve Türk kültürü dışında bir kaynağa ( Hristiyanlık, Budizm, Zerdüştilik, Maniheizm vb. ) bağlama çabaları bilimsel açıdan / sosyolojik ve historik gerçeklere aykırı olup tümüy ...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 20 Aralık 2008 19:40 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
ALEVİLERDEN KINAMA...

 

ALEVİ İNANAÇ ÖNDERLERİ CAMİLERE YAPILAN SALDIRIYI KINADI. CEM VAKFİ ALEVİ İSLAM DİN HİZMETLERİ BAŞKANLIĞI BU KONUDA BİR BİLDİRİ YAYINLADI. BİLDİRİYİ ALINTILIYORUZ...

 

 BASIN VE KAMUOYUNA ÖNEMLE DUYURULUR

Camilere yapılan saldırıları kınıyoruz.


Son günlerde İstanbul ve Ankara’da muhtelif camilerde yangın çıkması tesadüfî bir olay olarak açıklanamaz. Ülkemizin birlik ve barışına kasteden kimi mihrakların tehlikeli bir oyun tezgâhlamak istedikleri yönünde kuşku duymaktayız.


Geçmişte camilere yönelik saldırı yapıldığı yalanıyla Alevi Sünni çatışması çıkarmak isteyen şer güçlerin tekrar aynı yola başvurmak istedikleri görülmektedir.
Bu konuda halkımızın sağduyusuna güveniyor ve tüm yurttaşlarımızı uyanık olmaya davet ediyoruz.


Bizler Alevi, Bektaşi, Mevlevi inanç önderleri olarak, yeryüzündeki tüm ibadethaneleri saygın görmekteyiz. Kilise, Cami, Sinagog ve Cem evlerinin Allah’a yakarılan mukaddes mekânlar olarak kardeşliğine inanıyoruz. Bu kardeşliği, karşıtlığa çevirmek isteyenlere karşı Alevisi Sünnisiyle, inananı inanmayanı ile tüm yurttaşlarımızı birlik, barış ve kardeşlik duyguları etrafında kenetlenmeye çağırıyoruz.


Her inancın kutsallarını hedef alıp, toplumsal huzuru ve inançsal kardeşliği zedelemeye çalışan tüm saldırıları nefretle kınıyor. Türk halkını bu gibi provakatif eylemlerin oyununu el birliği ile bozmaya davet ediyoruz.
Değerli basın ve kamuoyuna önemle duyurulur.

Cem Vakfı

Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı



http://www.aleviislamdinhizmetleri.org/

...

Gönderen YOLCU, Cuma, 19 Aralık 2008 20:07 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
M. CEMİL KILIÇ

ALEVİLER İNTİHAR MI EDİYOR ?!


Yüzlerce yıldır amansız bir savaş yaşanıyor. Kanlı, canlı, sert, ödünsüz ve kararlı bir savaş…Evet savaş sözü ürkütücü ama sanırım var olma kavgasının ne denli şiddetli cereyan ettiğini anlatabilmek için bu sözcükten daha isabetli bir başka ifade mevcut değil… Tevile gerek yok; kelimenin tam anlamıyla bir savaş bu !

Peki bu savaş neyin ve kimin savaşı ?

Zahiri sığlığa karşı batıni enginliğin, katılığa karşı hilmin, uhrevi cennet vaadiyle dünyayı zindana çevirenlerle dünyayı cennetleştirmek isteyenlerin, dini Arap kültürüne hapsedenlerle yetmiş iki millete bir nazarla bakmayı savunanların, renksiz, zevksiz, müziksiz kuru ibadetçilerle, aşkla yoğrulmuş, vecdle karılmış, raks ve ezgi ile ruhların coştuğu, kutlu ve kutsal bir tapınmayı seçenlerin, muhayyel ve insandan uzak bir Tanrı inancını savunanlarla Tanrı’yı şah damarında hissedenlerin, onu ruhunda, gönlünde ve kalbinde duyumsayarak “tıpkı insan eyleyenlerin “ savaşıdır bu savaş…

Bilerek yada bilmeyerek karanlığa hizmet etmeyi seçenlerle, “ bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” diyenlerin savaşı…

Ana dilinde ibadet etme özgürlüğünü yaşayanlarla, öz dilimize kilit vurmaya çalışanların savaşı…

Bu savaş; iyi ile iyi görünmeye çalışanın, aydınlık ile aydınlık görünmeye çalışanın savaşı…

Bu savaş; Muaviye’de, Yezit’te, Mervan’da temsil edilen zalimlikle; Hz. Ali’de, Hz. Hasan’da, Hz. Hüseyin’de vücud bulup mücessem hale gelen mazlumiyetin savaşı…

Bu savaş; Kuteybe hunharlığına karşı Horasanlı, Türkistanlı yitik Türkmen çocuklarının yarattığı asil bir direnişin savaşı…

Hasılı bu savaş; Hızır paşalarla Pir sultanların savaşıdır…

Tarihte zaman zaman kılıca, mızrağa, topa, tüfeğe de başvurulsa özünde teolojik bir savaştır bu savaş…

Günümüzde tümüyle teolojik bir kimliğe büründüğü de ortadadır.

Peki varılan nokta nedir ?

Hüznün, mazlumiyetin, gözyaşının, kederin fakat aynı zamanda asil bir direnişin, yiğitliğin, şerefin, erdemin de adı olan Alevilik, Kızılbaşlık nereye gidiyor ?

İnanç ve ritüelleri bir değişim, dönüşüm ve başkalaşıma mı zorlanıyor?

Yoksa bir kısım Alevilerin kendileri mi istiyor bu başkalaşımı ?!

Gönüllü asimilasyon mu söz konusu ?

Teslim oluş ve boyun eğiş…

Evet nereye gidiyor Kızılbaşlar, Aleviler…

Egemen din anlayışının temsilcileri ha bire yeni yeni giysiler biçiyorlar Aleviler ve Alevilik için…

Kimi diyor Alevilik tarikattır…

Eğer öyleyse bu tarikat hangi mezhebe bağlı ?!

Sünniliğe mi Şiiliğe mi ?

Sünniler Sünniliğe, Şiiler Şiiliğe bağlıyor !

Bazı sözde Aleviler de bunu kabulleniyor ...

Gönderen YOLCU, Perşembe, 18 Aralık 2008 22:57 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
CEMAL ŞENER YAZIYOR...

FUZULİ'NİN OSMANLI'DAN MAAŞ ALDIĞINI BİLİYOR MUYDUNUZ ? 
Alevi dedeleri devletten maaş almalı mıdır? Tartışmaları ile ilişkilendirmek için Osmanlı’daki din devlet ilişkileri bir suredir internette bazı sitelerde irdelenmeğe çalışılıyor. Bu tartışmaya bir nefes katılmak için bu satırları yazdım.



Alevi dedeleri resmi olarak Osmanlı döneminde devletten maaş aldı denemez. Ama Osmanlı idare yapısı çok farklıdır. Osmanlıda bazı valilerde devletten maaş almazdı. Valilikler ihale ile vergi toplama yetkisi de dahil alınır satılırdı. Valilik gibi bazı makamlarda alınır satılırdı. Cami imamlarının da tümünün devletten her dönem maaş aldığı söylenemez. Cumhuriyetin ilk yıllarından menderes dönemine dek cami imamları da devletten maaş almazdı. Cami imamlarına maaş dönemi menderes’le başlamıştır.



Karacaahmet sultan dergâhı yayınlarında 200 civarında Osmanlı arşivi/mühimme defterlerinden alınmış karar yayınladım. Bu kadarda elimde yayınlanmaya hazır bulunuyor. Osmanlı belgelerinde Aleviler-Bektaşiler adı ile yayınlanan iki kitap ta Karacaahmet Sultan veb sitesinde orijinalleriyle birlikte yüklü bulunuyor. İsteyen ulaşabilir.



Bu belgelerde dedelere direk maaş vermek yok. Ama dergâhların Osmanlı ile dolaylı akçeli ilişkileri var. Örneğin; vergi muafiyeti var, gelirlerin dergâha bağışlanması var. Örnek: ’Çankırı keskin’deki Koçi baba zaviyesinde ’’ eskiden olduğu gibi vergi muafiyeti ’’ istenen bir belge var (yıl: 1712)... Yine başka bir belgede Samsun Ladik Kara Abdal zaviyesi yazışmasında yüz yıldır devam eden türbedarlığın ’’ günde iki akçe’’ karşılığı olarak devam etmesi divanı hümayum’dan yani saraydan istenmektedir.



Başka bir belgede ise; Akyazılı türbesi ve vakfının elinde olan ’’su değirmeni ve taşınmaz mallardan’’ bahsedilerek ’’eskisi gibi hazinei manda mütevellilik’’ istenmektedir. Böylece ’’paranın dergâhta kalması’’ istenmektedir.



Başka bir belgede ise; Hacı Bektaş dergâhı post dedesi es- seyit Fezullah, (Hacı Bektaş Veli Kuddise Sırruhu) ...1795 tarihli 7899 nolu arşiv belgesinde (kitabımızın 243.sayfasındadır) ... Hacıbektaş vakfına bağlı tüm köylerin vergisinin ’’hiç bir devlet yetkilisinin karışamayacağı ’’tarzda toplanması için bazı kişilerin direndikleri…’’ bu kişilerin eylemlerine engel olmak ve vergilerin toplanması için hattı- hümayun (ferman) verilmesi’’ istenmektedir.




Ayrıca bu belgelerde; Hz. Ali’nin türbesi’nin tadilatı ile ilgili, Hz. Hüseyin ’in Kerbela’daki türbesinin tadilatı ile ilgili, Karacaahmet sultan türbesinin tadilatı ile ilgili ödenmesi gereken para miktarından ve yapan ustaların isimlerine dek bilgiler bulunuyor.



Konu ile ilgili ilginç bir bilgi ise Alevilerin yedi ulu ozanından biri olan Fuzuli&r ...

Gönderen YOLCU, Pazartesi, 15 Aralık 2008 20:17 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

ALEVİLER İNTİHAR MI EDİYOR ?!


Yüzlerce yıldır amansız bir savaş yaşanıyor. Kanlı, canlı, sert, ödünsüz ve kararlı bir savaş…Evet savaş sözü ürkütücü ama sanırım var olma kavgasının ne denli şiddetli cereyan ettiğini anlatabilmek için bu sözcükten daha isabetli bir başka ifade mevcut değil… Tevile gerek yok; kelimenin tam anlamıyla bir savaş bu !

Peki bu savaş neyin ve kimin savaşı ?

Zahiri sığlığa karşı batıni enginliğin, katılığa karşı hilmin, uhrevi cennet vaadiyle dünyayı zindana çevirenlerle dünyayı cennetleştirmek isteyenlerin, dini Arap kültürüne hapsedenlerle yetmiş iki millete bir nazarla bakmayı savunanların, renksiz, zevksiz, müziksiz kuru ibadetçilerle, aşkla yoğrulmuş, vecdle karılmış, raks ve ezgi ile ruhların coştuğu, kutlu ve kutsal bir tapınmayı seçenlerin, muhayyel ve insandan uzak bir Tanrı inancını savunanlarla Tanrı’yı şah damarında hissedenlerin, onu ruhunda, gönlünde ve kalbinde duyumsayarak “tıpkı insan eyleyenlerin “ savaşıdır bu savaş…

Bilerek yada bilmeyerek karanlığa hizmet etmeyi seçenlerle, “ bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” diyenlerin savaşı…

Ana dilinde ibadet etme özgürlüğünü yaşayanlarla, öz dilimize kilit vurmaya çalışanların savaşı…

Bu savaş; iyi ile iyi görünmeye çalışanın, aydınlık ile aydınlık görünmeye çalışanın savaşı…

Bu savaş; Muaviye’de, Yezit’te, Mervan’da temsil edilen zalimlikle; Hz. Ali’de, Hz. Hasan’da, Hz. Hüseyin’de vücud bulup mücessem hale gelen mazlumiyetin savaşı…

Bu savaş; Kuteybe hunharlığına karşı Horasanlı, Türkistanlı yitik Türkmen çocuklarının yarattığı asil bir direnişin savaşı…

Hasılı bu savaş; Hızır paşalarla Pir sultanların savaşıdır…

Tarihte zaman zaman kılıca, mızrağa, topa, tüfeğe de başvurulsa özünde teolojik bir savaştır bu savaş…

Günümüzde tümüyle teolojik bir kimliğe büründüğü de ortadadır.

Peki varılan nokta nedir ?

Hüznün, mazlumiyetin, gözyaşının, kederin fakat aynı zamanda asil bir direnişin, yiğitliğin, şerefin, erdemin de adı olan Alevilik, Kızılbaşlık nereye gidiyor ?

İnanç ve ritüelleri bir değişim, dönüşüm ve başkalaşıma mı zorlanıyor?

Yoksa bir kısım Alevilerin kendileri mi istiyor bu başkalaşımı ?!

Gönüllü asimilasyon mu söz konusu ?

Teslim oluş ve boyun eğiş…

Evet nereye gidiyor Kızılbaşlar, Aleviler…

Egemen din anlayışının temsilcileri ha bire yeni yeni giysiler biçiyorlar Aleviler ve Alevilik için…

Kimi diyor Alevilik tarikattır…

Eğer öyleyse bu tarikat hangi mezhebe bağlı ?!

Sünniliğe mi Şiiliğe mi ?

Sünniler Sünniliğe, Şiiler Şiiliğe bağlıyor !

Bazı sözde Aleviler de bunu kabulleniyor ...

Gönderen YOLCU, Pazar, 14 Aralık 2008 20:30 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILI CEM TV'DE

İzlence Duyurusu

 

14 Aralık 2008 günü saat 11:00’da CEM TV’de yayınlanacak olan GENÇLER KONUŞUYOR adlı izlenceye konuk olarak MUSTAFA CEMİL KILIÇ katılacaktır.

 

Konu: Hoca Ahmet Yesevi ve İslam

 

İlgilenenlere duyurulur.

  

www.turkcutoplumcu.com

...

Gönderen YOLCU, Cuma, 12 Aralık 2008 13:17 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
ALEVİ - SÜNNİ KARDEŞLİĞİNİN İFADESİ Mİ!

 

ALEVİ SÜNNİ KARDEŞLİĞİ... Mİ ?

SÜNNİLER CEM EVİ YAPTIRDI ! 

Siyasi partilerin peş peşe Alevi açılımı yaptıkları son dönemde, en radikal açılım vatandaşlardan geldi. Beypazarı’nın Alevilerin yoğun olarak yaşadığı Karaşar beldesinde, cami derneği tarafından yaptırılan cemevi, caminin bitişiğinde hizmete açıldı.

Karaşarlılar Cami Derneği’nce 1993’ten bu yana yapımı sürdürülen Cemevi ve Kültür Merkezi’nin önceki gün yapılan açılışına, Anayasa Mahkemesi üyesi Serdar Özgüldür, Beypazarı Kaymakamı Hikmet Aydın, MHP’nin Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı, Beypazarı Belediye Başkanı Mansur Yavaş, AKP’li Yenikent Belediye Başkanı Emin Özer, AKP’li Karaşar Belediye Başkanı Yılmaz Koçak, AKP’li Kırbaşı Belediye Başkanı Cengiz Yılmaz ve vatandaşlar katıldı.

CAMİ İLE YAN YANA
Cemevi, aynı dernek tarafından daha önce yaptırılan caminin hemen bitişiğinde hizmete girdi. Kaymakam Aydın, cemevinde yapılacak etkinliklere seve seve katılacaklarını belirtti.

...

Gönderen YOLCU, Cuma, 12 Aralık 2008 09:43 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
TÜRKÇÜ TOPLUMCU YOL'DAN KUTLAMA...

 

  TÜRK HALKLARININ VE TÜM MÜSÜMAN MİLLETLERİN KURBAN BAYRAMINI KUTLAR,

 ESENLİK, BARIŞ, BİRLİK VE KARDEŞLİĞİMİZE ARACI OLMASINI YÜCE TANRI'DAN DİLERİZ.

      TÜRKÇÜ TOPLUMCU YOL ADINA MUSTAFA CEMİL KILIÇ VE YOL ARKADAŞLARI

 

...

Gönderen YOLCU, Pazar, 07 Aralık 2008 11:20 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

HÜSEYİN…

 

O bir velidir, hiçbir zaman ölmez

Canlar içinde bir candır Hüseyin…

Onun kıymeti ki, asla ölçülmez

Ne inci ne de mercandır Hüseyin…

 

Huruç edip Aliyyel mürteza’dan

Doğdu ol hazreti Fatıma’dan

Bilemez sırrını hiçbir nadan

Bir kutlu nihandır Hüseyin…

 

Mümine yakındır münkire uzak

Resul – i kibriyadan bir nesl- i pak

Şüheda-yı kerbelanın önderi mutlak

Ölümsüz kahramandır Hüseyin…

 

Mazlumlar katarının ulu imamı

Mümin dilinden düşmez kelamı

Kıyam eyleyip yüceltti İslamı

Bir merdi merdandır Hüseyin…

 

Mümin olanın gözündeki yaşlar

Hüseyni sevgiyle akmaya başlar


Gönderen YOLCU, Perşembe, 04 Aralık 2008 15:31 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
RIZA TEVFİK BÖLÜKBAŞI

Bana sual sorma, cevap müşküldür,
Her sırrı ben sana açamam hocam.
Hakkın hazinesi darı değildir,
Cami avlusunda saçamam hocam.

Kayd-i âhiretle düşmem mihnete,
Ben burda memurum şimdi hizmete,
Hayvan otlatırken gidip cennete,
Sana hülle donu biçemem hocam.

Miracı anlatma, eşek değilim,
Bildiğin kadar da melek değilim,
Günahkâr insanım, ördek değilim,
Bu ağır gövdeyle uçamam hocam.

Halka korku verme velvele salıp,
Dünya ve âhiret bu köhne kalıp,
Ben softa değilim cübbemi alıp,
İmaret imaret göçemem hocam.

Ölümden ürker mi tez ölen
kimse?
Çoktan mazhar oldum ben hak nefese,
Bu demi sürerken ecel gelirse,
İşimi bırakıp kaçamam hocam.

Şarabı men etme, o değil hüner,
Aşıkım bâdesiz pek başım döner,
Gönlümde muhabbet ateşi söner,
Özrüm var, sade su içemem hocam.

Nâr-ı cehennemi önüme serme,
Günahımı döküp kaygular verme,
Kitapta yerini bana gösterme,
Ben pek o yazıyı seçemem hocam.

Feylesof Rıza´yım dinsiz anlama,
Dini ben öğrettim kendi babama,
Her ipte oynadım cambazım amma,
Sırat köprüsünü geçemem hocam.


Rıza Tevfik Bölükbaşı
...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 03 Aralık 2008 07:51 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

 Kamcı/Şamani İzlere Karşın Alevilik Nasıl İslam’ın Özü Olabiliyor ?

Samimi Alevi Müslümanlar Aleviliği, “ İslam’ın Özü “ olarak görürler. Fakat bu tabir Aleviler üzerinde hesabı olan inançsız, ateist kişi ve çevreleri rahatsız etmektedir.

Onların rahatsızlığının doğrudan doğruya İslam’dan kaynaklandığı besbellidir. İslam’ın en güzel ve Türk’e has yorumu olan Alevilikten de rahatsız olmaları pek tabiidir. Bu çevreler, İslam’ı eşittir Sünni ve Şii İslam biçiminde gördükleri veya görmek istedikleri için Aleviliği İslam dışı saymaya gayret göstermektedirler. Oysa İslam, Sünnilik veya Şiilik demek değildir. Aynı şekilde İslam eşittir Alevilik demek de değildir. Alevilik, İslam’ın Türklere özgü bir yorumudur. Her ne kadar gayri Türk Alevi / Bektaşi topluluklar olsa da Alevilik, Türklerce üretilmiş ve geliştirilmiş tabii bir İslam yorumudur. Bundan dolayıdır ki, Aleviliğin içinde İslam öncesi Türk İnançlarına dair çok güçlü ve derin izler bulunmaktadır. Bu izlerin varlığı Aleviliği, İslam’ın dışına taşımaz ve onun “ İslam’ın Özü “ olma vasfına aykırılık teşkil etmez. İslam denilince akla gelen bir sürü farklı yorumdan sadece birini veya bir kaçını kabul edip kalanları reddetmekle İslam’ı tanımlamış ve tanımış olamayız. Bu cümleden olarak, İslamlığı sadece Sünniliğe veya Şiiliğe indirgemek tarihsel ve sosyolojik gerçeklere aykırıdır. Sünnilik, Şiilik, Alevilik / Bektaşilik, İsamililik, Zeydilik, Vahhabilik, Dürzilik, Nusayrilik vb. hepsi İslam dairesi içindedir. Hepsinin kullandığı literatür büyük ölçüde ortaktır. Hepsi de İslam’ın temel kaynağı olan Kur’an karşısında geliştirdikleri tavır ve Kur’an’a dair ortaya koydukları özgün yorumlar çerçevesinde şekillenmişlerdir. Dolayısıyla herkesçe üzerinde ittifak edilen bir İslam anlayışı ve yorumu yoktur. Kaldı ki, Sünnilik ve Şiilik için de durum aynıdır. Tek bir Sünni anlayış, tek bir Şii anlayış yoktur. Sünniler ve Şiiler de kendi aralarında sayısız alt mezhepsel oluşum, tarikat , cemaat vb. yapılara sahiptir. Bu da pek tabii bir durumdur. Çünkü İslam’dan veya onun her hangi bir yorumu olan mezheplerden herkesin aynı şeyi anlamasını beklemek olanak dışıdır. Hal böyleyken İslam’ın bir yorumu olan her hangi bir ekolü temel alarak Aleviliği İslam dışı addetmek insafsızlık olduğu kadar aynı zamanda cahilliktir.

O halde Aleviliği tanımlarken kullanılan tabirlerden biri olan “ İslam’ın Özü “ ifadesiyle ne kastedilmektedir? Nedir İslam’ın özünü oluşturan inanç ve değ ...

Gönderen YOLCU, Pazar, 30 Kasım 2008 19:48 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
DUYURU

    PANEL / AÇIK OTURUM DUYURUSU 

Alevi Vakıfları Federasyonu HAYDAR EREN KÜLTÜR VE EĞİTİM VAKFI (HAK- EV) tarafından bir panel düzenlenmektedir.

Tarih: 30 Kasım 2008

Saat: 13:00

Konu: Alevi İbadetlerinin İslamdaki Yeri

Konuşmacılar: Mustafa Cemil KILIÇ, Dursun Gümüşoğlu


Yer: Aydınlı Mahallesi Atatürk Cad. Yankı Sk No .7 Tuzla/İstanbul
İki mezarlık arası mezbaha yakını

Tel: 0216 3931081- Belgeç : 02163932571
<!-- / message --><!-- sig -->

...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 26 Kasım 2008 18:16 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

Türklerin Eski İnançları ve Alevilik ile ilişkisi


Türkler dünya tarihinin en eski halklarından biridir. Türk adının bu halka ad olması daha yakın dönemlere ait bir tarihsel olgu ise de Türk dili konuşan toplulukların geçmişi yaklaşık beş bin yıl geriye kadar götürülmektedir. Türklerin sahip olduğu inançsal özellikler onların yaşayış biçimlerinin sonucu olarak doğa temellidir. Doğadaki varlıklarda ruh olduğuna inanma ve onlara tapınma biçimindedir. Başta göğün, güneşin, ayın, dağların, ırmakların vb. hepsinin kutsandığı bir inançsal yapılanma ile karşı karşıyayız. Bu inançsal yapılanma aslında eski Türklerin kendilerini doğanın bir parçası olarak gördüklerinin ve kendilerini doğadan ayrı / doğaya egemen bir topluluk biçiminde düşünmediklerinin göstergesidir. Ayrıca Türklerde atalara tapınma olgusu da son derece önemlidir. Nitekim bu konuda İbn Fadlan Şöyle demektedir:

“ Hiçbir şeye ibadet etmezler. Aksine büyüklerine rab ( Allah ) derler.” (1)

Türklerde doğadaki somut varlıkların yanında soyut tanrılara da tapınma söz konusudur. Gök Tanrı / Kayra khagan, Ülgen, Yayık, Suyla, Kutsal Yer Su, Erlik, Yağız Yer, Yo Kan, Talay Kan, Umay vd. adlarla anılan tanrılar, ruhlar / tözler / idoller / putlar vardır. ( 2 )

Ancak tüm bu özelliklere karşın öne çıkan kavram Gök Tanrı kavramıdır. Gök Tanrı, en büyük Tanrı veya Tanrılar Tanrısı gibi bir özelliğe sahiptir. Gök Tanrı’nın bu yeri dolayısıyla kimi araştırmacılar, eski Türklerin Tek Tanrı inancına sahip olduğunu, Tanrı’ya Gök Tanrı adını verdiklerini, bunun yanı sıra tanrı olmayan fakat kutsal kabul edilen kimi somut veya soyut varlıkların da bulunduğunu hatta İslami terminolojiyi esas alarak Gök Tanrı dışındaki kutsal varlıkların “ melek “ olduğunu iddia etmişlerdir. Buradaki temel amaç, İslam ile eski Türk inançları arasında benzeşim kurmaya çalışma çabasıdır. Bilimsellikten uzak bu çabaların özneleri olarak yine Türk - İslam Sentezcilerini görmekteyiz.

Ancak özellikle Gök Türkler döneminde Gök Tanrı kavramının zamanla soyut ve tek bir tanrı anlayışına doğru evrildiği de görülmektedir. Bunu Gök Türk yazıtlarında çok açık bir biçimde görmek mümkündür.

Türklerin ulusal inancı / dininden bahsedilirken Şamanizm kelimesinin kullanılması bir gelenek haline gelmiştir. Gerçekte şaman sözcüğü Türkçe değildir ve Türkçe’de karşılığı bulunmaktadır. Şaman kelimesi Tunguzca’dır. Bilimsel literatüre Tunguzca’dan geçmiştir.( 3 ) Bu sözcüğün Türkçe karşılığı “ kam “ kelimesidir. Ruhlarla temasa geçen kişi, büyücü, kahin gibi anlamlara gelen bu sözcük, Türklerin İslam’dan önceki dini olan Şamanizm’deki din önderlerine verilen addır. Kam sözcüğünün yanı sıra “ baksı “ sözcü ...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 26 Kasım 2008 07:31 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
M.Cemil Kılıç Cumhuriyet'e Konuştu: Halkın parası seçim rüşvetine

M. CEMİL KILIÇ CUMHURİYET'E KONUŞTU: 

Halkın parası seçim rüşvetine

AKP'nin Kasım 2002'de iktidara gelmesinin ardından "sosyal hizmet" adı altında başlattığı "seçim rüşvetlerinin" bütçeye yükü 3.5 milyar YTL'yi aştı. AKP'nin Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları (SYDV) eliyle dağıttığı 6 milyon 761 bin ton bedava kömür nedeniyle Türkiye Taş Kömürü İşletmeleri (TTK) 145 milyon YTL, Türkiye Kömür İşletmeleri (TKİ) ise 265 milyon YTL zarara uğratıldı.

Cumhuriyet

İstanbul Haber Servisi- AKP’li İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) 4.5 yılda “yardım kuponu” ve “yardım sandığı” uygulamaları için 200 milyon YTL kaynak harcarken, Ankara Büyükşehir Belediyesi, portakal, ekmek, balık ve kömürün de aralarında bulunduğu tonlarca yardım dağıttı. Sosyolog Cemil Kılıç, belediyelerin dağıttıkları yardımlarla halkı kendilerine “mahkum ve mecbur” hale getirdiğini, “Sadaka kültürünü yerleştirmeye çalıştığını” belirtti. İBB CHP Grup Sözcüsü Can Özyedierler ise sosyal belediyecilik adı altında yurttaşların oylarının satın alındığını söyledi.

AKP iktidarı, Mart 2009’daki yerel seçimler öncesi “sosyal” yardım dağıtımlarına hız verdi. AKP hükümetinin seçimler öncesi en çok önem verdiği kömür yardımları için 2009’da ayrılan kaynak miktarı 1.1 milyar YTL’yi buluyor. 2003’de 283 milyon YTL’ye yardım miktarı 2004’den sonra her yıl 100 milyon YTL artırıldı. 22 Temmuz seçimlerinin gerçekleştirildiği 2007’deise SYDV’larınca dağıtılan yardımların tutarı bir önceki yıla göre 150 milyon YTL artarak 682 milyon YTL’ye yükseltildi.

Dağıtılan yardımların kimlere dağıtılacağı ise Türkiye genelinde faaliyet gösteren ve AKP iktidarına yakınlığı ile bilinen 931 SYDV tarafından belirleniyor. Kömür yardımları illere Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı’nca ulaştırılıyor. İlçe ve köylerdeki dağıtım ise valiliklerin sorumluluğunda yine vakıflarca yapılıyor. 

 

Bedava ekmek

AKP’li İBB’nin 2009 Mali Yılı Bütçesi’nde “sosyal belediyecilik” adı altında yürüttüğü ücretsiz sağlık, bakım ve yardım hizmetler için 142 milyon YTL kaynak ayrıldı. İBB’nin 2008 bütçesine göre bir yıl içinde 1 milyon 600 bin kişiye toplam 40 milyon YTL değerinde yardım kuponu dağıtılırken, y ...


Gönderen KOÇAK, Salı, 25 Kasım 2008 12:24 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

ALBENİSİ YÜKSEK BİR SÖYLEM: ALEVİ – SÜNNİ DİYALOĞU

Alevilerin talepleri ile ilgili hükümetin gündeme getirdiği son açılımın unsurları arasında diyalog konusu da bulunmaktadır. Basına yansıyan Alevi açılımını genel anlamda olumlu bulmakla birlikte kimi çekincelerin mevcudiyetini de yadsıyamayız

Diyalog, tarafların birbirlerini tanımaları açısından elbette ki gereklidir. Yalnız arzulanan diyalogun zemininin tespiti de çok önemlidir. Diyalog, “laik devlet” ile Alevi kurumları arasında mı olacak yoksa Sünni cemaat ve tarikatlarca kuşatılmış “laikimsi devlet “ ile Aleviler arasında mı olacak ? Laik devleti, “laikimsi devlete” dönüştüren başat unsurlardan birinin Diyanet İşleri Başkanlığı olduğu malumdur. Bu kurumun kadrolarının büyük çoğunluğunun Sünni cemaat ve tarikatlara gönülden bağlı kişilerden oluştuğu yadsınamaz.

Bu nedenle vicdani, insani ve tarihsel bir sorumluluğun gereği olarak müstakbel diyalogdaki çekincelerimi dile getirmek istiyorum.



Yüzyıllardır Alevileri kesin ve kararlı bir biçimde İslam dışı gören Sünni cemaat ve tarikatların İslam’ı tebliğ etmeyi dinsel bir buyruk olarak görmeleri nedeniyle Alevileri Müslümanlaştırmak için sürekli çaba harcadıkları, bu amaçla da onlarla diyalog içine girdikleri ve bu diyalogun gereği olarak; Alevileri İslam dairesi içinde gördüklerini, kalben kabul etmedikleri halde şifahen söyledikleri bilinmelidir. Zira onlara göre Alevileri hidayete erdirme yani Müslümanlaştırma yada diğer bir deyişle Sünnileştirme çalışmasının başarısı için diyalogun sürmesi şarttır. Bu diyalog koptuğunda işlerinin iyice güçleşeceğini bilmektedirler.



Önemine dayanarak tekraren ve tam bir netlikle belirtelim ki, Sünni teolojinin omurgasını teşkil eden “ Ehlikıble tekfir edilemez “ ilkesine göre Aleviler kafir görülmekte fakat asimilasyon için bu keskin ve kesin tavır dillendirilmemektedir. Asimilasyon hedefine giden yolun ne olursa olsun diyalogdan geçtiğini gören ve bu yolda bir miktar mesafe alan Sünni misyonerler “ Alevi – Sünni diyalogu “ söylemini yükseltmektedirler. Bu söyleme kucak açan pek çok Alevi kurum ve kuruluşu ve hatta Alevi inanç önderi de bulunmaktadır. İlk bakışta diyalog istemi, toplumsal birlik ve barış açısından albenisi yüksek bir arzudur. Ne var ki, her diyalog taraflar açısından daima olumlu sonuçlar doğurmayabilir. Bu bağlamda Alevi – Sünni diyalogunun mevcut koşullarda Alevilerin aleyhine trajik bir sonuç doğurmakta olduğu henüz net bir biçimde görülemiyor olsa da sürecin Alevilerin aleyhine işlediğini yüksek sesle söylemek zorunluluğu şahsım adına vicdani bir sorumluluktur.



Alevi – Sünni diyalogu ile amaçlanan gerçekten iki toplumsal kesimin birbirini tanıması ve hiçbir asimilasyon hedefi gütmeden gerçek bir barış ortam ...

Gönderen YOLCU, Cumartesi, 22 Kasım 2008 15:03 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
HÜKÜMETİ ALKIŞLIYORUZ...

HÜKÜMET ALEVİ AÇILIMI İÇİN DÜĞMEYE BASIYOR.... 

Hükümet Alevilerin taleplerini resmiyete döküyor.

Cemevlerine yasal statü verilecek, cemevlerinde görev yapacak Alevi dedelerine de maaş bağlanacak.

NTV siyaset danışmanı Ruşen Çakır, Hükümet’in
Alevi açılımının detaylarını açıkladı. Çakır, Ankara’da yapılan Alevi mitinginden sonra Bakanlar Kurulu toplantısında açılımın ele alındığını ve MHP lideri Devlet Bahçeli’nin açıklamalarıyla birlikte Hükümet’in düğmeye bastığını söyledi. Hükümet, Devlet Bakanı Sait Yazıcıoğlu ve Alevi kökenli AK Parti milletvekili Reha Çamuroğlu’nun insiyatifinde dünden itibaren resmen başlatma kararı aldı.

Hükümet’in
Alevi açılımında ana başlıklar şöyle:

-
Aleviler Kültür Bakanlığı ya da Başbakanlık’a bağlı bir birimde temsil edilecek.
-Cemevlerine yasal statü getirilecek
-
Alevi dedelerine maaş bağlanacak
-Hükümet tüm
Alevi kuruluşlarıyla diyalog kuracak
-
Alevi açılımı için tüm siyasi partilerle g& ...

Gönderen YOLCU, Cuma, 21 Kasım 2008 18:02 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ

   www.biyografi.net adlı sitede MUSTAFA CEMİL KILIÇ'ın tanıtım yazısı... 

İlahiyatçı / Sosyolog

2003 yılında www.turkcutoplumcu.com sitesini kurdu.1975 İstanbul doğumludur. Sinop nüfusuna kayıtlıdır. İlk öğrenimini Sinop ve İstanbul'da tamamladı. İstanbul'da Küçükköy İmam Hatip Lisesi'nin ardından Marmara Üniv. İlahiyat Fakültesinin Kelam ve İslam Felsefesi Bölümünü bitirdi. 1998 de aynı Üniversitenin Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Enstitüsü, Sosyoloji ve Sosyal antropoloji Anabilimdalında master eğitimine başladı.1999 yılında Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenliğine atandı. 2001 yılında master eğitimini tamamladı. 2005 Yılında " Laik Türkiye İçin Yükselen Alevilik " adlı kitabını yayımladı. Kitabı nedeniyle
soruşturma geçirdi. Sürgün edildi. 2006 yılında 2. kitabı olan "Türk Ulusçuluğunun Yeniden Doğuşu" adlı yapıtını yayımladı. 2007 yılında ise "Alevi İbadetlerinin İslam'daki Yeri " adlı kitabı yayımlandı. 2008 yılında ise " Hangi Sünnilik " adlı kitabı basıldı.

Yurt içi ve yurt dışından gelen çeşitli çağrılarla konferans ve panellerde konuşmacı olarak yer almaktadır.

Halen www.turkcutoplumcu.com sitesinin yöneticiliği ile eğitimcilik görevini sürdürmektedir.


...

Gönderen YOLCU, Cuma, 21 Kasım 2008 08:09 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ GEBZE'DE...

  M. CEMİL KILIÇ'TAN KONFERANS 

23 Kasım 2008 pazar günü Gebze Darıca Cem evi tarafından bir konferans düzenlenmektedir.

Konu: Alevi İbadetlerinin İslam'daki Yeri

Konuşmacı: M. Cemil Kılıç

Saat: 13.00

Yer: Gebze / Darıca Cem evi


İlgilenenlere duyurulur.
<!-- / message --><!-- sig -->

...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 19 Kasım 2008 20:09 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
RIZA ZELYUT YAZIYOR...

  RIZA ZELYUT: " TUNCELİ HİÇ KÜRT OLMADI " 

Türkiye'deki Kürtleri kışkırtmak, ayrıştırmak için Avrupalılar her yolu deniyorlar. Şimdi de 'Dersim Soykırımı' iddiasına sahip çıktılar.
Haberlerden öğreniyoruz ki Avrupa Parlamentosu'nda 'Dersim Soykırımı' isimli bir konferans düzenlenmiş. Bu konferansa elbette ki DTP'liler önderlik etmişler. Toplantı sonrası kabul edilen sonuç bildirgesinde Dersim olayları 'soykırım' olarak nitelendirilmiş.
Avrupalılar, doğu ülkelerini etnik (kavimsel) yapılarına göre ayrıştırarak buraları kolayca sömürmüşler ve şu anki zenginliklerini böyle yaratmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu işte bu politika ile (azınlıkları/etnik grupları ayrıştırarak ) çökertildi. Aynı oyun,
Kürtler üzerinden şimdi de sürdürülüyor ki Türkiye çökertilsin.
Bu oyunda
Kürt grubuna Tunceli'yi de eklemek çok önemli görülüyor. Böylece bazı Aleviler de bölücü hareketin içine çekilebileceklerdir. Bunun için de Tunceli (Dersim) halkının Kürt olduğu iddia ediliyor. Ne yazık ki kendi kimliğini ve tarihini bilmeyen bazı Tuncelililer de bu propagandaya kanmış bulunuyorlar.

FARKLI KİMLİKLER

Tunceli halkını biraz tanıyan herkesin kolayca anlayacağı gibi Tunceli kimliği ile Kürt kimliği birbirine hiç benzemez. Ayrıca Tunceli bölgesinde konuşulan dil ile bugün Kürtçe diye yeniden yaratılmak istenen dil arasında da bir bağlantı yoktur. Tarihsel süreç incelendiğinde


Gönderen YOLCU, Salı, 18 Kasım 2008 19:59 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
Sultan Baybars ve Kazakistan

Kazaklardan Türk tarihini Osmanlı Tarihinden ibaret  sananlara ders;

Kazakistan Milli Meclisi Mısır Arap Cumhuriyeti ile tarihte ilk kez “Türkiye” adını kullanarak Mısır’da kurduğu devlete “Devleti’t Türkiye” adını veren büyük Türk hakanı Sultan Baybars tarafından Kahire’de yaptırılan caminin restorasyonu için imzalanan antlaşmayı onayladı. Kazakistan Kültür ve Enformasyon Bakanı Muhtar Kulmuhammed her iki devletin de restorasyon için planlanan orijinal tasarımlara sadık kalacağını belirtti. Kazakistan Sultan Baybars Camisi’nin onarımı için 4,5 milyon dolar harcayacak. Söz konusu cami Orta Çağ’ın en görkemli mimari yapılarından biri olarak kabul ediliyor.
Kazakistan Türk tarihinin en büyük bilim adamlarından, mezarı Suriye'de bulunan Farabi adına da Şam'da bir tarih ve kültür merkezi inşa edecek. Yine Suriye'de bulunan Sultan Baybars'ın türbesinin yapımı da Kazakistan tarafından üstlenildi. Her iki projenin sorumlulukları Kazrestavratsiya JSB ve Kazakistan Kültür Bakanlığı'na ait olacak. Maliyetin ise 15-20 milyon dolar civarında olması bekleniyor.
Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev 2007 yılının Kasım ayında Suriye ve Mısır’a yaptığı resmi gezilerde “Atalarım bu topraklarda yatıyor” diyerek Farabi ve Sultan Baybars’a sahip çıkmış ve Türk tarihinin bu iki büyük ismi için çeşitli girişimleri başlatmıştı.
BAYBARS KİMDİR?
Baybars Kırım doğumlu bir Kıpçak Türküdür. 1223 yılında doğmuştur. Altın Ordu Hakanı ve Cengiz Han’ın torunu Berke Han’ın damadı idi. Kendi yerine geçecek oğluna da Berke adını vermişti. Rivayete göre Moğollar tarafından Kıpçak steplerinde yakalanmış ve esir olarak Suriye'de satılmıştır.Köle olarak Kahire'ye getirilmiş, Eyyubiler'in hassa ordusuna alınmıştı. Zeka ve yeteneği ile kısa zamanda kendini gösterdi.
Ayn Calut Savaşı
Baybars'ın devleti olan Memlükler, Türk-İslam Tarihi'ne Moğolları tek yenebilen devlet olarak geçmiştir. Moğollar Memlükler'le karşılaşmadan önce Harzemşahlar, Anadolu Selçuklu Devleti gibi büyük Türk-İslam devletlerini etkisiz hale getirmiştir. Bu da Moğollar'ın ne kadar güçlü olduğunu göstermektedir.

Baybars Moğolların bu gücüne rağmen Moğollar'a 1260 tarihinde Ayn Calut'ta ilk yenilgilerini tattırıp ilerlemelerini önemli ölçüde durdurdu. Moğollar ile yapılan bu savaşta, öncü birliklerine kumanda ediyordu.

Sultanlığı Ayn Calut Savaşı'ndan sonra Sultan Kutuz ona, vadettiği Halep valiliğini vermedi. Bunun üzerine Baybars bir av sırasında Kutuz'u öldürttü. Kutuz ölürken Baybars'ı sultan ilan etti. Baybars, hükümdarlığının birinci yılında (1261’de), Moğollar tarafından öldürülmüş olan Abbasî halifesinin yerine aynı aileden başka birini getirerek, Mısır Abbasî Hilafetini kurdu. 1260’ta hükümdar olup. 1277'de ölümüne kadar hüküm süren Sultan Baybars zamanında Mısır Türk Devl ...


Gönderen KOÇAK, Pazartesi, 17 Kasım 2008 13:42 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

Camilerin Gölgesi Cem evlerini Kuşatacak Mı ? 

Bilenler bilir; nasıl milliyetçi olduğumu. Dünyadaki bütün Türklerin birliğini savunan biri olduğumu da bilir herkes…

 

Ulusumun birliği elbetteki her şeyin üzerindedir. Ancak bu birlik, ulusumuzu oluşturan kesimlerin kimilerinin yok olması, erimesi pahasına olmamalıdır.

 

Bir ulusun içinde farklı inançlara sahip kesimlerin bulunuşunu, o ulus için zaafiyet noktası olarak gören gerici düşüncenin kurduğu baskıyı reddederek, ulusal birliği inanç birliğinde değil, kültür birliği ve yurttaşlık bilincinde gördüğümden farklı inanç topluluklarının değerli bir hazine olduğunu düşünüyorum.

 

Bununla birlikte bu ülke için Alevilik ve Sünnilik, birer hazine olmanın da ötesinde asli kimlik noktasındadır. Hatta Alevilik, tarihsel mevcudiyeti bağlamında bu toprakları Türk yurdu yapan en başat kültür ve inançtır. Ne var ki Anadolu’da tarihsel sürecin Alevilikten Sünniliğe doğru eviriliş biçiminde yaşandığı da hiç kimsenin yadsıyamayacağı bir gerçektir.

 

Duyarlılıkların ayırdında olarak, ülkemizde hiçbir kamplaşmaya cevaz vermeyeceğimizi; gönlümüzün buna rıza göstermeyeceğini bir kez daha ilan etme gereği duymaktayım. Bu cümleden olarak belirtelim ki, bu ülkede cami – cem evi karşıtlığı, inanan – inanmayan ayrımı vb. kamplaşmalara tahammülümüz yoktur. Fakat bu hususta güya çaba sarfedenleri etkisizleştirme amaçlı çalışmaların, çoğunluğun lehine bir istismar aracı haline getirilmesine ve bu yolla sayıca az olanların günden güne eritilmesi hedefine matuf sinsi ve gizli çeşitli gayretler gösterilmesine karşı da susmamızı kimse beklememelidir.

 

Öteden beri Diyanet İşleri Başkanlığı ve kimi İlahiyatçıların, hiç mevcut olmadığı halde cem evi – cami karşıtlığı şeklinde hayali bir tehdit ve tehlikeyi öne sürerek, cem evlerinin cami, kilise ve sinagoglarla hukuksal anlamda eşit bir ibadethane statüsü kazanmasına direnmeye çalıştıklarını görüyorum.

...

Gönderen YOLCU, Pazar, 16 Kasım 2008 22:05 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR... " ALEVİ MİTİNGİ NEYE HİZMET EDER ? "

ALEVİ  MİTİNGİ NEYE HİZMET EDER ? 

 

 

İnkar edilmez bir gerçek daha kazındı belleklere; Aleviler, Alevilik adına ilk kez bir meydanda toplanıp kimliklerini bu denli net ve hatta yer yer sert bir şekilde haykırdılar.

 

Belki bu mitingi düzenleyenler, kamuoyuna ilan edilenlerin dışında da hedefler güdüyorlardı. Belki bu mitingin bir amacı da Alevi kurumları arasındaki taban kapma yarışında öne geçmekti. Hatta belki Alevilik tanımlamalarındaki kimi yeni yaklaşımları tabana kabullendirme amacı da söz konusuydu; Alisiz ve İslamsız Alevilik gibi…

 

Ve belki de Alevilik konusunu Kürtçülükle yan yana getirme hedefi de düşünülmüş olabilir. DTP desteğini arama bunun bir işareti sayılabilir mi ?

 

Kim bilir belki de bunların hiçbiri söz konusu değildi. Tam olarak bilemeyiz.

 

Her toplumsal olay gibi bu konuda da pek çok soru sormak mümkün. Hakkında farklı fikirler yürütmek olası…

 

Fakat bizce asıl üzerinde düşünülmesi gereken şey sonuçta ne olduğu ve ne olacağıdır.

 

Mitingin fotoğrafını çektiğimizde karşımıza çıkan manzara son derece dikkate değerdir.

 

Düzenleme komitesinin ilan ettiği gerekçeler belki de ilk kez bu denli net bir biçimde kamuoyuna ve siyasal erke ulaştırıldı. Kitlesellik açısından böyle bir değerlendirme yapmak isabetsiz olmayacaktır.

 

Şimdi, 100 bin kişinin haykırdığı o talepleri tekrar anımsayalım;

 


Gönderen YOLCU, Cuma, 14 Kasım 2008 21:48 Yorumlar(0), Hepsini Oku

Haberler
RUHU ŞAD OLSUN...

    SON GAZİ UĞURLANDI... 

Kurtuluş Savaşı’nın son gazisi Mustafa Şekip Birgöl’ün son yolculuğuna uğurlandığı devlet töreni sonrasında bayrağa sarılı cenazesi top arasısıyla Selimiye Camii’ne getirildi ve burada öğleyin kılınan namazdan sonra Karacaahmet Mezerlığı’na götürülerek burada törenle toprağa verildi. 1. Ordu Komutanlığının Selimiye Kışlası ve Karacaahmet Mezarlığı’ndaki cenaze töreni duygulu anların yaşanmasına neden oldu. Bu arada, Kurtuluş Savaşı kahramanlıklarının son tanıklarından Gazi Ömer Küyük, Gazi Yakup Satar ve Gazi Veysel Turan’ıngünlük yaşamları ve savaş yıllarına dair anılarının belgeseleştirildiği "SON BULUŞMA" bugün vizyona girdi.


İSTANBUL (ANKA) - Karacaahmet Mezarlığı’ndaki cenaze töreni duygulu anların yaşanmasına neden oldu.

-BİNLERCE VATANDAŞ YOLLARDA-

Birgöl’ün top arabasına konulan naaşına, Selimiye Kışlası’ndan Karaca Ahmet Cami’nin girişine kadar binlerce vatandaş eşlik etti. Yol boyunca top arabası çiçek yağmuruna tutuldu. Kortejin geçtiği cadde ve sokaklar üzerinde bulunan evlerin bayraklarla süslü olduğu gözlendi.

-GÖKYÜZÜNDE SCORSKY HELİKOPTER-

Zaman zaman vatandaşlar ve gaziler İstiklal Savaşının son gazisini selamladı. Törenin başından itibaren Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı bir Scorsky havadan tören alanını görüntüledi. Geniş güvenlik önlemlerinin alındığı törende, kortejin geçtiği güzergahta çok sayıda Jammer seyyar araçlar yer aldı.

-GAZİ’NİN KIZINA TÜRK BAYRAĞI HEDİYESİ-

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un eşi Sevil Başbuğ, Birgöl’ün kızı İpek Tülay Artunç’a Türk bayrağı verirken, "Bu bayrak size emanet" dedi. Korteji, komutanlar asker selamıyla, eşleriyse ellerindeki Türk bayraklarını sallayarak uğurladı. Top arabasının devlet erkanının önünden geçmesinin ardından merhum gazinin kızı, damadı ve eşi taziyeleri kabul etti. Gazinin ailesi Orgeneral Başbuğ’a gösterdiği ilginden dolayı teşekkür etti.
Birgöl’ün Karacaahmet Mezarlığı’nda toprağa verilmesi sırasında havaya üç kez saygı ateşi yapıldı. (ANKA)

Birgöl için ilk tören, 1. Ordu Komutanlığının Selimiye Kışlası’nda düzenlendi.

Tören, Emekli Piyade Albay Mustafa Şekip Birgöl’ün Türk bayrağına sarılı naaşının, katafalka konulmasıyla başladı.
Törene, son gazinin kızı İpek ve eşi Mehmet Artunç, Cumhurbaşkanı Vekili Köksal Toptan ve eşi Saime Toptan, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hayati Yazıcı, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, İstanbul Valisi Muammer Güler, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin, Emniy ...


Gönderen YOLCU, Cuma, 14 Kasım 2008 18:52 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
Mine Kırıkkanat yazıyor...

Dönekler dönmeyenleri ezerken...

Mine G. Kırıkkanat

Aleviler Ankara’ya yürüdü. Sıhhiye Meydanı’nı dolduran yüz bin Alevi, alana giremeyen on binlerce ‘can’ eşliğindeydi.

Alevi Bektaşi Federasyonu önderliğinde, zorunlu din derslerinin kaldırılmasını, Diyanet İşleri’nin kapatılmasını ve Madımak’ın müze olmasını talep ettiler’ diye yazdı gazeteler, gösterdi televizyonlar.

1980’den beri, Alevi çocuklara Sünnilik zorla öğretiliyor bu devletin okullarında. Ermeni, Rum ve Yahudi öğrenciler bir süre önce sıyırdı yakayı bu insan hakları ihlalinden, Aleviler ‘bizdensiniz’e kurban gitti, cebren Sünni Diyanet İşleri’nin baskısı altında tutuluyorlar.

Sivas’taki uğursuz katliam mekânı Madımak Oteli’nde, bırakın Alevilerden bir özür, ölenlere saygı makamında müze yapılmak, katliam yangınını övercesine ‘kebapçı’ açıldı!

Zaten Türkiye’deki tarih, insanlık ve ahlak yozlaşmasının ayıplı hukuku da Madımak katliamının ‘bulunamayan’ sanıklarını zaman aşımından kurtarmaya hazırlanıyor!

Aleviler, bin yıldır yaşadıkları (ve zaten fethettikleri) bu topraklarda, kul değil yurttaş oldukları için mi, yoksa Atatürkçü ve laik oldukları için mi ‘parya’ muamelesi görüyor?

***

Alevilik, Türkçe dilini ve Şaman geleneğini yadsımadan İslamiyeti kabul eden Türklerdir. Başka bir deyişle, bunca yıldır cahil mi cahil, dolayısıyla güdük ırkçı, çapsız faşist, ayrımcı, kadın düşmanı gericilerin ve dincilerin elbette ki yanlış yerde aradıkları gerçek Türk İslam sentezi, Aleviliktir.

Aleviler, İslamiyet’e Türklüğünü vermeyen, İslamiyet’i Türkleştiren ve zaten Türkçeleştiren, geldiği geleneklerle vardığı görenekleri birleştirip köklerinden kopmadan devinime uğrayan Anadolu fatihleridir!

Aleviler, Türk kimliğini ve dilini, İslamiyet köprüsünden ‘Araplaştırmadan’ geçirmeyi başaran toplumdur.

Anadolu’nun Türk boyları denilen göçerler tarafından fethi, tarihte uzun bir zaman dilimine yayılır. Selçuklu’dan Osmanlı egemenliğinin ortalarına kadar, Anadolu’da pek çok dinden önemli nüfus toplulukları vardır ve Yavuz Selim’e kadar fethedilen topraklardaki Türk tebaa, büyük ölçüde Alevi Türkmenlerdir.

Öğrenmeyen çok, gizleyen resmi tarih, ama bilen de var ve ilk söyleyen ben değilim: Osmanlı devletinin resmi dini, Hicaz’ın fethine kadar Alevi Bektaşilik’ti. Osmanlı İmparatorluğu’nun askeri gücü yeniçeri ordusunun Bektaşi Ocağı olması, herhalde rastlantı değildir!


Gönderen YOLCU, Salı, 11 Kasım 2008 20:14 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
ATATÜRK DEVRİMLERİ

ATATÜRK DEVRİMLERİ İSLAM’A KARŞI MIDIR ?


Atatürk devrimlerini genel çizgileriyle ele alalım ve İslam açısından inceleyelim.

Büyük Atatürk, 20. yüzyılda İslam dünyasının Hristiyan batıya karşı ilk büyük ve görkemli bağımsızlık savaşını veren ve bu savaşı utkuya taşıyan liderdir. Anti emperyalizmin komutanıdır. Kurtuluş Savaşında Kemalci Türk ordusu başarılı olamasaydı bütün İslam dünyası Batıya tutsak düşecekti. Fakat onun başarısıyla bağımsızlık harketleri bütün İslam dünyasını sarmış, ondan alınan güç ve inançla emperyalizme karşı müslüman milletler ayaklanmıştır. Bu gerçeği bilen Batı dünyası başta Türkler olmak üzere bütün müslüman halklar arasında şöyle bir propaganda yapmaktadır:
“Atatürk İslam düşmanıdır! “
Batı İslam olarak bedevi Arap geleneklerinin sürmesini istemektedir. Bu gelenekleri reddedip gerçek dinin ortaya çıkmasına zemin hazırlayan laik sistemin kurucusunu böyle lanse etmeye çalışmaktadır. Bu propaganda geçmişte çok etkili olmuş bir çalışmadır. Nitekim İngilizlerin oyununa gelerek kendisini Hicaz Kralı ilan eden Hüseyin, 26 Haziran 1916’da yine İngilizlerin bellettiği stratejiyi uygulayarak Türkler aleyhine şu bildiriyi yayınlamıştı:
‘Türkler dinden çıktılar. İslam’ın ahkámını ve geleneklerini çiğniyorlar. Artık Allah’ın emirlerine uymuyorlar. Arapların Türk yönetimine karşı cihada girişmeleri farzdır....’
Şerif Hüseyin’in 10 Haziran 1916’da yayınladığı ikinci bildiride ise şunlar söyleniyordu:
‘Bütün Müslüman kardeşlerimi bu yıkıcı, bozguncu, alçak Türklere karşı isyana çağırıyorum. Allah’a itaat etmeyenlere itaat edilmez..’

Şerif Hüseyin’ in Türklere ihanetini değerlendirirken Türkiye’nin yetiştirdiği büyük düşün adamı İlahiyatçı YAŞAR NURİ ÖZTÜRK Hoca şöyle söylüyor:

“Evet, Türklere itaat etmediler ve bunu ‘Türkler’in Allah’a itaat etmedikleri’ iddiasıyla gerekçelendirdiler. Yaptıklarının İngilizlere itaat olduğunu göremediler. Veya gördüler de sakladılar.
Tarih ve Tanrı, ihanetin ibret dolu ve acı itirafını bizzat Şerif Hüseyin’in ağzından seslendirmiştir. Hain Hüseyin, 1931 Mayıs’ında Amman’da ölümü beklerken şu itirafta bulunmuştur:
‘Osmanlı’ya kılıç çekmemeliydim. İhanetimin bedelini ödüyorum.’
Ne ilginçtir ki, yine İngilizlerin fesadına kapılarak genç Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı isyan eden Şeyh Sait de ...

Gönderen YOLCU, Pazartesi, 10 Kasım 2008 21:33 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
YÜCE ATATÜRK'Ü ANIYORUZ...

Büyük kurtarıcı, eşsiz önder, şanlı kahraman, tarihin yetiştirdiği en büyük devrimci, sarışın kurdumuz, başbuğumuz, aşinanın yiğit çocuğu, yüce ATATÜRK'ÜMÜZ, seni çok seviyoruz...

Sen nerdeysen biz ordayız...

Üzerine yıldızlar yağsın...

Yattığın yer ışıkla dolsun...

Manevi hatıran önünde kalbimizin derinliklerinden gelen mukaddes bir ürperme eşliğinde saygıyla eğiliyoruz !
<!-- / sig --> ...

Gönderen YOLCU, Pazar, 09 Kasım 2008 18:11 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
DTP LİLER DIŞLANDI...

 

         TÜRK BAYRAKLARI VE ATATÜRK POSTERLERİ İLE 

           ALEVİ MİTİNGİ YAPILDI 

Alevi Bektaşi Federasyonu öncülüğünde Türkiye’nin çeşitli illerinden Ankara’ya yürüyen Alevi vatandaşlar, Ankara’da geniş katılımlı bir miting gerçekleştirdiler. Mitingde, “Cemevleri’nin ibadet merkezi olarak tanınması, zorunlu din derslerinin ve Diyanet İşleri Başkanlığının kaldırılması, Madımak Oteli’nin müzeye dönüştürülmesi” gibi temel talepler alevi yurttaşlar tarafından bir kez daha dile getirildi.

Ankara’daki mitinge Hacı Bektaş Veli’nin soyundan geldiği söylenen ve Alevilerin yaşayan en ulu önderi olarak gösterilen Veliyettin Ulusoy da katılarak bir konuşma yaptı.

Aleviler’in masumane istekleri olduğunu belirten Ulusoy, Madımak Oteli’nin de müze yapılması çağrısında bulundu. Mitinge, CHP, DTP, DSP, SHP, ÖDP, TKP, EMEP, sivil toplum örgütleri ve sendikalar destek verdi.

-"LAİK DEVLET DİNE YATIRIM YAPMAZ"-

Miting, saygı duruşunun ardından Alevi kurum yöneticilerinin “üçler”i temsilen (Allah, Muhammed, Ali) kürsüden beyaz güvercin uçurmasıyla başladı. Mitingde konuşan Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Ali Balkız, Aleviler’in bu toprakların bir gerçeği olduğuna vurgu yaptı ve “Bu nedenle bugün, son derece haklı, meşru, insanî taleplerimizi bir kez de bu meydandan haykırıyoruz” dedi.

Zorunlu din derslerinin kaldırılmasını istediklerini ifade eden Balkız, inanç olgusunun kişiye has, inananla inanılan arasında bir gönül işi olduğuna işaret etti. Devletin bu alandan elini çekmesini istediklerini söyleyen ABF Genel Başkanı Balkız, “Laik devlet dine yatırım yapamaz. Dini örgütleyemez. Genel bütçeden oraya pay ayıramaz. O nedenle Diyanet İşleri Başkanlığının kaldırılmasını istiyoruz” dedi.

Diyanet İşleri Başkanlığının tüm yurttaşlardan toplanan vergilerle, sadece bir kesim yurttaşa hizmet verdiğini öne süren Balkız, şunları söyledi:
“Yüzde 99’u Müslüman ülkemiz diye başlayan kalıp cümle ile, Alevilerin kendilerine özgü anlayışları, ibadethaneleri, ibadet biçimleri, pirleri, mürşitleri, dedeleri, talipleri, musahipleri olduğu gerçeğini görmek istemeyenlere ve o'nun AKP Hükümetine bir kez daha anımsatmak isteriz ki; Alevilerin ibadethanelerinin adı Cemevi’dir. Orada cem yapılır. Cemi dede yürütür.
Türkiye’de yüzlerce cem ve kültür evlerimiz var. Ama bunların hepsi yasal dayanaktan yoksun. Başbakan’ı, en kalbi hislerimizle selamlarken bu gerçeği görmesini, ‘cümbüşevi’ benzetmesiyle çok ayıp ettiğini b ...


Gönderen YOLCU, Pazar, 09 Kasım 2008 16:56 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
10 kasım Yazısı

ÖLÜMSÜZ ATATÜRK

Türk Ulusu 70 yıl önce, yetiştirdiği en büyük evlatlarından birini bağrına gömerek sonsuzluğa uğurladı. Kuşkusuz ölüm her canlı için kaçınılmazdır. Yüce Allah bunu böyle takdir etmiş. Dolayısıyla Allah'ın koyduğu yasalara karşı boynumuz kıldan incedir. Her canlı gibi biz de bir gün ölümü tadacağız.

Ancak kimi ölüler vardır; birkaç gün yahut birkaç yıl içinde unutulur gider. Kimileri ise onlarca, yüzlerce, binlerce yıl geçtiği halde unutulmaz. İşte Türk Ulusu'nun yüce önderi Gazi Mustafa Kemal Atatürk de asla unutulmayacak olanlardandır. Değil 70 yıl, 7000 yıl bile geçse ne Türk Ulusu ne de insanlık alemi onu unutmaz. Unutamaz.

Nasıl unutabiliriz ki onu ?

O değil midir yok edilmek istenen bir ulusu yeniden ayağa kaldıran ?

O değil midir herkesin ümidini yitirdiği ve çeşitli emperyalist devletlerden hangisinin sömürgesi olursak daha iyi olur diye kafa yorduğu anda “ YA BAĞIMSIZLIK YA ÖLÜM “ diyerek ulusal kurtuluş savaşını başlatan kahraman ? O değil midir ?

Evet nasıl unutabiliriz ki onu ?

Gök Türk imparatorluğundan sonra tarihte 2. kez Türk adıyla devlet kurarak Türklüğün adını yücelten o değil midir ?

Türk Ulusu'nun tarihini 600 yıllık, bin yıllık bir zamana hapseden anlayışı yıkarak, biz İslam’dan önce de büyük bir ulustuk ve bizim tarihimiz beş bin yıllık, yedi bin yıllık bir tarihtir, diye haykıran o değil midir ?

Evet O bizim baş öğretmenimizdir !

Bize insanlığımızı ve ulusal kimliğimizi öğreten baş öğretmenimizi nasıl unutabiliriz ki ?

Ondan önce cemaatler ve tarikatler tarafından sarılmış, kuşatılmış paramparça bir insan kümesi iken onun sayesinde TÜRK ULUSU haline gelmedik mi ?

Bizi medeniyet denilen aydınlık yola taşıyan uygarlık savaşçısı o değil midir ?

Kadınıyla erkeğiyle Türk insanı onun sayesinde modern bireyler mertebesine yükselmedi mi ?

Ondan önce insan yerine bile konmayan Türk kadını onun sayesinde seçme ve seçilme hakkına kavuşmadı mı ?

Şeriat yasaları gereği mahkemelerde şahitliği erkeklerin yarısı kadar olan ve ancak iki kadın bir erkeğe eşitken, kız çocukları mirastan erkeğin yarısı kadar pay alabilirken Türk kadınlarını, kızlarını en azından yasalar önünde erkeklerle eşit hale getiren o değil midir ?

Evet o değil midir Türk kızlarını ve kadınlarını peçe ve kara çarşaf gibi çağ dışı kıyafetlerden kurtarıp modern elbiselerle çağdaş bir görünüme kavuşturan ?

Bugün Türk kızları erkelerle birlikte okula gelebiliyorsa, doktor, mühendis, mimar, öğretmen, milletvekili, bakan, başbakan olabiliyorsa hep onun sayesinde değil midir ?

Ondan önce bırakın okulda eğitim görmeyi, bırakın mimar mühendis olmayı Türk kızları evlerinden çıkabiliyorlar mıydı ? Kadının yeri evidir, diyen çağ dışı zihniyet Türk kadınlarını toplumsal yaşamın dışına itmiş değil miydi ?

Gönderen YOLCU, Cuma, 07 Kasım 2008 22:34 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
BİZ KİMİZ ?

BİZ KİMİZ ? SİMGEMİZİN ANLAMI NEDİR ? 

Biz Mazlum milletler ve Türk halkları dünyasının davasını yol edinmiş; emeği, barışı, birliği ülküleyen Türk ulusçularıyız.   

 Mücadelemiz, emperyalizme karşıdır.  Türk halklarının ve mazlum milletlerin emperyalizme karşı birliğini sağlama yolunda uğraş vermekteyiz.  

Mirseyit Sultangaliyev, Mustafa Kemal Atatürk, Neriman Nerimanov, Yusuf Akçura ve Gaspıralı İsmail Bey’in düşünce ve eylemlerinden güç ve esin almaktayız. 

Adımız; Türkçü Toplumcu Yol’ dur. Simgemiz; Kara Kurt Başlı Gök Bayrak’tır. Kurt başı, binlerce yıldan beri Türk halklarının ortak simgesi olmuştur. Bu bayrak, 7. yüzyılda Çin’de köleliğe karşı büyük bir toplumcu ihtilale öncülük eden Kök Türkler’in aşina soyunun simgesidir. Tek farkla ki, biz boz rengi karaya çevirdik.  Kara renk, en zor koşullarda bile mücadele azmimizi yitirmeyeceğimizin ifadesidir. 

Emperyalizme karşı savaşan her halkın yanındayız.  Gericiliği ve ırkçılığı reddediyoruz. Yüce Atatürk’ün laik ulusalcılı ...


Gönderen YOLCU, Cuma, 07 Kasım 2008 21:01 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
SÖYLEŞİ DUYURUSU

 

  M. CEMİL KILIÇ,  TÜYAP KİTAP FUARINDA SÖYLEŞİYE KATILIYOR. 

Tarih: 07.11.2008 / cuma
Saat: 18.30-19.30
Söyleşi: "Alevi Toplumunda 68 Kuşağının Etkileri"
Yöneten: Namık Kemal Boya
Konuşmacılar: Rıza Zelyut, M.Cemil Kılıç, Cemal Şener
Düzenleyen: ADA BASIM/
KARE-ETİK YAYINLARI


...

Gönderen YOLCU, Perşembe, 06 Kasım 2008 21:44 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ YAZIYOR...

            İTİRAF

10 Kasım 2008, büyük Atatürk’ün Hakka yürüyüşünün 70.yıl dönümü. Türk ulusunun yetiştirdiği büyük önderi bir kez daha saygı ve minnet duygularıyla anıyoruz.

Bugünlerde birileri Atatürk’ümüzün özel ve mahrem hayatını sözde “ insani yön “ maskesiyle öne çıkaran bir belgeselle Atatürk karşıtlığı operasyonuna katkı vermeye başlamışsa da bilmekteyiz ki bu tip çabalar yeni değil; on yıllardır var.

Fakat biz birkaç soruyla konumuzu irdelemeye başlayalım.

Türk ulusu ve özellikle Türk gençliği Atatürk’e ne kadar bağlı ? Atatürk ilke ve devrimleri temelinde yürüyen / yürüdüğü ileri sürülen eğitim sistemimiz, yeni nesillere Atatürkçülüğü ne derece benimsetebiliyor?

Eğitim siteminin en önemli öğesi olan öğretmenler, kendilerinden beklenen görevi yani Atatürkçülüğü öğrencilere benimsetmeyi ne kadar başarıyor ?

Yoksa öğretmenlerin de bu noktada bir zafiyetleri mi söz konusu ?

Sahi yüz binlerce öğretmenden kaçı Atatürkçü ?

Kaç öğretmen içten içe nefret ettiği Atatürk’ün resmi altında sınıfta ders veriyor ?

Gerçekten var mıdır böyle öğretmenler ?

Neler anlatıyor Atatürk hakkında öğretmenlerimiz ?

“ Öğretmenler, yeni nesil sizlerin eseri olacaktır” diyen Atamız, kendisine düşmanlığı görev bellemiş sözde öğretmenlerden ders alarak yetişen gençlerin kimin eseri olduğunu manevi alemden görüyor mudur ?

Benim eğitim ve öğrenim yaşamımın geçtiği okullarda kimi öğretmenlerimizin bana ve arkadaşlarıma neler anlattığını açıklayarak bir zamanlar nasıl bir Atatürk düşmanı olduğumu itiraf edeceğim. Böylece yüce Atatürk’ün muazzez ruhundan bir kez daha bağışlanma dileyeceğim.

2 yıl kadar Kur’an kursu eğitimi aldım. Arap harflerini telaffuz etmeyi haftalar süren bir uğraş sonucunda başarabildim. Kolay değildi. Türkmen’dim ve Türkçe dışında hiçbir başka dil işitmemiştim. Gırtlağımız Türkçe’ye göre şekillenmişti ve Türkçe’nin seslerini çıkarabilir biçimde yetişmiştik. Ne var ki anlamını bile bilmediğimiz bir dilin harflerini kutsal sanarak söylemeye çabaladık ve bunu yaparken de hocamızın telkiniyle sevap işlediğimizi düşündük durduk…

Kur’an kursunda sadece Kur’an okumayı değil İslam dininin kimi kurallarını da öğreniyorduk. 32 farz denilen kurallar bunların başında geliyordu. Sürekli tekrar ediyorduk aynı bilgileri. Bir de hiçbir şey anlamadığımız Arapça cümleleri kutsal sözler diyerek yineleyip duruyorduk…

Bir gün bir arkadaşımız Arap harflerini “İslam harfleri “ şeklinde nitelemiş ve “ Biliy ...

Gönderen YOLCU, Pazartesi, 03 Kasım 2008 16:08 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
GÜZEL BİR HABER...

 HACIBEKTAŞ VELİ İLKÖĞRETİM OKULU 

Kahramanmaraş'ta Alevilerin yoğun olarak yaşadığı ilçelerden birisi olan Elbistan'da yaptırılan ilköğretim okuluna "Hacı Bektaş Veli" adının verilmesi sevinç yarattı. Örneğine pek rastlanmayan bu gelişme Alevi vatandaşlar arasında mutluluk ve memnuniyetle karşılanırken, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve Valililiğin bu jesti karşılıksız kalmadı. Hacı Bektaş Veli İlköğretim Okulu velilerinde desteğiyle çok kısa bir sürede tamamlanarak hizmet vermeye başladı.

Hacı Bektaş Veli” adının verilmesinin ardından Cumhuriyet mahallesindeki yeni ilköğretim okuluna yardımlar çığ gibi büyüyor

Elbistan Kaymakamlığı ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün katkılarının yanı sıra Cumhuriyet Mahallesi sakinleri ile yardımseverlerin büyük ilgi gösterdiği
okula özellikle büyük düşünür “Hacı Bektaş Veli” adının verilmesinin ardından yardımlar bu jest karşısında daha büyük anlam kazandı.

Elbistan’ın sevilen ve saygın iş adamlarından İbrahim Türk, “Eğitimin her alanında destek adına varız. Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyete sahip çıkmak bizlerin boynunun borcudur” düşünceleri ile yeni
okula bir Atatürk büstü yaptırdı. Okulun kurucu müdürü Faik Türk’ün çok çalışkan ve başarılı bir yönetici olduğunu, girişkenliği ve çabaları ile Hacı Bektaş Veli İlköğretim Okuluna çok büyük katkıları olduğunu ifade eden İş Adamı İbrahim Türk, “Sayın hocam okulumuzun eksikliğinin gider ...


Gönderen YOLCU, Cumartesi, 01 Kasım 2008 22:03 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ ELAZIĞ'DA...

    KONFERANS DUYURUSU 
Elazığ Anadolu Alevi Bektaşi Kültürünü Tanıtma ve Yayma derneği tarafından " Alevi İslam İnancı " konulu bir konferans düzenlenmektedir.

Konuşmacı : Mustafa Cemil KILIÇ

Tarih: 31 Ekim 2008

Saat: 19: 30

Yer: Elazığ

Konu: Alevi İslam İnancı
<!-- / message --><!-- sig --> ...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 29 Ekim 2008 19:53 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
CUMHURİYET BAYRAMI KUTLU OLSUN...

CUMHURİYETİMİZ 85 YAŞINDA...

Cumhuriyet Bayramı yurt genelinde, dış temsilciliklerde törenlerle kutlanacak.

Ankara Valiliğinden bildirilen Cumhuriyet Bayramı kutlama programına göre etkinlikler, bugün Kara Harp Okulu Eğitim Arazisi içinden saat 13.00'te 21 pare top atışıyla başlayacak.

Ulus, Sıhhiye ve Atatürk Orman Çiftliği'ndeki Atatürk anıtlarına Valilik, Türk Silahlı Kuvvetleri ile diğer kurum ve kuruluşlar adına çelenk konulacak.

Cumhuriyet'in ilanının 85. yıl dönümü olan
29 Ekim Çarşamba günü, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül başkanlığındaki devlet erkanı Anıtkabir'i ziyaret ederek, saat 09.00'da mozoleye çelenk koyacak ve Cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün manevi huzurunda saygı duruşunda bulunacak.

İstiklal Marşı'nın okunmasının ardından Cumhurbaşkanı Gül, Anıtkabir Özel Defterini imzalayacak. Daha sonra, tören alanında bulunan sivil ve askeri personel ile öğrenciler, Büyük Önder Atatürk'ün mozolesi önünden saygı geçişi yapacak.

Cumhurbaşkanı Gül, Anıtkabir'deki törenden sonra TBMM'ye geçerek, kutlamaları kabul edecek.

TBMM'deki kabul töreninin ardından Atatürk Kültür Merkezi tören alanında saat 11.15'te resmi geçit töreni düzenlenecek.

Resmi geçit töreninin ardından Cumhurbaşkanı Gül, Çankaya Köşkü'nde resepsiyon verecek.

...

Gönderen YOLCU, Salı, 28 Ekim 2008 11:14 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MİLLİ KOMÜNİZMİN ÖNCÜLERİNDEN TURAR RISKULOV

 BİR MİLLİ KOMÜNİST LİDER: TURAR RISKULOV 

"Türkistan bir ol, Türk halkları beraber ol"

20. asrın başlarından itibaren Rusya'da siyasi olaylar ardı ardına patlak veriyor ve her yeni siyasi olay Rusya'da bir devrimin yaklaştığının haberini veriyordu. Rusya'daki bu siyasi gelişmeler 1917 yılından itibaren üç kampa bölünerek Rusya'nın kaderine yön vermeye başlamıştır. Birinci saftakiler; Monarşistler, ikinci saftakiler; Liberaller, üçüncü saftakiler ise; Bolşeviklerdir. Monarşistler Çarlık Rusya'sını diriltmek isterken, diğerleri Rusya'ya yeni bir yüz vermek istemektedirler. Tabii ki, Rusya'daki siyasi gelişmeler onun "sömürgeci iştahın altında kapitalist üretim ve hammadde kaynağı haline gelen Türkistan'ı da etkilemiyor değildi." Özellikle, Kadet Partisi'nde toplanmış olan Ceditçi Münevverler, Türkistan'ın siyasi geleceğine yön verme mücadelesi veriyorlardı. Ayrıca Bolşeviklerle "dirsek teması" halinde idiler. Mesela Yusuf Akçura, 1916 yılında Zürih'te Lenin ile buluşmuş, Rusya'daki devrim zafere ulaşırsa Türkistan'ın geleceğinin ne olacağına dair görüşme yapmıştır. Rusya siyasi önderlerinin Türkistan'ın geleceğine dair düşünceleri müphem idi.


Ceditçi Münevverlerin düşüncesinde ise ne Rus Çarlığı´nı kurtarmak, ne de Rusya'nın Birinci Dünya Emperyalist Savaşı ile birlikte dünyanın yeniden şekillendirildiği ve "sömürgeciliğin keşif kollarının" belirlendiği dönemde Rusya'nın yerini ve kaderini belirlemek gibi bir maksat vardı. Türkistanlı Münevverler bir taraftan "Çarlık Rusya'sı nasıl yıkılır da Rus boyunduruğundan kurtuluruz?" sorusuna cevap ararken, diğer taraftan da Türkistan'ın geri kalmışlığının, eğitimsizliğinin sebeplerini araştırıyor ve kültür-medeniyet inkişafının yollarını arıyorlardı. Bu meseleler içinde yollar arayan Münevverlerin kurtulmak istedikleri Ruslardan başka da "yoldaşları" yok idi. Ve anlaşma yolarını arıyorlardı. İlk başta "özgürlük" diye karşıladıkları Şubat Devrimi'nin hayal kırıklığı ile sonuçlanmış olması, "Rus ihtilalci demokrasisine" besledikleri aşırı güven ve daha birçok sebepler, "Türkistan Milli Devrimi"nin duraksamasına sebep olmuştur. Bu devrin med-cezirleri ve "sisli anında" Bolşevik Devrimi patlak vermiştir.


Engel'in "daha hâlâ sosyalizm alfabesini öğrenmesi gerekiyor" dediği Rusya'da Bolşevik Devrimi'nin olması hem Avrupalı Marksistlerin, hem de Ceditçi hareketin hiç beklemediği bir olaydı. Ceditçilerin devrime yaklaşımı "tesadüfi bir olay" idi ve Rusya'nın iç meselesi olarak gördüler. Bununla birlikte Bolşeviklerin gücünü pek önemsemediler. Fakat daha sonra gelişen olayların, özellikle i&ccedi ...


Gönderen YOLCU, Cumartesi, 25 Ekim 2008 21:22 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
Mustafa Cemil Kılıç'tan Konferans

KONFERANSA ÇAĞRI


Arguvan ve Köyleri Eğitim Kültür Vakfı tarafından “ Zorunlu Din Dersleri ve Aleviler “ konulu bir konferans düzenlenmektedir.

Konuşmacı: M. Cemil KILIÇ

Tarih: 26 Ekim 2008

Saat: 13:00

Yer : Vakıf Binası

Adres: Küçükyol sok. No:3 Bostancı / Kadıköy - İstanbul

Telefon: 0216 416 12 74
<!-- / message --><!-- sig --> ...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 22 Ekim 2008 16:58 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
ŞEHİTLERİN YÜZDE KAÇI KÜRT ?

   ŞEHİTLERİN YÜZDE KAÇI KÜRT ? 
Prof. Dr. Ümit Özdağ, bugüne kadar yapılmayan bir şeyi yaptı ve terörle mücadelede hayatına kaybeden asker, polis ve köy korucularının etnik kökenlerini araştırdı. Çalışma kadar sonuçları da bir hayli ilginç. İşte o sonuçlar;

Yalçın Doğan'ın köşesine taşıdığı araştırma PKK’nın maskesini düşüren çalışma Prof. Dr. Ümit Özdağ’a ait. Uzun süredir PKK, terör, Kuzey Irak ve istihbarat konularında çarpıcı kitaplar yazan Ümit Özdağ, son olarak ilginç gözlemlerde bulunuyor.

Prof. Özdağ terörle mücadele şehit düşenlerin kimliklerini araştırıyor. Ve hepimizin yeniden düşünmesini, siyasal denklemlerin yeniden yazılmasını gerektiren bir sonuca varıyor.

Terörle mücadelede şehit düşenlerin yüzde 26.8’i Kürt.

Oran azımsanmayacak ölçüde: PKK’ya karşı sadece Türkler değil, aynı zamanda Kürtler de savaşıyor. Ve ölüyor. Ve ölenlerin sayısı hiç de az değil.
Bu oran, bu bulgu, Türkiye’deki Türk-Kürt ayrışmasına çok başka bir bakış açısı getiriyor.

Kürt çocuklarının bir bölümü dağa çıkarken, bir bölümü askere, polise yazılıyor. Ve onlar birbirlerine karşı savaşıyor. Belki de, iki kardeş, iki akraba, iki arkadaş.

PKK işte burada zayıflıyor. Kentleri burada yakmaya çalışıyor. Terörü bu nedenle daha da azgınlaştırıyor. Korkuyu bu nedenle yaygınlaştırıyor.

PKK adım adım sona yaklaşıyor: Devlette, PKK ile mücadele zor biter, gibi yanlış bir psikoloji var. Oysa, teröre rağmen, hayatın normalleşmesini isteyen, ülkeyle bütünleşmek isteyen ve hatta ülkeleri için şehit düşen Kürtler varken, PKK adım adım sona yaklaşıyor.

Mesele bunu görüp, ona göre politikalar üretmek. 1999’da Apo yakalanıyor, terörü kökünden kazımak için iki yüze yakın önlem belirleniyor. Sonra hepsi rafa kaldırılıyor. Öyle değil.
<!-- / message --><!-- sig --> ...

Gönderen YOLCU, Çarşamba, 22 Ekim 2008 07:15 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
RUHU ŞAD OLSUN...

CUMHURİYET'İN VE TÜRKÇE'NİN BÜYÜK OZANI FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA TOPRAĞA VERİLDİ. 

Şair Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın cenazesi Karacaahmet Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Kadıköy Süreyya Operası'nda düzenlenen törenin ardından Şair Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın Türk bayrağına sarılı naaşı, Söğütlüçeşme Camisi'ne getirildi.

Camide öğle vakti kılınan cenaze namazının ardından
Dağlarca'nın naaşı, bir süre eller üzerinde taşınarak cenaze arabasına konuldu. Dağlarca'nın cenazesi, camiden alkışlarla uğurlandı.

Dağlarca'nın cenazesi daha sonra Karacaahmet Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Cenaze törenine, aile fertlerinin yanı sıra Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Kadıköy Kaymakamı Hasan Karahan, Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk, Üsküdar Belediye Başkanı Mehmet Çakır, Marmara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necla Pur, yazar Yaşar Kemal, Yalçın Küçük, Erol Evgin,
şairin son 8 yılda bakımını üstlenen Ömür Tokgöz ile vatandaşlar katıldı.

Cenazeye, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Türk Silahlı Kuvvetleri, İstanbul Valisi Muammer Güler ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş'ın çelenk gönderdiği görüldü.
...

Gönderen YOLCU, Pazartesi, 20 Ekim 2008 19:29 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
AÇIK OTURUMA ÇAĞRI...

 AÇIK OTURUMA ÇAĞRI 

Erikli Baba Cem evi'nde 19 Ekim Pazar günü, Sayın Mustafa Cemil KILIÇ ve Sayın Cemâl ŞENER'in katılacağı "İnanç özgürlüğü ve Zorunlu din dersleri" adlı açık oturum(panel) yapılacaktır. Tüm Canlara duyrulur!

Tarih:19 Ekim 2008 Pazar
Saat:13:00
Yer:Erikli Baba Cem Evi

...

Gönderen YOLCU, Salı, 14 Ekim 2008 21:22 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
MUSTAFA CEMİL KILIÇ

DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI'NA İLİŞKİN...

Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB), 3 Mart 1924 tarihinde “ Şer’iye ve Evkaf Vekaleti “nin kaldırılmasının ardından 429 sayılı kanunla Başbakanlığa / Başvekalete bağlı olarak kurulmuştur. Bütçesi de Başbakanlığa dahil edilmiştir.

Ulusal Mücadele yıllarında büyük hizmetler vermiş, yönetsel deneyimi olan ve uzun zaman Ankara Müftülüğü görevinde bulunan Börekçizade Mehmet Rıfat Efendi, 1 Nisan 1924 tarihinde Diyanet İşleri Başkanlığına getirilmiştir. En yüksek devlet memuru maaşı alan Diyanet İşleri Başkanına, bakanlara verilen kırmızı plakalı bir makam aracı tahsis edilmiş ve protokoldeki yeri de bu özelliklere göre belirlenmiştir.

Börekçizade Mehmet Rıfat’ın başkanlığındaki kurum, Türkiye Cumhuriyeti’nin laikleşme sürecindeki düzenlemelerde yaşamsal bir görev üstlenmiştir.

Devrim yasaları konusunda devrimci kadronun yanında ve hizmetinde yer alan kurum, Tekke ve Zaviyelerin kapatılması, Arap harflerinin bırakılıp Latin kökenli Türk Alfabesine geçiş, Şapka Kanunu, Hilafetin İlgası, Şer’i Hukuka son verilmesi, Medeni Kanunun Kabulü, Türkçe Ezan, Türkçe Kur’an vb. tüm devrimci düzenlemelerde daima yüce Atatürk’ün yanında ve hizmetinde kalmıştır.

Bugün Atatürk’ün laiklik yanlısı bu kurumunu ele geçiren gasıplar zaman zaman ihanet derecesine varan anti laik uygulamalarına sözde meşruiyet kazandırmak amacıyla kurumun Atatürk tarafından kurulmuş olduğu gerçeğine sığınabilme cüretini gösterebilmektedirler. Oysa gün gibi ortadadır ki, bugünkü Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Atatürk’ün kurduğu Diyanet işleri Başkanlığıyla ilgisi kalmamış, hatta o güzide kurumun yaptıklarını yıkan bir mihrak hüviyetine bürünmüştür.

Gerici hareketlerle mücadele amacıyla kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı, ne hazin ki, en azılı gericilerin yetiştiği ve barındığı bir şebeke noktasına gelmiştir. Zamanında Cemalettin Kaplan, Fethullah Gülen gibi karşı devrimcilerin yuvalandığı bu kurum, halkımızı Sünnilik görüntüsü altında Vahhabiliğe doğru sürüklemektedir.

Yüz bine yakın çalışanıyla bu kurum, bütün Türkiye’de Suudi Arap Vahhabi misyonerliğinin üssü olarak köy köy, kasaba kasaba Vahhabilik propagandası yapmaktadır. Bu nedenle artık “ kral çıplak “ demenin zamanı gelmiştir.

DİB, 1982 Anayasasının 136. maddesinde belirtildiği üzere laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek görev yapması gereken bir kurumdur. Ne var ki bu kurum, belli bir mezhebin ve din anlayışının çizgisinde çalışmakta, farklı din ve inanıştaki yurttaşların isteklerini dikkate almadığı için milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinme ilkesinden de ne hazin ki uzaklaşmış olmaktadır.

DİB, Sünni Hanefi halkımızı Vahhabileştirirke ...

Gönderen YOLCU, Pazar, 12 Ekim 2008 10:26 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
Türk Dünyasında İnançsal Çeşitlilik... Mustafa Cemil Kılıç

Türk Dünyasında İnançsal Çeşitlilik... 

Günümüz Türk dünyasındaki dinsel ve mezhepsel çeşitliliği sunmadan evvel Türk - İslam sentezcisi, sözde milliyetçi kimi çevrelerin on yıllardır yineleyip durdukları tarihsel bir yalanı izhar edelim.

Bu tarihsel yalan, Türklerin İslam'ı kendi istekleri ve hidayete erme arzusuyla benimsedikleri yalanıdır. Oysa gerçek şu ki, Türkler, İslam'a direndikleri için yaklaşık yüzyıl süren bir süreç içerisinde Emevi / Arap / İslam orduları tarafından katliamlara maruz bırakılmışlardır. Yüz binlerce Türk öldürülmüş ve bir o kadarı da köleleştirilmiştir. Yüz binlerce Türk kızı cariye yapılarak Emevi / Arap askerlerin cinsel arzularının hizmetine sunulmuş, Türklüğün onuru ayaklar altına alınmıştır. Türkler, Emevi / Arap İslam'ına direnirken Hazreti Ali soyundan gelenlerin anlattığı ve eski inançlarıyla da uyuşan tasavvufi İslam'ı benimsemekte ise tereddüt etmemişlerdir.

Emevi İslam'ını reddedip, Ali İslam'ını benimseyen Türklerin maruz kaldıkları Emevi katliamını görmeyen / görmek istemeyen çevrelerin milliyetçiliği samimi addedilemez. Ne hazindir ki, Hazreti Muhammed'in soyunu sürdüren Hazreti Ali ve onun soyundan gelenlerin anlattığı İslam'a gönül veren Türklerin mezhepsel kimliğini ulusal birliği tehdit eden bir unsur gibi algılama aymazlığı, Türk - İslam sentezcisi ve sözde milliyetçi kimi çevrelerin sürdürmekte inat ettiği bir tutumdur. Bu tutumun bir sonucu olarak, Türk - İslam sentezcileri, Alevi / Bektaşi / Kızılbaş Türkmenlerin asimilasyonu meselesini hala gündemlerinde tutmaktadırlar.

Türk - İslam sentezcilerinin bu asimilasyoncu anlayışıyla mücadele etmek, gerçekte ulusal kimliğe omuz vermektir. Ne hazin ki sözde milliyetçiler bu gerçeği idrakten bir hayli uzaktadırlar.

Gelelim günümüz Türk dünyasındaki dinsel ve mezhepsel çeşitliliğe...

Türk halkları yaklaşık olarak 260 milyonluk nüfusa sahiptir.

İslam'a inanan Türklerin nüfusu 245 milyondur.

İslam'ın Sünni / Ortodoks koluna mensup Türklerin nüfusu 160 milyondur.

İslam'ın Şiilik ekolüne mensup Türklerin nüfusu 55 milyondur.
( Azerbaycan, İran ve Irak Türklüğünün büyük bölümü )


Alevi / Bektaşi / Kızılbaş / Ehli Hak vb. Türklerin nüfusu 30 milyondur.
( Anadolu, Balkanlar, Kıbrıs ve Irak Türklüğünün bir kısmı )

Ortodoks Hristiyanlık dinine inanan Türklerin nüfusu 10 milyondur.
( Gagavu ...

Gönderen YOLCU, Perşembe, 09 Ekim 2008 20:54 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
CUMHURİYET GAZETESİ'NE DEMEÇ...

MUSTAFA CEMİL KILIÇ'TAN CUMHURİYET'E DEMEÇ:

MEB ATATÜRK'Ü ÇARPITTI ! 

MEB 12. sınıf din kültürü dersi kitabında, Atatürk gençlere “çarpıtılarak” öğretilecek.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) hazırladığı din kültürü dersi kitapları, bu yıl yine “tartışmalı” pek çok unsur içeriyor. 12. sınıf din kültürü kitabında, özellikle Atatürk’ün “dindar, zorunlu din dersi yanlısı” gibi gösterilmesi dikkat çekiyor.

Eğitim-İş İstanbul 1 No’lu Şube Özlük Hukuk Sekreteri, Din Kültürü Dersi Öğretmeni Mustafa Cemil Kılıç’ın hazırladığı “2008 - 2009 Eğitim - Öğretim Yılında Okutulacak Din Kültürü Ders Kitapları Raporu”nun ortaya koyduğu dikkat çekici tespitler özetle şöyle:

Bu yıl ilk kez okutulacak 12. sınıf
din kültürü dersi kitabının 42. sayfasında yer alan “Dinlerde İbadetler” konusunda, İslamiyetteki temel ibadetler işlenirken sadece Sünni ibadete yer veriliyor.

‘Dindar
Atatürk portresi’

12. sınıf kitabında “
Atatürk ve Din Öğretimi” başlıklı bir başka üniteye de yer verilerek, Atatürk’ün “Kuran tefsiri ve tercümesi yaptırdığı, hadis kitaplarını tercüme ettirdiği, bu kitapları ücretsiz dağıttırdığı, Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kurdurduğu” gibi bilgiler aktarılıyor. Ancak yine Atatürk’ün emriyle gerçekleştirilen Türkçe ezan, Türkç ...

Gönderen YOLCU, Pazartesi, 06 Ekim 2008 08:32 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Haberler
TÜRKİYE YASTA...

 

   TÜRKİYE YASTA !

PKK'nın Şemdinli'de Aktütün karakoluna düzenlediği saldırıda 16 şehit verildi. Hain saldırıda 1 astsubay, 6 uzman er ve 8 er şehit oldu.

PKK, Şemdinli'deki Aktütün karakoluna saldırdı. Hain saldırıda 1 astsubay, 6 uzman erbaş ve 8 er şehit oldu. Gece boyunca süren çatışmalarda 23 terörist öldürüldü.

Genelkurmay Başkanlığı'ndan sabah erken saatlerde gazeteciler aranarak saat 9'da Genelkurmay Başkanlığı'nda olmaları istendi. Olayla ilgili açıklamayı İletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Metin Güralp yaptı.

GENELKURMAY: ÖĞLEDEN SONRA BAŞLAYAN ÇATIŞMA GECE GEÇ SAATLERE KADAR SÜRDÜ

Dün öğleden sonra başlayan saldırı gece geç saatlere kadar devam etti. Kayıpların büyük kısmının Irak'ın kuzeyinden yapılan ağır silah atışları nedeniyle meydana geldiği açıklandı. Çatışmada yaralanan askerler uçakla Ankara'ya getirildi. 2 ağır yaralı olduğu ve 2 uzman erbaşla da henüz bağlantı kurulamadığı açıklandı. Bölgedeki aramalar sürüyor.

Çatışmalarda 23 teröristin etkisiz hale getirildiği, hava operasyonları ve topçu atışları sonucunda etkisiz hale getirilen terörist sayısının tam olarak belirlenemediği belirtildi.

Bölgede geniş çaplı operasyon başlatıldı.

YARALI 6 ASKER ANKARA'YA GÖNDERİLDİ

Hakkari’nin Şemdinli ilçesindeki Aktütün Jandarma Sınır Bölüğü’ne düzenlenen saldırıda yaralanan 6 asker, ambulans uçakla Ankara’ya gönderildi.

Alınan bilgiye göre, terör örgütü
PKK üyelerince Hakkari’nin Şemdinli ilçesindeki Aktütün Jandarma Sınır Bölüğü’ne düzenlenen saldırıda yaralanan askerlerden sağlık durumu ciddi olan 6’sı, Hakkari Asker Hastanesi ve Yüksekova
Devlet Hastanesindeki ilk müdahalenin ardından helikopterle Van’a getirildi.
Van Askeri Hastanesinde tedavi altına alınan ve geceyi burada geçiren yaralı askerlerin sağlık durumun ...


Gönderen YOLCU, Cumartesi, 04 Ekim 2008 16:37 Yorumlar(0), Hepsini Oku